w

19.02.2007
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Tarih
Özgün
Ekonomi
Mesaj Panosu

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı

Gökçe Fırat

Türk yurdunu Kürt-İslamcı
faşistlere teslim etmeyeceğiz!

Faşist

Düşmanımızı iyi tanıyalım: Bunlar sıradan Şeriatçı, Kürtçü, işbirlikçi, komprador solcu vb. şekilde tanımlanamazlar. Bunlar için kullanılabilecek tek siyasi terim vardır; Faşist!

Peki kim bu faşistler?

İsmini ya da siyasi yelpazedeki yerini bir yana bırakalım öncelikle ve öyle tanıyalım bu faşistleri.

Faşizmin önemli bir özelliği, kendisi dışındaki çeşitli fikir akımlarına karşı tahammülsüzlüğü aşan bir despotluk, diktatörlüktür. Normalde her siyasal rejimde, aşırı kapitalistinden en dogmatik sosyalistine kadar muhalif ideolojilere karşı hoşnutsuzluk vardır. Muhalefeti engellemek için devletin her türlü ideolojik ve idari aygıtını da devreye sokar ve amaçları uğrunda kullanırlar.

Ama faşist bundan farklıdır. O muhalefete karşı tahammülsüz değildir, muhalifini doğrudan yok etmeyi kendine hak görür.

Hitler’in muazzam toplama kampları bunun içindir. Toplum içinde muhalefete izin verilmez, bunlar önce toplumdan alınıp toplama kampına, oradan da gaz odalarına gönderilir. Kısacası basit bir muhalefeti susturma değil muhalefeti yok etme rejimidir faşizm.

Peki neden bunu yapar faşistler?

Çünkü faşistler siyasetlerine, ideolojilerine, halk üzerindeki ikna güçlerine güvenmezler. Demagoji yaptıklarının gayet bilincindedirler. Karşılarına akıllı bir muhalif çıktığında güçlü bir diktatör değil aslında komik bir palyaço olduklarını göstereceğini bilirler.

Dolayısıyla faşistin değişmez bir özelliği olan önyargısı, onun kendine olan güvensizliğinin bir yansımasıdır. Faşist muhalifine karşı önyargılıdır çünkü muhalifinin ondan üstün olduğunu bilir, bunu itiraf edemez, kendi yetersizliğini, muhalifine karşı önyargı ile örtmeye çalışır.

Bu örtü genelde ırkçılıktır. Faşist muhalifinin kendisinden zeka, anlayış, insanlık, iyilik, onur, cesaret vb. yönlerden üstün olduğunu görse de, onun aşağı bir ırktan olduğu önyargısıyla bunu tersine çevirmeye çalışır.

Faşist, bu tersine çevirmeyi yaparken kendisini çok aldatamaz çünkü şu aşağı ırktaki solcu militanın nasıl da başeğmez olduğunu, en ağır işkencede bile örgütünü, arkadaşlarını, sevdiklerini satmadığını, konuşmadığını görür. Toplama kampında da, hapishanede de değişmediğini, muhalefetini sürdürdüğünü de görür.

Bu durum onu çılgına çevirir, muhalifine karşı nefreti daha da artar.

Faşist propaganda

Faşist propaganda işte böylesi bir faşist ruh halinin normalize edilmesidir.

Propaganda mekanizması muhalifi toplum içinde küçük düşürmek üzerine kuruludur; aşağılamaya dayanır.

Onlara göre muhalif son derece cani, gaddar, barbardır. Dizginlenmezse, yani işkenceye alınmazsa, hapse atılmazsa, kurşuna dizilmezse, tüm topluma zarar verecektir.

Böylelikle faşist kendisi için tehlikeli olan muhalifi sanki tüm toplum için tehlikeliymiş gibi sunar.

Sürekli korku, aşağılık kompleksi ile birlikte faşistte paranoyaya yol açar. Komünizm (şimdilerde milliyetçilik) tehlikesi dedikleri şeyin nasıl bir paranoya olduğu bugün çok daha iyi görülmektedir.

Bu haliyle faşist, bir ruh hastasıdır.

Ama bu ruh hastası toplumun karşısına kimi zaman bir başbakan, kimi zaman bir polis şefi, kimi zaman bir aydın olarak çıkabilir.

Hitler’den günümüze gelin ve açın gazeteleri, tv’leri ne görüyorsunuz.

Hep demokrat olduklarını iddia eden bir sürü aydın, yazar.

Peki bunların karşısında tek bir muhalif görüşten aydın bulabilir misiniz?

Bulamazsınız çünkü bu aydınlar muhalif sese tahammülsüzdürler. Hep kendi arkadaşları ile çıkarlar televizyona ve birbirleri ile konuşurlar.

Faşistin faşiste propagandasıdır yaptıkları sadece.

Hep saldırırlar, suçlarlar, yargısız infaza tabi tutarlar.

Ama o saldırdıkları, suçladıkları, yargısız infaza tabi tuttukları insanları televizyonlarda karşılarına çıkartmaya cesaret edemezler, açıkoturumlarına katmazlar, gazetelerinde cevap hakkı tanımazlar.

Tek sesli bir korodur; sabahta akşama kimi zaman havlarlar, kimi zaman anırırlar.

“Hem demokrat geçiniyoruz hem de muhalefete izin vermiyoruz” diye geçirmezler akıllarından. Çünkü önyargıları imdada ye-tişir. Hemen muhalifin aslında ne kadar tehlikeli bir iç düşman olduğunu söylerler kendi kendilerine. Toplumsal gerçeklik burada faşistin iç dünyasındaki tersine gerçeklikle yer değiştiriverir.

Ama faşist içten içe korkmaktadır. Muhalifine ne kadar saldırsa da muhalifler hep çoğalmaktadırlar. Bunlara hiçbir medya olanağı bile tanınmadığı halde nasıl da bu kadar çabuk çoğalıyorlar, etkili oluyorlar diye çılgına döner.

Hemen açar bilgisayarını ve bu muhaliflerin polis tarafından hemen yakalanması için, olmadı ordunun bunları düzlemesi için yazı yazar ve rahatlar.

Faşist korkaktır, muhalifinin karşısına hiç tek başına çıkamaz.

O nedenle faşistin rejimi bir polis rejimidir.

Mussolini’nin Habeşistan’da yaptığını Kürt faşistleri Türkiye’de yapmak istiyor

Çoğumuz faşizm üzerine, Hitler üzerine, Almanya üzerine, İtalya, İspanya, Arjantin üzerine, çok okuduk, dinledik...

12 Martı, 12 Eylülü gördük.

Faşizme karşı çok yazdık, çok konuştuk, çok yürüdük.

Ama hiç bugünkü kadar ağır bir faşizm tehlikesi altında olmadı Türk toplumu.

Faşist rejim kapımızı tüm unsurlarıyla çalıyor.

Faşist liderliğe soyunan, serseri, küfürbaz, tahammülsüz, yeteneksiz, kompleksli bir adayımız var.

Bu lidere yol açacak büyük bir faşist aydın koromuz var.

İdeolojik iklim olarak büyük bir Türk düşmanı ırkçı akım var.

Türk’üm demenin, Türk bayrağı taşımanın bile yasaklandığı bir düzen ilk defa geliyor bu ülkeye.

Türk düşmanlığı ile birlikte halk düşmanlığı var.

Her türlü ulusal örgütlenmeye karşı büyük bir baskı var.

Hitler’in Fransa’da, Mussolini’nin Habeşistan’da kurduğu rejimi, bugün bu Kürt faşistleri Türkiye’de kurmaya çalışıyorlar.

Ulusal olan herşeye karşı bu kadar tahammülsüz, nefret dolu, saldırgan olmaları bundan.

Faşizme karşı ulusal bir direnişten öyle korkuyorlar ki...

Ama bunlara birilerinin Hitler’in, Mussolini’nin sonunu hatırlatması gerek...

Hiçbir işgal kalıcı olamaz, hiçbir faşist diktatör de...

Faşist faşistliğini yapadursun, faşizme karşı ulusun onurunu gösterenler her zaman çıkar.

Bugün Milli Mücadele bu zeminde verilmektedir.

Milli Mücadele Bayrağı altında insanlar bu nedenle toplanmaktadır.

Türk ülkesini faşistlere teslim etmemeye kararlıyız.

Faşizme ölüm Türk’e hürriyet!