w

02.04.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak

Hazar Arısoy

Çanakkale neferi olmak

Türk devletinin çöküşü

Türkiye Cumhuriyeti en zor zamanlarını yaşıyor. Batıcı siyaset, Cumhuriyet tarihinin en işbirlikçi iktidarını yaratmış bulunuyor. 69 yıldır sürdürülen Türkiye’yi Batı’ya bağlama politikası artık yerini Türkiye’nin tamamen ortadan kaldırılmasına bırakmış durumda.

4 yıllık AKP iktidarına şöyle bir göz atmak dahi ülkenin içerisine düşürüldüğü durumu görmek için yeterli. Geçen yıllarda Türkiye pek çok konuda kendi doğrularını söylemek yerine Batı’nın çıkarlarını savunmak zorunda bırakıldı. Pek çok uluslararası konuda Amerika’nın yanında yer almaktan öte bir Amerikan uydusu olarak konumlandı. Buna rağmen Türkiye’nin temel devlet politikaları hiçbir dönem tartışmaya dahi açılmadı. Hiçbir iktidarın buna gücü yetmedi.

Türkiye Cumhuriyeti için Kıbrıs bir “Milli Dava”ydı. Kanla alınan topraklar kan dökülmeden verilemezdi. Kuzey Irak’ta Musul ve Kerkük Misak-ı Milli sınırları içerisindeydi. Bölgedeki Türkmenler Türkiye Cumhuriyeti’nin koruması altındaydı. Türkiye sadece Türklere aitti, daha doğrusu bu topraklarda yaşayan insanların tamamı Türk Milleti’ni oluşturuyordu. Başka herhangi bir milletin varlığı dahi tartışmaya açılamazdı…

Yukarıdakiler gibi pek çok devlet ilkesi, ilkesiz hükümete rağmen taviz verilmeden kuruldu. Ta ki 2002 yılının kasım ayına kadar...

2002 Kasım’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm devlet politikalarının ayaklar altına alınmaya başladığı tarihtir. Milli Davamız Kıbrıs’ın geleceği adada yaratılan “Kıbrıs halkının” dolayısıyla ABD ve AB’nin inisiyatifine bırakıldı. Bir zamanlar kırmızı çizgileri olan Kuzey Irak, tamamen Kürtlerin gözetiminde planlı bir Türkmen soykırımına tabi tutuluyor. AKP Hükümeti bırakın bölgedeki Türkmenleri korumayı, bölgedeki Kürtlerle masaya oturmaya ve soykırıma ortak olmaya hazırlanıyor. Ülke içindeki Kürt sorununa gelince, Tayyip’in teröristbaşı için “Sayın Öcalan” demesi sanırız her şeyi özetliyor.

Son direniş mevzilerine saldırı

Bir yandan Türkiye’nin devlet politikaları birer birer yok edilirken, bir yandan da bu gidişe karşı direnebilecek kurumlara sistemli bir saldırı başlatıldı. Şemdinli provokasyonu ile başlayan, Danıştay saldırısı ve hemen ardından gelen Hrant Dink cinayeti ile ilerleyen süreç, Türk Devleti’nin ayakta kalan son kurumlarını da yıpratmayı hedeflemektedir. Ordu ve yargı kurumları gerek korkutulup, gerek zan altında bırakılıp geri adım attırılacak; Atatürkçü örgütlenmeler de tasfiye edilecektir. Türk Devleti’ne ve Atatürkçü kesime karşı yapılan bu eylemlerin şeriatçı ve bölücü kesimler tarafından ortak hazırlanması tehlikenin boyutunu ortaya koymaktadır:

Cumhuriyet’in iki düşmanı 1923’ün rövanşını almak için tekrar bir aradadır.

Son mevzi: Cumhurbaşkanlığı

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet politikalarının yerle bir edildiği, Ordu’nun ve yargı kurumlarının ağır saldırı altında olduğu, Atatürkçü olduğunu söyleyen örgütlenmelerin dağılmanın eşiğine geldiği bir dönemde Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmaktadır. Cumhuriyet düşmanlarının bu kadar güçlü olduğu bir dönemde yapılacak bir seçim belki de Cumhuriyet’in ve Türk varlığının devamı üzerine yapılacak bir seçim olacaktır. Cumhurbaşkanlığı’na Türk düşmanı bir mollanın gelmesi ayakta kalan son kurumların da birer birer teslim edilmesi anlamına gelecektir. Plan, ilerici güçlerin tasfiyesiyle Türk Ordusu’ndan bir molla ordusu yaratmak, üniversiteleri medreselere çevirmek, yargı kurumlarını da tamamen tasfiye etmektir.

Atatürkçüler olaya bu açıdan bakmak zorundadırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi iktidar mücadelesi değil, Türk’ün var olma mücadelesidir.

Atatürkçüler göreve

Önümüzdeki süreçte Türkiye’yi karanlık günler bekliyor. Emperyalizmin de desteğiyle iktidara gelen bir grup Kürt-İslamcı, Cumhurbaşkanlığını ele geçirmek, Cumhuriyet’le hesaplaşmak için emin adımlarla ilerliyor. Amaçları sadece Cumhuriyet’i tasfiye etmek değil, Anadolu’daki Türklüğü de yok etmektir.

Ordu, bağrından çıktığı Millet’ten direniş bekliyor, devlet kurumları tamamen sahipsiz... Karşılarına dikilmesi gereken Türk Milleti ise dağınık ve örgütsüz. Sadece olacakları izliyor. Bu dağınıklık biraz da yılların vermiş olduğu rehavetten kaynaklanıyor. Ne zaman bir tehlike görse “Nasıl olsa ordu var, nasıl olsa yargı kurumları var.” diyen kesim, artık Ordu’nun ve Atatürkçü kurumların ayakta kalabilmesi için kendisine yüklenen sorumluluğun altında ezilmiş durumda.

Yeniden var olmak

Türk’ün yeniden bir millet olduğunu hatırlaması; bir millet gibi davranması gerektiği bir dönemdeyiz. Türk Milleti’nin artık bir birlik olma zamanı gelmiştir. Tarih, Türklerin birlik olduğu zaman yazdığı destanlarla doludur.

Türk Milleti’nin toparlanması ancak düzgün bir örgütlenme ile mümkün olacaktır. Milli Mücadele Derneği bu ihtiyacı karşılamak amacıyla kurulmuştur. Kurulalı kısa bir süre geçmesine rağmen Türkiye’nin dört bir yanında Milli Mücadele Derneği hızla örgütlenmektedir. Özellikle tüm “Atatürkçü” ve “Ulusalcı” örgütlerin gerilediği, hatta dağılma noktasına geldiği bir süreçte Milli Mücadele Derneği’nin bu kadar gelişmesi dikkat çekicidir. Milli Mücadele Derneği’nin bu ilerleyişi diğer yapılardan farklı olarak Atatürkçülüğü bir nostaljik kavram olarak değil, 6 Ok temelli bir ideoloji olarak görmesindendir.

Ulusalcı-Atatürkçü kesimlerin kendilerine göre bir Atatürkçülük anlayışı ortaya koyduğu; 6 Ok’tan diledikleri gibi ekleme çıkarma yaparak tamamen omurgasızlaştırdıkları bir süreçte Milli Mücadele Derneği 6 Ok’u tartışılmaz ve değişmez bir ideoloji olarak kabul eder. Milli Mücadele Derneği, Kürtçü-şeriatçı ittifaka karşı mücadele ederken, bir yandan da sahte Atatürkçülük anlayışlarına karşı mücadele yürütür. Atatürkçülüğün solcu milliyetçi özü ortaya kondukça sahte Atatürkçüler de silinecektir.

Hareket noktası Çanakkale

Milli Mücadele Derneği kuruluşundan sonra ilk eylemini Çanakkale’de gerçekleştirdi. Çanakkale’nin seçilmesi elbette ki tesadüf değildir. Çanakkale, Türk’ün yeniden var olduğu yerdir. Türk’ü yok etmek için tüm gücüyle saldıran emperyalizm, ilk şamarı Çanakkale’de yemiştir. Çanakkale sadece Türklerin değil; tüm ezilen ulusların emperyalizme ilk cevap verdikleri yerdir.

Ayrıca Çanakkale, Mustafa Kemal’in doğduğu yerdir. Mustafa Kemal’in Türk Milleti’nin kalbinde taht kurması bu cephede elde ettiği zaferle mümkün olmuştur.

Bugün Tayyip’in kurmak istediği hilafet devletine karşı Türk Milleti’nin varlığını koruması için tekrar bir Çanakkale destanı yazması gerekecektir. Yeni bir Çanakkale destanı, ancak Türk Milleti’nin bireylerinin birer Çanakkale neferi olmasıyla mümkün olacaktır.

Çanakkale siperindeki Türk evladının kafasında tek şey vardır: Türk Milleti’nin varlığını sürdürmesi. Eğer Çanakkale geçilirse başkent işgal edilecek, Türk Milleti’nin bağımsızlığı ortadan kalkacaktır. Çanakkale bir davadır ve can pahasına savunulmalıdır.

Türk evladının artık vatan ve savunmasını bir dava olarak görmesinin vakti gelmiştir. İlk mevzi de Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Türk milleti tavrını ortaya koymalı, o adamı o koltuğa oturtmamalıdır.

Türk Milleti, Çanakkale cephesine giderken tek dayanağı damarlarındaki asil kandı. Bugün de damarlarımızdaki asil kandan başka dayanağımız yoktur. Vazifeyi devlet kurumlarına, Ordu’ya bırakmak, en basit söylemle görevden kaçmaktır. Tarih bu kutsal görevi bir kez daha Türk Milleti’nin omuzlarına yüklemiştir. Vakit toparlanıp mücadele etme zamanıdır. Bu toparlanış Milli Mücadele çatısı altında olacaktır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe