Avrupa Birliği 50. yaşında
Avrupa Birliği’nin kuruluşunun 50. yılı nedeniyle Berlin’de düzenlenen kutlamalarda Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a verdiği armağan ile bir kere daha Türk yetkililerle gereken iletileri verdi. Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’a katıldığı son AB doruk toplantısında 18. yüzyıla ait bir bira kupası armağan etti.
Bayan Merkel’in kendi koleksiyonundan olan bu kupa, Westerwald yöresinde 18. yüzyılda yapılmış ve maddi değeri yüksek olan bir armağan. Buraya kadar her şey normal. Yalnız kupanın üzerindeki kabartma Merkel’in Türkiye hakkındaki düşüncelerini en iyi biçimde özetliyor gibi. Bira kupasının üzerindeki kabartma Napolyon Bonapart’ın 18. yüzyılın sonunda Türklere karşı yaptığı savaşı tasvir ediyor.
Kulislerde yapılan yorumlara göre Merkel Chirac’a, “Türkiye’nin AB üyeliğine verdiğin desteği yeniden gözden geçir.” demek istiyor. Burada Merkel’in hakkını yememek lazım, gerçekten de delikanlı kadınmış. Daha önce aday ülke olmasına karşın Türkiye’yi doruk toplantısına davet etmeyerek ve “Türkiye ile gelecekteki bir üyelik için müzakere yapıyoruz. Bu ucu açık bir süreç. 50 yıl sonra Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler, bugünkünden çok daha sıkı olacak.” diyerek Türkiye’nin AB sevdasından vazgeçmesini dolaylı da olsa anlatmaya çalışmıştı. Bizimkiler anlamamakta hâlâ ısrar ediyor olabilir; ama Merkel, AB’nin ağzımızla kuş tutsak bile bizi içlerine almayacaklarını daha başka nasıl belirtebilirdi ki? Görünen o ki, böyle yöneticilerimiz oldukça Merkel ve diğerleri bizimle daha çok dalga geçerler.
İkinci not da bizim medyaya. Daha doğrusu Türk tarihinden bihaber olan medyamıza. Bütün medya her nedense bu kabartmanın Fransızların 1799’da Türklere karşı kazandığı zaferi tasvir ettiğini yazdı. Fransızlar için tarih böyle yazılmış olabilir; ama biz gerçeği bir anımsatalım istedik. Fransa’da Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra Fransız ordularının başına geçen Napolyon Bonapart, Cumhuriyet rejimini kendileri için tehlike olarak gören Avrupa ülkelerini İngiltere dışında yenilgiye uğratır. Napolyon Bonapart, bunun üzerine İngiltere’yi Akdeniz’den uzaklaştırmak ve Hindistan’a giden ticaret yollarını kesmek için Mısır Seferi’ne çıkar. İskenderiye’yi işgal etmesinin ardından Kahire’nin de Napolyon Bonapart’ın eline geçmesiyle Osmanlı Devleti 2 Eylül 1798 günü Fransa’ya karşı savaş açar. Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Türk Ordusu’nun Akka önlerinde bozguna uğrattığı Napolyon ise, ordusunu bırakıp Fransa’ya kaçarak canını zor kurtarır.
Evet gerçek tarih böyle diyor. Size kim “Fransızların zaferi” diye servis yapmışsa, sizi iyi kafaya almış. Bu kadar da Türk düşmanı olmayın yahu!
|
Irak’ta güvenlik sağl….
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Irak’ın başkenti Bağdat’a yaptığı sürpriz ziyaret gerçekten de son derece sürpriz oldu. İlk kez geldiği Irak’ta Yeşil Hat’ta Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Ban Ki-moon’u da bir sürpriz bekliyordu. Genel Sekreter tam “Yakında Irak’ta güvenlik sağlanacak.” derken toplantı salonu büyük bir gürültü ile sarsıldı. Salonun camlarının kırıldığı patlamanın etkisiyle tavandan üzerine küçük parçalar düşen Ban Ki-moon ise, herhalde böyle bir şey beklemediğinden olacak, korkuyla irkilip masanın altına saklanıverdi.
Toplantı salonunun 50 metre kadar yakınına düşen bir Katyuşa mermisinin yol açtığı gürültüden ürken Ban Ki-moon’un şaşkın gözlerle olayı anlamak için etrafa bakışı ise canlı yayın nedeniyle tüm dünyaya yayımlandı. Nuri El Maliki’ye her ne kadar “Her şey yolunda, ben iyiyim.” dese de ekrana yansıyan görüntülerden hâlâ titrediği görülen Genel Sekreter toplantıyı kısa keserek salondan ayrıldı.
Genel Sekreter, “Irak’ta güvenlik sağlanacak.” dese de, gelen haberler hiç iç açıcı değil. Bir Türkmen kenti olan Telafer, Salı günü yine bombalarla sarsıldı. Bomba yüklü kamyonlarla yapıldığı bildirilen saldırılarda ilk belirlemelere göre 70’e yakın ölü ve 150’in üzerinde yaralı var. Saldırının ardından yaşananlar ise, Irak’ın artık bir iç savaş içine düştüğünü kanıtlar nitelikte.
Bombalı saldırıyı Sünnilerin yaptığını iddia eden Şii polisler yanlarında Şii milisler olduğu halde mesailerin bitmesinin ardından Telafer’in kuzeybatısındaki Sünni El Vahde semtine saldırdı. Yapılan saldırı sonucunda yaklaşık 50 sivil başlarından vurularak öldürüldü. Iraklı askerlerin katliam bittikten sonra gelmesiyle ortalık yatıştı. Telafer’de ise sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yaşanan bu olaylar, Genel Sekreter’i yalanlarcasına yakın gelecekte de Irak’ta istikrar ortamının sağlanmasının çok güç olduğunu gösteriyor.
|
Fransa’da varoşlar yine isyanda
Fransa 2005 yılındaki büyük isyandan sonra bir kez daha göçmenlerin isyanı ile sarsıldı. Paris’teki tren garlarından birinde yapılan bilet kontrolü sırasında bileti olmayan bir yolcunun kondüktör ile tartışması sonucu patlak veren olay yeni bir isyana dönüştü. 33 yaşında olduğu açıklanan kişinin güvenlik güçlerine direnmesi üzerine çağrılan polisin aşırı güç kullanması sonucu olayın tanığı olan yaklaşık 100 kadar Afrika kökenli kişi olayı protesto etmeye başladı.
Geçen eylemde olduğu gibi, toplanan kalabalık bir kez daha eski İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy aleyhine sloganlar attı. Polise pet şişe fırlatan kalabalık tren garındaki danışma ofisini de yaktı. Olayların büyümesi üzerine göz yaşartıcı gaz ve eğitimli köpekleri kullanan polislere geçen seferki olaylardan dolayı çok sayıda takviye polis gönderildi.
2005 yılında Paris’in Clichy-Sous-Bois banliyösünde iki göçmen gencin polisten kaçarken elektrik akımına kapılarak ölmesinin ardından başlayan olaylarda 5.000’in üzerinde aracın yanı sıra birçok kamu binası yakılmış, çatışmalar Belçika ve Almanya’ya da sıçramıştı.
|
Arap Birliği toplandı
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı 19. Arap Birliği doruk toplantısı başladı. Daha önce 18 kez toplanan ama işe yarayan hiçbir sonuç alınamayan doruk toplantısının bu seferki temel gündem maddesi ise Suudi Arabistan tarafından 2002 yılında ortaya atılan barış planı.
2005 yılında ölen Suudi Arabistan Kralı Fahd tarafından Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta 2002’de ortaya atılan planın temelinde, İsrail’in 1967 yılındaki savaştan önceki sınırlarına çekilmesi ve bir Filistin devleti kurulması karşılığında Arap ülkelerinin İsrail devletini tanıması yatıyor. Plan ayrıca İsrail devleti kurulurken yurtlarını terk eden Filistinli mültecilerin geri dönmelerine olanak sağlanmasını da öngörüyor.
İsrail ise, “kurulacak Filistin devletinin başkentinin Doğu Kudüs olacağı” ve “Filistinli mültecilerin dönüşüne izin verilmesi” maddesine itiraz ediyor; fakat Lübnan’daki son savaşta uğradığı yenilgiden sonra İsrail tarafında da zorunlu yumuşama sinyalleri gözüküyor. Çünkü İsrail 2002 yılında bu planı müzakere etmeye bile yanaşmamıştı. ABD ise Arap liderlere baskı yaparak bu maddelerin plandan çıkarılmasını istiyor. Arap ülkeleri “liderlerinin” ABD ile sıkı ilişkileri düşünüldüğünde bu maddelerin plandan çıkarılması büyük olasılık dahilinde. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el Faysal ise, İsrail’in planı reddetmesi halinde, “geleceğini savaş tanrılarının ellerine teslim edeceğini” ifade etti.
|
|
İran, 15 İngiliz deniz piyadesini tutsak aldı
İran’ın, karasularını ihlal ettiği için 23 Mart’ta tutsak aldığı 15 İngiliz deniz piyadesiyle başlayan kriz giderek büyümeye başladı. İngiltere’ye göre, deniz piyadeleri Basra Körfezi’ndeki Irak karasularında rutin denetleme görevi yaparken tutsak alınmıştı. İran yönetimine göre ise piyadeler İran karasularını ihlal ettikleri nedeniyle gözaltına alınmışlardı ve bu ilk kez olmuyordu.
Tony Blair’ın “Tahran yönetiminin, denizcileri serbest bırakmak zorunda olduğunu anlamasını umuyoruz. Aksi takdirde farklı aşamaya geçeceğiz.” diyerek İran’a aba altından sopa göstermesinden sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett da Parlamento’da yaptığı açıklamada bu kriz çözülünceye kadar İran’la bütün ikili ticari ilişkilerini askıya aldığını duyurdu. İran ise askerlerin kendi karasularında yakalandığını vurgulayarak casusluk suçundan yargılanabileceklerini açıkladı.İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehzi Mustafavi de askerler için “Şu anda sorgulanıyorlar. Bunu (karasularına girmeyi) bilerek mi, bilmeyerek mi yaptılar, belirlememiz gerekiyor; ama her iki durumda da bu saldırgan bir hareket...”şeklinde konuştu.
Türkiye’nin bu konuda kendisine yardımcı olmasını isteyen İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett’in Tayyip Erdoğan’dan bu isteği de şimdilik başarılı olmuş gibi görünmüyor. Zira İran Dışişleri Bakanlığı, İngiltere ile aralarındaki bu sorunun çözümünde “İngiltere’nin Tahran’da büyükelçiliği ve büyükelçisi var. Tahran’daki İngiltere büyükelçiliğiyle bir sorunumuz yok. Bu yüzden de üçüncü bir ülkenin arabulucuğuna ihtiyaç duymuyoruz” diyerek üçüncü ülkelerin bu konuya müdahil olmamasını istedi. İran Meclis Başkanvekili Muhammed Rıza Bahuner de, bir ülkenin karasularına izin almadan girmenin “tehdit” anlamı taşıdığını belirterek, “Sorunun diplomatik yoldan nasıl çözüleceği belli. Eğer İran karasularına yanlışlıkla girdikleri kanıtlanırsa sorun, İngiltere hükümetinin özür dilemesiyle çözülür.” şeklinde açıklama yaparak İngiltere hükümetinden özür beklediklerini belirtti. Tutsakların televizyona yansıyan ilk görüntülerinde durumlarının son derece iyi olduğu görülüyor.
İran tutsakların iyi olduğunu açıkladıktan sonra iyiniyet göstergesi olarak tutsaklar içindeki tek kadın asker olan Faye Turney’i serbest bırakacağını açıklamıştı. İran bu iyiniyetine karşılık İngiltere’nin kendisiyle olan ilişkilerini dondurma kararı almaya karar vermesi üzerine kadın askeri serbest bırakmaktan şimdilik vazgeçmiş görünüyor.
İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Ali Rıza Afşar “Yaptıklarımızı takdir etmek yerine bizi tehdit ediyorlar. Kadın askeri serbest bırakacaktık ancak İngiliz yetkililerin bu uygunsuz davranışları bu kararın şimdilik askıya alınmasına neden oldu.” şeklinde durumu özetledi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de İngilizlerin bu davranışlara devam etmesi halinde konuyu hukuksal zemine taşıyacaklarının yani tutuklu bulunan 15 askerin yargılanacağını açıkladı.
|
Rusya ve Çin güçlerini birleştiriyor
Rusya’nın ABD’nin dünyanın tek jandarması ve tek kutbu olmasından sıkıldığını ve artık ABD’ye dişlerini göstermeye başladığını daha önce yazmıştık. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan “Dış Politika Öncelikleri” raporunda, Washington’un eşit bir ortak olarak davranması halinde, Moskova’nın küresel konularda işbirliği yapmaya hazır olduğu kaydedilmesine karşın Rusya, dünyanın paylaşılması konusunda ABD’nin kendisiyle anlaşmaya yanaşmayacağını anlamış olmalı ki, kendisine yeni ortak olarak Çin’i seçmiş görünüyor.
Daha önce çıkarları örtüştüğü için İran başta olmak üzere birçok konuda benzer yaklaşımlar sergileyen Rusya ve Çin, ABD’ye karşı bu işbirliğini geliştirme kararı aldı. Johns Hopkins Üniversitesi uzmanı David Satter’a göre, iki ülke de Amerika’nın kendi sınırlarının çok yakınında etkinlik sahibi olmasından rahatsızlık duyuyor. Bu da tek başlarına bütün parçayı istemelerine karşın onları zorunlu işbirliğine itiyor.
Mali değeri şimdilik 4 milyar dolar olan antlaşma kapsamında üç günlük bir ziyaret için Rusya’ya giden Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun temel amacı, iki ülke arasında enerji ve ticaret alanında işbirliğini artırmak ve dünyanın ikinci büyük petrol tüketicisi olan Çin’in enerji gereksinimini güvence altına almak; çünkü Rusya’nın yapmayı planladığı boru hattının nereye gideceği şu an için belli değil. Çin ekonomik gücünü kullanarak Rusya üzerinde etkili olmaya çalışıyor. Moskova’nın bu antlaşmalardaki temel beklentisi ise, Çin’in pazarlarını Rus şirketlerine daha fazla açması.
|
İkinci Ataöv vakası
Her ülkenin geçmişi nedeniyle kutladığı kimi olaylar vardır. Kimisi için hepsinin anlamı aynıdır. Örneğin bağımsızlığın kutlanması gibi. Kimi ise yalnızca o ülkeye özel, başka ülkelerce kutlanmayan tarihi bir olaydır.
İşte Türkiye’nin geçmişi nedeniyle kutlayamadığı(!) böyle özel bir tarihin kutlanmasına, İngiltere’de köle ticaretinin yasaklanmasının 200. yıldönümünde düzenlenen törene bir protestocu damgasını vurdu. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in ve Tony Blair’in katıldığı törende Toyin Agbetu adlı 39 yaşında protestocu Westminster Abbey Kilisesi'ne girerek, “Utanmalısınız! Bu bize hakarettir, burada olmamalıyız!” diye bağırarak Kraliçe’nin ataları yerine özür dilemesini istedi. Üst düzey yetkililerin bulunduğu kilisede Kraliçe’nin 3 metre yakınına kadar gelmeyi başaran protestocu daha sonra güvenlik güçleri tarafından tören alanından uzaklaştırıldı.
İngiltere 25 Mart 1807’de çıkardığı bir yasayla köle ticaretini yasaklamıştı. Yaklaşık 100 yıl süren köle ticareti döneminde 3 milyon Afrikalı köle olarak vatanlarından koparılmıştı.
|
Ne şehittir ne gazi...
ABD askerleri bunu her zaman yapıyor; vurulan bazen masum siviller oluyor, bazen de kendi işbirlikçileri. Amerikan ordusu, 8 Şubat günü Musul’da yanlışlık sonucu Amerikan ordusuna ait uçaklarca bombalanan Peşmerge bürosunda hayatını kaybeden 9 Peşmerge’yi ABD şehidi olarak ilan ederken, yaralanan 5 Peşmerge’ye de gazilik ünvanı verdi. ABD ordusu, bir kez daha Peşmerge ailelerinden özür diledi ve şehit Amerikan askerlerinin sahip olduğu imtiyazı 9 Peşmerge’ye de tanıdı.
Sitede yazan haberin devamına göre hava saldırısı sırasında ölenler için ABD bir anma töreni düzenledi, ölenlerin ailesinin yakınlarına madalya verildi ve yakalarına ABD bayrağı takıldı.
ABD Irak’taki durumu zorlaştıkça kesenin ağzını iyice açmış görünüyor. Sonunda iş Peşmergelere madalya takmaya kadar ayağa düştü. ABD yönetimini takdir ediyor ve daha birçok Peşmerge’ye yanlışlıkla da olsa madalya takmasını diliyoruz.
|
|