|
Özgür Erdem |
ABD’nin bir kabusu daha gerçek oldu: Ortega mazlumlara yine büyük moral verdi Dünyanın tüm ezilenleri Nikaragua’da Daniel Ortega’nın zaferini kutluyor. Chavez’in önderlik ettiği emperyalizm karşıtı cephe Nikaragua’da da solcu Sandinistlerin lideri Ortega’nın seçimleri kazanmasıyla şüphesiz güçlendi. Böylece Ortega, 1990 yılında kendisini deviren Amerikancı Kontrgerilla’nın hesabını, 16 yıl sonra rakibi Amerikancı Banker Eduardo Montealegre’ye fark atarak sormuş oldu. Ancak Ortega’nın bu zaferi mazlumlar için herhangi bir solcu liderin kazandığı zaferden çok daha önemlidir. Emperyalizmin gücünün yetmediği bir mazlum lider her dönem olmuştur. ABD’nin karizmasını çizen bu Üçüncü Dünyacı liderler, yaşadıkları dönemde ezilenlerin mücadelesine verdikleri moralle büyük destek olurlar. 50’lerde Nâsır, 60’larda Che, 70’lerde ise Vietnam böyleydi. 80’ler ise Daniel Ortega’nın dönemiydi.
Ortega, 1979’da Nikaragua’da iktidara geldiğinde, önce ABD tarafından ciddiye alınmadı. Çünkü o dönemde ABD İran’da Şah rejimini korumakla uğraşıyordu. Güney Amerika’nın bu küçük ve diğerleriyle karşılaştırıldığında da daha az stratejik ülkesine müdahaleyi ABD bir dönem erteledi. 1981 yılında Reagan iktidara gelirken seçim kampanyalarında üç hedef gösteriyordu: Sovyetler, İran ve Nikaragua. Aslında tüm dünya da Reagan’ın başlattığı bu kampanyayla birlikte Nikaragua gerçeğinin farkına varmaya başladı. Reagan Nikaragua’nın kolay hedef olacağını düşünüyordu. Ancak Sandinistler, kolay lokma olmadıklarını gösterdiler. ABD Ortega’yı devirmek için Latin Amerika’daki kontrgerilla okullarında eğittiği en “değerli” askerlerini kullandı. ABD’nin Nikaragua’da Ortega’yı devirme çabaları 80’ler boyunca devam etti. 60’ların ve 70’lerin büyük devrimci dalgasından sonra Türkiye dahil pek çok ülkede Amerikancı rejimlerin bir bir tesis edildiği 80’ler, Ortega’nın büyük kavgasıyla aydınlanıyordu. Ortega’nın mazlumlar açısından büyük önemi de buradan kaynaklanmaktadır. Sandinistlerin dayandığı Ulusal Kurtuluşçu gelenek Güney Amerika’daki gerilla hareketlerinin tümü 1800’lerdeki ya da 1900’lü yılların başlarındaki Ulusal Kurtuluşçu liderleri kendi önderi olarak benimser. Hatta isimlerini bile o dönemlerin önderlerinden alırlar. Ortega’nın lideri olduğu Nikaragua’daki gerilla hareketi de ismini Augusto Cesar Sandino’dan alır. Sandino’nun Bolivar ve Zapata gibi Güney Amerika’nın devrimci tarihinde önemli bir yeri vardır. 1927 yılında, Nikaragua Ordusu’nda bir general olan Sandino, ABD’nin ülkesini işgal etmesi üzerine işbirlikçi Ordu Komutanı Moncada’yı protesto eder. 300 kişilik küçük bir askeri grupla birlikte kuzeydeki dağlık bölgede gerilla mücadelesine başlar. Sandino, ülkesinde tek bir Amerikan askeri kalmayana dek savaşmaya and içmiştir. ABD Ordusu’nun ve Nikaragua’daki işbirlikçilerin tüm operasyonlarına karşın Sandino’nun liderlik ettiği gerilla hareketi yok edilemez. Hatta, Kuzey Nikaragua’da işçi ve köylü hareketiyle birleşen gerillalar, belli bölgelerde yerel iktidarlarını da oluştururlar. Kendi kurtarılmış bölgelerinde sosyalist bir program uygulayan Sandino, yaptığı kamulaştırmalarla Nikaragua’nın emekçilerinin büyük desteğini de kazanır. Sandino, 1934’te işbirlikçilerin kurduğu bir tuzakla şehit edilir. Ve tüm Güney Amerika’da bir efsane haline gelir. “Bağımsızlık tartışılmaz, elde silah savunulur” sözleri tüm ezilenlerin sloganına dönüşmüştür. Bildirilerinde kullandığı “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” sloganı ise gerilla hareketlerinin dilinden düşmez. Sandino’nun Ulusal Kurtuluş bayrağı Sandinistlerde 60’larda, Sandino’nun Ulusal Kurtuluşçu bayrağını Ortega’nın liderliğindeki FSLN devraldı: “Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi”. Ortega, ABD işbirlikçisi iktidara karşı büyük bir gerilla mücadelesi yürüttü. Sandinistler bu mücadeleyi 50 binden fazla şehit vererek kazandı. 19 Temmuz 1979’da en önde Ortega olmak üzere başkent Managua’ya giren Sandinistler görkemli bir tablo çiziyordu: Onbinlerce gerillanın her birinin elinde Sandino’nun resmi vardı... Sandinistlerin zaferi mazlumlar için pek çok açıdan önemliydi. ABD, 1975’teki Vietnam yenilgisinden sonra ilk büyük tokadını yiyordu. Güney Amerika’da 70’ler boyunca güçlenen ABD, Ortega’yla durduruluyordu. Sandinistlerin bir başka önemi de, kadınların üstlendiği roldü. Gerilla güçlerinin üçte bire yakını kadınlardan oluşuyordu. Genç gerillaların ise neredeyse yarısı kadındı. Feminizm sosyalizmi Batıda sulandırırken, “Sandino’nun Kızları”, kadınların gerçek kurtuluşunu elde silah gösteriyordu. Bizim kuşak, Ortega’nın gerillalarının Amerikancı “Kontra”larla mücadelesini televizyonlarda her gün heyecanla izledi. 80’ler Ortega’nın ABD’ye karşı bu mücadelesini hiç unutmayacak. Ancak, Sandinistler iktidardayken en büyük hatayı yaptılar ve seçime gitmeyi kabullendiler. Yürüttükleri kamulaştırma kampanyalarının köylüler arasında yarattığı sempatiye güveniyorlardı. Halbuki parlamenterizm tehlikeli bir silahtı. Nitekim, 85’te Amerikancıları yaralayan seçim silahı, 90’da da Ortega’yı vurdu ve Sandinistler iktidarı kaybetti. Ancak Ortega, 16 yıl sonra yeniden iktidara gelmeyi başardı. Üstelik ilkelerinden hiç taviz vermeden. Siz bakmayın Batıcı basının Ortega’nın değiştiği propagandalarına. Seçim kampanyasını geçtiğimiz sene Chavez’e yaptığı ziyaretle başlatan Ortega, mitinglerinde Sandino’nun kırmızı-siyahlı bağımsızlık bayrağını sallamaya devam ediyor. “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” sloganı da mitinglerde hâlâ atılıyor. Daha ne olsun. Kısacası Sandinistlerde değişen bir şey yok! |