w
|
Gökçe Fırat |
Kürt-İslam faşizmine karşı Hrant Dink’i öldürüp ulusal güçlerin üzerine atmaya kalkışan ama bunu da başaramayan Kürt-İslamcı faşist çete tertiplerine devam etmeye çalışıyor. Bu tertiplere karşı mücadele bir anlamda faşizme karşı mücadele etmek anlamına geliyor. O nedenle de Kürt-İslamcı çetenin her türlü provokasyon ve tertiplerinin deşifre edilmesi son derece önemlidir. Ancak bu, işin görünen kısmıdır. Çünkü bu tertipler, Türkiye’de faşist bir rejim kurmanın adımlarıdır. O nedenle atılan adımları deşifre etmek kadar o adımlarla hangi yola gidileceğini göstermek de önem kazanmaktadır. Bugün bu adımların varacağı yeri çok net görüyoruz: Faşist dikta. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde böylesine bir faşizm tehdidi ile karşı karşıya kalmamıştı. Mesela Demokrat Parti döneminde de faşizme doğru adımlar atılmıştı ama Demokrat Parti’nin faşist rejimi için uygun bir ideolojisi ve bu ideoloji ile biçimlenmiş bir kitle tabanı olmamıştı. Bugünkülerin ise bu konuda Menderes’ten çok daha şanslı olduklarını teslim etmek gerek. Bugün faşist tehlikenin önemli dayanağı vardır. Bu dayanak, güçlü bir ideolojik birlikteliktir. Türkiye’nin Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Şeriatçı ve Kürtçü hareketleri, AKP iktidarı altında adeta bir cephe örgütü kurmuştur. Bugüne kadar Kürtçülük ve Şeriatçılık hep ayrı kanallarda akar ve tek bir nehirde birleşmezken, bu dönemde bu iki yatak birleşmiştir. Dolayısıyla kurulacak faşist rejimin niteliği Kürt-İslam faşizmidir. Bugüne kadar İslami faşizm, İslamo faşizm gibi tanımlamalar Şeriatçı hareketin faşist yanını sergilemek için kullanılmıştı. Ancak bugün için önemli bir farklılık bulunmaktadır: Şeriatçı hareket bugün aynı zamanda Kürtçü bir nitelik göstermektedir. Fakat bu Kürtçülük de basit bir Kürt milliyetçiliği değildir, öyle olsa belki yine iyiydi ama bu düpedüz Kürt ırkçılığıdır. Bugün Şeriatçılığın da, Kürt ırkçılığının da köktenci yanı tek bir hedefe yönelmektedir: Cumhuriyet, Atatürk ve Türkler. Dolayısıyla Kürt-İslamcı faşizm, Atatürk, Cumhuriyet ve Türk düşmanlarını buluşturan bir faşizm türüdür. Örneğin Hitler’in Nazizmi Alman ırkçılığı ve Yahudi düşmanlığı ile niteleniyordu, bizim Tayyibimizin faşizmi ise Kürt ırkçılığı, Şeriatçılık ve Türk düşmanlığı ile nitelenmektedir. Kara rejim Bu faşizmin ne tür bir rejim olacağını birkaç noktada görelim. 1-)Kürt-İslam faşizminde laiklik; dinciliğe, din sömürüsüne, dinci örgütlenmeye özgürlük olarak değiştirilecek, inanca özgürlük adı altında topluma Şeriatçı bir yaşam biçimi dayatılacak, türban, çarşaf, peçe yaygınlaştırılacak, laik giyim tarzı ahlaksızlık olarak damgalanıp saldırıya uğrayacak, adım adım, İran, Afganistan türü bir kara rejim kurulacaktır. Tayyip Erdoğan’ın kültürel seviyesine baktıkça, aldığı insanlık anlayışına baktıkça, tahammülsüzlüğü ile birleşen vasatlığına baktıkça, Türkiye’nin İran gibi bir rejime bile değil olsa olsa Taliban türü bir rejime gittiğini görürüz. 2-)Kürt-İslam faşizminde milliyetçilik yerine, Türkiyelilik getirilecektir. Ama bu Türkiyelilikte Kürt ırkçılığı alabildiğine desteklenirken Türk olmak ve Türk olduğunu söylemek bile ırkçılık sayılarak yasaklanacaktır. 301. maddeden bu kadar rahatsız olmaları Türklüğe tahammülsüzlüklerindendir. Bizim Türk olmaktan mutlu olmamızın karşısına dikilmektedirler. Kendilerini mutlu kılacak bir ulusa mensup olamdıkları için, kolay yoldan Türklüğü aşağılamayı marifet saymaktadırlar. Türklüğe hakaretin bir adım sonrası Türklüğün yasaklanması, Türk olmakta ısrar edenlerin hapse atılması, idam edilmesi olacaktır. Kısacası Kürt-İslam faşizmi Hitler’in Yahudileri gaz odalarına gönderirken sokakları kahverengi gömlekli Nazilerle dolduran toplum modelinin yerine, Tayyip Erdoğan’ın Türkleri hapse gönderip, idam ettirirken sokakların kara çarşaflı, sakallı faşistlerce işgal edildiği bir toplum modeli gelecektir. Bu tür bir toplumda Türk olmak, Atatürkçü olmak, solcu olmak, laik olmak, kadın olmak suç olacaktır. Bu konuda kimse hayalci olmasın faşistler hep demokrasi derler, topluma hep daha iyi ekonomik refah düzeyi vaat ederler, istisnasız tüm faşist rejimler azılı solcu düşmanıdırlar. Bugün bu faşistlerin saldırdıkları kesimlere bakalım, saldırı yöntemlerine bakalım, yarın için bizlere nasıl bir gelecek tasarladıklarını görürüz. Kürt istilası O kara geleceğe doğru ne kadar da hızlı yol kat ettiğimize bir bakalım. Faşistler istemektedir ki toplumda PKK gibi bir Kürt ırkçısı terör örgütü serbestçe faaliyet göstersin. Nitekim AKP’nin 4 yıllık iktidarı PKK’ya adı konulmamış bir yasallığın tanındığı yıllar olmuştur. AKP faşizminde Apo için sevgi gösterisi düzenlemek, Türk polis, asker, kışla ve karakollarına saldırmak, PKK’nın talepleri ile politika yapmak, PKK’yı ve Apo’yu desteklediğini açıkça beyan etmek serbesttir. Çünkü terör suç olmaktan çıkmış Kürt ırkçılığı yapmak, bu ırkçılık çizgisinde şiddet kullanmak, mafya kurmak, adam öldürmek serbest hale gelmiştir. Türkiye açık bir Kürt istilası altında Türklerin inim inim inlediği bir terör ülkesi halini almıştır. Peki faşistler neden rahatsızdır? Faşistler elbette bu durumdan memnundur. Onların rahatsız oldukları şey, bu Kürt istilasına, yükselen Kürt-İslam faşizmine karşı çıkan Atatürk milliyetçisi kişi ve kesimlerin varlığıdır. Ulusalcılar dedikleri gruplar bu faşistlerin temel hedefidir. Ulusal güçleri engellemek için birkaç koldan çalışmaktadırlar. Faşist çete ulusal güçleri karanlık güçlermiş gibi gösteren bir takım tertipler tezgahlamaktadır. Danıştay’la başlayıp Hrant Dink suikasti ile devam eden tertipler, Kürt-İslamcı faşist çetenin ulusal güçlere yönelik kanlı tertipleridir. Ama çete bunların hiçbirinde başarılı olamamıştır. Diğer yandan ulusal güçlerin örgütlenmesine karşı müthiş bir kampanya yürütmektedirler. PKK’nın, her türlü terör örgütünün AB sürecinde yasallık kazanmış olmasını bize demokrasi diye yutturan faşist itler hiç utanmadan Atatürkçü, ulusal güçlerin sıradan resmi dernekler kurmalarına bile karşı çıkmaktadırlar. Demokrasi rafa, Türkler hapse Faşizm örgütlenme özgürlüğünü rafa kaldırmak üzeredir. Bu dediğimizi dikkate alın, rejimin dayanak noktası önümüzdeki dönemde bu olacaktır. Ulusal güçlerin örgütlenme çalışmalarına karşı faşist iktidar Dernekler Yasası’nı değiştirmek üzere adım atmıştır. 301’i kaldırıp demokrasi getirirlerken diğer yandan Atatürkçülerin, milliyetçilerin dernek kurmasını yasaklayacaklarını açıklamaktadırlar. Peki bunun arkasından neler gelecektir? Atatürkçü dernekleri kapatıp duracaklar mı sanıyorsunuz! Faşistler devam edecekler, dernekleri partiler, partileri gazeteler, gazeteleri diğerleri takip edecek. Sanmayın sadece Atatürkçü, milliyetçi muhalefetle yetinirler. Hitler de böyle başlamıştı ama en sonunda Nazilerin dışında hiçbir grup kalmadı Almanya’da. Türkiye’de Atatürkçüleri sosyal demokratlar, sosyal demokratları liberaller izler. Bir tek Şeriatçıların ve Kürtçülerin engellenmedği bir Türkiye tasarlamaktadırlar. O nedenle bugün Kürt-İslamcı faşistlerin yedek gücü konumundaki liberal, solcu, sosyal demokrat vb. gruplar da bu faşist rejimde olmayacaktır. Bugün faşistlere borazanlık eden Radikal, Milliyet gibi gazeteler de olmayacaktır. Bugün faşistlerle kol kola giren ÖDP, EMEP gibi gruplar da olmayacaktır. Kısacası toplum, Küçük Tayyip’ler ve Küçük Apo’lar ülkesi olacaktır. Daha ne kadar küçük olunabilir diye karşı çıkanlar olabilir ama Tayyip ve Apo müsveddelerinden oluşan toplumu bir gözlerinizin önüne getirmeye çalışın! Uzak bir gelecek değil bunlar. Habeşistan’da Taranta Babu nereden bilirdi İtalya’nın başına Mussolini denen bir faşist geçecek ve ülkesini düzleyecek! Faşistler kimi zaman uzak, kimi zaman yakın tehlikedirler, ama kesinlikle tehlikedirler! Türk solculuğu İşte bu noktada bu tehlikeye karşı ne yapılabilir onu tartışalım. Faşist tehlikeyi engellemenin öncelikli adımı bu faşizmin Kürt-İslamcı niteliğinin tespitidir. Çünkü bu faşist tehdit gücünü İslamcılıktan ve Kürtçülükten almaktadır. O halde Şeriatçılıkla ve Kürtçülükle mücadele etmeden bu tehlikenin kökü kurutulamaz. Bunun tek yolu ise Kürt-İslam faşizminin karşısına toplumda dayanağı olan bir ideoloji ile çıkmaktır. Bunun adı ise Türk solculuğudur. Türk solculuğunun bir damarı Türk milliyetçiliğidir, Bağımsızlık Savaşımızla başlayan Atatürk milliyetçiliğidir, ikinci damarı ise Cumhuriyet’le başlayan Atatürk laikliğidir. Bu iki damar Türk solculuğunun kalbi olan antiemperyalizmi besler ki bu da solculuğun kalbidir. Böylesi bir anlayışta sadece Şeriatçı ve Kürtçü iç güçler değil, bunları da besleyen dış güç, yani emperyalizm hedef tahtasındadır. Bunun Türkiye koşullarındaki somut politikası AB ve ABD emperyalizmine karşı olmaktır. Peki Türk solculuğunun herhangi bir solcu, milliyetçi ya da Atatürkçü grup ve fikirden farklılığı nedir? Birincisi, Türkiye’de solcu, milliyetçi, Atatürkçü kesimlerin önemli bir bölümü antiemperyalizm konusunda çuvallamaktadır. Mesela solculuk adına AB’yi savunmak, milliyetçilik adına ABD’yi savunmak ya da Atatürkçülük adına Rusya’yı savunmak yaygın yanlışlardır. Ama kimi zaman sadece AB’yi değil aynı zamanda ABD’yi de savunan solcu, kimi zaman sadece ABD’yi değil aynı zamanda AB’yi de, hatta Rusya’yı da savunan milliyetçi, kimi zaman AB’yi ve ABD’yi savunan Atatürkçü gruplar da çıkmaktadır. Kısacası sapıtmanın hududu yoktur. Ama Atatürkçülüğün bir hududu vardı: 6 Ok! Mesele de buradadır, bugün solcu, milliyetçi, Atatürkçü geçinen gruplar 6 Ok çerçevesinde politika yapmamaktadırlar. İşte Türk solculuğunun farkı buradadır, 6 Ok programı Türk solculuğunun tek programıdır. Karargah kurulmuştur Ama “neden Türk solculuğu?”nun çok daha önemli bir cevabı vardır. İdeolojiye karşı mücadele ancak ideoloji ile verilir. İnsanlar ve örgütler ancak doğru ideolojiler etrafında toplandıkları zaman sonuç alabilirler. Bugün çeşitli solcu, milliyetçi, Atatürkçü grupların en önemli yanlışı da budur: Kendilerine ait bir ideolojileri yoktur. Bugün hangi partiyi, derneği, dergiyi, çevreyi alırsanız alın ideolojisiz olduklarını görürsünüz. İdeolojisiz olmak politikasız olmak demektir. Bu ise mücadelenin dışında oyalanmak, kendini avutmak ya da tatmin etmek! O nedenle ulusal güçlere yönelik her tertipte, her karalama kampanyasında çok vatansever, ateşli görünen gruplar çil yavrusu gibi dağılmaktadır. Ayakta durabilen, sokağa çıkabilen bir tek Türk solcularıdır. Yıkılamayacak, dağıtılamayacak olan da sadece Türk solculuğudur. Çünkü liderler ortadan kaldırılabilir, örgütler dağıtılabilir ama fikirler asla! Türk solculuğu bugün en önemli dayanak olarak bu fikri yaratmıştır. O nedenle dağıtılamaz aşamaya geçilmiştir. Bu aşama geçildikten sonra faşistlerin saldırıları boşunadır. Türk solculuğu karargâhı sağlam kurmuştur, şimdi ise bu karargâh yolu ile hızla ulusal örgütlenmeye geçmektedir. Bu örgütlenmenin nasıl olacağı ise Türk solculuğunun ideolojisinde gizlidir. Milli Mücadele: Türk barikatı Türk solculuğu; solculuğu, milliyetçiliği, Atatürkçülüğü tek bir potada eriten bir birleştiriciliğe sahiptir. Dolayısıyla dağılan gruplar birer birer ortadan yok olacak ama dağınık halde duran solcu, miliyetçi, Atatürkçü yurttaşlar Milli Mücadele çatısı altında toplanacaktır. Türk solculuğunun birleştiricilikte ikinci anahtarı mücadeledir. Milli Mücadele, mücadele etmek isteyen insanları bir araya getirirken, ayak bağı olacak, lafazanlık yapacak kesimleri mücadeleden uzak tutmaktadır. Böylelikle militan, mücadeleci güçler tek bir siperde toplanmaktadır. Milli Mücadele solculuğun, milliyetçiliğin, Atatürkçülüğün konuşmak, nutuk atmak değil, çalışmak, mücadele etmek olduğunu gösterecektir. Kürt-İslamcı faşistlere bir Türk’ün bir Şeriatçı ve Kürdün faşist diktası altında yaşamayı kabul etmeyeceğini gösterecektir. O nedenle faşizme karşı bir Türk barikatı olacaktır Milli Mücadele. Türk olmanın mutluluğunu duyan, Türk olmadıktan sonra yaşamanın anlamsız olduğunu bilenler bu barikata girecektir. Faşistlere hodri meydan: Biz de varız! Faşizme karşı Türk yumruğu, Türk barikatı! |