20.11.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Özgün
Dünya
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Şenol Dedeoğlu

Latife Hanım
Geçen hafta medya “Latife Hanım” kitabından sonra sözde tarihi gerçekleri DVD olarak satışa çıkarıldığını duyurdu. İçerisinde M. Ali Birand ve ekibi, Doğan medya gurubunun imkanlarının desteğinde izleyebilirsiniz… Tabii ki bazı tarihi kişilikleri eleştirirken aslında ne yaptıklarının pek de farkında olmayan olayların bir tarafında bulunan Latife Hanım’dan daha çok şimdilerde onu bayraklaştıranlara bakalım. Atatürk’e saldırmak için gerekçe yaptıkları Latife Hanım eğer yaşasaydı onlara bu kadar anlamsız ve belden aşağı saldırıları için imkanı vermeyebilirdi.

Parolamız vatan
işareti namus

Çeşitli maskelerin arkasında saklanarak bilerek ya da bilmeden emperyalist ülkelerin bastonu, maşası olanların ülkemize karşı sürdürdükleri sinsi hamlelerin hepsine karşı hazırlıklıyız. Anlayacakları tek dil düşmanca hislerle yaptıklarının tümünü deşifre ederek toplumumuzu bilgilendirmek olacaktır. Tam da aynı metodlarla açık açık ve hiçbirisinin gözlerinin yaşına bakmadan… Ülkemizde laik düzenden kopma mücadelesi yapanların yönetimde kalmak için tüm dış dayatmalara taviz vermelerinin hele bir yıkalım rejimi gerisi kolay mantığını görebiliriz. Sıcak savaşlarla denedikleri ancak teslim alamadıkları ülkemize şimdilerde pembe küreselleşme masalları ve psikolojik savaş teknikleri ile saldıranları görmezden gelemeyiz.

Atatürk’e ve ülkemizin Kurtuluş Savaşına, toplumsal gerçeklerimize emperyalistlerin anlatımlarından değil gerçeklerin penceresinden bakmalı, olayların akışını anlamalıyız. Bilinmeyen konulara açıklık getirme iddiasında bulunanların açıklamalarındaki sebep sonuç ilişkilerini sorgulamalı, olayların içine art niyetle karıştırılan dedikoduların amaçlarını, önemsiz kişileri sonradan yüceltmeye çalışanları iyice araştırmalıyız. Kuyruklu yalanlardan ve dedikodulaştırılmış tarihsel anlatımlardan kendimizi ayrı tutmalı, saptırılmış bilgilerden arınmalıyız.

Şimdi ise, Gazi M. Kemal Atatürk ve Cumhuriyet tarihimize ilişkin sağlıklı bilgileri araştırarak, öğrenmeden önce sinsi saldırılar ve doğruların saptırılarak tartışmalı hale gelmesini isteyenlerin yaptıklarını ve destekçilerini inceleyelim. Geçen hafta medya “Latife Hanım” kitabından sonra sözde tarihi gerçekleri DVD olarak satışa çıkarıldığını duyurdu. İçerisinde M. Ali Birand ve ekibi, Doğan medya gurubunun imkanlarının desteğinde izleyebilirsiniz… Tabii ki bazı tarihi kişilikleri eleştirirken aslında ne yaptıklarının pek de farkında olmayan olayların bir tarafında bulunan Latife Hanım’dan daha çok şimdilerde onu bayraklaştıranlara bakalım. Atatürk’e saldırmak için gerekçe yaptıkları Latife Hanım eğer yaşasaydı onlara bu kadar anlamsız ve belden aşağı saldırıları için imkanı vermeyebilirdi.

28 Şubat itina ile ters yüz edilir!!!

Kendi ifadesi ile sıfırdan başlayan ve çok küçük bir para ile televizyon sahibi olan Ufuk Güldemir de tekrar günlük polemiklerine döndü!.. Hem de ne dönüş, hiçbir medya patronuna karşı olmadan, Aydın Doğan’a övgüler düzerek. Cumhuriyet deneyimlerinden gereken her türlü gazetecilik becerisine sahip olduğuna inandık da… Hâlâ kendisini muhalif olması gereken mevcut iktidarın yolsuzluk ve yanlışlarına değil de 28 Şubat’ta takılı kalmasına anlam vermek hiç zor değil. Ahmet Altan’ın “Ata-kürt” yazısına destek veren, dönemin andıçlarını yayınlamamakla övünen ve kendisini gerçek gazeteci sayanlara karnımız tok…

Her fırsatta ABD hayranlığını elden bırakmayan, neredeyse bütün programlarının isimleri İngilizce olan bir kanal Habertürk… 28 Şubat gerçeklerini unutan zat-ı muhtereme sözümüz; E. Tümgeneral Erol Özkasnak Paşa’ya çelme takmak için onun boyu çok ama çok kısa kalır. Böylece önceki işi Milliyet gazetesinde ulusal dip dalgasına karşı çıkan yönetimi ve yayınlarında psikolojik harekata sayfalarını sonuna kadar açan kişiyi daha yakından tanımış olduk, Gazeteci olmadıklarını söyleyerek eleştirdiği Taha Akyol ve Uğur Dündar bile kendi açılarından tutarlılıklarına bakılırsa dürüst bir çizgide bulunmaktalar.

Kendisine Hasan Cemal, Aydın Doğan ve İlhan Selçuk’la iyi ilişkilerinin devamını dileriz. Uzun yıllar Cumhuriyet’in Washington temsilciliğinin yapmasının getirdiği tecrübelerinin kalıcı etkilerini, yazdığı “Kanat Operasyonu” kitabının yorumlarını ise siz okuyucularımıza bırakalım. Yakın bir tarihte oldukça iyi tanıdığımız bir yabancı gruba televizyonu satıldıktan sonra yine konuşmasını bekliyoruz. Kanalı da “patronsuz” yayıncılık yerine uzaktan kumandalı yayıncılıktan böylece “sahibinin” asıl sesine dönmüş olacaktır.

Ahmet Altan’ın yazısının ömrü dediği gibi birkaç gün değil, sonuçta Orhan Pamuk da Nobel ödülünü almış değildir… Savunduğu yazarları ve gazete patronlarını ne kadar parlatırsa da bize boşuna anlatmasın. Sadece kendisinin düştüğü duruma biraz kafa yorsun artar da yeter bile…

Sonuçta neresinden başlanırsa başlansın düzeltilecek o kadar yönlendirilmiş bilgi ve saptırılmış, bozulmuş girdi havalarda uçuşuyor ki! Özellikle son günlerde NATO eğitimli bazı strateji uzmanları akademisyenler detaylı olarak ve anlatıyorlar; yaptıklarınız gözaltında, parmağınızı oynatsanız gözetleniyorsunuz vs. vs… Hep onlar hem de işbirlikçilerinin en çok bilmeleri gereken ise belirleyici olan insan faktörü ve inançlı bir toplumun yapabilecekleridir. Aynı ülkeler Kurtuluş Savaşı boyunca ülkemizde bütün bu yöntemleri denemediler mi? Ülkemize daha önce yapılan ihanetler yeni ambalajlar ve AB kriterleri masalları ile yeniden gündeme taşınmaktadır. Mustafa Kemal’i mahcup dindar yapanlar sözde “gizli din” tartışmalarını tekrar gündeme getirenler aslında Atatürk’ün dinsiz olduğu konusundaki iddiaları ortaya atanlar aynı merkezden yönetilmektedirler. Referansı din olanların ortak amaçları bulunmakta, yeni bir utanmazlıkla kanunlarımızda irtica diye bir suç olmadığını söylemekteler. Takiyye baldan tatlı olmalı ki dinsel motifleri siyasi amaçlarına ulaşmak için “tramvay” yapanlar demokrasi yalanından faydalanarak istedikleri istasyonda inebileceklerini zannediyorlar. Hatırlarsanız ilk defa ata binen, jokey heveslisi, beceriksiz bir kişi de ancak düşerek attan inmişti… Sonra da zaten ben inecektim saçmalıkları.
Ufuk Güldemir
Kendi ifadesi ile sıfırdan başlayan ve çok küçük bir para ile televizyon sahibi olan Ufuk Güldemir de tekrar günlük polemiklerine döndü!!… Hem de ne dönüş hiçbir medya patronuna karşı olmadan, Aydın Doğan’a övgüler düzerek. Hâlâ kendisini muhalif olması gereken mevcut iktidarın yolsuzluk ve yanlışlarına değil de 28 Şubat’ta takılı kalmasına anlam vermek hiç zor değil.

Demokrasi ve topluma özgürlük getirilmesi, diktatörlüklerin tasfiyesi projelerinin arkasında yeni sömürge arayışları, ABD’ye kayıtsız şartsız bağlı yönetim arayışları bulunmaktadır. Bütün bu olanları izleyerek ülkesine şaşı bakanları artık bizler de tanımıyoruz. AB hayranları, ABD mandacıları, vicdani retçiler, bir taraftan dinler arası hoşgörü diğer taraftan bireysel ve dinsel özgürlük arayanlar daima güneşe baktıklarını unutmasınlar.

Ülkemizin birleştirici harcı Atatürk milliyetçiliğidir ve ileriye dönük hedeflerini, mevcut laik, sosyal hukuk devletini dönüştürmeyi amaçlayanlara demokrasi kuralları içerisinde fırsat verilmesi düşünülemez. Demokrasinin zayıf karnı insan hakları ve vicdan özgürlüğü söylemlerini sürdürürken kendilerine bağımsız vatan ve bu imkanları sağlayan aziz Ata’mıza saldırı oklarını yönelttiler.

Daha elim ve vahim olarak kendi amaçlarını ülkemizin can düşmanları ile birleştirdiler. Halkımız nezdinde kullanabilecekleri kredileri azaldıkça da artık yabancı ülke elçilerinin yağdanlığı oldular. O kadar ki Fransa’yı protesto etmemek ve tepki göstermemek için ticari hacmin rakamsal boyutlarını telaffuz ettiler. Ama TCMB rezervlerinin Fransa’da bulunan hesaplarını kapatmayı düşünmediler bile…

Mazeretleri var, AB onları tam üye, düzeltiyorum, imtiyazlı köle yapacak onun için ağızları var dilleri yok… İçerde ise ağzı olan konuşuyor, bir ağız kalabalıklığı, el çabukluğu halleri; sebep mi? İrtica yani eski dönüş için küçük hevesleri, iktidarda kalmak içinse çok büyük onursuzlukları var. Avrupa ülkeleri kadar bile dürüst olamadılar, lafta Atatürkçü eylemde federal Osmanlıcı, ılımlı İslamcı ve takiyeciler. İstedikleri nasılsa yabancı ülkeler tarafından da istenilen bölünmeye uygun, bir taraftan içerisini, kandırmaya devam, diğer taraftan dış ülkeleri oyalamaya… Yok efendim Padişah değil İttihat ve Terakki Partisi tehcir kararını uygulamış, yok efendim onlar da Fransa’nın Cezayir soykırımını protesto ederlermiş… Ermeni teröristlerin çeşitli AB ülkeleri ve ABD’de eski Osmanlı Bakanlarına karşı yapılan menfur suikastların hiç birisi Osmanlı hanedanına karşı yapılmamışmış!...

Oysa İstanbul işgale tek kurşun atmadan teslim olurken, Kuvvacılar en zor şartlarda Anadolu’nun her köşesinde mücadeleyi ve ölmeyi göze almışlardı. Yakın tarihlerde Ankara’yı ziyaret eden CIA başkanı John Deutch ile RP Gn. Bşk. Necmettin Erbakan adına görüşen AKP hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül geçtiğimiz ay yaklaşık yirmi beş gün ABD’de temaslarda bulundu. Tartışılan “irtica” mı yoksa “aşırılık” mı? Yoksa bir türlü karar veremedikleri şey, federal çözüm diye ülkemize dayatılan dinsel ve etnik bölücülüğün uygulamasını sağlamak üzere aktif görev almak mı ?

Atatürk’ün hasımları pek değişmedi...

Kurtuluş Savaşı yıllarında ABD ve İngiliz hükümetleri, Ermeni-Kürt örgütleri, Padişah, İstanbul hükümeti ve hilafet yanlılarınca dıştan destekli iç ayaklanmalar düzenlenerek M. Kemal ve arkadaşları tarih sahnesinden silinmek istendi. Suçlamalarının iki temelde olduğunu görmekteyiz; Bolşeviklik ve dinsizlik… The New York Times’in 11 Mart 1919 tarihli makalesinde; “Türk milliyetçiliğinin tamamen ortadan kalkmakta olduğu günlerde şurada burada dağınık halde bulunan İttihatçıların tek umudu bolşevizmin ülkeye yayılmasıdır. Türkler, bolşevizmin iktisadi, sosyal ve siyasi doktrininden ve pratiğinden bir şey anlamazlar. Fakat bolşevizmin doktriner yanını bir tarafa bırakarak onu yalnızca bir yağma katliam biçimi olarak kabul edersek bu işlerde yüz yılların tecrübesine sahip Türklerin bolşevizmi kolaylıkla benimseyeceklerini söyleyebiliriz.” yorumu yer almıştı.

ABD ve İngilizlerin üzerinde anlaştığı Van ve Trabzon illerini de içine alan bir Ermenistan, onların mandasına bağlanacak Karadeniz bölgesinde ki Rum Pontus devleti kurulması dışında G.Doğu illerinde bir kukla Kürt devleti düşünülmekteydi. Açıklanan İngiliz belgelerinde “İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Said Abdülkadir ve Paris’te bulunan Kürt delegesi Şerif Paşa’nın kendi emirlerinde oldukları” açıkça yazılmaktaydı. Bu gün de değişen bir şey yok şefler oldukça çok amma Kızılderili yok. Oysa 31 Mart irtica hareketini bastıran, emperyalist devletlerin orduları ile savaşan, Halife Ferman ve Hilafet ordularını yenilgiye uğratan Kurtuluş Savaşı ruhu sağlam temeller üzerinde dipdiri ayaktadır.

Geçen sayıdaki yazıda söz verdiğimiz üzere okunacak Atatürk kitapları kaynakçası ile şüphe ile okunacak, psikolojik harekat için belli odaklarca üretilmiş “zararlı mahsulleri”, düşmanca ve hain amaçlı yayınlanan kitapçıkları şöyle bir listeleyiverelim.

Önce Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Mart 1922 yılında söylediği “…Hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların plânlarıyla yükselebilsin?” sözlerini hatırlayalım. Sorunun gerçek nedenlerini görerek teşhisi koyan bugünlerde ülkemizi kuşatan emperyalist tuzaklara ve işbirlikçisi Ermeni-Kürt ittifakına karşı ilk mücadeleyi de Gazi Mustafa Kemal Paşa başlatmıştı.

Bu günlerde Atatürk’ü kendileri gibi düşünen, Batı yanlısı ve AB’ye hayran olarak anlatan hainlerin hakkını teslim edelim. Zira ulusal egemenlik ve tam bağımsızlığı bu kadar önemseyen, mücadelesini veren Atatürk Cumhuriyetine yapılacak haksızlık, en büyük düşmanlık budur… Açıktan onun eserlerine, devrimlerine karşı çıkamayanlar, yapmaya çalıştıklarının uygulamasını kolaylaştırmak için takiye yapıyorlar. Geçmişteki temel olayların gerçek izlerini, çıkış noktalarını saptırarak yeni işlerine ve amaçlarına uygun, uydurma gerekçeler icat ediliyor. Sadece TESEV çalışmasına katkı koyan Polis Akademisi öğretim üyelerini not ettik, geçmişte ve hâlâ devam ettiği gibi bu ve benzeri onlarca örneğin var olduğunu biliyoruz. Kapatılan RP Kayseri eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe DGM’de yargılanırken davaya konu sözlerini inceleyen bilirkişi raporları hazırlayan ve aşağıdaki sözlerini hukuka uygun bularak, aklayan Polis Akademisi öğretim görevlilerini de hatırlıyoruz. Polis akademisi Kamu Hukuku ABD Başkanı Prof. Dr. Ali Şafak, üye Yrd. Doç. Vahit Bıçak, üye öğretim üyesi Bedri Eryılmaz’ın oluşturduğu bilirkişi heyeti raporlarında; “Şükrü Karatepe’nin sözlerinin siyasi eleştiri sınırları içerisinde kaldığı ve hukuka aykırı bir davranıştan söz edilmesi mümkün görülmediği” belirtilmişti. Kayseri’de 10 Kasım 1996 tarihindeki görevli olarak konuştuğu Atatürk’ü anma törenlerinde ne mi söyledi?

“Müslümanlar! İnanlar! Bu rejime karşı hırsınızı, kininizi, nefretinizi içinizden eksik etmeyin!… Laik değilim! Tek başına da kalsam bu zulüm rejimi değişmeli diyeceğim. Bu bizim boynumuzun borcudur. TC dikta cumhuriyetidir.”

Turgut Özal’ın vefatından sonraki dönemde ANAP’nin stepnesi RP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra ABD desteği sanıldığı gibi yeni kurulan SP değil Abdullah Gül’ün yer aldığı AKP’ye verilmeye başlandı. 28 Şubat 1997 kararlarının açıklandığında Amerika’da bulunan Devlet Bakanı ve RP’nin dış ilişkilerinden sorumlu Gn. Bşk. Yrd. Abdullah Gül ABD yetkililerinden aldığı destekle hemen konuşmuştu; “Bu ülkede seçimle gelmiş bir iktidar vardır; ve siyasi karaları biz veririz.” demişti. Yakın gelecekte tekrar ikinci bir 28 Şubat olmaz diyen bazı medya tedbir olarak biz geçmişte andıçları yayınlamadık dese bile bu uğurda ABD destekli AKP iktidarına kendilerini siper etseler de süreç en sonunda hepsinin toptan akıl hocaları ile birlikte derdest edilip, ezilmesiyle sonuçlanacaktır… Bazılarının indirgemek istedikleri gibi sorun dinci ve laik çatışması olarak görülemez. Küreselleşmenin insanları kendi köklerinden kopararak, kültürsüzleştirerek ülkesine yabancılaştırması engellenmelidir. Sorun özünde tam bağımsızlık ve antiemperyalist ulusalcı çizginin, halkçı ve devrimci yanlarıyla tekrar hayata geçirilmesidir.

M. Kemal Atatürk “…. Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda, Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen araçlarıyla, Türk Milletini, emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz.” demişti.

Mustafa Kemal Paşa’nın 20 Haziran 1920 tarihinde söylediği bu sözlerin geçerliliği hiç şüphesiz hala devam etmektedir. Günümüzde geçmişte yaşananların paralelindeki eylemlerini sürdüren, benzeri Batı hayranları oldukça, mücadelemiz kesintisiz ve kararlılıkla sürecektir.


Atatürk kaynakçası
Yazarları açısından İleri Yayınları’ndan çıkan kitaplarıyla Yekta Güngör Özden, Hüseyin Adıgüzel, Talat Turhan, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Doğan Avcıoğlu, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Bilâl N. Şimşir’in kitaplarını öncelikle okumakta fayda var.

Atatürkçü bakışın günümüz gerçeklerine eleştirel bakışına katkı açısından Attilâ İlhan, Turgut Özakman, Prof. Dr. Erol Manisalı, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Y. Kadri Karaosmanoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Mahmut Esat Bozkurt’un çalışmaları kalıcı ve önemli rehber kitaplardır.

İşte seçilmiş Atatürk kaynakçası:

- Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Söylev, TDK ve İleri Yayınları

- Sami N. Özerdim, Açıklamalı Söylev Sözlüğü, TDK

- Turgut Özakman, Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi, Bilgi Yayınevi

- Yekta Güngör Özden, Atatürk ve Atatürkçülük, İleri Yayınları

- Yekta Güngör Özden, Atatürk Güneşi, İleri Yayınları

- Attilâ İlhan, Hangi Atatürk, T. İş Bankası Kültür Yayınları

- Attilâ İlhan, Allahın Süngüleri “Reis Paşa”, T. İş Bankası Kültür Yay.

- Attilâ İlhan, Gazi Paşa, T. İş Bankası Kültür Yayınları

- Naci Kasım, Gazi’nin Hayatı, İleri Yayınları

- Yavuz Selim (Editör), Taşnak Hoybun, İleri Yayınları (İlk baskısı 1931 yılında Türk Ocakları Matbaası’nda yapıldı.)

- Bilâl Şimşir, Ankara... Ankara... Bir Başkentin Doğuşu, Bilgi Yay.

- Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi

- Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, T. İş Bankası Kültür Yayınları

Ahmet Emin Yalman, Refik Halit Karay, Kazım Karabekir, Rıza Nur, Necip Fazıl Kısakürek, Hıfzı Topuz, Mehmet Barlas, Murat Belge, Ahmet Altan, Doğu Ergil, Engin Ardıç, Perihan Maden, Şerif Mardin, Prof. Dr. Vamık Volkan, Can Dündar, İpek (Erkeller) Çalışlar, Oral Çalışlar gibilerinin kitaplarını okumasanız da olur diyoruz. Bir de ülkemizde okunmayan, okunsa bile yazdıkları beğenilmeyen ancak ısmarlama Nobel ödülü alan Orhan Pamuk var ki; okusanız da olur okumasanız da pek bir şey kaybetmezsiniz. Hangi amaca hizmet ettiklerini bildiğimiz kişilerin bir de uzman edası ile yazmalarını bizler takdir etmiyor sadece not ediyoruz…

Cumhuriyetin kurulmasına, Ankara’nın başkent yapılmasına, hilafetin kaldırılmasına, Atatürk devrimlerine karşı olmalarının gerekçelerini roman yazarak ifade edenlere bile saygımız olabilir, ancak olayları çarpıtan, magazin tarihçilerine ve karşı devrimcilere asla… Hele bu eylemlerini yabancı ülkelerin örtülü ve açık fonlarını kullanarak yapan, AB ve ABD hayranlarına geçmiş olsun diyoruz.

Parola “vatan” ve işareti “namus” diyen Atatürk yolunun kararlı yolcusu, unutulmaz kaptan, değerli edebiyat ve düşünce insanı Attilâ İlhan’ı minnet ve rahmetle anıyoruz. Mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır.

İleri Yayınları’ndan Atatürk kitapları

Gazi Mustafa Kemal - Nutuk Atatürkçülük Nedir Yekta Güngör Özden - Gerçek Atatürkçülük Bilal N. Şimşir - Atatürk ve Cumhuriyet Rasih Nuri İleri - Atatürk ve Komünizm Fikret Günesen - Atatürk ve Çanakkale
Celal Erikan - Kurtuluş Savaşı Tarihi Taşnak Hoybun Naci Kasım - Gazi'nin Hayatı Kadro Seçmeler Emine Şeyma Usta - Atatürk'ün Cuma Hutbeleri Gökçe Fırat - Gerçek Atatürkçülük