w
Küçük adamın büyük(!) işleri Küçük adamların bir kısmı, büyük işler yapma hayalindedir. O zaman iki yoldan birini denerler. Ya kendilerini ve yaptıkları işi aşırı abartma ve önemseme eğilimi içine girerler ya da birtakım büyük güçlerin hizmetkârı olarak önemli bir şahsiyet haline gelmeye çalışırlar. Bizim İsmet tam böyle bir adam... Aydın Doğan’ın medya ordusundaki en küçük ve en az satan gazetenin başında kendine bir misyon biçti.
AB’ye giden yolda “radikal” liberal muhalefetin öncüsü ve sözcüsü olacaklardı; ama kısa bir süre içinde Türkiye’de AB işbirlikçiliğinin önü tıkandı. Doğan Medya ve TÜSİAD bile ABD’nin kurdurttuğu Kürt-İslam rejiminde hiyerarşinin alt sıralarına itilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. İsmet ise, yayın yönetmenliğini devraldığı gazetenin tirajını kısa sürede üçte bir oranına düşürerek hayallerindeki misyonun büyüklüğüyle ters orantılı bir yetenek düzeyi sergiledi. AB için yaşanan o heyecanlı günler, Denktaş düşmanlığı, Leyla Zana propagandası geride kaldı. Saf Amerikancı Kürt-İslam faşizmi artık demokrasi jargonuna bile ihtiyaç duymuyor. Operasyonlarla, yargısız infazlarla, sansürlerle dolu bir ülke gündemimiz var. İsmet kendine yine de yapacak bir görev bulur; ama Kürt-İslamcı tetikçilerden bile aşağı bir mevkide. Polis bülteni: Radikal Radikal gazetesini elinize alın. Elinizde bir gazete mi, yoksa ihbarname mi var anlayamazsınız. Eskiden Vakit gazetesi teröristlere hedef gösteren niteliğiyle ön plana çıkardı. Atatürkçü ve devrimci aydınların fotoğraflarını, isimlerini hatta adreslerini yayımlayan Vakit pek çok gerici terör eyleminin birinci dereceden sorumlusudur. En son Danıştay cinayeti buna örnek. Zaten bu davadan gıyaben tutuklu yargılanmaya başladılar. Ama artık şeriatçı teröristler yerlerini, Kürt-İslamcı faşizmin resmi terörüne bıraktı. Radikal gazetesi de bu noktada durumdan vazife çıkardı. Yeni bir nitelik kazandı. Alın, bu gazetenin sayfalarına bakın. Kendilerini polis, savcı ve hakim yerine koymuşlardır. Her gün bir insan ırkçı ilan edilmektedir. Tribünlerde açılan pankartlar “yasadışı eylem” olarak ihbar edilmektedir. Çeşitli dernek ve kurumlara faşist ve terörist yaftası yapıştırılmakta, hükümete bu kurumları kapatma, hatta Dernekler Kanunu’nu değiştirme çağrıları yapılmaktadır. Radikal gazetesindeki haberlerin üslubuna, hazırlanış tarzına, hedef göstericiliğine bakıldığında tek bir sonuca ulaşılabilir: Elinizde tuttuğunuz bir gazete değil, polis bültenidir. Cinayet’in arkasındaki güç kim?
Türkiye’de işlenen her siyasi cinayetten sonra bir soru sorulur: Önemli olan tetikçi değil, bu cinayetin arkasındaki güç kim? Son bir yılda yaşanan Kürt-İslamcı cinayet ve provokasyonlara bakalım. Bu olayların hepsinden sonra Radikal gazetesi, Fethullahçı Emniyet güçlerinden gelen fabrikasyon “haber”leri bazen de Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinden önlerine atılan “bilgi” kırıntılarını bültenleştirdi. Ve istisnasız tüm bültenlerin amacı olayı karartmaktı. Danıştay cinayetinde haftalarca yalan haberler uydurdular. Merkezine TÜRKSOLU’nu koydukları “derin devlet şemaları” çizdiler. Bu şemaların aynı anda hem Radikal hem Bugün hem de Yeni Şafak’ta aynı şekilde çıkması bile karşımızda değişik adlarla yayımlanan gazetelerin değil, tek bir polis bülteninin olduğunu göstermekteydi. Muzaffer Tekin’in evinde okuduğu TÜRKSOLU ciltlerinden tutun, Rauf Denktaş’a destek için toplanan on binlerce imzaya kadar her yerde Danıştay olayının izini aradılar. Sonuçta Muzaffer Tekin’e düzenlenen büyük komplo ortaya çıktı. Dava dosyasına ismi bile girmedi. Psikolojik harbin amacı zaten budur. Toplumun büyük kesimi bu gazete müsveddesi polis bültenlerinin yalan olduğunu bilir. Yapılan anketlerde siyasetçilere ve basına güven hep yüzde sıfırlara yakın çıkar; ama Danıştay cinayetine yönelik toplumdaki büyük öfkenin bastırılması ve gerçek suçluların gizlenebilmesi için yalancılıklarının tescillenmesi pahasına o yayınları yapmak zorundadırlar. “Yoldaşımız, kardeşimiz” dedikleri Hrant Dink cinayetinde bile saldırının arkasındaki Kürt-İslam çetesinin gizlenmesi için ellerinden geleni yaptılar. Her rütbeden asker ve her renkten “ulusalcı” suçlandı. Ne yapıp edip TÜRKSOLU’nu hedef alan şemalar yine çizildi. Ama yalanla tarih yazılmaz. Hitler faşizminin nihai diktatörlük için tezgâhladığı Reichstag yangınını herkes bilir. Parlamentodan kurtulmak için Hitler binayı kundaklar, sonra da en büyük muhalifi olan komünistleri kundakçılıkla suçlayıp hepsini hapse atar. Nazi basını her türden rezil yalanla bu tezgâhın propaganda ayağını üstlenir; ama olayın iç yüzü çok kısa sürede açığa çıkar. Hitler diktatörlüğünü kurmuş olsa da, rezil bir provokatör olarak damgalanmıştır. Kürt-İslam faşizminin nihai egemenliği için başlatılan provokasyonlar zinciri üzerinden henüz bir yıl geçti. Artık herkes gerçek suçluları biliyor. Tıpkı Hitler’in tezgâhladığı saldırılar ve düzmece senaryolar gibi Kürt-İslamcı faşistlerin cinayetleri ve ulusal güçlere karşı uydurdukları senaryolar açığa çıktı. Reichstag provokasyonun arkasındaki gerçek ismin Hitler olduğu artık sabittir. İsmet gibiler de, hareket ve tavırlarıyla son yaşanan cinayetlerin arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkarıyorlar. Açıkça Nazi basını rolünü üstleniyorlar. Son Hrant Dink olayında Fethullahçı polis amirlerinin apaçık ortaya çıkan rolünden dolayı, Zaman gazetesi bile yalan üzerine kurulu suçlayıcı ve karalayıcı yayın yerine, savunma ve aklanmaya dayalı yayını tercih etti. Fethullahçı polis amirleri bunun üzerine daha alt düzey bir gazeteyi kullanmak zorunda kaldılar. Radikal gazetesinde Alparslan Aslan’ın BBP bağlantısı, Fethullah’ın yeğeni Kemallettin Gülen’den aldığı talimatlar, tüm adımlarının emniyetin nasıl kontrolü altında olduğunu okuyamazsınız. Son bir yılda Radikal’in bolca çizdiği “derin devlet” şemalarında, tüm cinayetlerde izi çıkmış AKP, Fethullah, Fethullahçı Emniyetçiler, BBP, Menzil tarikatı, diğer Kürt-İslamcı güçler ve tüm bunların arkasındaki ABD hariç herkesi görebilirsiniz.
Tüm Türkiye gider Mersin’e, İsmet gider tersine. İsmet, Zaman gazetesinin bile artık yürütemediği propagandayı hâlâ çığırıp durmaktadır. Çeşitli askerlerin isimleri ve ulusal güçler üzerinden ipe sapa gelmez derin devlet senaryoları, şemalar türetiyor. Aslında Radikal gazetesinin çapsızlığını gösteren bu yayın çizgisi doğal olarak etkisini de tamamen yitirme aşamasına geldi. Zaten son bir yıldaki tek “başarı”ları Muzaffer Tekin’i bir-iki günlüğüne göz altına aldırmalarıydı. Şimdi hazırladıkları polis bültenlerine çocuklar bile güler. “Vatan”daki amirlerinin dizi dibindeki habercilik En son hazırladıkları bülten, Mersin üzerine. Önümüzde yaklaşan bir Nevruz provokasyonu var. Mersin ise bunun odak noktasında. Mersin’i tıpkı Kerkük gibi Kürtleştirmek ve oranın yerli halkını, Türkleri etnik temizliğe tabi tutmak istiyorlar. Tıpkı Vakit’in Tayyip Erdoğan’dan aldığı buyrukla aylar öncesinden başlattığı Danıştay üyelerini hedef gösterme kampanyası gibi, şimdi de Radikal gazetesi bir yerlerden emri aldı. Mersin halkını ırkçılıkla, ulusal güçleri ise provokasyon hazırlamakla suçluyor. İsim veriyor, fotoğraf basıyor, hedef gösteriyor. Oysa kentte PKK’nın yıllardır düzenlediği terör eylemleri ve provokasyonlar ortadayken, uydurdukları “ulusalcı-ırkçı saldırılar” için tek bir örnek kendileri bile veremiyorlar. Ellerindeki tek unsur, on binlerce insanın yaptığı son derece meşru ve barışçıl bayrak yürüyüşü ve Gökçe Fırat’ın bugün tamamen haklı çıkan uyarı yazıları. Radikal gazetesi, geçtiğimiz hafta üç gün üst üste “paket haber” niteliğinde yayın yaptı. “Mersin’e Dikkat!” manşetiyle başlayan dizinin iddiasına göre Mersin’de Kürtlere saldırılmak üzere. Her şeyi de 8 Mart 2004 tarihinde TÜRKSOLU başyazarı Gökçe Fırat’ın yazısıyla başlatıyorlar. Gökçe Fırat’ın yerel seçimlerden önce yaptığı Türk Barikatı çağrısı üzerine “ırkçı”lar örgütlenmeye, Mersin’i karıştırmaya başlamış. Ertesi gün Radikal gazetesinde “ulusalcı örgütler listesi” adı altında tam bir sayfalık bir bülten yayımlandı. Listenin başına yine TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği yerleştirildi. Çeşitli bilgiler aktarıldı. Ardından gelen tüm dernek ve kurumlar ise bir şekilde TÜRKSOLU’na veya emekli subaylara bağlantılandırılmaya çalışıldı. Haberde İsmail Saymaz isimli bir şahsın imzası var. Bu kişinin gazetecilik dersini İsmet’ten aldığı kesin; çünkü habercilik başarısını göstermek adına öyle detay bilgiler ve ayrıntılara dalmış ki, zavallıcık bu tür bilgilerin ve cümle kurgularının ancak emniyet bültenlerinde olabileceğini unutuvermiş. Haberi okuyunca ilk aklımıza gelen şu: Anlaşılan, Vatan Caddesi’ndeki TEM’in ulusalcılık masası kurulmuş. Bu masadakiler de işi gücü bırakmış, TÜRKSOLU’nu her türlü olayın merkezinde gösteren şemalar ve raporlar düzenleyerek Fethullahçı amirlerini memnun etmeye çalışıyorlar. Muhbirliği meslek edinen “sol”cular İsmail Saymaz isimli küçük İsmet’in küçük muhabiri, meslek hayatında yükselme hevesiyle polisin önüne attığı her kemiği haberleştirmiş. Zavallı farkında değil. Zannediyor ki, hakkında açılan tazminat davalarının bedelini nasıl olsa patronu Aydın Doğan öder; ama açılacak ceza davalarının sonucunda ortaya çıkacak cezalar için herhalde patronu içerde yatamaz! Aydın Engin, 301’den yargılanmak için mahkemeye giderken bağırmış: “Bir ihbarcı yüzünden yargılanıyorum!” İhbarcılığı bu denli içselleştiren, eski “sol”culuk günlerinde tüm arkadaşlarını polise ihbar eden kişiler, her vatandaşın Anayasal hakkı olan suç duyurusuyla ihbarı bile birbiriyle karıştırıyorlar. Solculuk günlerinizden kalma dava dosyalarınızda bolca örneği bulunur. İhbar polise yapılır. Yapana muhbir denir. Genellikle gizlice yapılır; ama artık açıktan da yapılıyor. Bunlara da muhbir yerine muhabir deniyor. Muh(a)bir İsmet ve İsmail, size bir hatırlatmamız var. Muhbirlerin başı çok okşanır; ama amirleri tarafından çok kolay harcanırlar. Bugün Erhan Tuncel’in içine düştüğü konumu hatırlayın. Aydın Doğan’a çağrı İsmet, Radikal’deki köşesinde Doğan Medya Center’da hep beraber oturup, TÜRKSOLU gazetesi hakkında bir karar aldıklarını itiraf etmişti. Ne yazarsak yazalım bizi gündeme almayacaklardı; ama her seferinde dayanamayıp bizi yine manşet yaptıklarını söylüyordu. Bizim buradan Aydın Doğan’a bir çağrımız var. Lütfen Radikal gazetesi bizi haber yapmasın; çünkü TÜRKSOLU’nun okur kitlesi ve etkisi Radikal’den kat kat fazla. Sadece 30 bin tirajlı Radikal bizi haber yapınca internet sitesine girişlerimizde hiç ama hiç etki olmuyor; ama örneğin Hürriyet haber yaparsa sitemize o gün iki katı sayıda okuyucu giriyor. Hürriyet’in attığı “Saddamcı Atatürkçüler” veya “Ulusalcı saflarda kebap bölünmesi” gibi manşetlerden sonra pek çok Hürriyet okuru bize ulaştı, abonemiz oldu. Milliyet TÜRKSOLU’yla ilgili manşet atınca ise Hürriyet kadar olmasa da internet sitemize girişlerde bir miktar artış gözlemliyoruz. Beceriksiz İsmet’in gazetesi ise o kadar etkisiz ki artık, Doğan Medya’daki patronlarından çok Emniyet’teki patronlarını tatmin etmeye çalışıyor. “TÜRKSOLU’nu haber yapmayacağız.” diye medya patronuna o kadar söz vermiş olmasına rağmen, Vatan Caddesi’ndeki patronları için palavra dolu polis bültenleri yayımlaması bunu gösteriyor. İsmet gibilerini Hitler özentisi aydın faşizminin tipik örneği olarak saymıştık; ama Hitler’e haksızlık etmemek lâzım. Hitler’in yine de bir örgütçülük, hitabet ve kitleleri etkileme yeteneği varmış. Belki Hitler de faşizm kariyerine bir köpek olarak başlamıştı; ama köpeklerin efendisi olabilecek kadar yükseldi. Kimileri ise K-9 polis köpekliğinden ileri gidemiyor. Bizim İsmet ise, kalas geldi kalas gidecek. Biz devrimciyiz, dikkat et İsmet! TÜRKSOLU’nun okur kitlesi niçin büyüyor? Aydın Doğan medyası, Fethullah medyası ve diğer Kürt-İslamcı medyanın bu kadar çok saldırdığı başka bir yayın organı yoktur. Hep karalama hep yalan... Buna karşın etkimiz ve okur sayımız hep artıyor. Buradan TÜRKSOLU okurları dahil herkese bir gerçeği hatırlatalım. Basın ve medya, Türk milletinin en az güvendiği kurum. Büyük medyada yapılan propagandalarda söylenenlerin tam tersi sokaktaki adamın düşünceleridir. Ve inanın kimseyi zerre kadar etkileyemiyorlar. Amerikancı sistemin tepesindeki güç odaklarının hesaplaşması için bu yayınlar önemli olabilir; ama halk için bir kuruş değer taşımıyor. TÜRKSOLU işte o sokaktaki Türk’ün diliyle konuşuyor. Saddam konusunda da, Kürt istilası meselesinde de, Hrant Dink olayında da TÜRKSOLU halkın dilini ve üslubunu yansıtan tek gazeteydi. Bunun nedeni ise bizim devrimci olmamız. O sokaktan gücümüzü almamız. Zaten bizim hakkımızdaki karalayıcı haberleri okuyanlar, en çarpıtılmış haliyle bile bizim görüşlerimizi daha mantıklı buluyor. Merak içinde bayiden TÜRKSOLU alan veya internet sitemize giren kendi okurları, birden TÜRKSOLU okuruna dönüşüyor. İsmet ve benzerleri bunu anlayamıyor. Diğer “ulusalcı” örgütlerle bizi karıştırıyorlar. Zannediyorlar ki bir-iki komik şema, karalayıcı manşet, isim ve adres ihbarı ile korkup sineceğiz. Geri adım atmasak bile en azından üslubumuzu yumuşatacağız. Diğerlerini bilemeyiz; ama biz devrimciyiz ve bu faşist havlamaları vız gelir bize. İhbarlarınız ve hedef göstermeleriniz de. Faşistlerle nasıl mücadele edileceğini de iyi biliriz. Havlayanı da, tetikçisi de, muhbiri de bizi korkutmaz. Devrimcilerin eski bir sloganıdır: Hoşt hoşt köpekler, Vatan sizden ne bekler!
|