w

19.02.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Tarih
Özgün
Ekonomi
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Ekonomi

Prof. Dr. Cihan Dura

Sezer: Petrol Yasası çıkarlara uygun değil‘AK’ Parti Türk petrolünün yağmaya açılmasında da bir adım önde

“Balık baştan avlanır.”
Türk Atasözü

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer Petrol Kanunu’nu veto ederek, 6 Şubat 2007’de TBMM’ye iade etti; çünkü yasa ulusal çıkarlarımıza aykırıydı. Meclis, yasanın 2, 4, 9 ve geçici birinci maddelerini bir kez daha görüşmeliydi.

Veto gerekçesinden ‘Ak’ Parti’nin hakimiyetindeki TBMM’nin özellikle şu hususlarda ihmal gösterdiği anlaşılıyordu:

-Türkiye’de üretilecek petrol ve doğalgazın bir bölümü, ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar gereği ülke ihtiyaçları için ayrılmamıştı.

-TBMM, bu yasa ile stratejik önemdeki bir ürün konusunda yabancı devletlerin belirleyici olmasını önleyici engelleri kaldırmış bulunuyordu. Bu tutum, ‘ulusal güvenlik bakımından risk’ anlamına geliyordu.

-Petrolün tümüyle dışsatım konusu yapılabilmesi, uluslararası kriz dönemlerinde ortaya çıkabilecek enerji ihtiyacının karşılanması üzerinde olumsuz etki yapabilirdi.

‘Türk’ Petrol Yasası, AKP’nin teslimiyetçiliğinin ve küresel güçler karşısındaki pasifliğinin yeni bir kanıtıdır. Buna karşılık Cumhurbaşkanımız AKP’ninkinin tam tersi bir tutum sergilemiş, yasayı ulusal çıkarlara aykırı bularak geri çevirmiştir. Bu kez alışılmış tavrın dışına çıkılarak, yasada bazı değişiklikler yapılacak gibidir; ancak bu noktada asıl önemli olan AKP’nin zihniyetidir. Bu sebeple yazımın konusu yeni petrol yasası olmakla birlikte, ben daha çok ‘Ak’ Parti zihniyetini gözler önüne sermeye çalışacağım. Bu amaçla başlıca doküman olarak Petrol-İş’in, 16 Mart 1954 tarih ve 6326 Sayılı Petrol Kanunu (Eski Yasa) ile 17 Ocak 2007 Tarih ve 5574 Sayılı Türk Petrol Kanunu’nun (Yeni Yasa) karşılaştıran şu araştırmasını kullanacağım: Petrol Sektöründe Yağma: Irak’ta Savaşla, Türkiye’de Yasayla, 29.1.2007

I) ‘Ulusal çıkar’a el Fatiha

Neoliberalizmin ve küreselleşmenin ilk hedefi ulus devlettir. Ulus devleti özelleştirme, yabancı sermaye, borçlandırma, toprak satışı, azınlıklar gibi silahları kullanarak zayıflatmaya ve çökertmeye çalışır. AKP’nin yeni petrol yasası da aynı hedefe yöneliktir. Yasada ne ‘millî menfaat’ bırakılmış, ne ‘memleket ihtiyacı’; ancak ‘Ak’ Parti kendi kendisiyle tutarlı. Çünkü yıllardır yaptığı bu: Ulus ötesi şirketlerle el ele, 4 yıldır ulus devleti yok ediyor Türkiye’de.

A) ‘Milli Menfaat’ kapı dışarı

1) Eski yasada ‘millî menfaat’ kavramı yasanın amacı kapsamında yer alıyordu. Eski yasaya göre kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının millî menfaatlere uygun olarak aranmasını ve değerlendirilmesini sağlamaktı. Yeni yasada bu yok; ‘millî menfaatlere uygun olarak’ ibaresinin yerinde yeller esmektedir! Bu okus pokus, tam AKP zihniyetine yakışır bir harekettir. Peki, AKP, onun bürokratları ve vekilleri neden gerek gördüler buna?

-Amerika’nın Korkunç Üçüzler’ine (IMF, WB, WTO) ya da onlardan birine, bilmem hangi rapor, niyet mektubu ya da benzeri bir belgede verilmiş olan söz böylece yerine getirilmiş oldu.

-Küresel güçlerin baş düşmanı ‘millî devlet’tir. ‘Millî’ politikadan nefret ederler. Yasa koyucumuz, onları rahatsızlık duydukları bir ilkeden kurtarmış oldu. Peki, yerine zımnen hangi ilke getirildi? Elbette ABD’nin, İngiltere’nin çıkarları ilkesini, ‘ulus ötesi şirketlerin menfaatleri ilkesi’ni!..

2) Ulus ötesi şirketlerin, AKP’den, petrol talebinin de millî olmaktan çıkarılmasını istediği anlaşılmaktadır; çünkü eski yasanın ‘talebin milli menfaatlere uygun olması’ ölçütü, yeni yasada bulunmamaktadır. Bunun anlamı şudur: Artık ulusal ekonomi korunmayacak, kamu yararı gözetilmeyecektir. Sormak gerekir: Milletimiz bu partiye ‘ulusal ekonomiyi korumasın’, ‘kamu yararını gözetmesin’ diye mi oy vermiştir? Doğal olarak burada da kazanan, başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği’nin ulus ötesi petrol şirketleri olmaktadır.

3) Bundan başka eski yasadaki ‘Millî Menfaatin Korunması’ ibaresi ile ‘yabancı devletlerin, idaresinde etkili olabilecekleri şirketleri ile yabancı bir devlet adına hareket eden şahısların, petrol faaliyetlerinde bulunamayacakları, mülk edinemeyecekleri, tesis kuramayacakları’ hükmüne, yeni yasada yer verilmemiştir. AKP iktidarı bu değişikliğe neden gerek gördü? Şunları amaçladığı tahmin edilebilir:

-Son derece stratejik bir alan olan petrol sektörünün yabancı devlet ve şirketlerin egemenliğine açılması, bunun önündeki engellerin kaldırılması.

-Ulusal çıkarların korunması ilkesi kaldırılırken, uluslararası petrol şirketlerine önemli avantajlar sağlanması.

B) ‘Memleket İhtiyacı’ da kapı dışarı

AKP milletvekilleri yeni yasada ‘memleket ihtiyacı’ kavramına da yer vermemiştir. Tabii vermeyecekler; çünkü dayatılıyor, küresel güçler tarafından dayatılıyor.

1) ‘Memleket ihtiyacı’ kavramı eski yasada şöyle tanımlanıyordu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye’nin diğer kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiliklerin, Türkiye’deki tasfiyehanelerin, petrol tasfiye etmek için kullandıkları petrol ve Türkiye hudutları ve karasuları dâhilinde her türlü yabancı kara, deniz ve hava vasıtalarına verilen petrolün tamamına ‘Memleket İhtiyacı’ denir.”

Yeni yasa ile, ‘memleket ihtiyacı ham petrol’, yalnız miktar olarak değil, aynı zamanda kavram olarak da ortadan kaldırılmış oluyor. Oysa dünyanın bütün ülkelerinde ulusal ham petrolden yeterli bir bölüm, ülke ihtiyacı olarak ayrılmaktadır.

2) Yeni yasada yer almayan bir diğer önemli hüküm de şudur:

“Petrol hakkı sahipleri, 1.1.1980 tarihinden sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve doğal gazın tamamı üzerinden, kara sahalarında %35’ini ve deniz sahalarında %45’ini ham veya mahsul olarak ihraç etmek hakkına sahiptirler. Geri kalan kısım ile 1.1.1980 tarihinden önce bulunmuş sahalardan üretilen ham petrol ve doğal gazın tamamı ve bunlardan elde edilen petrol ürünleri memleket ihtiyacına ayrılır.”

AKP hükümetinin bu ihmalinin anlamı ve içerdiği tehlike şudur:

-Yeni yasa ile, petrolden memleket ihtiyacına yönelik miktarın ayrılması zorunluluğu kaldırılmıştır.

-Yabancı petrol şirketlerine, ülkemizde ürettikleri ham petrol ve doğal gazın tamamını yurtdışına ihraç etme olanağı sağlanmıştır.

-Olağanüstü durumlarda dahi ülkemizin ham petrol ihtiyacının karşılanması, piyasanın ve petrol tekellerinin insafına terk edilmiş olmaktadır.

Cumhurbaşkanımız, Meclis’in ‘ülke ihtiyacını unutması’nı şöyle eleştirmektedir:

“Yasada ülkemizde üretilen petrol ve doğalgazın bir bölümünün, ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar gereği ülke gereksinimi için ayrılmasını zorunlu kılan bir kurala yer verilmediği saptanmıştır. Kıbrıs Harekâtı’nda ve sonrasında uygulanan ambargo nedeniyle uçaklara yakıt bulmakta zorlandığımız hatırlanmalıdır. Stratejik önemi bu kadar yüksek olan petrolün, tümüyle dışsatım konusu yapılabilmesini olanaklı kılan düzenlemelerin ulusal güvenlik yönünden risk taşıdığı ortadadır.”

AKP, ‘memleket ihtiyacı’ kavramını ve yasal tahsis oranlarını neden ortadan kaldırdı? Cevap kısa: Çünkü ‘AB-D’ öyle istedi de ondan! Neden AB-D böyle istiyor? Çünkü onlar da ulus ötesi şirketlerin hizmetinde!..

II) TPAO’ya ‘by pass’

AKP çıkarttığı yeni yasa ile bir ulusal şirketimizin daha, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) da çanına ot tıkamış oluyor. Şöyle ki:

1)Eski yasadaki “Petrol ile ilgili müsaade, arama ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı devlet adına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) aittir.” hükmüne yeni yasada yer verilmemiştir. Bu uygulama iki anlama gelmektedir:

-Ülkemiz, ulusal enerji politikalarının oluşturulmasını ve uygulanmasını sağlayacak önemli bir araç ve kurumdan yoksun bırakılmıştır.

-Biricik kamu petrol şirketimiz olan TPAO’nun da özelleştirilmesinin önü açılmıştır.

2) Eski Yasa’daki, bir arama sahası “50 hektardan fazla olamaz.” hükmü yeni yasada, “Karalarda 100 bin, denizlerde 1 milyon hektardır.” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca yeni yasada şu hükme yer verilmemiştir:

“Bir bölgede bir tüzel kişi aynı zamanda 8 arama ruhsatnamesine sahip olabilir. Ancak TPAO, toplam ruhsat adedi petrol arama bölge sayısının on katını aşmamak kaydıyla, her bölgede en çok 12 adet arama ruhsatı alabilir.”

Böylece AKP arama ruhsatının önündeki sınırlamayı kaldırmıştır.

AKP iktidarı bu değişiklikle ülkemiz aleyhine olmak üzere şu zararlı sonuçların önünü açmıştır:

-TPAO’nun ruhsat sayısındaki avantajlı konumu kaldırılmıştır.

-Ruhsat sayısı ve ruhsat alanı sınırsız hale getirilmiştir.

-Dolayısıyla ruhsat tekelleşmesinin önü açılmıştır.

Kimin lehine bütün bu değişiklikler peki? Elbette büyük sermayeli, güçlü uluslararası petrol şirketlerinin lehine!.. Çünkü onların desteğiyle iktidara geliniyor, onların desteğiyle iktidarda kalınıyor, yine onlar sayesinde yeniden gelineceği biliniyor. Sevgili okur, buna da demokrasi diyorlar…

3) AKP, eski yasada yer alan şu hükmü de çöpe atmıştır:

“Petrol İşleri Genel Müdürlüğü müzayedeye çıkmadan önce, söz konusu sahanın işletme ruhsatnamesini isteyip istemediğini TPAO’ya sorar. TPAO’nun talebi halinde, saha müzayedeye çıkarılamaz ve işletme ruhsatı TPAO’ya verilir.”

Böylece ‘Ak’ Parti TPAO’yu, dolayısıyla halkımızı, sahip olduğu önemli bir imkândan daha yoksun bırakmıştır.

III) Her şey yabancılar için

AKP çıkarttığı petrol yasası ile küresel güçlere yeni kazanç kapıları açmış, yabancılara yeni iş imkânları ve türlü kolaylıklar sağlamıştır.

A) Yeni Kazanç İmkânları

AKP’nin hakimiyetindeki TBMM çıkardığı ‘Türk’ Petrol Yasası ile yoksul Türk halkını önemli miktarlarda gelir imkânlarından yoksun bırakmıştır. Bu paralar olduğu gibi dünya zenginlerinin kasalarına, hem de yıllar boyu akıp duracaktır.

1) Eski yasadaki “Bir arayıcı veya işletmeci, arama veya işletme sahasından istihsal edip depoladığı petrolün sekizde birini (%12,5) devlet hissesi olarak ödemekle mükelleftir.” hükmü, yeni yasada şöyle düzenlenmiştir:

“Bir arayıcı veya işletmeci, tek rezervuar olarak tanımlanmış üretim sahasından ürettiği petrolden, aşağıda belirlenen dilimler arasında aylık net üretimin gün sayısına bölünmesiyle bulunan günlük üretim miktarlarına göre tespit edilen oranlarda devlet hissesi ödemekle yükümlüdür.”

Söz konusu oranlara bakıldığında eski yasada; %12,5 olan devlet hissesinin, yeni yasada kademeli olarak % 2’ye kadar düşürüldüğü görülmektedir. Bu uygulama ile Türk halkının uğradığı yıllık gelir kaybı, milyon dolarları bulmaktadır. Örneğin, karalarda yapılacak günde 500 varil ham petrol üretiminden eski yasaya göre alınacak devlet hissesinin değeri 3125 dolar iken; yeni yasaya göre aynı gelir 500 dolara düşmektedir. Buna göre devletin günlük gelir kaybı 2625 dolar olacaktır. Yani ülkemizde üretilen ham petrolden elde edilecek gelirin, %84’ü petrol tekellerine aktarılacaktır. Denizlerde ise bu kayıp, çok daha büyük rakamlara ulaşmaktadır.

Cumhurbaşkanımızın bu değişikliğe getirdiği eleştiri şöyle:

“Dünyada birçok ülkede, esasen yüksek olan devlet payının daha da yukarılara çekilmesi için uğraş verilirken, ülkemizde bu oranın yüzde 2’ye, kimi durumlarda yüzde 1’e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmamaktadır. Ayrıca, petrol ve doğalgaz kaynaklarına yönelik rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde, bu kaynakların işletilmesinden alınan devlet payının düşürülmesini gerekçelendirmek de güçtür.”

Söylemeden edemiyorum: Bu AKP’nin dünyadan mı haberi yok; haberi var da, teslimiyetçiliğinin mi sonu yok?

2) Eski yasa petrol hakkı sahibinin, yürürlükte bulunan bütün vergi, resim ve harç kanunları ile Vergi Usül Kanunu hükümlerine tabi olması zorunluluğunu getirmişti; ancak net kazançları üzerinden ödeyecekleri vergiler ve hissedarlar adına yapmaları gereken gelir vergileri kesintisi toplamı, % 55’i geçemeyecekti. Yeni yasada ise petrol şirketlerine vergileme açısından çok büyük kolaylıklar getirilmiştir. Şöyle ki; petrol şirketleri, petrol faaliyeti için yaptıkları yatırımın dışarıya transferi tamamlanıncaya kadar, kurumlar ve gelir vergisinden muaf olacaklardır. Net kazançları üzerinden ödemekle mükellef oldukları vergiler toplamı % 40 oranını geçemeyecektir. Dahası, KDV istisnaları gibi çeşitli vergi muafiyetleri de var. Bütün bunların ülkemiz açısından yeni ve önemli gelir kayıpları anlamına geldiğini sadece kaydetmekle yetinelim.

B) Yabancıya İş Alanı ve Diğer Kolaylıklar

1)Yeni yasa şu düzenleme ile, Türklere değil yabancılara iş alanı açmaktadır:

“Bir petrol hakkı sahibi, petrol işlemi için gereken yabancı personeli, gerekli izni alarak 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın çalıştırabilir.”

Yabancı sermaye çığırtkanlığı yapılırken, ülkede yeni iş alanları açacağı argümanı ileri sürülür. Burada söz konusu argümanın geçersiz olduğu hemen anlaşılıyor. Yeni yasa, Türk ekonomisinin değil, yabancı ülkelerin işsizlik sorununun hafifletilmesine katkıda bulunmaktadır.

2) Yeni yasa ‘mücbir sebepler’ tanımını genişletmiştir. Şöyle ki; eski yasanın ‘doğal âfet, savaş, isyan’ olarak saydığı mücbir sebepler arasına, yeni yasa ile ‘grev, lokavt ve toplumsal olaylar’ da katılmıştır. Bu düzenleme ile emekçilerin yasal hakkı olan grev ile halkımızın insan sağlığı ve çevre gibi konularda bile duyarlılığını ifadeye yönelik demokratik hak arama yolları zorlaştırılmış olmaktadır.

IV) Bölgecilik tehlikesi

Yeni yasa ile getirilen önemli ve anlamlı bir düzenleme de şudur:

“Kalkınmada öncelikli illerin sosyo-ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak devlet hisselerinden, karalarda elde edilen devlet hissesinin %50’si, işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idaresinin açtıracağı hesaba aktarılacaktır.”

Bu hüküm insanın aklına, Diyarbakır Belediye Başkanı’nın Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı bir konuşmayı getirmektedir. Bu şahıs konuşmasında, illerin kaynaklarının o ile bırakılması talebinde bulunmuştu.

Cumhurbaşkanımızın değerlendirmesi ise şöyle:

“Petrol ve doğalgaz üretiminden elde edilen gelirin yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idaresinin hesabına aktarılması, ülke kaynağının tüm toplumun çıkarı yönünde kullanılması yerine bir ya da birkaç ilin hizmetine sunulması, petrol zengini iller yaratarak bölgesel dengesizlikleri artıracaktır. Doğal kaynak gelirlerinin bir il ya da bölge insanının değil, Türk toplumunun hizmetine sunulması ulusal çıkarların gereğidir.”

Sonuç

Amerikalı bilgin Benjamin Franklin ne demiş:

“Komşunu sev; ama aradaki bahçe duvarını asla kaldırma.”

Ya İngiliz İmparatorluğu’nun 1800’lerin ortalarındaki başbakanlarından H.T. Palmerston?.. O çok daha açık konuşuyor:

“Bizim sonsuza dek yanımızda olacak dostlarımız yoktur. Bizim sürekli kalıcı düşmanlarımız da yoktur. Bizim sürekli ve sonsuza kadar var olacak çıkarlarımız vardır ve işte bu çıkarları takip etmek bizim görevimizdir.”

Peki Sayın Cumhurbaşkanımız ne diyor:

“Anayasamız, ulusal çıkarların, uygulamada yürütme organı ve yönetimce, öncelikle ve özenle gözetilmesini ister. Dolayısıyla bütün organlar, kurum, kuruluş ve görevliler; anayasamız uyarınca, tüm eylem ve işlemlerinde ulusal çıkarları ve kamu yararını önde tutmak, koruyup güçlendirmekle yükümlüdür. Petrol ve doğal gaz gibi stratejik önemi çok yüksek olan ürünler söz konusu olduğunda bu yükümlülük daha da ağırlaşır.”

Ya ‘Ak’ Parti ne yapıyor? Kısaca hatırlayalım: ‘Millî menfaat’e defol, ‘memleket ihtiyacı’na defol, gelsin küresel şirketlerin çıkarları, TPAO’ya ‘by pass’, TPAO’nın özelleştirilmesinin ve ruhsat tekelleşmesinin önünü aç, yoksul Türk halkının gelir imkânlarını elinden al, Büyük Sermaye’nin servetine servet kat, yabancılara yeni iş imkânları ve türlü kolaylıklar sağla, bölgecilik güdenlerin işini kolaylaştır…

Gerçek şudur ki; bu ‘Ak’ Parti iktidarından hiçbir umut yok, kulağına hiçbir öğüt girmiyor, mâlum yerlere öylesine angaje olmuş ki, bildiğini okumaya da devam edecek.

Öyleyse bu ülkenin namuslu aydınları, iş adamları, siyasetçileri, gençliği, askeri niye susuyor?

Meydanı niye böyle boş bırakıyorlar?

Niye görevlerini yerine getirmiyorlar