w

02.04.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön

Kaya Ataberk

Milliyet’ten ırkçı-faşist provokasyon: ”Biz kimiz?”

Milliyet gazetesi, Türklüğe ve milliyetçiliğe savaş açtı

Önceki hafta Milliyet gazetesi, gazeteci Tarhan Erdem’in sahibi olduğu KONDA araştırma şirketine yaptırdığı etnik provokasyon anketini yayımlayarak ABD’nin Türklüğe ve Türk milliyetçiliğine karşı başlattığı stratejik saldırı kampanyasının ilk aşamasını gerçekleştirdi.

Etnik tuzağın Türklüğe karşı kullanılmasında, Aydın Doğan’ın ve Milliyet gazetesinin bu ilk kullanılışı değil. Daha önce de zaman zaman Türkiye’de Türk geninin az olduğuna dair ABD’li “bilim adamları”nın ırkçı teorilerinin reklamlarını yaparak görev yapan Milliyet bu defa da iş başında.

Daniel Fried ve Condoleeza Rice’ın, Türk milliyetçiliğini açık olarak düşman ilan eden açıklamalarının Milliyet’te yayımlanmasıyla eş zamanlı olarak başlayan yazı dizisi; elinden gelen tüm psikolojik savaş yöntemlerini, istatistikle yalan söyleme metotlarını, çarpıtma tekniklerini kullanarak yazı dizisini ABD’li efendilerinin beğenisine sundu.

Milliyet’te ABD’nin yeniden çizmek istediği Sevr haritasına zemin teşkil edecek bir etnik bölünmenin ateşinin yakıldığı bir provokasyon yayını yapıldı. Yazı dizisinden geriye kalansa, tam da Kürt-İslam faşistlerinin istediği, insanların kendilerini
uydurma etnik kökenlerle ya da dinsel-mezhepsel kimliklerle tanımladıkları ama hiçbir şekilde içinde Türk’ün bulunmadığı
bir tablo çizildi. “Biz kimiz?” sorusunun da yazı dizisini hazırlayanlara göre tek bir cevabı vardı: Türk dışında her şey…

Önceleri daha çok Radikal gazetesine verilen etnik ırkçılık misyonu, son dönemde Milliyet’e geçirilmiş durumda. Bunda Radikal ve İsmet Berkan’ın büyük oranda deşifre olmasının da payı var. ABD ve Aydın Doğan’ın Milliyet’e verdiği millet ve milliyetçilik düşmanlığı görevi başlamış bulunuyor.

Türkiye’nin adeta Türksüzleştirildiği, “Türk”ün bir etnik grup düzeyine indirgendiği, bol bol Türkiyelilik ve Kürtçülük propagandasının yapıldığı yazı dizisi sekiz gün boyunca Milliyet’ten Taha Akyol, Ece Temelkuran, Hasan Cemal gibi ırkçı isimlerin, Radikal’den faşist ve ırkçı fikirleriyle tanınan İsmet Berkan’ın ve Zaman gazetesinden ırkçı Fethullahçı Mümtaz’er Türköne’nin destekleyici yazılarıyla beraber devam etti.

Milliyet, doğal olarak çok tepki aldı. Hatta, haklarında suç duyurusunda bile bulunuldu; ama takdir etmek lazım ki, çok sebatkâr davrandılar ve görevlerini yılmadan, usanmadan yerine getirdiler.

ABD’nin yeniden çizmek istediği Sevr haritasına zemin teşkil edecek bir etnik bölünmenin ateşinin yakıldığı bir provokasyon yayını yapıldı.

Yazı dizisinden geriye kalansa, tam da Kürt-İslam faşistlerinin istediği, insanların kendilerini uydurma etnik kökenlerle ya da dinsel-mezhepsel kimliklerle tanımladıkları ama hiçbir şekilde içinde Türk’ün bulunmadığı bir tablo çizildi. “Biz kimiz?” sorusunun da yazı dizisini hazırlayanlara göre tek bir cevabı vardı: Türk dışında her şey…

Alevilere mezhep kışkırtması

Milliyet’e etnik parçalanma yetmez. ABD, biraz da mezhep kavgası istemektedir. O zaman bir dinamit de buraya konulmalıdır. Anket sonuçlarında inançlarını yaşamakta en çok sıkıntı çekenler Aleviler olarak gösterilmektedir. Tarhan Erdem ekibi bir hesap yapmıştır ve Türkiye’de 4.5 milyon Alevi yaşadığını ilan etmişlerdir; ama bu sonucu da biraz süsleyerek sunmanın faydası vardır onlar için. Aslında Alevi nüfusun daha fazla olması gerekmektedir; ama daha az görünmektedir. Demek ki Aleviler o kadar çok baskı görmektedirler ki, Alevi olduklarını söylemeye bile çekinmektedirler. Bilimsellik düzeyi açısından son derece ilginç bir yöntemi Milliyet uygulamaktadır. Kafalarından bir yorum yapmaktadırlar, daha sonra da kendi yaptıkları araştırmanın sonucunu bir kez daha kendi yorumlarına göre değiştirerek kendi yorumlarını güçlendirmektedirler. Sonuçta eşitliğin iki tarafında da sıfır kalan bir totoloji ortaya çıkar; ama önemli değil, verilen görev yerine getirilsin, patronlar ve efendiler kızmasın yeter… Sonuçta ABD’nin ve kompradorların daha çok Alevi’ye ve daha çok bölünmeye ihtiyacı varsa onlar muhakkak vardır, bir yerlerde saklanmıştır. Yoksa da uydurulur, olur biter!

Türkiye’yi Türksüzleştirmek

Ankette sorulan sorulara verilen yanıtlarda insanların, halkın büyük çoğunluğunun bugüne kadar adını bile duymadığı etnisitelerin, mezheplerin, dinsel grupların geçtiğini gördük.

Nusayrilerden, Manavlara vs. varana kadar bin bir çeşit grup, okuyanları bunaltacak bir şekilde alt alta sıralanmıştı; ancak bununla da yetinilmemiş Şafi-Kürt, Türk-Sünni-Hanefi gibi etnik ve mezhep kimliklerinin çeşitli bileşimlerinden oluşturulmuş çeşitli kimlikler oluşturulmuştu.

Milliyet’in anketinde etnik Türk olarak adlandırılanlar da yeterli bir düzey düşürme olarak düşünülmemiş olmalı ki bu etnik Türkler de Türkmen, Yörük gibi daha da alt kademelere ayrıştırılmıştı. Bunun dışında da Azeri, Tatar gibi ayrı etnik kökenli Türkler bulunmuştu.

Bu koşullar altında ankete cevap verirken “Türk’üm” seçeneğini işaretlemenin de imkânı kalmamış oluyordu.

Bu bilinçli ayrıştırmaya ek olarak sorulan sorular da son derece yönlendirici bir dille ve anlaşılan o ki üzerinde uzun uzun düşünülerek oluşturulmuştu. Her sözcük bilinçli olarak seçilmişti ve kurnazca kullanılmıştı.

Milliyet’in kendi yaptığı açıklamalara göre sorular şöyle soruluyordu:

“Hepimiz Türk vatandaşıyız; ama değişik kökenlerden, yörelerden olabiliriz. Siz kendi kimliğinizi ne olarak biliyorsunuz ya da hissediyorsunuz?”

Doğal olarak çok zorlama sorulan bu sorunun cevabı da çok zorlama gelecektir. Cevap veren insan bu yönlendirmeye göre cevap verecektir.

Bu işin birinci kısmı; çünkü anketi düzenleyen ekip işi garantiye almıştır. Verilen cevaplarda Türk olduğunu söyleyenlerin ortaya çıkmasına neden oldukları tehlikeli sonuçlara da maazallah mahal vermemek için sonuçlara müdahale etmekten kaçınmamışlardır.

Bakın, Türk sayısı nasıl azaltılır görün:

“…Ancak yine de Güneydoğu ya da Kürt sorununun devam ettiği bir ortamda kimliklerini açıkça söylemekten çekinen kişiler olabileceğinden araştırmadaki kişilerin etnik kimlikleriyle ilgili dolaylı olarak bilgi sağlama yöntemlerini de kullanmak gerekti… Örneğin anadili Arapça olup da kimliğini Türk olarak belirtmiş kişiler Arap olarak değerlendirildi.”

Tarhan Erdem ve ekibi için, Türk olmayan insanların “Türk’üm” demeleri yetmemektedir. Cevap verenler arasında kuşkulandıkları olduğu zaman hemen onları Türk hanesinden çıkartmaktadırlar.

Sanırız ki ellerinde imkân olsa kafataslarını da ölçerlerdi ya da genlerine bakarlardı. Her tür ırkçıya taş çıkartacak bu tarz, Milliyet’in ırkçı-faşist-etnikçi kampanyasının ne olduğunu ortaya koydu.

Ancak onlara sorarsanız bunun tek nedeni onların insancıllıklarıdır:

“Bir topluluk ne kadar az bireyi olursa olsun incelenmeyi ve bu araştırmada yer almayı hak etmiş oldu.” denilirken Türk milleti binlerce molekülüne parçalanmıştır. Tüm gruplara yer ayrılmıştır ama tek bir kimliğe yer yoktur: Türk kimliği…

Türk onlar için bir millet olamaz. Bir kimlik bile değildir. Olsa olsa bir etnik gruptur; ama ellerinden gelse yaratmak istenilen şey Türksüz Türkiye’dir.

Kürt istilasını normal ve şirin gösterme işini Milliyet, Taha Akyol’a bıraktı. Bir hafta boyunca ankete eşlik eden yazılarında, bu konuyu ele aldı ve TÜRKSOLU’nun ismini vermeye cesaret edemedi ama bizim fikirlerimizle mücadele etmeye çalıştı. İlk olarak; “…Sanayileşen bütün ülkelerde örüldüğü gibi nüfus daha verimli ve daha kârlı bölgelere göçüyor: İngiltere’de güney, İtalya’da kuzey gibi.” diyerek aslında Kürtlerin istila hareketlerinde haklı olduklarını iddia etti. Bu çabalar bir taraftan da anket sonuçlarında Kürtlerin ve Zazaların en yoksullar olduğu iddialarıyla da pekiştirildi. Taha Akyol, bir sonraki yazısında konuyu biraz daha açtı: “Bazı okurlarım Türkiye’deki büyük iç göç sürecini ‘asimilasyon’ diye suçluyor… Öbür görüş, ‘Bu entegrasyon değil, Kürt istilası...’ diyor. İki görüşün de yayınları var! Bunlar karşılıklı düşmanlık körükleyen, ırkçı cinnet işaretleridir…” 80 öncesinde Türk-İslam faşisti MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, bugün Kürt-İslam faşizminin Doğan medyadaki milliyetçilikle ve Türklerle mücadele sorumlusu Akyol’un “büyük sosyolog” olma çabalarının özentiden ibaret ve başarısız olduğu açıktır; ama şunu bilmelidir ki, hizmetkarlıkta da başarısız olacaktır. Çünkü TÜRKSOLU’yla uğraşmak istiyorsa cesur ve akıllı olmalıdır; ama faşizmin her türlüsü kaçak dövüşür ve ezilen ulus milliyetçileri her zaman faşistleri yener.

Türk nasıl etnik grup yapıldı?

Daha yazı dizisinin ilk günü belirli yönlendirmeler başlamıştı. Milliyet’in, görevini anlaşılan çok acele bir şekilde yerine getirmesi isteniyordu. Bu nedenle ilk yazıda bile “Türk” bir etnik grubun adı olarak kullanıldı.

Yani onlara göre Türkiye mozaiğini oluşturan binlerce gruptan sadece biri ve özellikle unutulması gereken, yarattıkları kastçı, apartheid sisteminin en altında yer alanı. Türkiye’deki etnik gruplar sayılıyordu: Kürtler, Zazalar, Lazlar, Çerkesler ve Türkler…

Irkçı, sömürgeci ve faşist Batılının temel özelliği sömürgeleştirdiği ülkenin gerçek sahibi olan büyük ve sessiz kalabalığı sindirmek, onu yok saymak ve daha da susturmaktır.

ABD’li sömürgecilere göre Kızılderililer zaten yoktur, olanlar da vahşidir ve insan değildir. İsrailli işgalci 1948’den önce Filistin’de kimsenin olmadığını anlatır çocuklarına.

Türkiye’de de çok acı bir şekilde Kürt-İslam faşizmi eliyle bu noktaya sürükleniyoruz. On binlerce yıllık Türk medeniyetinin mirasçısı Türk milleti, bugün bir avuç çapulcu Kürt’ün esiri yapılmak istenmektedir. Türk’ü bir etnik gruba indirgemek bunun ilk aşaması olacaktır. Türklük sindirilecek, bunun karşısında başta Kürtlük olmak üzere ne kadar işbirlikçi grup varsa palazlandırılacak, desteklenecek ve saldırtılacaktır. Bu nedenle de ABD’nin ısmarlama ırkçı anketinde esas vurgu Kürtlere yapılmaktadır.

Kürtler cesaretlendiriliyor, istila destekleniyor

“Biz Kimiz?” yazı dizisinin ikinci gününde Milliyet’in manşetinde “En fazla Kürt hangi şehirde?” sorusu vardı. Yazının içinde hemen rakamlar sıralanmaktaydı. İstanbul, bir buçuk milyon Kürt nüfusla, altı yüz bin Kürt’ün yaşadığı söylenen Diyarbakır’dan daha ön sırada yer alıyordu.

Bu sonucun vurgulanmasının ardında da birkaç amaç birden yatmakta. İlk olarak bilinmektedir ki, daha önce Kürtçü cenah İstanbul’un en büyük Kürt şehri olduğu söylemini kullanmıştır. Bunun da ötesinde Kerkük’e müdahale tartışmaları sırasında PKK-DTP’lilerin savurduğu tehditlerin başında, yapılacak müdahaleye İstanbul’daki Kürtlerin de cevap vereceği gelmişti. Bu anlamda Milliyet’in anketi, bu tehdidin sözde gazetecilik ve istatistik adına üstü kapalı olarak tekrarlanmasıdır.

Bunun da dışında “İstanbul’daki Kürt nüfusun düzeyi, toplumda etnik unsurların ne kadar yüksek oranda birbirlerine karıştıklarının, demografik yapının ‘etle tırnak gibi olma’ benzetmesine ne kadar iyi uyduğunun” kanıtı olduğu öne sürülmüştür.

Aslına bakılırsa, İstanbul’da bu kadar çok Kürt nüfusun bulunmasının tek anlamı Kürt istilasıdır. Gelenler hiçbir şekilde toplumla kaynaşmış değildir. Kendilerine kurdukları mahallelerde aşiret-mafya-PKK ilişkilerini sürdürmektedirler ve bunlar yüzünden İstanbul, Türkler için yaşanmaz hale gelmektedir. Kapkaçtan, tecavüze, uyuşturucudan, teröre her şeyin altından Kürtler çıkmaktadır.

Özellikle bu Kürt istilasını normal ve şirin gösterme işini Milliyet, Taha Akyol’a bıraktı. Bir hafta boyunca ankete eşlik eden yazılarında, bu konuyu ele aldı ve TÜRKSOLU’nun ismini vermeye cesaret edemedi ama bizim fikirlerimizle mücadele etmeye çalıştı.

İlk olarak; “…Sanayileşen bütün ülkelerde örüldüğü gibi nüfus daha verimli ve daha kârlı bölgelere göçüyor: İngiltere’de güney, İtalya’da kuzey gibi.” diyerek aslında Kürtlerin istila hareketlerinde haklı olduklarını iddia etti. Bu çabalar bir taraftan da anket sonuçlarında Kürtlerin ve Zazaların en yoksullar olduğu iddialarıyla da pekiştirildi.

Taha Akyol, bir sonraki yazısında konuyu biraz daha açtı:

“Bazı okurlarım Türkiye’deki büyük iç göç sürecini ‘asimilasyon’ diye suçluyor… Öbür görüş, ‘Bu entegrasyon değil, Kürt istilası...’ diyor. İki görüşün de yayınları var! Bunlar karşılıklı düşmanlık körükleyen, ırkçı cinnet işaretleridir…”

80 öncesinde Türk-İslam faşisti MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, bugün Kürt-İslam faşizminin Doğan medyadaki milliyetçilikle ve Türklerle mücadele sorumlusu Akyol’un “büyük sosyolog” olma çabalarının özentiden ibaret ve başarısız olduğu açıktır; ama şunu bilmelidir ki, hizmetkarlıkta da başarısız olacaktır. Çünkü TÜRKSOLU’yla uğraşmak istiyorsa cesur ve akıllı olmalıdır; ama faşizmin her türlüsü kaçak dövüşür ve ezilen ulus milliyetçileri her zaman faşistleri yener.

Üç parçalı Irak’tan bin parçalı Türkiye’ye

Etnik bombayı Türkiye’nin temellerine yerleştiriyorlar. Aslına bakılırsa tablo tam da Kürt-İslam faşizminin istediği tablodur. İnsanların etnik kimlikleriyle, mezhepleriyle kendilerini tanımladıkları yerde her türlü gericilik gibi faşizm de rahat eder, emperyalizm de. Bir yerde ulus varsa, orada bunların hiçbiri tutunamaz. Bu durum için Irak en önemli örnektir. Bugün emperyalizm Irak’ı Sünni, Şii ve Kürt olmak üzere üçe böldü ve sömürü devam ediyor. Araplık da, Arap milliyetçiliği de öldürülmeye çalışılıyor ve millet yapısının parçalanması emperyalizmi güçlendiriyor.

ABD’nin Türkiye planı da Kürtler üzerinden yürümektedir. Ankete göre Türkiye’de herkes kendini Türkiyeli olarak tanımlamak istemektedir; ama bir tek güneydoğuda Türkiyelilik değil, Kürtlük ağır basmaktadır.

Bunun tek anlamı Kürt olmanın serbest, Türk olmanın yasak olmasıdır; ancak ABD’ye bu bile yetmiyor. Kürtlerin yanına başka etnik gruplar, ya da Irak’taki Şiilerin rolünü oynayacak Aleviler eklemek istiyor. Irak’ı üç parçaya bölenler, Türkiye’yi bin parçaya dağıtmak istiyorlar.

Bir taraftan da bayram ediyorlar. Ankette cevapsızlık sadece yüzde 2.5’te kalmış. “Bu durum toplumun, kimlik, etnik köken, mezhep gibi kritik konularda bile cesaretsizliğini atarak konuşmaya başladığını ortaya koyuyor.” diyorlar. Aslında etnik bombanın fitilini ateşlemeyi başardık diyorlar ve ona seviniyorlar.

Etnik ırkçılığa, Kürt-İslam faşizmine karşı Türklüğümüze sarılalım

ABD ve uşakları bu ülkede herkese yer açıyorlar; ama yalnız Türk’e yaşam şansı tanımıyorlar. Onlar en büyük düşmanlarının ve yaydıkları sömürgeci medeniyetsizlik zehrinin panzehirinin ezilen milletlerin medeniyeti olduğunu biliyorlar. On binlerce yıldan süzülüp gelen Türk medeniyeti de diğer büyük milletlerde olduğu gibi bugün çağdaş ulus kimliğinde ve ulus-devlet yapısında kristalleşmiştir.

Emperyalizm Türklüğümüzü parçalamadan, Türk devletini yıkmadan bu topraklarda efendi olamayacağının farkındadır. Saldırı kampanyası son derece bilinçlidir. Hedefler çok nettir.

Solu, Atatürkçüleri, milliyetçileri, hatta CHP’yi yıldırmak istemektedirler. Baykal, “Milliyetçilik kimliğimizdir, milli onurumuzdur.” diyebilirken, anketçi Tarhan Erdem, Baykal nezdinde CHP’yi milliyetçilikten kaçınmaya çağırıyor:

“Deniz Bey, kendine ve milletine güvenmeyenlere uymuş… Ülkenin işgal altında, Sevr’in kapımızda olduğuna, Lozan’ı AB’nin çiğnediğine inananları yanına çağırmaktadır, onları tanıyor mu acaba?”

Gerçekten de bu karar önemli olacaktır.

Aydın Doğan, Milliyet’in tüm yazarlarını seferber etti. Hep bir ağızdan saldırıyorlar.

Bakın Hasan Cemal’e:

“…yukarıdan aşağıya uygulanan ulus-devlet projesindeki bazı aşırılıklar ve başka kimlikleri bastıran Türk milliyetçiliği anlayışı günümüzde de demokratik hukuk devletini birçok açıdan ikinci sınıflığa mahkûm etti.”

Bahsettiği ulus-devlet süreci de, Türk milliyetçiliği de kaynağını Atatürk’ten almaktadır. Aslında mücadeleleri ideolojik olarak da, politik olarak da Atatürk’ledir, Atatürk’ledir, Milli Mücadele’yledir.

Kürt-İslam faşizmi etnikçiliğe ve dinciliğe dayanmakta. İnsanların kendilerini etnik kimlikleriyle, dini kimlikleriyle tanımladıkları bir toplum bunların maddi zeminidir.

Kürt-İslam faşizmine, emperyalizme geçit vermemek için oyunu görelim. Türklüğümüze sarılalım, milliyetçiliğimize sarılalım.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe