w

19.03.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün

Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenToplumsal duyarlık…

Düşünmekten kendimi alamıyorum: Değişmeler olumlu mu, olumsuz mu? Gençlerin tutum ve davranışlarından TV izlencelerine, gazetecilerin yazdıklarından siyasetçilerin düzeylerine değin kişisel ve kurumsal her alanı gözden geçirince neler kazanıp neler yitirdiğimiz daha iyi anlaşılıyor. Toplumsal barışı güçlendirecek, sorunlarımızın çözümlenmesinde etkisine gereksinim duyulacak en değerli öğe toplumsal duyarlıktır. Özbenliği, özseverliği aşan ölçüsüz kendini düşünmek bencilliktir. İnsanımız giderek çıkarına daha düşkün duruma geldi. Parasal yönden olduğu kadar kendini öne çıkarma, yararlanma, ün ve san sağlama, bir yerlere gelme, yükselme gibi güdülerine tutsak duruma düştü. Bir yurttaşımızın karşılaştığı olumsuzlukla ilgilenmek insanlık gereği olmasına karşın kendisine dokunulmadıkça kimse ilgilenmiyor. Toplumu etkilemekle birlikte kendine doğrudan yönelik değilse aykırılık ya da saldırı olsun çok kimse umursamıyor. Üstelik uyarıcı olması gereken kimi oluşumlara karşın. Örneğin, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Körfez Savaşı’na katılma görüşüne karşı çıkan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın görevi bırakması kimseyi uyandırmadı. AKP iktidara gelince Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın ve Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı’nın ayrılmaları kimseye bir şey anlatmadı. Duyarlığını yitiren bireyler gibi toplum da tepki göstermezse sakıncaların ve kötülüklerin önünü almanın olanağı yoktur. Tüpraş önceki Genel Müdürlerinden Dr. M. Kemal Işık karşılaştığı bir olay nedeniyle hukuk savaşımı veriyor, kitap yazıyor, anlatıyor, medyamıza bakınız, nelere yer veriliyor ama bu tür uğraşları halkın gözünden kaçırıyor. TESK’e ve Genel Başkanı Derviş Günday’a karşı iktidarın saldırı nitelikli çabaları gereken tepkiyi görmüyor. Başkalarına yapılan kötülüklere ilgisiz kalanlar yarın kötülüklerle karşılaştıklarında başvuracak, dayanacak, yardım isteyecek hiçbir şey bulamazlar. 3 Temmuz 1984 günlü Cumhuriyet gazetesinin 2. sayfasında yayımlanan “En Tehlikeli Toplumsal Hastalık: Umursamazlık” başlıklı yazımı anımsadım. Duyarlık, öncelikle bir kişilik, eğitim, uygarlık sorunudur.

Açlıkla, hastalıklarla, savaşla, suçlarla ne ölçüde ilgileniyor ki kadınlarımızın yaşamlarıyla, yaşadıklarıyla, haklarıyla ilgilenilsin? Yasama organlarındaki kadın temsilci sayısına, öbür ülkelerle karşılaştırarak, başlangıçtan bugüne eğildiğimizde mutluluk duyabiliyor muyuz? Son altı yılda 1129 töre cinayetine karşın toplumsal ve hukuksal hangi önlem alındı? Berdel, başlık parası, kan dâvaları için ne yapılıyor? Aşiret-tarikat düğümleri çözülebiliyor mu? Feodal yapı, şeyhlik, reislik sürmüyor mu? Köklü bir önlem alındığını, alınacağını söylemek güçtür.

Yanlışlıklar

İktidar, Cumhurbaşkanının bir kez daha görüşülmek üzere yasama organına geri gönderdiği yasaları düzeltecek yerde direnme yolunu yeğliyor. Oysa, hukuksallaşma yönünde kendisine bir olanak, bir fırsat tanınmış oluyor.

Öteden beri sözünü ettiğimiz seçim muslukları açılıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için “sürpriz”den sözeden yazgıcı kesim anlamadığı görülen Anayasa kurallarını işine geldiği gibi yorumlayarak kaosa yol açıyor.

23 Nisan’da toplanacak 4. Türkiye Öğrenci Meclisi’ne yine yaşlı bir imam hatip öğrencisi seçiliyor.

Her organı, her birimi ele geçirmek, amaçladığı düzeni bir an önce olmasa bile mutlaka gerçekleştirmek isteyen iktidar, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçimi engellemekten ötede önlemeye çalışıyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin bu sorunu aşmaları bekleniyor.

Bu yöndeki olumsuz çabaları yetmiyormuş gibi yargı bağımsızlığına tümüyle aykırılık oluşturan bir yapı peşinde koşan iktidar, yargıç ve savcıları zorunlu üyelikle siyasal sayılacak bir yapı altında toplamak, YARSAV’ı güçsüz ve geçersiz kılmak istiyor. Olacak şey değil.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü yine sıkmabaş mesajlarıyla geçti. TBMM dinleyici bölümüne şapkalı kadınların alınmayıp sıkmabaşlıların doldurulması nerelere götürülmek istendiğimizin kanıtlarından biridir.

Ümmetçi siyasal partiyi milliyetçi gösteren sormacalar yayımlanıyor. Bu etkileme büyük bir dayatma, büyük bir yanılgıdır. Bir kez bizim için gerçek milliyetçilik, çağdaş milliyetçilik olan Atatürk milliyetçiliğidir. Atatürk milliyetçiliğinden söz etmeyip, ırkçı eğilimlere, özendirici söylemlere, kimi ilkel özentilere bakıp “yıkıcı şoven milliyetçiliği-militarizm...” ya da “bölücü milliyetçilik” sözlerini kullanmak çok yanlış. Bu durumları milliyetçilik kapsamında göstermeden, milliyetçilikle birlikte anmadan eleştirip kınamak gerekir. Atatürk milliyetçiliği bu sakıncalı eğilimlerin hiçbirisiyle bağdaşmaz. Bunlar milliyetçilik değil, tutuculuk, hattâ gericiliktir. “Halklar” sözü ulus yapısı içinde “kardeşler” sözüyle anılarak yumuşatılmaya çalışılan bir bölücülüğü yansıtıyor. Gerçek temiz anlamından soyutlanıp bir ayrılıkçı vurgulama aracı oluyor. Yurttaşlık ve ulus kavramları yeğlenmiyor, itiliyor. Ümmetçiler zaten bu onurlu kavramları benimsemiyor, kürtçülere, ermenicilere, azınlıkçılara, neoliberallere benimsetmek de güç.

Milliyetçilik düşmanlığı dışlar. Örneğin, Almanların, İngilizlerin, Amerikalıların, Yunanlıların, Arapların, Fransızların, İsveçlilerin, Danimarkalıların vs. karşısındayım. Tutumlarına katılmıyorum, kınıyorum ama asla düşmanları değilim. Kişiliğime yönelik terbiyesizlikleri, saldırıları belirgin onursuz, soysuz, ahlâksız, ilkel, sapık ve sapkın kimseleri kınarım, eleştiririm, paylarım, yaptırımlarla hukuk içinde karşılanmalarını isterim ama asla düşmanlık gütmem, yıkılmalarını, yok olmalarını düşünmem. Kürtlere değil, Kürtçülüğe; Ermenilere değil, Ermenicilere, Rumlara değil, Rumculuğa karşıyım. İnanca değil, din sahtekârlarına karşıyım. Sahte Atatürkçülere karşıyım. Türlü ve değişik milliyetçilik olmaz. Kimilerinin milliyetçiliği yanlış algılaması, yanlış yorumlaması, milliyetçiliğin yükselmesini sakıncalı göstermesi, milliyetçiliğin değerini ve önemini azaltmaz, anlamını ve niteliğini bozmaz. Milliyetçilik, milliyetçiliktir. Bilmeyen öğrenmelidir. Atatürk ilkelerinden biridir. Milliyetçiliğimizi “ırkçılık-turancılık, Türk-İslâm sentezi, Türk-Kürt sentezi, Kürt-İslâm sentezi” gibi bozukluklarla birlikte göstermek yabancılaşan karşıtların oyunudur.

Nerden nereye

Atatürk ilkelerini, lâikliği, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini, yargı bağımsızlığını, hukuk devletini, gençliği, bilimselliği savunup eleştiri ve önerilerimle çağdaşlık koşusunu vurguladığım zaman beni “çok konuşmakla” suçlayanlardan kimileri şimdilerde “alışılmışın dışına çıkmak”tan söz ediyor. Yazarlar da “hukuku görmek” istiyor. Geçmişi unutmak ne kadar kolay, biraz da anımsasalar ya.

Yine ABD

ABD, İran’ın Irak sınırları içinde operasyon yapmasına, Kerkük’ün Kürtlerle doldurulmasına, PKK’nın Türkiye’ye saldırılarına bir şey demiyor, Türkiye’nin PKK saldırılarını önleme operasyonunu istemediğini söyleyip karşı çıkıyor. Kendi işgâlini unutuyor. Sen Irak mısın? Irak senin mi? Sınır ve toprak senin malın mı? Türkiye senin yaptıklarını yapmayacak, işgâl etmeyecek, mikropları temizleyecek.

Fazlası zarar

Ankara’da protokol için cami yaptırılacakmış. Çok yönden sakıncalı dinsel sömürü örneği sayılır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe