w

19.03.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Ekonomi

Prof. Dr. Cihan Dura

Dünya ekonomisi çöküşe mi sürükleniyor?

Bu başlık İngiltere’nin saygın gazetelerinden “Independent”da yer aldı.

Dünya borsaları şubat sonunda sarsıldı. Dow Jones endeksi 17 Eylül 2001’den bu yana en sert düşüşünü yaşadı. Aynı eğilim Nasdaq endeksinde de kaydedildi. Satışlardaki gerileme iki sebebe bağlandı: Bir, Çin’deki düşüşün yarattığı kaygılar; iki, ABD’nin ekonomik büyümesinin yavaşlayabileceğine dair veriler.

-Bazı uzmanların “Şanghay Hapşırığı” olarak adlandırdığı gelişmeler, Çin’de Şangay Borsası’nın -son 10 yılın en sert düşüşüyle- yüzde 9 oranında değer yitirmesine yol açtı. Ayrıca Japon Yeni’ndeki hızlı yükseliş çalkantının şiddetini artırdı.

-Dünya ekonomisinde beklenen yavaşlamayı “kaçınılmaz” olarak niteleyenler var. Bunlardan biri olan “Independent” yazarı Hamish McRae’ye göre belirsiz olan, bu yavaşlamanın ne zaman gerçekleşeceği… Durgunluk şöyle bir yol izleyecek:

Önce Amerikan ekonomisi, muhtemelen emlak piyasasındaki çöküş sonucu durgunluğa girecek. Ardından, emlak piyasasındaki bu çöküş dünyanın diğer ülkelerine de sıçrayacak. Son olarak enerji fiyatlarında da artışlar olacak. Amerikan Merkez Bankası’nın eski başkanı Alan Greenspan da “bu yıl sonuna kadar ABD ekonomisinin durgunluğa girebileceği” görüşünde. Amerika Birleşik Devletleri’nin başkan adaylarından Senatör Hillary Clinton ise, son günlerde yaşanan gelişmelerin ABD için ciddi bir uyarı olduğunu düşünüyor. Çin’in de katıldığı küreselleşme süreci yüzünden, Amerika ekonomik egemenliğini giderek kaybetmekte.

Bununla birlikte ekleyelim ki, küresel satış dalgasının, geçici bir düzeltme hareketi olduğunu ileri sürenler de var.

Bana gelince, önce şu soruyu sormak istiyorum: Amerika’da emlak piyasasında beklenen durgunlukla, tutsat (mortgage) sisteminin durup dururken Türkiye’de buzdolabından çıkarılması arasında bir ilişki olabilir mi?

İkincisi, Hillary Clinton Amerikan ekonomisinin gerilemesini küreselleşme sürecine bağlıyor. Oysa küreselleşme emperyalizmin, geçmişte İngiltere’nin, günümüzde ABD’nin eseridir. Her ikisi de -yanlarına Fransa ve Almanya’yı da alarak- dünyayı bu yoldan sömürmüşlerdir H. Clinton’a inanırsak, anlaşılıyor ki silah ters tepmiş durumda. Demek ki Amerika Irak’a, Afganistan’a saldırısında çuvalladığı gibi, küreselleşme saldırısında da çuvallamış görünüyor. Demek ki evdeki pazarlık çarşıya uymuyor. Dünya o eski dünya değil artık. Bilgi ve iletişim teknolojileri öylesine gelişti ki, dünyada hiçbir haksızlık gizli kalmayacak. Emperyalizm en güvendiği silahıyla vurulacak...


Son ekonomik sarsıntıda en ağır yarayı Türkiye aldı

Global piyasalardaki son çalkantının dünya borsalarına faturası 2 trilyon doları aşmış bulunuyor. 27 Şubat’ta Şangay Borsası’ndaki düşüş öncesinde dünyanın en büyük 40 borsasında yer alan şirketlerin piyasa değeri yaklaşık 51 trilyon dolardı; aynı değer üç gün içinde 2 trilyon azalarak 49 trilyon dolara indi.

Dünya piyasalarında yaşanan bu depremden -geçen yılın Mayıs-Haziran dalgalanmasında olduğu gibi- en fazla zarar gören ülke yine Türkiye oldu. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) da, 40 ülke borsası içinde, dünyanın en hızlı değer kaybeden borsaları listesinde birinci sırayı aldı. 26 Şubat’ta 186 milyar dolar olan İMKB’nin toplam piyasa değeri -yüzde 9,5’lik düşüşle -1 Mart’ta 164 milyar dolara geriledi. Küresel çalkantının İMKB’ye üç günlük faturası 22.4 milyar doları buldu. Son dalgalanmanın ülkelerin para birimlerinde yaptığı tahribata baktığımızda YTL’nin yine en fazla değer yitiren para birimi olduğunu görüyoruz. 26 Şubat’ta 1,3850 YTL olan dolar kuru, üç günde yüzde 2,81 artarak 1,4250 YTL’ye çıktı.

Bu olumsuz etkiler çeşitli iç ve dış faktörlere bağlanabilir. Yurtdışı kaynaklı olumsuz gelişmelerin yanı sıra, içerde “hükümet ile Genelkurmay arasında, Kürt liderlerle görüşme konusunda yaşanan gerginliğin”, İMKB’deki kaybın tüm dünya borsalarından daha hızlı olmasının bir sebebi olarak ileri sürülmesi dikkat çekici. Ayrıca dünya piyasalarında yaşanan dalgalanmalarda yabancıların ilk olarak Türkiye gibi cari işlemler açığı yüksek ülkelerde yatırımlarını azaltma eğilimine girdikleri de ileri sürülmektedir.

Küreselleşmenin koşullarından biri sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi. Türkiye 1889’dan beri sermaye giriş ve çıkışlarını kayıtsız şartsız serbest bırakmış durumda. Sermaye giriş ve çıkışlarına hiçbir kayıt konmuyor. Öyle ki dünyanın belki de en serbest rejimi uygulanıyor. Dolayısıyla küresel ekonominin herhangi bir bölgesinde başlayan bir kriz Türkiye’yi anında etkileyebiliyor. Borsaların etkilenme derecesinin nispi yüksekliği de bundan olabilir.


Yabancılar Cevahir’i de ele geçirdiler

Türkiye ekonomisi büyük bir hızla yabancılaşıyor, özellikle “Ak” Parti iktidarı döneminde... Bankalar, büyük sanayi şirketleri, alışveriş merkezler, hatta vatan topraklarımız hızla yabancıların mülkü haline geliyor. İşte bunun en yeni örneklerinden biri:

Cevahir Alışveriş Merkezi de elden gitti; tamamı Kuwait Investment Authority fonunun sahip olduğu İngiliz şirketi St. Martins Property tarafından satın alındı.

St. Martins, Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hisselerini 2006 Kasım’ında satın almıştı. Bu defa 5 Mart 2007’de imzalanan anlaşmayla Cevahir Holding’in hisselerini de alarak alışveriş merkezinin tek sahibi oldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi; Cevahir Holding’le birlikte kurduğu Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki hisselerini 2006 Kasım ayında ihaleye çıkarmış ve ihaleye katılan tek şirket olan St. Martins Property belediyenin hisselerini KDV dahil 421 milyon 682 bin dolara satın almıştı. Toplam 346 bin metrekarelik kapalı alanıyla Türkiye’nin en büyük alışveriş merkezi olan Cevahir’de 107 bin metrekarelik kiralama alanı bulunuyor.

1924 yılında kurulan St. Martins Property ise İngiltere, Avrupa ve Avustralya’ya yayılan geniş portföyüyle yatırım ve varlık yönetimi alanında önde gelen şirketlerden biri olarak tanınıyor. Şirketin toplam portföyünün 3.7 milyar Euro olduğu belirtiliyor.


Zorlu yine mi alıp satacak?

Fransız - Belçika ortaklığı Dexia Bank Avrupa’nın en büyük 15 bankasından biri. Aktif büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük 30. bankası. Bu banka yabancımız değil: Denizbank’ın yüzde 75 hissesini mayıs ayında 2.44 milyar dolara satın almıştı. Ardından 2006 sonunda borsadan aldığı hisselerle bankadaki payını yüzde 99’a çıkardı. Böylece Denizbank da yabancıların mülkü olmuş oldu. Denizbank’ı yabancılara kim sattı? Onu da hatırlayacaksınız, bugünlerde adı manşetlerde: Ahmet Nazif Zorlu. Adının yeniden öne çıkmasının sebebi; İstanbul’un en değerli arazisi olarak nitelenen Zincirlikuyu’daki Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü arsasının ihalesi ve bu ihaleyi 800 milyon dolarla Zorlu Gayrimenkul’un kazanmış olması. Eğimli yapısı nedeniyle eşsiz bir Boğaz manzarasına sahip, 96 bin 505 metrekarelik arsanın Özelleştirme İdaresi tarafından yapılan ihalesi Ankara Swissotel’de gerçekleşti.

Batan Türkiye’nin malları ya bunlar, ihaleye yabancılar da katıldı: Dubai Şeyhi El Maktum’a ait Sama Dubai, İsrailli işadamı Sami Ofer ile Mehmet Kutman ortaklığı olan Global-Boğaziçi, Limak-Morgan Stanley, El Maktum’un diğer şirketi Emaar gibi…

Bu satış iki hususu akla getiriyor:

-Birincisi, bu adamlar öylesine alıştı ki milletin malını satmaya, iş bununla kalmayacaktır. Nitekim değerli gazeteci Emin Çölaşan çoktan haberini almış: Sırada İETT arazisi varmış, onu da satacaklarmış. Arkasından büyük kentlerdeki arsa ve araziler, yıllar içerisinde değer kazanan kamu kurumları gelecekmiş. Bu tayfa yumulmuş, okulların, devlet dairelerinin, hastanelerin dökümünü çıkarıyormuş. Hangi okulu satabiliriz, hangi devlet dairesinin arsasını okutabiliriz, bunların satışından gelecek paraların hesabını yapıyorlarmış.

-İkincisi, Ahmet Nazif Zorlu her ne kadar “Bankadan gelen parayla bu ülkenin taşına toprağına yatırım yapıyorum.” demiş olsa da, arsanın Zorlu grubu tarafından satın alınması biz Atatürkçüleri hiç sevindirmiyor. Şu bakımdan ki bu şahıs -yukarda değindim- devletten özelleştirme yoluyla kapattığı Denizbank’ın yüzde 75 hissesini Fransız-Belçika ortaklığı bankacılık grubu Dexia SA/NV’ye satan, denizciliğimizi başlıca finansman kaynağından yoksun bırakan kişidir. Sayesinde Atatürk’ün bir emaneti daha ortadan kaldırıldı, Denizcilik politikamız önemli bir aracını yitirmiş oldu. A. Nazif Zorlu, satıştan sonra da şöyle demişti:

“Satış bedeliyle yeni istihdam alanları yaratacağız.”

Ben de o sıralarda bir dergide şöyle yazmıştım:

“Bu söze inanmak mümkün değildir. Bu tip patronlar özelleştirilen kamu tesislerini işletmek üzere değil, bir süre sonra yabancıya satarak üzerinden kâr etmek için alıyorlar. Ahmet Zorlu’nun da derdi budur. Aydın Doğan da böyle yapmadı mı? O da Dışbank’ı, bir süre elinde tuttuktan sonra yabancıya devretti. Bu iki “al-satçı”ya sormalı: Türk halkının malını böyle alıp satarak ne kadar para kazandınız?”

Şimdi diyorum ki huylu huyundan vazgeçmez; Ahmet N. Zorlu yine aynı şeyi yapacaktır. Türk vatanının nadide bir parçası olan o trilyonluk arsalar da uzun vadede yabancıların eline geçecektir. Kendisi de gerçek niyetini ağzından kaçırmış. Buyurun, araziyi kapattıktan sonra, kendisine yöneltilen “Proje büyük, yabancılardan ortaklık teklifi var mı?” sorusuna şu yanıtı vermiş:

“Hiçbir zaman tekliflere kapalı olmadık… Yabancı tekliflerine de açığız. “

Elbette halkımıza gerçekleri söylemek için, o arazinin arkasını bırakmayıp takip edeceğiz.


Çin kısa vadeli dış borçlanmayı azaltıyor

Çin hükümeti, ülkenin ödemeler dengesinin istikrarı için banka ve mali kurumlardan kısa vadeli dış borçlanmalarını azaltmalarını istedi. Devlet Kambiyo İdaresi’nin Mart başında yayımladığı bildiride yer alan talepler şunlar:

-Ulusal bankalar kısa dönemli dış borçlanmalarını ay sonuna dek 2006 yılı kotasına nispetle yüzde 30 oranında azaltacak.

-Çin’de faaliyet gösteren yabancı bankalarla diğer mali kurumlar da yine ay sonuna kadar kısa vadeli dış borç miktarlarını 2006 kotalarının yüzde 60’ına kadar düşürecek.

Kambiyo İdaresi’nin bu talebinin gerekçesi, kısa vadeli borçlar başta olmak üzere dış borçların oldukça hızlı bir şekilde artma eğilimi göstermesi. Ayrıca Çin’in toplam dış borçları 2006 yılında yüzde 14 artış kaydetmiş. Dış borç toplamı 2005 yılında 281 milyar dolar (Türkiye’ninki 2006 sonlarında 200 milyar Dolar). Toplam dış borçlarda 2005 Eylülünde yüzde 55,8 olan kısa vadeli borçların oranı, 2006 sonunda yüzde 57’ye yükselmiş (Türkiye’de 2006 sonlarında % 22).

Türkiye’ninki ile karşılaştırılırsa, Çin’in dış borç stoku çok fazla sayılmaz; ancak Çin’de kısa vadeli borç oranı gerçekten yüksek. Bununla birlikte Çin ülke çıkarlarının gerektirdiği an, bankaların borçlanmasına kısıtlama getirebiliyor; hattâ bu kısıtlamaları yabancı bankalar için daha geniş tutabiliyor. AKP iktidarı bankalara, hele yabancı bankalara ulusal çıkar gerektirdiğinde böyle bir talimat verebilir mi? Hiç sanmıyorum. Profesörlerden olsun, hükümetten olsun, bizim neoliberaller işlerine geldiği zaman Çin’deki serbestleştirme uygulamalarını örnek gösterirler. Çin’in liberalizme ancak ülkenin çıkarları çerçevesinde izin verdiğinden, gerektiğinde en katı müdahale yollarına başvurduğundan haberleri var mı? Eğer varsa Çin’in bu tarafını da örnek olarak gösterecekler mi?


kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa...

1) Enflasyon, beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre şubat ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 0,43; Üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 0,95 oranında arttı. Böylece enflasyonda iki aydır tek haneyi gören Türkiye, yeniden çift haneli rakamlara dönmüş oldu. Yıllık enflasyon şubat itibariyla TÜFE’de yüzde 10,16; ÜFE’de yüzde 10,13 olarak gerçekleşti. Ocak ayı itibariyla yılllık artış TÜFE’de yüzde 9,93; ÜFE’de yüzde 9,37 olmuştu

2) Merkezî Kayıt Kuruluşu verilerine göre yabancı yatırımcıların İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’ndaki payı Şubat ayı sonunda yüzde 68,72’ye ulaşmış bulunuyor. Yabancı yatırımcılar 28 Şubat 2007 itibariyla yaklaşık olarak 8,7 milyar adet hisse senedi ile 55 milyar dolarlık piyasa değerini elinde bulunduruyordu. Geçen yıl aynı dönemde yabancıların borsadaki payı yüzde 67,26 düzeyindeydi.

3) Devlet Bakanı Ali Babacan ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Masası Şefi Lorenzo Giorgianni; Mart 2007’nin ilk haftasında bir araya gelerek, IMF ile yürütülen Stand-By Düzenlemesi’nin 6. Gözden Geçirme çalışmaları kapsamında son makro ekonomik durum ve beklentiler, kamu maliyesi, para politikası ve yapısal reformlar konusunda değerlendirmelerde bulundu. IMF heyeti şu hususlardaki değerlendirmelerini Bakan Babacan’a iletmiş: Ekonominin orta vadeli büyüme potansiyelindeki gelişimi için, rekabetin desteklenmesi, istihdam artışının büyümesi ve mali ve ekonomik temellerin daha da güçlendirilmesi politikaları; bütçe uygulaması, vergi politikası ve yönetimi, sosyal güvenlik ve bankacılık sektörü reformları.

Burada geçen “iletme” ve “değerlendirme” ne demek? Yanıt için M. Chossudowsky’den şu alıntı yeter: IMF ulus-devlet hükümetinden şunu kanıtlamasını ister: Kendisini IMF’nin istediği “ekonomik reform”u yapmaya ciddî bir şekilde adamış olmak… Bu kanıtlama IMF’ye verilen, “Niyet Mektubu” adlı bir belge ile yapılır. Hükümet bu belgede “makroekonomik politikalar ve borç yönetimi konusundaki temel yönelimleri”ni açıklar. Bu açıklama, ülkenin “IMF’nin ekonomiye ilişkin emirlerini yerine getirmeye hazır olduğu”nun teknik ifadesinden başka bir şey değildir. IMF bir ülkenin ekonomik performansını “IV. Madde Konsültasyonları” çerçevesinde yıllık olarak takip eder. İlgili ülkenin ekonomisini düzenli olarak inceler. Bu inceleme borçlu ülkenin ekonomik politikaları konusundaki “IMF gözetim faaliyetleri”nin temelini oluşturur.

4) ABD’nin Forbes dergisi 2006 yılı “dolar milyarderleri” listesini yayımladı. Listeye bu yıl 5 Türk daha girmiş bulunuyor. Bir önceki “milyarderler listesi”ne 21 kişiyi sokan Türkiye, 2006’da bu sayıyı 26’ya çıkarmış. Buna göre Finansbank’ı yüzde 46’sını 2.7 milyar dolara Yunan kamu bankası National Bank Of Greece’e satarak servetini 3.5 milyar dolara yükselten Hüsnü Özyeğin 249’uncu sırada. Onu Türkcell’deki %52 hissesini TelliaSonera’ya satan Çukurova Holding’in patronu Mehmet Emin Karamehmet (serveti 2.4 milyar dolar, 390’ıncı) takip ediyor. Diğerleri sırasıyla şunlar: Erol ve Şevket Sabancı (2.1 milyar dolar, 458.), Şarık Tara (2 milyar dolar, 488.), Denizbank’ı Dexia’ya satan Ahmet Zorlu (1.8 milyar dolar, 557.), Dışbank’ı Fortis Bank’ın mülkü yapan Aydın Doğan (1.6 milyar dolar, 618.), Turgay Ciner (1.5 milyar dolar, 664. ), Koçbank’ı Unicredito’ya satan Rahmi Koç ve Semahat Arsel.

İş adamlarımızın Forbes listesine nasıl girdiklerini söylemeye gerek var mı?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe