w

19.03.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim


Brezilya



Meksika

Uruguay

Guatemala

Kolombiya

Bush, Latin Amerika turunda gittiği her ülkede protesto edildi

ABD Başkanı George Bush bozulan ilişkileri düzeltmek üzere gittiği bir haftalık Latin Amerika turundan hiçbir sonuç alamadan geri döndü. George Bush, 8 Mart’ta başlayan ve 5 ülkeyi kapsayan bu turdan yalnızca protestolarla ayrıldı. Latin Amerika ülkeleri arasındaki itibarı bir hayli kötü olan ve yıllarca arka bahçesi olarak gördüğü bu ülkelerdeki yandaş iktidarları birer birer sosyalist yönetimlere kaptıran Bush’un bu gezi ile etkinliğini arttırma çabaları tamamen sonuçsuz kaldı.

Bush, gezisine başlamadan önce Latin Amerika ulusunun gönlünü kazanabilmek için “Biz de Bolivar’ın çocuklarıyız.” demiş; fakat ülkesinin adını “Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti” olarak değiştiren Hugo Chavez “O kendini Simon Bolivar’ın çocuğu olarak adlandırıyor! O aslında başka bir şeyin çocuğu...” diyerek gereken yanıtı vermişti. Şimdi Bush’un gezide nelerle karşılaştığını ülke ülke inceleyelim.

Gezisinin ilk durağında Brezilya’ya uğrayan Bush’un bu ülkeye varmasıyla birlikte Sau Paulo adeta savaş alanına döndü. Binlerce göstericinin Bush’u protesto ettiği olayları yatıştırabilmek için polis göz yaşartıcı bomba kullanmak zorunda kaldı. Protesto gösterileri ABD elçiliğinin taşlanması ile başladı. Ayrıca ziyaretin 8 Mart’a rastlamasından dolayı Dünya Kadınlar Günü yürüyüşü de adeta Bush’u protesto gösterisine dönüştü. İnsanlar kadın haklarını savunmak yerine Bush’u protesto etmeyi tercih ettiler. Yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bu yürüyüş sırasında bol bol “Bir numaralı teröriste ölüm!” sloganları atıldı. Porto Alegre kentindeki eylemciler ise Bush’un kuklasını yaktılar. Göstericiler Bush’u savaşın baş kışkırtıcısı ve gezegenin baş kirleticisi olarak niteledi.

Bush’un ikinci durağı ise Uruguay oldu. Burada da açılan pankartlarda Bush için “soykırımcı, işgalci, faşist ve savaş suçlusu” gibi gerçekliği kuşku götürmeyen lakapları kullanan Uruguaylılar, Bush’u düş kırıklığına uğrattılar. ABD Başkanı George Bush ile aynı anda Güney Amerika ülkelerini ziyarete çıkan Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise Arjantin’de ABD Başkanı’nı protesto gösterilerine katıldı. Bush’a bu sefer de “siyasi kadavra” diye seslenen Chavez, “Bush, ziyaretini sabote etmek için geldiğimi sanıp korkmasın, yalnızca rastlantı!” dedi. İç savaş sırasında yakınlarını kaybedenlerin kurduğu “Meydan Anneleri”nin düzenlediği mitingde 20.000 kişiye seslenen Chavez, “Bu eylem, Güney Amerika’nın kahraman topraklarında, Amerikamızın kahraman topraklarında, emperyalist patronun varlığına ‘hayır’ demek için düzenlendi.” diye konuştu. Chavez, Bush’un ikiyüzlülük madalyası almayı hak ettiğini söyledi ve ABD Başkanı’nı bozuk plağa benzetti.

Bush’un bir sonraki durağı ise Kolombiya oldu. Latin Amerika’da belki de kendisine destek bulacağı ve milyarlarca dolarlık askeri yardım yaparak barış sürecini durdurduğu tek yer olan Kolombiya’da yakın dostu ve müttefiki olan Devlet Başkanı Alvaro Uribe ile görüşen Bush bu sefer işi sağlama almak amacıyla başkana “kişisel destek” sözü verdi. Amerika’ya yönelik uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi yolundaki çalışmalarındaki başarıları nedeniyle de teşekkür etti. Başkanın bunları söylediği sırada ise başkent Bogota’da 2.000 kişi bir gösteri düzenleyerek onu protesto etti. Polisle çatışan halk, bulabildiği Amerikan bayraklarını yakarken, güvenlik güçleri sert müdahalelerle göstericileri dağıtmaya çalıştı. Kolombiya’da 22 bin güvenlik görevlisi Bush’u korumak için görevlendirildi.

Kolombiya’nın ardından Guatemala’ya geçen Bush diğer ülkelerde olduğu gibi yine protestolar eşliğinde karşılandı. George Bush’un Guatemala Cumhurbaşkanı Oscar Berger’le yaptığı görüşmede güvenlik, ticaret, göçmenlerin statüsü gibi konuları konuşuldu. George Bush’un Maya uygarlığına ait arkeolojik bir bölgeyi gezmesinin ardından onun kötü ruhları peşinden getirdiğine inanan Maya yerlileri ziyaret sonrasında Başkan’ın ayak bastığı yerleri tütsüledi, çiçekler ekti, suladı. Yerli din adamları Bush’un kötü ruh taşıdığını söyleyerek, onun getirdiği kötü ruhları buralardan uzaklaştırmaya çalıştıklarını söyledi.

Gezisinin son durağı olan Meksika’da binlerce göstericinin elindeki “Katil Bush, senin gibi komşu istemiyoruz” yazılı bayraklar, Bush’un ziyaretinin Meksikalılar için ne anlama geldiğini oldukça iyi ifade ediyordu. Bu seferki protesto gösterileri ise öncekilerden çok daha sert oldu. Göstericiler, Washington’un Meksika sınırına güvenlik çitleri yerleştirme planını protesto etti. Bush’un kaldığı otele doğru yürüyüşe geçen halk, binayı çevreleyen güvenlik engelini aşmaya çalıştı. Bunda başarılı olamayan göstericiler kaldırım taşlarını sökerek engelin diğer tarafında duran polislere fırlattı. 30 kişilik maskeli bir grup ise ABD Büyükelçiliği’ni koruyan polis bariyerine saldırdı. Olaylar üzerine çıkan çatışmada çok sayıda protestocu tutuklandı.

Chavez ise, Haiti’ye vaat ettiği yardımları açıklamak üzere uğradığı kısa gezisinde yoksulların oluşturduğu büyük bir kalabalık tarafından coşkuyla karşılandı. Port-au-Prince’deki havaalanında Devlet Başkanı Rene Preval tarafından karşılanan Chavez, halkın yoğun ilgisi yüzünden kentin sokaklarında çok yavaş ilerleyebildi. “Çok yaşa Chavez, kahrol Bush!” sloganları atan kalabalığa Chavez, “Buraya Haiti’ye olan sevgimizi ve yükümlülüğümüzü göstermek için geldik.” şeklinde konuştu. Chavez ayrıca Haiti’yi yoksul durumdaki ülkelere ayrıcalıklı petrol tedarikinin söz konusu olduğu Petrocaribe adlı birliğe dahil etti.

Kısacası Bush’un Latin Amerika gezisi hiç de umduğu gibi geçmedi. Gittiği her yerde protestolar ile karşılaşan George Bush, insanları daha da öfkelendirmekten başka bir şey yapamadığı gibi Chavez’in gölgesi altında kaldı ve alaycı çıkışlarını sineye çekmek zorunda kaldı. Chavez ise, gittiği her ülkede sevgi gösterileriyle karşılandığı gibi, gücünü daha da arttırarak döndü. Latin Amerika ulusu gerçekten kimin ne çocuğu olduğunu biliyor. Bush’un her gittiği yerde Chavez’den hakaret yemesine rağmen ısrarla gezisini sürdürmesi, insana ister istemez ayı ile avcı fıkrasını da anımsatmıyor değil.


İşbirlikçiliğin kaçınılmaz sonu

Irak lideri Saddam için idam kararını veren Kürt yargıç Rauf Abdülrahman çareyi İngiltere’ye kaçmakta buldu. ABD ordusunun Irak’ı işgal etmesiyle birlikte ABD tarafından Saddam’a idam kararı vermekle görevlendirilen yargıç, yaşamının tehlike altında bulunduğunu ve sayısız tehdit aldığını söyleyerek geçen aralık ayında turist vizesiyle gittiği İngiltere’den sığınma talebinde bulundu.

Saddam’ın davasına bakan ilk yargıç Rizgar Muhammed Amin’in yumuşak davranmakla eleştirilmesi üzerine bu göreve atanan yargıç birçok tartışmayı da beraberinde getirmişti. Yakınlarının Saddam tarafından Halepçe’de öldürüldüğü ileri sürülen yargıcın bu göreve atanması ABD’nin davadan ne beklediğini gösterir nitelikteydi. Kürt yargıcın son derece sert yönetimi birçok kişinin de tepkisini çekmiş, sanıklardan biri olan Saddam’ın üvey kardeşi Tikriti bu sert tavırlara sinirlenerek Kürt yargıca “O... çocuğu” diye küfür etmişti. Yargıç aynı davada Saddam’ın savunma avukatlarından Büşra Halil’i de duruşma salonundan çıkartmıştı.

Fakat bu sığınma talebinin kabul edilmesi bu aralar biraz zor olabilir; çünkü iki oğlundan biri Irak’ta savaşan, diğerinin ise İngilizleri Irak’ta askerliğe özendirmek için hazırlanan afişlerde fotoğrafı bulunan Jamaikalı bir kadın İngiltere’den sınırdışı edilmek üzere. 69 yaşındaki Joy Bowman’ın oğulları İngiltere için savaşmasının karşılığını yurttaşlık hakkı kazanarak aldı; ama annenin İngiltere’ye sunabileceği böyle bir hizmeti yok. O yüzden şimdi 15 yaşındaki kızı ile birlikte sınırdışı edilmek üzere. Tıpkı Saddam’ın idam kararını vererek işbirlikçiliğin gereğini yapan Kürt yargıcın artık verecek bir şeyi kalmadığı gibi. Oğulları ise durumu biraz geç kavramış gibi görünüyor: “Anlaşılan bu ülkeye hizmetimiz hiç hesaba katılmıyor.”


Angola IMF’ye kapıyı gösterdi

Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Angola’nın Maliye Bakanı Jose Pedro de Morais, Uluslararası Para Fonu’na gönderdiği mektupta, “IMF’nin hazırlayacağı bir ekonomik programın Angola’nın şu ana dek sağlamış olduğu ekonomik ve sosyal istikrarın korunmasına yaramayacağını” belirterek yardıma gereksinim duymadığını söyledi.

IMF’nin vereceği krediler için siyasi koşullar ileri sürmesinden rahatsız olan hükümet iç savaş sona erdikten sonra, başlıca ihraç ürünü olan petrolün uluslararası fiyatlarının yükselmesi ile Batı’ya olan bağımlılıktan kendini kurtarmaya başlamıştı. Darısı IMF’den para almak için her istediği siyasi koşulu anında yerine getiren ve hâlâ bir Angola kadar olamayan ülkelerin başına.


Medyum, Apaçi... Sırada ne var?

Daha önce İngiltere’nin Ladin’i medyumlar aracılığı ile aradığını yazmıştık. İngiltere medyumlardan sonuç alamadı; ama ABD şansını Apaçiler ile denemek istiyor. Her yıl akıttığı milyarlarca dolara, her türlü teknolojik alete, binlerce muhbire karşın anlaşılan ABD istihbaratı yine çuvallamayı sürdürüyor.

Başına 25 milyon dolar ödül koyduğu Ladin’i bulmak için tüm istihbarat yöntemlerini kullanıp başarılı olamayan ABD bu kez teknolojinin hiçbir nimetinden yararlanmayan, tamamen “ilkel” bir biçimde iz süren Apaçilerden oluşan 21 kişilik bir timi devreye soktu. Apaçilerinin yalnızca atalarından öğrendikleri işaret okuma tekniklerini kullanıyorlar. Ağaçlar, yerdeki ayak izleri, bir dala takılan saç teli gibi işaretlerle iz sürüyorlar.

1972 yılında kurulan tim ilk görev olarak uyuşturucu kaçakçılarını yakalamakta kullanıldı. CIA’dan ve MI6’dan umudu kesen ABD ve İngiltere bakalım daha ne kadar böyle yaratıcı fikirler bulmayı sürdürecekler.


İran PKK’ya darbe vurmayı sürdürüyor

İran Türkiye’nin yapamadığını yapıyor ve PKK’ya (PEJAK) ardı ardına darbeler indirmeyi sürdürüyor. Farsça yayımlanan Cumhuri İslami gazetesinin haberine göre son günlerde sıklaştırılan operasyonların sonucunda 207 terörist tutuklandı. Batı Azerbaycan Emniyet Müdürü Hasan Keremi’nin açıklamasına göre tutuklananların % 90’ı PKK’lı, geri kalanları ise İran ve Suriyeli...

evrim Muhafızları 3. Tugay Komutanı’nın bulunduğu helikopterin düşmesinden sonra bölgedeki operasyonları artırdıklarını belirten Keremi, “Bütün teröristler yok oluncaya kadar operasyonlar sürecek.” ifadesini kullandı. İranlı yetkililer daha önceki açıklamalarında gerektiği teröristleri yok etmek için sınır ötesi operasyon bile yapabileceklerini açıklamışlardı.

Bu arada daha önce de yazdığımız gibi Rusya İran’ın nükleer programına verdiği desteği belirsiz bir tarihe kadar durdurduğunu açıkladı. Rus yetkililerin yaptıkları açıklamaya göre gerekli olan nükleer yakıt bu ay bu ay teslim edilmeyecek. Daha önce yapılan anlaşmalar gereği Rusya nükleer yakıt çubuklarını Buşehr’deki reaktör tamamlanmadan altı ay önce İran’a teslim edecek ve tesis 2008 Ocak ayından itibaren faal duruma geçecekti. Her ne kadar sorunun İran’ın her ay ödemesi gereken 25 milyon doları aksatması olarak gösterilse de, olayın perde arkasında ABD’nin Rusya’ya yaptığı baskının söz konusu olduğu dile getiriliyor. Görülen o ki, Rusya kendi çıkarları zedelenmeye başladığında İran’ı feda etmeye hazır.


Ufak ufak tüyelim, mehtap uyanmasın

Bütün çabalarına karşın girdiği Irak bataklığından bir türlü kurtulamayan ve her geçen gün asker kayıpları giderek artan ABD sonunda çareyi tüymekte bulmuş gibi görünüyor.

Irak şu anda işgalin başlamasından öncesine göre çok daha fazla istikrarsız durumda. Bunu ABD Başkanı George Bush’un katıldığı bir televizyon programında itiraf etmesinin ardından, Pentagon’un hazırladığı ve 2006 yılının son çeyreğinin değerlendirildiği raporda ülkede artık bir iç savaş durumumun söz konusu olduğu değerlendirilmesine yer verildi.

ABD’nin Irak’a atadığı yeni komutan olan Genaral David Patreus başta olmak üzere birçok askeri yetkilinin “Irak’ta askeri bir çözüm artık olanaksız.” diyerek yenilgiyi kabul etmesinin ardından Pentagon’un gizliden gizliye bir B Planı hazırlamakta olduğu konuşulmaya başlandı.

Plana göre ABD’nin daha önce El Salvador’da uyguladığı planın aynısı bu kez Irak’ta uygulanacak. 1981-1992 yılları arasında ABD, El Salvador’da gelişen sol akımları bastırmak için askeri diktatörlük hükümetine 7 milyar dolarlık yardım yapmış ve 55 Yeşil Bereli de El Salvador ordusunun solcu gerillalara (FMLN) karşı sürdürülen savaşta eğitim için görevlendirilmişti.

Şimdiki plana göre de ABD ordusu gerektiği zaman Irak’tan çok hızlı bir şekilde tüymenin planlarını yapıyor. Çekilen askerlerin yerini üst düzey subaylar alacak ve işbirlikçi Irak hükümeti ordusunun direnişçilere yönelik operasyonlarını yönetecek.

ABD'den önce Nikaragua, İspanya, Dominik Cumhuriyeti, Honduras, Filipinler, Tayland, Yeni Zelanda, Tonga, Portekiz, Hollanda, Norveç, Ukrayna, Japonya, İtalya ve Slovakya askerlerini çekip sıvışmıştı.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe