w
|
İnan Kahramanoğlu |
Çanakkale’ye saldıranlar Çanakkale Zaferi uzunca bir süredir Cumhuriyet düşmanı Kürt-İslamcılar tarafından çarpıtılarak sahiplenilmeye çalışılıyor. “Anıtkabir’e karşı Çanakkale” ön plana çıkartılarak Atatürk’süz bir Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı tarihi yazmak isteyen şeriatçılar, Çanakkale’yi adeta istila etmiş durumdalar. Kürt-İslam faşizmi, Çanakkale’de adeta şeriat devletinin provasını yapıyor. Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde ise Atatürk’süz bir Çanakkale tarihi yazmaya çalışan bu Kürt-İslamcılara bir de liberal-faşist güruh eklendi. Çanakkale’nin aslında hiç de öyle büyütülecek bir zafer olmadığı ve dünya tarihi açısından da hiçbir önemi bulunmadığı propagandasına girişen liberal-faşistlerin kendi amentüleri olan Batılı tarih kitaplarında bile dünya tarihini değiştiren bir olay olarak gösterilen Çanakkale Zaferi’ni yok sayma çabaları neye yorulmalı? Atatürk’süz Çanakkale Atatürk’süz Türkiye’nin fotoğrafıdır
Aslına bakılırsa saldırı Çanakkale’ye değil, Çanakkale’yi yaratan mücadeleye, direnişe, akla ve ruhadır. Çanakkale, belki de dünya tarihinin en önemli kahramanlık destanlarından birisidir. Dünyanın kaderini değiştiren, emperyalist planları bozguna uğratan ve mazlumlar dünyasına yeni ufuklar açan bir isyandır Çanakkale. Peki ama bütün dünyanın kabul etmek zorunda kaldığı böylesi bir destanı reddetmekle kim ne kazanacaktır? İşte bu sorunun cevabı, bugün içinden geçtiğimiz sürecin gerçekçi bir tespitinden geçmektedir. Bugün Atatürk’ün Türkiyesinde iktidar, Cumhuriyet düşmanı bir Kürt-İslamcı çetenin eline geçmiştir. Bu Kürt-İslamcı çete, Türk Milleti’ni faşist bir tahakküm altına almak istemektedir. Bununla da yetinmeyerek Türk Milleti’nin Ata’sını, bayrağını ve vatanını ortadan kaldırmak için vargücüyle çalışmaktadır. Atatürk’süz Çanakkale, aslında yakın bir zamanda karşı karşıya kalacağımız Atatürk’süz Türkiye’nin fotoğrafıdır sanki. Kara çarşaflı kadınlar, cübbeli ve şalvarlı faşistler, haremlik selamlık otobüsler ve Atatürk’ün adına bile tahammül edemeyen faşist bir rejim... Türkiye büyük bir hızla bu kapkara faşist rejime doğru ilerlemektedir. Kürt-İslamcı iktidar Türk varlığını ve Türk vatanını yok etmek için vargücüyle saldırmaktadır. Bu Kürt-İslamcı iktidarla birlikte kutsal vatan toprakları olan Misak-ı Milli sınırları tartışmaya açılmış, K.Irak’tan Türkiye’yi tehdit eden Barzani ve Talabani gibi Kürt ağaları muhatap haline getirilmiş, PKK terörü yasallaşmış, teröristler siyasetçi ve devlet adamı haline getirilmiş, Türk Ordusu düşman ilan edilmiş, teröristbaşı “sayın”, ülkesi için canlarını veren şehitler “kelle” olmuştur. Türk Ordusu’nu pasifize eden, Atatürk’ün Meclis’ini ele geçiren, Çankaya’ya doğru koşar adım ilerleyen Kürt-İslam faşizmi Türk Milleti’nin neredeyse tüm direniş güçlerini teslim almış ya da etkisizleştirmiştir. Bugün vatanını seven her Türk, gelinen sürecin vehametini farketmekte; ancak çaresizce faşizmin ayak seslerini dinlemektedir. Çanakkale’yi yaratan strateji: Savaşmak ve gerekirse ölmek Çanakkale işte tam da burada önem kazanmaktadır. Yenilmez denilen orduları dize getiren, dünyanın en güçlü silahlarına karşı süngü takarak savaşan bir millet kazanmıştır Çanakkale’yi. O nedenledir ki, düşman kuvvetler şimdi Türk’ün tek ve son dayanağı olan savaşma ve direnme azmini yok etmeye çalışmaktadır; çünkü Çanakkale’de mermisi biten ve geri çekilen askere “Merminiz yoksa, süngünüz var!” diyen bir Mustafa Kemal vardır. Bu iradenin yeniden ortaya çıkması Kürt-İslamcı faşistleri ölesiye korkutmaktadır; çünkü onlar ne kadar yok saymaya, görmezden gelmeye çalışsalar da herkes bilmektedir ki Çanakkale Mustafa Kemal’dir. O nedenle Kürt İslamcı faşistler Çanakkale’den söz ederken bir kez bile Mustafa Kemal’den bahsetmezler, bahsedemezler. Türkiye’nin ulusal direniş noktalarını teker teker yok eden Kürt-İslam faşizminin ilerleyişi, Türkiye’nin ulusal güçleri açısından da bir durum muhakemesi yapmayı zorunlu kılmaktadır. Bugün Kürt-İslamcı faşizmin ayak seslerini duymazdan gelen, belki de faşizmin gelişini gören ama direnecek güç ve kudretten yoksun olduğu için başını kuma gömmeyi tercih edenler, korkunun ecele faydasının olmadığını bilmek ve görmek zorundadırlar. Türkiye’nin milli güçlerinin zayıfladığı da burada ortaya çıkmaktadır. Ulusal güç sıfatıyla ortada dolaşan ve iş nutuk atmaya geldiğinde meydanı kimseye bırakmayan bu sözde güçlerin pek çoğu, bırakın Kürt-İslam faşizmine karşı mücadele etmeyi, daha bu Kürt-İslamcı tehdidin boyutlarını bile kavramaktan uzaktırlar. Gelinen noktada “tehlikenin farkında” olmayan zaten yoktur. Aslolan tehlikeye karşı mücadele çağrısı yapmak, gerekirse “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!” diyecek bir irade ve cesaret ortayla koyabilmektir. Zafer ancak bu irade ve cesareti ortaya koyan ve bedel ödemeye hazır olanlarca kazanılabilir. Çanakkale, 250 bin Türk askerinin canı pahasına kazanılmış bir zaferdir. Bu zaferi yaratan sabır ve mücadele azmi ise Çanakkale’yi var eden yegâne stratejidir. Düşman kuvvetleriyle korkusuzca ve son nefesine kadar çarpışan bir anlayış kazandırmıştır Çanakkale’yi. Çanakkale Savaşları’nın ünlü 57. Alay’ı bu mevzi savaşlarının en kısa özetidir. 57. Alay’ın tüm neferleri çarpışmalarda şehit olmuştur; ama bu arada geçen zamanda mevzilere yeni askerler dolmuş ve bu şekilde düşmanın direnci kırılmıştır. Düşman savaşmak için gelmiştir. Oysa karşısında savaşmaya değil, ölmeye gelmiş bir ordu vardır. Böyle bir stratejiyle kaybetmeye imkân yoktur. İşte bugün ulusal güçlerde olmayan şey bu irade ve kararlılıktır. Mustafa Kemal’in izinden gitmek için onun cesaret ve iradesine sahip olmak gerekmektedir. Bunun içinse öncelikle Mustafa Kemal gibi devrimci olmak gerekmektedir. Oysa bugün Atatürkçülük iddiasıyla ortaya çıkan hiçbir hareket Atatürk gibi devrimci değildir. Üstelik bunların devrimcilikten ödleri kopmaktadır. Milli Mücadele Derneği’nin farkı da budur zaten. Gelinen noktada Mustafa Kemal gibi devrimci olmadan Kürt-İslam faşizmine karşı direnmenin imkânı kalmamıştır. Milli Mücadele Derneği mandacı ve teslimiyetçilerin değil, Atatürk gibi devrimcilerin örgütüdür. Çanakkale Mitingi: Faşizme hodri meydan! Milli Mücadele Derneği bu koşularda yeniden Çanakkale’ye çıkmış ve Kürt-İslam faşizmine karşı Mustafa Kemal’in doğduğu yerden, Çanakkale’den faşizme hodri meydan demiştir. “Yeni bir derneğe ihtiyaç var mı?” diyenlere, “Yeni bir dernek değil, yeni bir Kuvayı Milliye örgütü kuruyoruz.” demiştik. Şimdi bunun gereğini yerine getiriyoruz. Milli Mücadele Derneği’nin Çanakkale Mitingi “Kürt-İslam faşizmine geçit yok!” diyen bir milletin sesini yükselttiği ve düşmana süngü gösterdiği bir eylem olarak faşizme karşı mücadelenin başlangıcının da habercisi olmuştur. Y ıllardır şeriatçı mollaların, türbanlı militanların, PKK’lı teröristlerin egemenliğine geçen sokaklar ve alanları şimdi Türk bayrağı taşıyan Milli Mücadelecilerle dolmaktadır. Milli Mücadele Derneği, Türk milletine verdiği sözü yerine getirmekte ve bir Milli Mücadele cephesi olarak Kürt-İslamcı faşistlerden hesap sormak için sokağa inmektedir; ancak bugün binlerle ifade edilen Milli Mücadele neferlerinin sayısı çok yakında on binlere, yüz binlere ulaşacaktır. “Sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan; bıkmadan, yorulmadan, usanmadan” mücadele edecek bir dernek. İşte “Farkınız ne?” diyenlere cevabımız. Kürt-İslam Faşizmine karşı Çanakkale ruhu, Mustafa Kemal kararlılığı Çanakkale Zaferi’ni kazandıran iki şey vardır: Mustafa Kemal’in eşsiz liderlik dehası ve Türk Milleti’nin azim ve kararlılığı. Kürt-İslamcı faşistlerin Cumhuriyet’ten öc almak için saldırdıkları böyle bir dönemde de ihtiyaç yine aynıdır. Güçlü bir liderlik ve kararlı ve mücadeleden kaçmayan bir millet. Milli Mücadele Derneği, Türk Milleti’nin öncü gücü olmak iddiasındadır ve bu iddiasını da her eylemiyle kanıtlamaktadır. Herkesin umutsuzluğa kapıldığı, Kürt-İslamcı faşistin Çankaya’ya çıkışına alışmaya çalıştığı bir dönemde Milli Mücadele Derneği Kürt-İslam faşizmine karşı mücadele stratejisini ortaya koymuştur: Çanakkale ruhu ve Mustafa Kemal kararlılığı. Çanakkale Mitingi, Türk Milleti’nin Kürt-İslam faşizmine karşı bir milli direniş başlatacağının ilk habercisidir. Bugüne kadar kandırılan, uyutulan, “Sokağa çıkmayın, provokasyon olur!” denilerek evine, okuluna işyerine hapsedilen bir millet şimdi uyanmaktadır. Bu anlamda Çanakkale sadece bir başlangıçtır. Cumhurbaşkanlığı seçimine giden süreçte bu uyanışı bir dirilişe çevirmek ve bir milli direniş örgütlemek gerekmektedir. Milli Mücadele Derneği de zaten bunun için kurulmuştur. Milli Mücadele Derneği kurulurken “Milli Mücadele başladı!” demiştik. Şimdi Milli Mücadele’nin basit bir slogandan ibaret olmadığı gösteriyoruz. İstanbul’da “Hepimiz Türk’üz, hepimiz Mustafa Kemal’iz!” diyen Milli Mücadeleciler Çanakkale’de de “Kürt-İslam faşizmine geçit yok!”, “Faşizme ölüm, Türk’e hürriyet!” sloganlarıyla Türk Milleti’nin sesi oldular. Şimdi önümüzde çok daha büyük bir görev duruyor. Bugüne kadar sivil toplumculuk, dernekçilik oyunlarıyla kandırılan Türk Milleti’nin Milli Mücadele çatısı altında bir araya getirmek gibi bir görevle karşı karşıyayız. Çanakkale ruhuyla Milli Mücadele’ye Kürt-İslam faşizmi sokağa egemen olduğu için Türkiye’ye de egemen olmuştur. Milli Mücadele stratejisinin esası da sokağa hakim olmaktır. Türk’ün sokaktan çekildiği yerde meydanı boş bulan Kürt-İslamcı faşistler, türban eylemleriyle, PKK gösterileriyle sokağı ele geçirmişlerdir. Sokağı denetim altına alan bu Kürt-İslamcı azınlık aradan geçen süreçte sokak hakimiyetinin yarattığı psikolojik gücün de yardımıyla adeta tek egemen güç haline gelmiştir. Bugün Nevruz’da sokağa dökülen iki milyonu aşkın Kürt, ülkeyi adeta büyük bir Kürdistan’a çevirmiştir. Oysa bu ülkede PKK’nın oy oranı yalnızca % 4.5’tir. Demek ki PKK’nın partisine oy verenlerin neredeyse tamamı aynı zamanda sokağa da inmektedir. 1990’ların son dönemini hatırlayalım; cılız türban eylemleriyle başlayan şeriatçı kalkışma zamanla Cumhuriyet’e meydan okuyan bir şeriatçı hareketin iktidara kadar tırmanışını sağlamıştır. Şeriatçı Refah Partisi’nin doksanların başındaki oy oranı en fazla % 5’tir; ama bugün Kürt-İslamcı AKP’nin arkasındaki destek %20’leri aşmıştır. Bu, ulusal güçlerin önümüzdeki dönem stratejisinin ne olması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatma kararlılığında olan her Türk, artık sokağa dökülmek zorundadır. Bugün meydanları Şeriatçılara, bölücülere teslim etmemek Türk vatanını ve Türk Milleti’ni savunmaktır. Şimdi Türk’ün uyanması ve vatanına sahip çıkması gerekmektedir. Elde bayrak sokaklara akacak olan Türk Milleti tüm dengeleri ve işbirlikçi tezgâhları bozabilecek tek kuvvettir. Türk yurdunu Kürt-İslamcı faşistlere teslim etmeme kararlılığını yurdun her köşesinde gösterme zamanıdır. Milli Mücadele Derneği, bu kararlılığını Çanakkale’de ortaya koymuştur. Milli Mücadele Derneği’ni büyütmek önümüzdeki en büyük görevdir. Çağrımız tüm Türkleredir. Çanakkale ruhuyla Milli Mücadele’ye!...
|