|
Yekta Güngör Özden |
Medyanın büyük bir kesiminde yuvalanan uyduruk aydınlar Türkiye için yüzyıllardır iyi niyet beslemeyen Avrupa’nın desteğiyle yol almak için her şeyi çarpıtıp saptırmayı beceri sayıyor. Yeni Türk Ceza Yasası’nın daha çok anlayış ve uygulama yanlışlarından kaynaklanan içeriğini tümüyle yadsımaktalar. “Türklüğü alenen aşağılama”yı büsbütün serbest bırakma çabaları ibretle izlenmektedir. Türklüğü aşağılamadan konuşulamaz, yazı yazılamaz kanısı usdışıdır. Ödül almak için Avrupalıların koşul saydığı aşağılamayı ancak kendini, ulusunu yadsımak alçaklığına düşenler bilinçle yapabilir. Son günlerde İlerleme Raporu nedeniyle tartışma yine alevlendi. Günümüz iktidarı Avrupa’nın hoşuna gidecek zikzak ötesi ödünlerle geri adım atarken AB de görüşmeleri kesip alacaklarını tehlikeye sokmaktansa her yana çekilebilir sözcüklerle kapıyı aralık tutmaktadır. Gerçek hukuku, yaşamın gerçeklerini aramak, adaletli bir kural yerine yine karışıklık yaratacak içerikte bir kural getirecekler. Dış dünyadan Dünya hepimizin ama ülkemiz ötesini dış dünya olarak adlandırma, anlatım ilgileri yönünden bir ölçüdür. Saddam hakkında verilen idam cezasının yerine getirilmesi olumlu-olumsuz değerlendirmelere neden olmuştur. Daha önemlisi Irak halkının çektikleridir. İşgali, ölümleri hiçbir tartışma unutturmamalıdır. Fransa Irak’ın kuzeyinde temsilcilikler açacağını açıklamış, PKK büroları yeniden açılmış, sünni-alevi çatışmaları yaygınlaşmaya başlamıştır. İtalya’nın büyük medya kuruluşlarından RCS grubu, Elif Şafak’ı uluslararası gazetecilik dalında ödüle yarar bulmuştur. Önceki Hava Kuvvetleri Komutanı E. Orgeneral Halil İbrahim Fırtına da Fransa’nın nişanını geri vermiştir. Lozan’da tanınmayan sözde soykırımı AB’de tanımak günümüz iktidarının bile yapamayacağı bir hayınlıktır. ABD seçimleri halkın uyandığına, Başkanlarını uyarıldığına yeterli sayılacak mı? Halk dilinde “Ne şiş yansın ne kebap” sözüyle anlatılan duruma uyan AB Dinlendirme-Erteleme Raporuna karşı iktidar etkin bir duruş gösterecek mi? İzleyeceğiz. Ya içerde? “Karşı duruş- Aykırı tutum ve davranış- Direnme- Bildiği doğruyu söyleme- Dik duruş- İtaatsizlik- Eleştiri” sözcüklerine bağlanan “Hak”tan söz edilerek kimi olumsuz, gerçekdışı konuşma ve yazılar savunulmakta, bu terslikler demokratik açılımla nitelendirilmektedir. Düzelmez karşıtlar diyaloğu güçlüdür, dayanışmaları kapsamlıdır. Kendileri gibi düşünmeyenleri rezilce ve sefilce suçlamaktan, yalandan çekinmeyecek kadar katılaşmışlardır. Gerçeği, gerekeni yazarsanız, hemen “milliyetçi söylem”le karalıyorlar, kendileri onursuzluğun ve soysuzluğun tiksindirici örneklerini sergiliyorlar. Bir seminerdeki doğaçlama konuşmayı orada bulunmamasına karşın suçlayan, anlaması olanaksız konularda bilgiçlik taslayan, Atatürk adını ağzına alamayacak kişiler yazılar döktürüyor. Meclisi açmasını bile “...görülmedik derecede islâmî tarzda açtı” dedikten sonra sanki yaptıkları yanlışmış gibi “...elbet doğruları vardı” anlatımıyla küçültenler de var. Büyük Atatürk’ün 68. ölüm yıldönümü nedeniyle daha neler yazılıp söylenecek göreceğiz. Bülent Ecevit için yazılanlar doğrultuyu ve düzeyi açıklayan yeni kanıtlardır. Ecevit’i tanımayanlar, yanlış tanıyanlar, karşıtları yere-göğe sığdıramıyorlar. Ölümlere sevinenlerin insanlığı tartışılır. Ölümler herkesi üzer. Yakınlarını acıya boğar, onlara başsağlığı dilemek, gidenin arkasından kötü söz söylememek terbiye ve insanlık gereğidir. Ancak gerçekdışı anlatımlarla, gereksiz övgü ve yergilerle bir şeyler yazmış olmak için eline kalem almak, ileti yayımlamak, defterlere yazılar yazmak, ziyaretlerde bulunmak ikiyüzlülüktür. Önceleri neler söyleyip, neler yazanların şimdiki tutumlarına baktıkça ne durumlara düştüğümüzün üzüntüsü de ekleniyor. Ecevit siyasal yaşamımızın belirgin adlarından biridir. Olumlu-olumsuz birçok davranışı olmuştur. Hepsi geride kalmıştır. Işıklar içinde yatmasını dileriz. 1953-55 aynı yönetim kurulunda çalıştık. CHP içinde 1979’a kadar süren birlikteliğimizin son 12 yılında avukatıydım, eşinin ve kendinin dâvalarına baktım, hukuk danışmanlığını yaptım. Söylenecek o kadar çok şey, yazacak o kadar çok anı var ki. Bugünlerde en uygunu, bana yaraşanı susmaktır. İki-üç dürüst gazeteci namus kurtarıyor. Benim ikiyüzlülüğe tepkim de suskun kalmak. Ramazan (Şeker) Bayramı trafiğinin getirdiği acılara sel yıkımları eklendi. Gerçekçi önlemler alınmadıkça, siyasal ödünlerden dönülmedikçe daha çok acılar yaşanır. Özellikle deprem söylentileri karşısında etkin çabaları ertelemek gelecekte büyük olaylara neden olabilir. 17 aylık bebeğe yönelik çirkin saldırılar geldiğimiz kötülüklerin boyutlarını gösteriyor. Kadrolaşma, siz-biz ayrımı, partizanlık, köktendincilik, iktidar ve oy için her yolu-yöntemi kullanma başka sakıncaların da öncüsüdür. Ekonomik çalkantı sürüyor. Dış ticaret açığı büyüdü. Bütçe gerçekçi ve içtenlikli değil, yatırımlar düşük. IMF dayatmalarıyla sosyal yardım, özellikle sağlık alnında yeni yoksunluklar gelecek, yeri vergiler, yeni zamlar bindirilecek. Çalışanlara yeterli ek verilmezken siyasal partilere kesenin ağzı alabildiğine açılıyor. Seçim nedeniyle 100 bin personel alımı, 15 bin imam kadrosu, başka açılımlar ekonomiyi büsbütün bozacak. Ufukta olumlu bir belirti yok. İktidarın oyalamaları, aldatıcı rakamlar dışında gerçekçi bir gelişme sağlanamıyor. “Lâikliğe sadakatla bağlıyız” diyen Başbakan (son Ulusa Sesleniş konuşması) inandırıcı olmaktan çok uzak. Sözünü ettiği iyileşmeler(!) kendilerine özgü demokrasi ve lâiklik anlayışları gibi kendi kuruntuları. Kur’an kurslarındaki artış nereye gittiğimizi anlatmaktadır. Sürekli 4950 kurs yaz aylarında 60 bine yaklaşıyor. Kadın-erkek ayrımıyla insanlığı bölenler, 85 yıldan beri yaşamımızı aydınlatan laikliğin, demokrasiyi amaçlayan cumhuriyetin değerini bilmeyenler neyi, nasıl, ne ölçüde iyileştirebilirler. Yıktıkları o kadar çok şey var ki. 10 Kasım’da düğün düzenleyen siyasetçinin gerekçesine bakınız. Acılar nedeniyle bir araya gelip, camilerde şehitleri uğurlarken bulunup sonra yine ayrılan, yine birbirine karşıt duruma geçen kesim gerçek aydın niteliklerine kavuşmadıkça sorunlar sürecektir. 1960’larda askere ihtilâl-darbe çağrısı yaptıklarını yazan günümüzün kimi iktidar palyaçoları bu tür hiçbir amacı, çabası, eylemi bulunmayan ancak günümüzde Atatürk ilkelerini savunanları şimdi “asker yanlısı” olarak suçlamaktan utanmıyor. Askerin yerini, önemini, değerini bilmek, onu kurum olarak savunmak ayrı, onu kışkırtmak, darbe yapmasını istemek ayrı. Bunları bilmeyen, bilmek istemeyen eski terörist bozuntuları, eski anarşistler bugün demokratlık taslıyor. Hadi canım sen de... Fikir sefaleti olanlar yazdıkça kınanıyor. Kimi siyasetçiler kendilerini başarılı sayıp Silâhlı Kuvvetlerin etkinliği ile azalan terörü “1990’larda bitmiş” gösteriyor. Biten şey sürer mi? Bitirilseydi yeniden başlayabilir miydi? Bitmemiş, azalmıştı, yine azdı, o kadar. Çünki ödünlerle, verilen umutlarla azdırdılar. Toplumsal duyarlığın belirtilerinden biri olan 4 Kasım Ankara yürüyüşü kimi çevrelerde konuşuluyor, tartışılıyor. Her şeye karşın Türk Devrimi’ne ve Atatürk ilkelerine bağlılık için, bölücülük ve şeriatçılığı kınamak için demokratik kitle örgütlerinin biraraya gelmesi, toplumsal dayanışma örneği vermeleri iyi bir başlangıç, kutlanması gereken bir çabadır. Atatürkçü Düşünce Derneği’nden daha nice atılımlar, öncülükler örnek tutumlar beklenmektedir. Devlet Mezarlığı’nı Cumhurbaşkanları ve Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanları dışındakilere açmak yanlış oldu. Ölümler her zaman her şeyi bitirmiyor. Kimi ölümler yeni sorunlar yaratıyor. Örneğin Ecevit’in Devlet Mezarlığı’ndan alınıp eşinin istediği ODTÜ ormanına gömülmesi. Yeni işlem gerekecek. Yeni tören olmasa da yeni taşıma ve gömme olayları yaşanacak, halkın içinden almanın ne gereği var? Bu nedenle düşünüyorum, ölümler kimi zaman değil, çoğu zaman da kimlerin ne olduğunu gösteriyor. Bölücüler birleştirici, yıkıcılar yapıcı, kavgacılar barışçı, diktatörler demokrat, anlayışsızlar hoşgörülü, saldırganlar savunma oluyor. Türk Devrimi’ni ve Atatürk ilkelerini sulandıranlar Atatürkçü tanıtılıyor. Lâikliği yozlaştıranlar övülüyor. İhtilâllere, darbelere, kötü iktidarlara neden olma payı gözardı ediliyor. Genelde böyledir. Cenazelerde yalancı tanıklık, adliyedekinden çok olur. Kindar, inatçı, nankör, bencil, bilgisiz, yetersiz, toplum dışı düşmüş, kimselere yararı dokunmamış birisi için bile iyilik sözleri edilir. İlkeli tutarlı olup olmadıkları gözetilmiyor. Doğal, herkeste olması gereken kimi nitelikler olağanüstü gösterilip bir-iki uygun işine bakılıp övgüler sıralanıyor. Gerçekleri konuşmaktan hiçbir zaman ve hiçbir koşulda geri kalmamak gerekmez mi? |