w
|
DÜNYADAN |
Ekvador’un solcu devlet başkanı Rafael Correa, anayasada değişiklik yapılması için başvurduğu halkoylamasından zaferle ayrıldı. Henüz resmî sonuçlar olmasa da, %59’u açılan sandıklara göre halkın %82’ye yaklaşan ezici çoğunluğu anayasanın değiştirilmesi için kendi seçtikleri milletvekillerinin değil, Correa’nın lehinde oy kullandı. Correa’nın yapmayı planladığı anayasa değişikliğinde kongre devreden çıkarılıyor ve yeni bir anayasa hazırlanması için yeni bir meclisin seçilmesi öngörülüyor. Yapılacak anayasa değişiklikleri ile de ülkenin yönetim ve hukuk sistemi tamamen yenilenmiş olacak. Üç ay içinde seçilmesi beklenen yeni meclis, yaklaşık altı ay içinde yeni bir anayasa taslağı hazırlayıp halkoylamasına sunacak. Correa’nın yolsuzluk yuvası olarak nitelendirmiş olduğu kongre siyasi partilerin denetiminde olduğu için yargıç ve seçim yetkililerinin atanmasında tarafsız davranmıyordu. Correa da yapılacak anayasa değişikliği ile kongrenin bu yetkilerini elinden almayı ve ülkedeki mahkemeleri siyaseten tarafsız duruma getirmeyi hedefliyor. Correa’nın uygulayacağı bu değişiklikten ülkedeki merkezi yönetim ve dolayısıyla devlet daha da güçlenmiş olarak çıkacak. Yapılacak anayasa değişikliği ile yetkileri elinden alınacak bazı kongre üyeleri bu gelişmeleri engellemeye çalışmış, Yüksek Seçim Kurulu ise 57 parlamenteri görevinden almıştı. Halk da anayasa değişikliğini engellemek isteyen milletvekillerinin kongreye girmesini engellemişti. Halkoylamasında halkın büyük desteğini alan Correa ise, Ekvador’un Uluslararası Para Fonu’na olan tüm borçlarını ödediklerini, uluslararası bürokrasiden artık hiçbir şey duymak istemediklerini söyleyerek ülkesinin bundan sonra bu kurumla ilişkilerini keseceğini açıkladı. Ekvador’daki siyasî istikrarsızlık son 10 yıl içinde 8 kez cumhurbaşkanı değişmesine neden oldu. Correa da başa gelince bu durumu engellemek ve halkın siyasetçiye olan güveninin yeniden kazanılması için radikal önlemler alınmasının zorunlu olduğunu açıklamıştı. Anayasa değişikliğine karşı olanlar ise Cumhurbaşkanı Correa’yı otoriter bir yönetim kurmaya çalışmakla ve Venezüella lideri Hugo Chavez’in izinden gitmekle suçluyorlar. Correa da, bu savları yalanlamayarak, “Kardeş ülke Venezüella’nın yolundan gidiyoruz.” şeklinde açıklama yaptı.
Vladimir Putin’in demir yumrukla yönettiği Rusya’da Putin’e karşı muhalefet dozunu giderek arttırıyor. Ülke içinde mevcut yönetimden memnun olmayan halkın protesto gösterilerine hem dünya çapında tanınmış insanlardan hem de sürgünde yaşayan Rus milyarderlerden daha demokratik bir Rusya için destek geldi. 2003 yılından beri İngiltere’de sürgün olarak yaşayan ve yaklaşık 1.4 milyar dolar serveti olduğu tahmin edilen Rus milyarder Boris Berezovski, Putin rejiminin antidemokratik olduğunu söyleyerek, “Demokratik yollarla Rusya’da rejimi değiştirmek artık olanaksız. Bu yüzden güç kullanarak içeriden Putin’i devireceğiz.” diyerek Putin’i bir karşı darbe ile devirmeyi planladıklarını açıkladı. Diktatörlük kurmaya çalışmakla suçlanan Putin’in buna verdiği karşılık ise gecikmeden geldi. Berezovski’nin söylediklerinin bir suç olduğunu ileri süren Kremlin, Boris Berezovski’nin Rusya’ya iade edilmesi gerektiğini açıkladı. Rus hükümeti daha önce de dolandırıcılık yaptığı gerekçesiyle işadamının iade edilmesini istemiş; fakat bu gerçekleşmemişti. Putin yönetimine bir başka protesto ise tüm dünyanın tanıdığı satranç şampiyonu Garry Kimoviç Kasparov’dan geldi. Rusya’nın başkenti Moskova’da “Putin’siz Rusya!” sloganıyla Puşkin Meydanı’nı dolduran yaklaşık 3.000 kişilik kalabalığa polisin verdiği yanıt oldukça sert oldu. Aralarında Kasparov’un da bulunduğu kalabalığa coplarla saldıran polis yaklaşık 250 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlardan birisi de Öteki Rusya hareketinin liderlerinden eski şampiyonu Gary Kasparov’du. Polisi kışkırttığı iddiasıyla gözaltına alınan Kasparov yasaklanmış olmasına karşın gösteriye katıldığından dolayı 1000 ruble cezaya çarptırıldı. Kasparov’un Putin karşıtı tutumu eskiden beri biliniyor. Daha önce yaptığı açıklamalarda “Rusya’nın Putin rejimini devirmekten başka şansı yok. Putin, dünyadaki en yozlaşmış rejimlerden birinin başı. Rusya’yı şirkete çevirdi; kendisi, arkadaşları, klanı için para kazanıyor.” demiş ve “Atatürk, imparatorluk kavramından ulusal devlet kavramına geçişi sağlamada çok başarılı oldu. Rusya hâlâ, onun uzun yıllar önce yaptığını başaramadı.” diyerek Putin’in dikkatlerini üzerine çekmişti.
Daha önce çevirdiği birçok filmle ABD’nin gerçek yüzünü tüm dünyaya gösteren ve bu yüzden Bush yönetiminin en büyük hedeflerinden birisi durumuna gelen Michael Moore’un son hazırladığı film Bush ve kabinesi için yeni baş ağrılarından birisi olmaya aday. 2004’te çevirdiği “Fahrenheit 9/11” filminde George W. Bush’un Suudi Arabistan’la ilişkilerini belgeleriyle ortaya çıkaran ve Bush’un yalnızca seçkin sınıfları temsil ettiğini ileri sürerek hem baba hem de oğul Bush’un hisse sahibi oldukları şirketlerin daha çok para kazanması için insanları nasıl teröre ve savaşa ittiklerini gösteren muhalif yönetmen Moore’un hedefinde ise bu sefer ABD’nin sağlık sistemi var. 2007 yılında gösterime girmesi beklenen “Sicko” adlı film Moore’a göre tam bir komedi filmi: “Diğer filmler için yaptığımız gibi, bu filmi de çekmekte olduğumuz için fazla anlatmayacağız; ama eğer soracak olursanız, ‘Sicko’, dünyanın en zengin ülkesinde yaşayıp da sağlık sistemine dahil olmayan 45 milyon kişi hakkında bir komedi filmi.” Aslında film bir bakıma Fahrenheit 9/11 filminin bir devamı sayılabilir; çünkü filmin bir bölümü 11 Eylül ardından kurtarma çalışmalarına katılan insanları da anlatıyor. Moore belgesel çekimi için 11 Eylül sonrası arama-kurtarma çalışmalarına katılan ve bu sırada zehirli maddeler nedeniyle hastalanan, ancak ABD’deki sağlık sisteminin paralı olması nedeniyle tedavi olamayan insanlardan bazılarını Küba’ya götürdü. Moore belgeselde kapitalist ABD ile sosyalist Küba’nın sağlık sistemlerini karşılaştırıyor ve tüm halkına ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti sağlayan sosyalist Küba’nın sağlık sisteminin ABD’den çok daha üstün olduğunu belgeleriyle kanıtlıyor. Kendi ülkelerinde kahraman ilan edilmelerine karşılık sigortaları olmadığı için sağlık hizmetinden yararlanamayan insanlar Küba’da ücretsiz olarak tedavi ediliyor. Bush yönetimi ve ABD özel sağlık sigortası sistemi Moore’un bu gerçekleri ve enkaz kaldırma çalışmaları sırasında birçok insanın kronik hastalığa yakalanmasına karşın tedavi edilmediklerini ortaya çıkarmasından son derece rahatsız olmuş durumdalar. Guardian gazetesinin haberine göre Amerika’daki altı büyük ilaç firması çalışanlarını, “beyzbol şapkası giyen, biraz pasaklı ve çok fazla soru soran bir adama” karşı dikkatli olmaları konusunda uyarmış.
“Su uyur, düşman uyumaz” atasözündeki gibi Ermeniler Türkiye aleyhindeki çalışmalarını hiç ara vermeden sürdürüyorlar. Ermeni diyasporası Türk dışişleri politikasının yıllardır süren zayıflığından yararlanarak Kaliforniya, Wisconsin ve Delaware’den sonra ABD’nin Nevada eyaletinde de 24 Nisan’ın sözde Ermeni soykırımı olarak tanınmasını sağladılar. “Ermeni soykırımı, 20’inci yüzyılın ilk soykırımı oldu.” diyen ABD’nin Nevada Eyaleti Valisi Jim Gibson, 24 Nisan 2007 tarihini, sözde Ermeni soykırımını anma günü ilan etti. Valinin böyle bir karar alması ister istemez daha önce ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları yüzünden valinin bazı çevrelere yaranmaya mı çalıştığı sorusunu gündeme getiriyor. 1996-2006 yılları arasında “İç Güvenlik Komitesi”, “Silahlı Kuvvetler Komitesi” gibi ABD savunmasını ilgilendiren çok önemli komitelere başkanlık eden vali, bu dönemde Sierra Nevada adlı askerî ekipman satan Fatih Özmen adlı Türk’le yakın ilişki içine girdi ve askerî ihalelerin bu şirkete verilmesi için lobi faaliyeti yürüttü. Valinin eşi Dawn Gibbons, şirkette danışman olarak 35 bin dolar maaşla işe başladı. Yolsuzluklarının ortaya çıkarılmasının ardından valinin görevi bırakması için kampanya başlatılmıştı. Eylemciler tarafından “ABD’nin en kötü valisi” olarak tanımlanan Jim Gibson ise, “Annemin mezarı üzerine yemin ediyorum ki rüşvet almadım.” (gerçekten böyle dedi) diyerek tepkileri yumuşatmaya çalışmıştı. Belki vali şimdi bu ilişkilerinin bedelini ödemek ve Ermeni lobisinin gücünü kullanarak bu durumdan kurtulmak için çalışıyor olabilir; ama aldığı son karar ile ABD’nin niçin en kötü valisi olduğunu kanıtlamış oldu. Üstelik bu kararı başka eyaletler de alacak gibi görünüyor. Ermeni tezlerinin baş destekçilerinden Demokrat Parti New Jersey Milletvekili Frank Pallone ve Cumhuriyetçi Parti Michigan Milletvekili Joe Knollenberg, George Bush’a bir mektup göndererek 24 Nisan’da yapacağı konuşmada “Ermeni soykırımı” ifadesini kullanmasını istediler. Gönderilen mektupta ABD’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasının, gelecekte başka soykırımların gerçekleşmesini engelleyeceği iddia ediliyor. Valinin aldığı bu karar aslında valinin nasıl bir ironi içinde olduğunu gösteriyor. Valiye ufak bir anımsatma yapmak gerekli. Nevada Eyaleti Batılı Adam gelmeden önce en fazla Kızılderili nüfusunun yaşadığı eyalet idi. Kendi halkının verdiği adıyla Totanka Iyotake ya da bizim bildiğimiz adıyla Oturan Boğa Nevada’daki Siyu kabilesinin şefiydi. Kızılderili tarihinde, kardeş dayanışmasının önemini vurgulayan ilk lider olan Oturan Boğa, Kızılderililerde birliği, uyanışı ve dayanışmayı simgeleyen Hayalet Dansı’nı yaptığı için ABD’li askerler tarafından 1890’da katledildi. Halkı da onunla birlikte tarih sahnesinden kaldırıldı. Acaba vali buranın gerçek sahiplerinin bugün niçin Nevada’da yaşamadığını biliyor mu?
Almanlar bir taraftan tarihin gördüğü en büyük diktatörlerden biri olan Hitler’i yurttaşlıktan çıkarmaya çalışırken diğer taraftan Hitler’e bile rahmet okutacak uygulamalara imza atmayı sürdürüyorlar. Geçen yıl Afganistan’daki Alman askerlerinin kafatasları ile verdikleri pozların Bild gazetesinde yayımlanmasının ardından Alman askerler bu kez Afrika kökenli Amerikalılara karşı takındıkları ırkçı tavrı ortaya çıkaran video görüntüleri ile gündeme geldi. Almanya’nın Rendsburg askeri kışlasındaki eğitim sırasında bir erbaş, askerlere Afrika kökenli insanların yoğun olarak yaşadığı ABD’nin Bronx kentinde bulunduklarını varsaymalarını istedikten sonra “Siyah bir kamyonet önünüzde duruyor. 3 Afrikalı Amerikalı iniyor ve annenize küfrediyor. Ben de sizden her tetik çektiğinizde aynı küfrü duymak istiyorum.” diyerek askerlere ateş açması emrini veriyor. Görüntülere göre askerler kendilerine verilen emri harfiyen uyguluyor ve tetiğe her basışlarında Afrikalıların annelerine küfrediyor. Emri veren erbaş ise erlerden daha yüksek sesle küfretmelerini istiyor. 90 saniyelik bu video görüntüsünden Ocak ayından beri haberleri olduğunu ve soruşturmanın sürdüğünü açıklayan ordu yetkilileri ise olaydan sorumlu olan erbaşın ordu ile ilişkisinin kesildiğini açıkladı. Bronx İlçe Belediye Başkanı, “Alman hükümeti bu olayı düzeltmek zorundadır. Belli ki bu arkadaşlar Afrika kökenli Amerikalılar ya da Bronx hakkında hiçbir şey bilmiyor. Alman ordu yetkilileriyle burada bir araya gelebilirsek onları Bronx’da gezdirir, ağırlar ve bilgilendiririz.” diyerek Almanya’dan özür beklediklerini dile getirdi.
ABD işgalinin ardından Irak’ta başlayan kargaşa ortamı gün geçtikçe daha da güçleniyor. Iraklılar her gün yeni saldırılarla ve yeni ölüm haberleriyle yüzleşmeye devam ediyor ya da ölümlerin bizzat hedefi olmayı sürdürüyor. Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin 2007 sonuna kadar ülkedeki tüm bölgelerin denetimini yabancı kuvvetlerden almayı planladıklarını açıkladıkları gün Irak yine bombalarla sarsıldı. Yalnızca 18 Nisan tarihinde ölen Iraklıların sayısı 200’e ulaştı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in El Kaide’yi sorumlu tuttuğu bu saldırıların ardından Irak Başbakanı Maliki ise en fazla can kaybının yaşandığı Sadriye semtinin güvenliğinden sorumlu albayın tutuklandığını açıkladı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Iraklı direnişçiler ise yeni artık kendi füzelerini geliştirmeye başladıklarını duyurdular. Irak İslam Devleti’nin lideri Ebu Ömer el Bağdadi’nin internette yayımlanan ses kaydına göre direnişçiler Kudüs-1 adını verdikleri yeni bir füzenin üretim aşamasına geldiklerini açıkladılar. Daha önce Katyuşa ve Sam-7 gibi Rus yapımı silahları kullanan direnişçilerin lideri Bağdadi yeni silah hakkında ayrıntılı bilgi vermedi. Bağdadi ayrıca tüm direnişçilere çağrı yaparak, aralarındaki beraberlikleri bozmamalarını istedi.
Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli oyuncularından birisi olan Arjantin asıllı Diego Armando Maradona alkolün yol açtığı hepatit hastalığı yüzünden yatırıldığı hastaneden taburcu olduktan bir süre sonra tekrar hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık bir hafta önce Buenos Aires’teki Guemes Hastanesi’ne kaldırılan ve tedavisinin ardından taburcu edilen 46 yaşındaki Maradona için ilaç tedavisi uygulanacağı belirtiliyor. Son bir haftada üçüncü kez hastaneye yatırılan Maradona için doktoru Alfredo Cahe, “Test sonuçlarını beklediğimiz kadar kötü değil. Ancak gözetim altında tutulmaya devam edilecek” diyerek ünlü futbolcunun sevenlerini rahatlattı. Daha önce hastaneye yatırıldığında Maradona için kokain kullandığından dolayı hastaneye yatırıldığı savları ortaya atılmış, Guemes Hastanesi’nin doktorlarından Carlos Nasef de Maradona’nın rahatsızlığının hiçbir şekilde kokainden kaynaklanmadığını açıklamıştı. Daha önce de futbolu bıraktıktan sonra bir süre uyuşturucu kullanan ve 2004 yılında aşırı doz kokain kullanımı sonucu geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaxldırılan Maradona’ya en büyük destek tıp alanında en gelişmiş ülkelerden birisi olan Küba’nın devlet başkanı Fidel Castro’dan gelmiş ve Maradona Küba’da tedavi görmüştü. Ezilen dünyadan yana olan görüşleriyle kendine tüm dünyadan milyonlarca hayran kazanan efsanevi futbolcuyu şimdi sevenleri hastane kapısında taburcu olacağı güne kadar beklemeye başladı.
|