w
|
Gökçe Fırat |
Faşizme karşı halk partisi olmak Tayyip Erdoğan’ı Başbakan yapanlar şimdi de Cumhurbaşkanı yapacak Görev sadece Baykal’ın değil aslında tüm CHP’lilerindir. Kısa bir geçmiş dönem muhasebesi yapalım önce... Tayyip Erdoğan 2002 seçimleri öncesinde siyasi yasaklıydı. Milletvekili olamayacağı gibi muhtarlık seçimlerine bile girme hakkı yoktu. İşte böylesi bir ortamda AKP seçimlere girdi ve birinci parti olarak çıktı. Başbakan Abdullah Gül oldu. Hemen sonrasında AKP hükümeti hükümet olmanın verdiği gücü de kullanarak, Anayasayı ihlal ederek, seçim kanununu çiğneyerek Siirt milletvekilini istifa ettirerek Tayyip Erdoğan için milletvekilliği seçimine gitti. Tüm bu operasyon sürerken CHP olan biteni izledi. Hatta Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliğine yeşil ışık yaktı. Kimi görüş sahiplerine göre Tayyip Erdoğan’ın partinin başında ve Başbakanlık koltuğunda olması onu sorumlu kılacaktı. AKP ve Tayyip Erdoğan böylelikle yıpranacaktı. Peki bugün neyi tartışıyoruz? Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını! Kimi görüş sahipleri yine benzer teoriler üretiyorlar. Bunlara göre Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması AKP’nin dağılması anlamına gelir. Böylelikle Tayyip Erdoğan etkisiz bir Cumhurbaşkanı olur, seçimlerde de CHP birinci parti olarak çıkabilir. Şimdi burada duralım ve bu görüş sahiplerinin üzerine bir ışık tutalım. Bu görüş sahipleri Tayyip Erdoğan’ı Başbakan yapıp, bugün bunları tartışmamıza neden olan kişilerdir. Eğer yine bu görüş sahipleri baskın gelirlerse, bir yıl sonra bu ülkede neyi tartışıyor olacağız acaba?! Tayyip Erdoğan’ın Başkanlığını mı, halifeliğini mi! Tayyip Erdoğan’ı önce milletvekili, sonra Başbakan yaparak bu ülkenin başına bu belayı saranlar, şimdi bu şahsı Cumhurbaşkanı yapmak üzeredirler. Bugün Başbakan koltuğundaki Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını engellemek için bile bu kadar zorlanıyorken, yarın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna da oturacak bu adamın ha-lifeliğini nasıl önleyebiliriz bir düşünün! Ve uyanın! Cumhurbaşkanlığı sonrası için değil öncesi için strateji Bugün Tayyip Erdoğan’ın veya başka bir AKP’linin Cumhurbaşkanlığı sonrası yapılacak seçime hazırlık yapan bir strateji baştan kaybetmeye mahkumdur. Cumhurbaşkanlığını da eline geçiren bu Kürt-İslamcıların bir daha seçim yapacağının garantisi yoktur, bu bir. Farzedelim böyle bir seçim oldu, bu seçimlerin nasıl bir ortamda yapılacağı ve böylesi bir durumda yine AKP’nin kazanacağını bilmek için çok da akıllı olmak gerekmemektedir, bu iki. Öyleyse tüm strateji AKP’nin önünü Cumhurbaşkanlığı seçiminde kesmek, onları bu mevzide engellemek, yıpratmak ve bir seçime zorlamaktır. Böylesi bir görevden kaçınan bir CHP’nin bir sonraki seçimde zaten hiç şansı olmayacaktır. Dikkat edelim son dönemde medya sürekli CHP’nin güç kaybettiği, AKP’nin gücünü koruduğu propagandasını yapmaktadır. Bu propagandanın nedeni basitir; CHP’yi sine-i milletten uzak tutmak. Bu güçlerin olası bir seçim döneminde de benzer bir rolle CHP’nin aleyhinde çalışacaklarını da tahmin etmek zor değildir. Baykal’ın görevi Bu noktada CHP Genel Başkanı Baykal’ın görevi başlamaktadır. Baykal hem Türkiye’nin hem de kendi partisinin geleceğini düşünüyorsa, bu ülkede iktidar olmak istiyorsa, AKP’ye siyasal bir savaş ilan edecek ve bu hükümeti yıkacaktır. Bunun alternatifi de yoktur. Eğer Baykal bunu yapmaz, yani bir “halk hareketinin üzerinde yükselerek iktidara gelme” programını gündeme almazsa olacaklar bellidir. Kötü senaryo Kürt-İslam faşizmidir. Ancak Baykal ve çevresi bu duruma nasılsa Ordu’nun izin vermeyeceğini düşünürlerse bu noktada da yanılıyorlar. Farzedelim Ordu böyle bir durumda “şu ya da bu yolla” bir müdahalede bulundu. Ondan sonra ne olacaktır peki? Tarihimizde buna benzer iki dönem var. Birincisi 27 Mayıs dönemi. DP diktatörlüğüne karşı “sizi ben bile kurtaramam” diyen İnönü bu noktada haklı çıkmıştır. Ama İnönü’yü Ordu bile iktidar yapamamıştır. 27 Mayıs’ın geçiş evresinin hemen ardından yine DP’nin devamı olan parti iktidara gelmiştir. Benzer bir dönem 28 Şubat’ta yaşanmıştır. 28 Şubat sonrasında da benzer bir durum hem CHP hem DSP için oluşmuştur. İktidar olan DSP iktidarda, muhalefet olan CHP ise muhalefette erimiştir! Buradan çıkan sonuç son derece öğreticidir: İşi Ordu’ya havale eden, diktatörlüğe karşı mücadele içinde halk örgütlenmesine gitmeyen sol partiler kaybetmektedir! Baykal böylesi bir tercihle karşı karşıyadır. Ya işi orduya havale edecek ve “müzmin muhalefet lideri” rolü ile avunacak ya da bu ülkede sol geleneğin kaderini değiştirmek için işe koyulacak ve bir “halk lideri” olarak iktidara yürüyecektir. CHP’lilere düşen İşte bu noktada tüm CHP üyelerine büyük sorumluluk düşmektedir. Türkiye’nin bu sağ iktidarlar altında yönetilmesini ve batırılmasını ülkenin değişmez kaderi olarak devam etmesini istemeyen herkes artık bir şeyler yapmak zorundadır. Sağ iktidarlardan yakınan ama bu iktidarı yıkmak için gereken cesareti göstermeyenlerin yakınma hakkı da kalmamaktadır. Tüm CHP üyeleri parti yönetimine sine-i millet yoluyla iktidar için baskı kurmalıdır. Faşizme karşı halk partisi olmak mı, yoksa faşizme yem olmak mı, CHP’liler karar versin... |