w
|
Kaya Ataberk |
Baykal göreve! Geçen zaman Kürt-İslam faşizmi lehine işliyor
Geçtiğimiz hafta TÜRKSOLU’nun kapağında yer alan “CHP’ye Çağrı: Meclis’i boşaltın!” sloganı, içinde bulunduğumuz son derece kritik ve tarihsel günlerde ulusal güçlere, Atatürkçülere ve tüm sola AKP’nin, Kürt-İslam faşizminin engellenmesi yönünde atılabilecek tek sonuç alıcı adımın gösterilmesi anlamına gelmektedir. Bugün geldiğimiz noktada biz gene çok açık ve net bir şekilde durumu ortaya koyuyoruz: Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını ve AKP’nin Kürt-İslam faşizmi rejimini kurmasını engellemenin tek bir yolu kalmıştır, o da CHP’nin bir an önce sine-i millete dönme kararını alarak TBMM sıralarını boşaltmasıdır. Bunun dışında gündeme getirilen tüm senaryolar geçersizdir ve Tayyip Erdoğan’ı engelleyemeyecektir. AKP ve Erdoğan, bir anlamda danayı yüzmüşlerdir ve kuyruğuna kadar gelmişlerdir. Son hamleyi ve dolayısıyla öldürücü-vurucu hamleyi yapmak için en uygun anı kollamaktadırlar. Bu çok akıllıca bir oyalama taktiğidir. Ortada tek bir görev vardır. Bu görev Cumhuriyeti yıkacak, Türkiye’yi bölecek, Türkleri Kürt-İslam faşistlerine esir edecek tertibin durdurulmasıdır. Bu noktada; sivil güçler yeterli örgütlülükten uzaktır, Ordu tek başına sürece engel olacak gücü kendinde bulamamaktadır, halk kaygıyla olanı biteni izlemek dışında bir şey yapamamaktadır. Ortada tek bir örgütlü güç vardır: CHP. Dolayısıyla yaşanan sürecin ve yaşanacakların tek sorumlusu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dır. Tarih, CHP’nin ve özellikle de Baykal’ın omuzlarına bu sorumluluğu yüklemektedir. Zaman zaman bireylerin alacağı tavırlar tarihin akışında belirleyici olur. O durumlardan birinin içinden geçerken artık kimsenin kendisini kandırmasının ve Türk milletini oyalamasının anlamı kalmamıştır. AKP, dört senelik icraatıyla Türkiye’yi bugünkü noktaya getirmiştir. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olmasından bu yana tüm ulusal güçler pasifize edilmiş, Ordu bile ciddi oranda susturulmuş, Kürt-İslam faşizmi devletin ve ülkenin her karış toprağını ve kurumunu istila etmiştir. Kalenin çeşitli yerlerinden düşman içeri girmiştir ve önemli bir hasarla karşı karşıyayız. Artık son dinamit de Cumhurbaşkanlığı seçimiyle patlatılacaktır ve kale yıkılacaktır. Açılan gedikten içeriye PKK’dan Barzani’ye, ABD’den AB’ye tüm Türkiye düşmanları artık açıklıkla girecektir. Durumun farkında olanların başında Baykal gelmektedir aslında. Daha yakın zamanlarda yaptığı bir açıklamasında Baykal bu istilaya değinmiştir: “AKP, kendi derin devletini, kendi gizli devletini, devlet içindeki devletini kurmaya başladı. Şantaj, Başbakan düzeyinde, TC tarihinde ilk kez…” Bu Kürt-İslam gestaposu, Şemdinli’yi, Danıştay’ı ve son olarak da Hrant Dink tezgâhını gerçekleştirerek gelmiştir ve şu anda da yeni tezgâhlar için beklemektedir; ama en büyük tezgâh Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu seçim Türkiye’de yapılacak son seçim olarak planlanmaktadır. Tayyip Erdoğan, seçimden başarıyla ayrılmasının ardından kendisini halife-diktatör yapacak adımları atacaktır ve adaylığını bilinçli bir taktik olarak açıklamamaktadır; son ana kadar da gizli tutacaktır. Böylelikle, gelişecek tepkilerin büyüme zamanının çok kısa olması sağlanacak ve kazasız belasız seçim atlatılacaktır. AKP’nin bu oyununa tüm ulusal kesimler gelmektedir. Bir kısım grup eyleme geçmek için adaylığın açıklanma tarihi olan 16 Nisan’ı beklemektedirler. Baykal ise, “Hele bir aday olduğunu açıklasın, ona göre tavır alırız.” havası içerisindedir ve hâlâ AKP’yi ortak bir isim üzerinde uzlaşmaya zorlayabileceklerini düşünmektedir.
Eğer, Baykal doğru tavrı almazsa ve beklemeye devam ederse Tayyip Erdoğan ve AKP bekledikleri tepkiyi istedikleri zamanda ve zeminde karşılayacaklar ve rahatça göğüsleyeceklerdir. AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ı aday yapmak dışında bir planı yoktur. Bülent Arınç, Tayyip Erdoğan’ın istediği ismi destekleyeceğini açıklamış durumdadır. Gene, Kemal Unakıtan’ın: “Başbakan ister, biz Cumhurbaşkanını seçeriz. Lamı cimi yok. Sadece bir buçuk aylık sabır süresi kaldı.” açıklaması da aynı mesajı vermektedir. Bu anlamda, Baykal’ın AKP’yi uzlaşmaya zorlama planının pek bir anlamı yoktur. Bu plan da en az Bahçeli’nin, Tayyip Erdoğan’ı köşke çıkardıktan sonra vatana ihanetten Yüce Divan’a götürmek planı kadar çıkışsızdır. Tayyip Erdoğan, zaman kazanmak istemektedir ve Baykal da ona istediği zamanı, yani bir buçuk aylık sabır süresini vermektedir. Baykal, Fethullahçı-Amerikancı psikolojik savaşa kapılmamalı Özellikle, başını Fethullahçı medyanın çektiği psikolojik harp dairesi Baykal’ın üzerine gitmektedir. Birinci propaganda malzemesi Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığıyla AKP’nin güç kaybedeceği, hatta bölüneceği iddiasıdır. Tayyip Erdoğan, parti üzerindeki hakimiyetini kaybedecek ve Çankaya’da yalnız kalacaktır. Bu iddialar, Tayyip Erdoğan’ın acilen başkanlık sistemine geçmek için adım atacağını gizlemek için ortaya atılmaktadır. Kurulacak faşist rejimde CHP’ye bile yer kalmayacağını görmek gerekir. Diğer taraftan TÜSİAD “Ortamı germeyin.” açıklamaları yaparak her iki tarafa da mesaj verir gibi görünürken, aslında CHP’yi frenlemek istemektedir. Bunun da tek anlamı Tayyip Erdoğan’ın sessiz sedasız ve sorunsuz seçilmesidir. Zaman gazetesi ise, her zamanki polis bülteni tadındaki haberinde ulusalcıların provokasyona hazırlandığını iddia etmektetir. Bu propagandayla da CHP’nin diğer sivil güçlere öncülük ederek girişebileceği bir engelleme kampanyasının önüne geçilmek istenmektedir. Fethullahçı-Amerikancı cephenin son aşama psikolojik saldırısıysa ideolojik kılıflarla gelmektedir. Bu iş için de Radikal gazetesi ve Hasan Bülent Kahraman gibi isimlerin kullanılması gelmektedir. Bu da son derece bayatlamış İdris Küçükömer tezlerinin tekrarlanmasıyla yapılmaktadır. Neşe Düzel, Radikal’de sormaktadır, Amerikancıların ideolojik “Kahraman”ı konuşmaktadır: “CHP, solun değil, devletin partisidir. Devlet, Ordu ve bürokrasidir; bu bloğun siyasi aracı da CHP’dir. CHP, dogmatik sağdır. CHP, MHP çizgisindedir…”. Kimse kusura bakmasın. Kimse bize Aydın Doğan’ın kucağından yaptığı solculuk yorumlarını dinletemez. Bunları dikkate alacak durumda değiliz; ama Baykal’ın bu propagandaya göğüs germesi gerekmektedir ve şu bilinmelidir ki bu kadar zırva sırf Baykal harekete geçmesin, görevini yapmasın diye servis edilmektedir. Kürt-İslam faşizmine karşı tüm sorumluluk Baykal’da Son konuşmasında Baykal, Tayyip Erdoğan’ın neden Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini açıklamaktadır: “Başbakan, niçin Cumhurbaşkanı olmamalıdır? Anayasal kurumlara teker teker saldıran, hatta haddini bildirmeye çalışan bir kişi Cumhurbaşkanı olamaz. Hikmetyar’ın önünde diz çöken, süklüm püklüm bir Cumhurbaşkanı olamaz. ‘Millet isterse laiklik de gider.’ diyen bir Cumhurbaşkanı olamaz.” Baykal’ın bu tespitlerine katılmamak mümkün değildir; ancak Baykal CHP grubunda yaptığı konuşmasına nasıl devam etmiştir: “…Olamaz. Olmamalıdır. Oldurtmayın. Oldurmak isteyenlere meydan bırakmayın. Türkiye’ye, Anayasa’ya sahip çıkın”. Burada çağrı kimedir? Oldukça havada kalan bu ifadelerin yine de CHP teşkilatına yapıldığını var sayıyoruz. Sonuçta gerçekten de Meclis’i boşaltacak ve sine-i millete dönecek olanlar da tüm muhalif kesimleri harekete geçirmek için inisiyatif alacak olanlar da CHP’dir, CHP’lilerdir. Ancak Baykal görmelidir ki, CHP’nin Genel Başkanı kendisidir. Bir partinin, bir siyasi harekete girişmesi için, bir kampanyayı yurt çapında örgütlemesi için, o partinin liderinin ilk inisiyatifi alması, tetiği çekmesi gerekir. Burada, tüm sorumluluk ve yetki Deniz Baykal’a aittir. Yapılabilecek ve yapılması gereken tek şey olan sine-i millete dönme hareketini tek başlatabilecek isim Baykal’dır ve bu sorumluluğu tarih ona yüklemektedir. Baykal göreve! CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kritik kararının verileceği bir aşamada bu kararı verecek kişi olduğunun bilincinde olmalıdır. Bugün Baykal iki seçenekle karşı karşıyadır. Birinci seçenek aymazlıktır. Bu yola girerse, CHP beklemeye devam edecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimi AKP’nin istediği gibi sonuçlanacaktır ve CHP büyük ihtimalle Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz karşılık alarak hiçbir şey yapamadan sürece seyirci kalmış olacaktır. Erdoğan’ın CHP’yi kapatıp kendilerini de tutuklayacağı, Kuvvet komutanlarını görevden alıp, “Miloseviç” mahkemelerine teslim edeceği günleri izleyecektir... Aslına bakılırsa bu durumda seyirci kalmak çok hafif bir ifade olarak kalmaktadır. Belki Baykal sine-i millet kararından kaçınarak; CHP’nin Meclis’i boşaltıp milyonlarca insanı sokağa dökmesine ve Erdoğan’ı durdurmasına engel olacaktır. Böylece de olaylara seyirci kalmış olacaktır; ancak tarihe basit bir seyirci olarak geçmeyecektir. Atatürk’ün kurduğu partinin son genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Kürt-İslam faşizmine ve dolayısıyla da ABD’ye teslim eden kişi olarak geçecektir. Diğer seçenek ise, Baykal’ın tarihsel görevini yaptığı seçenektir. Bu yolun tutulması durumunda Baykal, CHP’nin milletin arasına dönerek onu AKP’nin Kürt-İslam faşizmine karşı örgütlediği seçeneği yaratan kişi olacaktır. Buradan Baykal’ı tekrar Atatürkçü olmanın gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Eğer hâlâ kendisini bu değerlere bağlı hissediyorsa, tarihe Kürt-İslam faşizmini engelleyen kişi olarak geçecektir. Baykal göreve! |