04.12.2006
Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Özgün
Kitap
Kültür-Sanat
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kültür-Sanat

Öner Yağcı

Sabahattin AliYeni emperyalizmin küresel terörünün ülkemizdeki
ilk siyasal cinayetlerinden biri: Sabahattin Ali cinayeti

“Başın Öne Eğilmesin”

Sabahattin Ali 100 yaşında

1907’de doğan, 1930’lu yıllarda edebiyata başlayan, 1940’lı yılların karanlığında öyküleri, romanları, şiirleri, köşe yazıları ve çıkardığı gazetelerle, dergilerle demokratik muhalefetin öncü yazarı olarak bayraklaşan ve edebiyatımızın temel taşlarından biri olan Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin arkasındaki sis perdesi hâlâ aralanmış değil.

1948’in Mayısında başına Kırklareli’nin Üsküp-Sazara yöresindeki ormanlarda cesedi bulunan Sabahattin Ali susmayan bir kalemdi. Öykü kitapları vardı: Değirmen, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk. Romanları vardı: İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna. Şiirleri vardı: Dağlar ve Rüzgâr. Oyunu vardı: Esirler. Düzyazıları vardı: Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler (hazırlayan Hikmet Altınkaynak). Mektupları vardı: İki Gözüm Ayşe/ Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları (hazırlayan Ayşe Sıtkı-Doğan Akın). Çakıcı’nın İlk Kurşunu vardı: Öyküler, şiirler, yazılar, desenler. Belgeler vardı: Mahkemelerde (hazırlayanlar Nüket Esen-Nezihe Seyhan). Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz’la birlikte çıkardıkları ve 1940’lı yılların sonunda tek parti diktatörlüğünün onca baskısına karşı Marko Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Ali Baba dergileriyle direnen Sabahattin Ali, örnek aydınlardan biri olarak toplumsal savaşımdaki yerini alan bir yazarımızdı.

O, öykü, roman ve yazılarıyla Anadolu’nun ezilen insanlarını edebiyata sokmuştu. İkinci Dünya Savaşı koşullarında yükselen faşist ideolojiyle hesaplaşmış, diktatörlük yönetimlerine karşı çıkmıştı. Direnen, sıradan bir insanı roman kahramanı yaparak ölümsüzleştirmişti. “Aldırma Gönül Aldırma”,“Benim Meskenim Dağlardır”, “Çocuklar Gibi”, “Melankoli” gibi şiirleri bestelenerek dillerden düşmeyen bir yazardı; “Göklerde kartal gibiyken kanatlarından vurulan/ Mor çiçekli dal gibiyken bahar vaktinde kırılan” bir canıydı yurdumuzun.

Sabahattin Ali

Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz’la
birlikte çıkardıkları ve 1940’lı yılların sonunda tek parti diktatörlüğünün onca baskısına karşı Marko Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Ali Baba dergileriyle direnen Sabahattin Ali, örnek aydınlardan biri olarak toplumsal savaşımdaki yerini alan bir yazarımızdı. O, öykü, roman ve yazılarıyla Anadolu’nun ezilen insanlarını
edebiyata sokmuştu. İkinci Dünya Savaşı koşullarında yükselen faşist ideolojiyle hesaplaşmış, diktatörlük yönetimlerine karşı çıkmıştı. Direnen, sıradan bir insanı roman kahramanı yaparak ölümsüzleştirmişti. “Aldırma Gönül Aldırma“, “Benim Meskenim Dağlardır“, “Çocuklar Gibi“, “Melankoli“ gibi şiirleri bestelenerek dillerden düşmeyen bir yazardı; “Göklerde kartal gibiyken
kanatlarından vurulan/ Mor çiçekli dal gibiyken bahar vaktinde kırılan“ bir canıydı
yurdumuzun.

Şiirleri, öyküleri, romanları, mektupları, makaleleri, dergileri, gazeteleri, çevirileriyle bir edebiyat ustasıydı. Ülkesinin yöneticileri sahiplenmemişti bu genç ustayı. Okul programlarına, ders kitaplarına almamış, söküp atmak istemişlerdi belleklerden, edebiyat bahçemizden; korku dağları yaratmışlardı adının üzerinde. Çünkü o, yurdunu gerçekten seviyordu ve yurdu, gerçekten sevmeyenler yönetiyordu. Çünkü karanlık, aydınlığa hep saldırmıştı ülkemizde ve Sabahattin Ali Türkiye’nin aydınlığının direngen bir umuduydu. Umudun düşmanıydı onu yok etmek isteyenler ve korku dağlarını hep beslemişler, büyütmüşlerdi Sabahattin Ali’nin soluk aldığı her parçasında yurdun.

Öyküleri, romanları, şarkılaşan/türküleşen şiirleriyle; örnek ve öncü aydın direnciyle sanatımıza, edebiyatımıza, yaşamımıza güzellikler katan Sabahattin Ali’yi yaşamıyla ve yapıtlarıyla geleceğe taşımak ve ölümünün ardındaki karanlıkları aydınlatmaya çalışmak borcumuzdu. Hakkında yayımlanan kitaplar bu borcun ödenmesi için atılan adımlardandı. “Sabahattin Ali” (Filiz Ali-Atilla Özkırımlı), “Sabahattin Ali” (Asım Bezirci), “Sabahattin Ali” (Mustafa Kutlu), “Sabahattin Ali’nin Romancılığı” (Sofya, İbrahim Tatarlı), “Sabahattin Ali Olayı” (Kemal Bayram), “Sabahattin Ali Dosyası” (Kemal Sülker), “Sabahattin Ali” (Muzaffer Uyguner), Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (Reşit M. Ertüzün), Filiz Hiç Üzülmesin: Fotoğraflarla “Sabahattin Ali’nin Yaşamöyküsü”(Filiz Ali), “Sabahattin Ali: İnsan ve Eser” (Ramazan Korkmaz).

2003’te yayımlanan ve Sabahattin Ali’nin öldürülmesi ekseninde onun yaşamını aktaran “Sabahattin Ali” adlı oyununda Tuncer Cücenoğlu, bu trajik cinayete yıllar sonra yine dikkat çekmişti. Sabahattin Ali ile ilgili yapıtlara bir yenisi eklendi: Başın Öne Eğilmesin/Sabahattin Ali’nin Romanı.

Kara Afrika, Lumumba, Kara Afrika’da İletişim, Uluslararası İletişim, İletişimde Karikatür ve Toplum, Basın Sözlüğü, Basında Tekelleşmeler, Yarının Radyo TV Düzeni, Siyasal Reklamcılık, Türk Basın Tarihi, Dünya Karikatür Tarihi, Dünyada ve Türkiye’de Kültür Politikaları gibi inceleme ve araştırmalarıyla tanınan 1923 İstanbul doğumlu Hıfzı Topuz; Parisli Yıllar, Eski Dostlar, Elveda Afrika Hoşça Kal Paris, Fikret Muallâ adlı kitaplarında anılarıyla buluşturup yakın tarihimizin entelektüel yaşamıyla ilgili veriler sunan, yakın tarihimize ışıldak tutan bir yazar olarak Sabahattin Ali’nin yaşamını da romanlaştırdı.

Hıfzı Topuz, Galatasaray Lisesini, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Strasbourg Üniversitesinde devletler hukuku ve gazetecilik yüksek lisans (1957-59) ve Hukuk Fakültesinde gazetecilik doktorası (1960) yaptı. Paris’te UNESCO Genel Merkezi’nde iletişimle ilgili birim ve projelerde çalıştı. Anadolu, Galatasaray, İstanbul Üniversiteleri İletişim Fakültelerinde basın, radyo, TV tarihi, uluslararası işletişim, siyasal iletişim dersleri verdi. Çalışmaları nedeniyle Sertel Demokrasi Ödülü, TGC Basın Özgürlüğü Ödülü, Lions Kulüpleri Federasyonu Atatürk Barış Ödülü, Osmangazi Üniversitesi Onursal Doktora Ödülü aldı. Hıfzı Topuz; Meyyale, Taif’te Ölüm, Paris’te Son Osmanlılar, Hatice Sultan, Gazi ve Fikriye, Çamlıca’nın Üç Gülü, Devrim Yılları, Tavcan adlı yakın tarihimizin çeşitli kişileriyle ilgili yazdığı yarı belgesel romanlarıyla kendine özgü bir romancılıkla sürdürdüğü serüvenine Sabahattin Ali’nin Romanı’nı da ekledi: Başın Öne Eğilmesin.

Hıfzı Topuz - "Sabahattin Ali'nin Romanı"

Hıfzı Topuz

Öldürülmesinden üç buçuk ay önce Rasih Nuri İleri’lerin evinde gizlendiği günlerde bir akşam yemeğinde Sabahattin Ali ile birlikte olan Hıfzı Topuz; Başın Öne Eğilmesin’de Sabahattin Ali’nin yaşamını ayrıntılarıyla romanlaştırıyor. “Gerçekleri hiç bozmadan, abartmadan, olayları ve mektupları konuşmaya dönüştürerek, konuya gerekli ayrıntıları katarak” yaptığı “kurmaca” ile romanlaştırdığı bir yaşamöyküsü sunuyor bu yapıtıyla. Öldürülmesi ve sonrasındaki olayların da yer aldığı bu belgesel romanla Sabahattin Ali gerçeğini bir kez daha gözlerimizin önüne getiriyor.

Girişte, kitabın en güç yanının Sabahattin Ali’nin öldürülmesi olacağını, giz perdesinin sadece aralandığını, varsayımların ortaya atıldığını, ama cinayetin nasıl işlendiğinin hâlâ aydınlatılmadığını, “faili meçhul” cinayetler dosyasına kaldırıldığını söylüyor Hıfzı Topuz. Cinayetin işlendiği dönemin Soğuk Savaş dönemi olduğunu, olayın bir faili meçhul değil “global terörün bir uygulaması” ve Sabahattin Ali’nin “yeni emperyalizmin ilk kurbanı” olduğunu söyleyerek ekliyor:

“Bu cinayeti daha sonraki yıllarda bağımsızlığı, laik ve demokratik düzeni savunan Atatürkçülerin öldürülmesi izlemiştir. Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri hep aynı zincirin halkalarıdır.”

Roman,“Ölüme Uzanan Yolculuk” başlıklı bölümle başlıyor. “Bütün kapılar bana kapandı. Tam bir çıkmazdayım… Boğuluyorum.” diyen Sabahattin Ali, cezaevinden tanıdığı Edirnekapı’da berberlik yapan Hasan’ın yardımıyla ülkesinden kaçmaya karar vermiştir. Sabahattin Ali’nin İstanbul’daki son günü olan 31 Mart 1948 günüdür. Sabahattin Ali, Mart’ın son haftasını Mehmet Ali Cimcoz’larda geçirmiş, o zamanlar 27-28 yaşlarında bir genç olan Rasih Nuri İleri ile buluşmuştur. 1940’lı yılların sonudur ve CHP kurultayında tutucular laikliğin yumuşatılmasını önermişlerdir; Şemsettin Günaltay’ın başını çektiği CHP’nin gelenekçi kanadı Köy Enstitülerine, kültür devrimine, laikliğe, devletçiliğe karşıdır. Ankara Üniversitesi Senatosu Pertev Naili Boratav, Niyazi ve Mediha Berkes, Behice Boran, Adnan Cemgil ve Azra Erhat’ın üniversiteden atılmaları kararını vermiştir. Sabahattin Ali dostlarıyla vedalaşıp Berber Hasan’ın bulduğu Ali Ertekin’le birlikte Trakya’ya, sınıra gider. Orada beklerlerken emniyetten olduklarını söyleyen birilerince alınarak sorguya götürülür: “Bir tokat patladı Sabahattin Ali’nin yüzünde. Gözlükleri yere fırladı. İşkence yeni başlıyordu. İkinci bölüm “Gençlik Yılları”nda ailesinden ve bebekliğinden başlayarak Sabahattin Ali’nin gençlik dönemini okuyoruz. Daha sonraki “Umutsuz Aşk: Ayşe”, “Aliye”, “Savaş Sonrası Ankara”, “Demokrasi Girişimleri”, “Görüşler, Yeni Dünya, Tan ve 4 Aralık”, “Markopaşa”, “Zor Günler”, “Kamyon Macerası” ,“Kaçış” bölümlerinde Sabahattin Ali’yi aşkları, acıları, sıkıntıları, dostlukları, hapislikleri, edebiyatçılığı, gazeteciliği, siyasal düşünceleri, uğradığı saldırıları ve ölümüyle noktalanan kaçış serüvenini okuyoruz.

Roman, yeni emperyalizmin küresel terörünün ülkemizdeki ilk cinayetiyle, Sabahattin Ali’nin cesedinin bulunmasıyla ve şu cümleyle bitiyor: “Köylüler cesedin bulunduğu yere ‘Sabahattin Ali Çatağı’ adını verdiler.”

Hıfzı Topuz, “Ek Bilgiler”de, 12 Ocak 1949’da gazetelerin üç sütun üstüne bir başlıkla bir siyasal cinayet haberini, “Sabahattin Ali öldürüldü” haberini verdiğini söylüyor. Sabahattin Ali’nin İstanbul’dan ayrılışının üzerinden aylar geçmiştir ve ondan aylarca bir haber alınamamıştır. Gazetelerin, hudutta para karşılığı adam kaçıran komünist bir şebekeye mensup Ali Ertekin adlı katilin yakalandığını ve evinde yapılan aramada Sabahattin Ali’ye ait eşyaların bulunduğunu yazılmaktadır gazetelerde. Ali Ertekin’in duruşması 1949 Nisanında başlar ve 1950’nin Ekiminde karara bağlanır. Ertekin 2 yıl cezaevinde kalır. Cinayetle ilgili tartışmaları aktaran ve hâlâ bir giz perdesinin olduğunu söyleyen Hıfzı Topuz, yapıtını şu cümleyle bitiriyor:

“Sabahattin Ali bütün özgür insanların yüreğinde, bilincinde yaşıyor ve yaşayacak.”

Emperyalist dayatmaların bizi bugünlere nasıl getirdiğinin ilk adımlarını görmemiz, anlamamız için okunmalı Başın Öne Eğilmesin.

Hıfzı Topuz, Başın Öne Eğilmesin/Sabahattin Ali’nin Romanı, Remzi Kitabevi, 2006, 264 s.