w
|
Özgür Erdem |
Aydın Doğan’ın “sol kolu” Perinçek komedisi devam ediyor Perinçek komedisi devam ediyor. Biz de eğlenmeye...
Tutarlılık bir siyasetçi için olumlu bir özelliktir. İstikrar da öyle. Güvenilir olmayı sağlar. Belli bir çizginiz olacak. Bir dediğimiz diğerini tutacak. Eğilip bükülmeyeceksiniz. Ancak tutarlılık ve istikrar Türkiye gibi Üçüncü Dünya ülkelerinde pek mümkün değildir. Çünkü bizim gibi ülkelerde siyasi hareketler emperyalist devletlerin maşaları halinde oluşur ve yaşarlar. Bu nedenle stratejileri de taktikleri de dış merkezlidir. Artık emperyalizm hangi ata oynayacaksa, siyasi hareketler arasında hangisini seçecekse ve kime ne rol verecekse, siyasi yelpazede roller ona göre belirlenir. O yüzden kimse kimseye kızmasın. Bugün dost bildikleriniz yarın en azılı düşman kesilebilir. Dün birbiri hakkında atıp tutanlar bugün ittifak yapıyor olabilir. Peki, eğilip bükülme denince… Yalpalama deyince… Akla kim gelir? Dün Apo’ya gül verip bugün Tayyip’e “Sayın Öcalan” dediği için dava açan kimdir? Dün İttihatçı kompradorların Ermenileri soykırıma uğrattığını savunurken bugün “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen kimdir? Dün “Türkiye’nin Etnik Haritası”nı dergisinde ek olarak verirken bugün Milliyet gazetesini etnikçilik yapıyor diye mahkemeye veren kimdir? Dün Turan Dursun’un yazılarıyla Hz. Muhammed ve İslamiyet düşmanlığı yaparken bugün camilerde Cuma çıkışlarında bildiri dağıtan kimdir? Dün Kıbrıs’ta Türk Ordusu’na işgalci derken bugün Kıbrıs mitingleri düzenleyen kimdir? Dün Maocuyken, sonra Gorbaçovcu, sonra Stalinci, sonra Apocu, sonra Alevici, sonra Atatürkçü, en sonra ise Talat Paşacı olan kimdir? Türk siyasetinde bu kadar yalpalayabilen bir tek Perinçek olmuştur... Perinçek’in bozgunculuğu Lozan’da Türkiye’ye zarar verdi Burada meselemiz Perinçek’in çelişkileri değil. Perinçek’in Türk milletine verdiği zarar çelişkili, tutarsız ve ilkesiz siyasetinden tabiî ki kaynaklanmıyor. Çünkü Perinçek’in gücü ve etki alanı malum. Binde 2’lik bir partinin zaten etkisi de zararı da sınırlıdır. Ancak söz konusu olan Perinçek olunca böyle olmuyor. 68’in en marjinal, en zayıf, en provokatif aynı zamanda en gevşek örgütünün lideriydi, ama 68 devrimci hareketine verdiği zarar gücü ve etkisiyle ölçülemeyecek derecede büyüktü. Sol içinde ilk bölünmeyi Maoculuk adına başlatan Perinçek olduğu gibi sol adına yanlış olan ne varsa devrimci gençlik hareketine Perinçek tarafından sokuldu: Kürtçülük, Ermenicilik, Atatürk düşmanlığı, gerillacılık, Maoculuk hep Perinçek sayesinde sol hareketin gündemine geldi. Hatta TİP’in kapatılmasına neden olan “Kürt sorunuyla ilgili karar tasarısı” da TİP Kongresi’nin gündemine Perinçek şürekası tarafından sokulmuştu. Perinçek’in Lozan Harekatı diye adlandırdığı son eyleminde de bunu gördük. Ve Perinçek’in milli bir dava peşinde olduğunu sananlara uyarı görevimizi yerine getirdik. Çünkü Perinçek etkisi ve gücüyle ters orantılı bir şekilde tüm Türkiye’nin başını derde sokar bir çizgi izlemekteydi.
Şimdi Lozan’da yaşananları kısaca bir inceleyelim: 1) İsviçre yasalarında ırkçılık karşıtı 216. maddeden ilk yargılanan Perinçek değildi. Daha önce de 17 Türk aleyhinde aynı maddeden dava açılmış ve Türkler beraat etmişti. 2)216. maddeden hakkında işlem yapılan tek Türk de Perinçek değildi. Bilindiği gibi Türk Tarih Kurumu Başkanı Halaçoğlu hakkında da aynı maddeden bir suçlama var. Tabii Halaçoğlu Ermeni meselesinin uluslararası yargıya götürülmesine karşı çıkma şeklindeki devlet politikasına harfi harfine uyan bir devlet görevlisi olduğu için İsviçre’ye gidip 216. maddeden yargılanmayı kabul etmiyor. 3)Perinçek davaya konu olan Temmuz 2005’teki Lozan toplantısında Ermeni soykırımının olmadığını savunan tek kişi değildi. Toplantının diğer tüm katılımcıları da aynı yönde konuşmalar yapmıştı. Ancak bir tek Perinçek hakkında soruşturma açıldı. 4)Eylül 2005’te savcılıktaki ilk soruşturmada Perinçek hakkında takipsizlik kararı verildi. Üstelik kararda şu ifadeler yer aldı: “Yasa Ermenilere yönelik ırkçılığın söz konusu olması gerektiğini zorunlu kılıyor ama Perinçek böyle bir açıklamada bulunmadı ve toplantılardaki konuşmalarında da Ermenileri aşağılayan hiçbir açıklamada bulunmadı.” 5)Mayıs 2006’da Ermeni derneklerinin savcı Antenen’in kararına itirazının ardından Perinçek hakkında tekrar soruşturma açılıyor. Antenen, Perinçek’in bu ikinci soruşturma sürecinde gerekli savunmaları yapmadığını açıklıyor. Perinçek savunması için göndermeyi söz verdiği belgeleri de göndermediği için bu sefer aleyhinde dava açılıyor. 6)?sviçreli hakim mahkemede Türkiye’nin değil Perinçek’in yargılandığını ifade ediyor: “Biz Türk tarihini yargılamak yetkisine sahip değiliz. Burada Türklerin Ermeni soykırımını yapıp yapmadıklarına karar verecek değiliz. Bizim araştırdığımız Perinçek’in söylemlerinde Ermenilere karşı ırkçılık, ayrımcılık ve aşağılama yapıp yapmadığıdır.” Halbuki Perinçek yargılandığı davada sanık sandalyesine oturanın Türkiye olduğu görünümünü yaratmayı başarıyor. Böylece Perinçek kendisini milli bir davanın sözde sözcüsü ilan ediyor. Dolayısıyla kaybetmesi durumunda da Türkiye kaybetmiş oluyor.
7)Perinçek oldukça provokatif bir savunma veriyor. O kadar ki, daha önce hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı veren savcı ve “Biz burada Türkiye’yi değil Perinçek’i yargılıyoruz” diyen hakim, şu kararı imzal?yor: “Perinçek bilerek, isteyerek, ısrarla, ırkçı, provokatör ve küstahça davranmıştır.” Kısacası, Perinçek daha önce 17 Türk’ün beraat ettiği bir maddeden hüküm giymiştir. Üstelik Halaçoğlu gibi isimlerin aynı maddeden yargılanmayı kabul etmediğini bile bile. Ve şimdi davayı bir üst mahkemeye götürmektedir. Orada da aleyhte karar çıkması durumunda ise AİHM’e gitmeyi kafasına koymuştur. Tüm Türk milletini ise kendisi gibi İsviçre’ye gidip Ermeni soykırımının yalan olduğu propagandası yapıp yasaları çiğnemeye çağırmaktadır. İşte tehlike budur. Perinçek Türk milletini sanık sandalyesine oturtuyor Bir tek Perinçek ceza alsa neyse. Ne de olsa kendisi alışkındır. Defalarca bölücülükten yatıp çıkmış birisidir. Ama Perinçek hem kendisi gibi yüzlerce insanın yargılanmasını istemektedir. Hem de konuyu AİHM gibi uluslar arası bir hakmeye götürerek Ermeni meselesini bir uluslurarası hukuk konusu haline getirmektedir. Yani plan iki aşamalıdır. 1)Perinçek’in çağrısıyla yüzlerce insan tazminat ödemeye mahkum edilecek. 2)Tazminat davaları AİHM’e götürülecek ve burada dosyalar birleştirilecek. Adeta Türkiye yargılanır hale getirilecek. Bu aşamadan sonra AKP devreye girecek Abdullah Gül’ün “Ermeni meselesini uluslararası mahkemelere taşıma ve buralarda Türkiye’yi aklama” politikası uyarınca AİHM’e götürülen tazminat davalarında Türkiye taraf olacak ve konunun ya AİHM ya da Lahey Adalet Divanı tarafından görüşülmesi istenecek. Ya sonra? Türkiye tabii ki uluslararası mahkemede suçlu bulunacak. Emperyaliste güven olur mu? Sonrası Allah kerim. Ya yüklü bir parasal tazminat. Ya da toprak tazminatı. Artık Kars’ı mı isterler, Akdamar’ı mı bilemeyiz. En iyi ihtimalle Ermeni Soykırımı nedeniyle özür diletileceğimiz kesin. Bu hep bugüne kadar vurguladığımız kısım. Bir de işin bir başka boyutu var. Perinçek Tayyip’i de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmak istiyor Bir tarihe gönderme yapmak istiyoruz: 14-15 Nisan 2007. Nedir bu tarihlerin önemi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayların belirleneceği 16 Nisan’dan önceki son hafta sonu. Tüm Türkiye’de pek çok dernek, parti ve kuruluş o hafta sonu eylemler yapacak. Kimi Anıtkabir’e gidecek, kimi miting yapacak. Peki Perinçek ne yapacak? Fransa’ya gidecek! Bastille’e… Niçin? Sözde soykırım yalanını bir de orada çiğnemek için. İşte Perinçek’e verilen rolün ikinci perdesi de bu şekilde açılmış oluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’nin planı seçim üzerinden tartışma yürümesini mümkün olduğunca engellemek. Böylece Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına karşı Atatürkçü güçlerin bir direniş örgütlemesinin önüne geçmek isteniyor. Hem Tayyip Erdoğan’ın dışında adaylar çıkacağı üzerinden bir spekülasyon yürütülüyor, hem de Tayyip karşıtlarının eli kolu bağlanmak isteniyor. Bu senaryo içerisinde Aydınlık’ta yayınlanan bir haber dikkat çekici: ABD’nin adayı Vecdi Gönül’müş. Tüm Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmışken, seçimler üzerine sadece bir sayfa haber çıkaran Aydınlık, o haberinde de darbeyi Tayyip’e değil Vecdi Gönül’e vuruyor. Planın bir diğer aktörü ise Aydın Doğan medyası. Bu tayfa da ısrarla Tayyip Erdoğan’ın da isterse Cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini, bu konuda bir gerilim yaratılmasının doğru olmadığını savunuyor. Bu konuda Ertuğrul Özkök’ün yazdığı yazılar da ortada. Özkök, Tayyip aleyhindeki açıklamaları nedeniyle Baykal’ı eleştirmeyi tercih ediyor. Gerilimin artırılmaması gerektiğini ısrarla savunuyor. Ayrıca TÜSİAD Başkanlığını da yürüten Doğan ailesinden Arzuhan Doğan Yalç?nda? da seçim üzerinden bir gerilim yaratılmamasını istemiş ve Baykal’ı üstü kapalı tehdit etmişti. Kısacası hem AKP’nin hem de Aydın Doğan’ın yürüttüğü bir karartma operasyonuyla karşı karşıyayız. Sanki Türkiye’de 15 gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmayacakmış gibi bir hava yaratmak istiyorlar. İşte Perinçek’in Ermeni meselesiyle ilgili son çıkışları bu operasyona da hizmet ediyor. Perinçek yalnızca Türkiye’yi Ermeni meselesinde sanık sandalyesinde oturtmakla kalmıyor, Tayyip’in de Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasına yardım ediyor.
|
||||||||||||