| Ali Özsoy |
|
Mehmet Ağar'ın
PKK'ya af projesi
Ağar kimseyi şaşırtmadı Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasından hemen hemen bir yıl sonra bu sefer Diyarbakır’da sazı Ağar eline aldı. Mehmet Ağar açıkça PKK için af çağrısı yaptı. Ağar’ın, “Sivil toplum örgütleri kanalıyla PKK af isteğini iletiyor”,“Dağdasilahatacaklarına, düz ovada siyaset yapsınlar”, “şehit anasının vatan sağ olsun diyemiyorumferyadına bir siyasetçi kulağını kapatamaz” açıklamaları da neredeyse Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakıraçıklamaları kadar ses getirdi. Dağdaki teröristi ovada siyasetçi olarak görmeye bu kadar meraklı olan Ağar, söz konusu olan Türk Ordusu olduğunda ise farklı düşündüğünü açıkladı: “Benim dönemimde asker konuşamaz. Asker konuşuyorsa hükümet yok demektir. Hiçbir zaman bu noktaya gelinmez.” Bazıları Ağar’ın açıklamalarına şaşırmış olabilir. Ancak bizleri hiç şaşırtmadı. Ağar, Türkiye’de Amerikancı sağın kendi aslına tamamen döndüğünü bir kez daha gösterdi. Sağ gelenek Kurtuluş Savaşı’ndaki köklerini, yani İngiliz beslemesi Kürt-İslamcı isyan güçlerinin tarihsel ihanet cephesinin misyonunu bugünlere taşıyor. Ağar’ın DYP lideri olarak yaptığı açıklamalar ve Güneydoğu’da yaptığı Kürtçe konuşmalar bazılarına göre “milliyetçi bir lider” için büyük yenilikti. Oysa Ağar’ı terörle mücadele kahramanı ilan edenlerin istinasız hepsinin ismine baktığımızda da terörle mücadeleyle alakası olmayan çevreler olduğu gözükecektir. Ağar’ın açıklamalarını bayram yaparak karşılayan sağdan “sol”dan çeşitli Kürt-İslamcı çevrelerin hepsinin ortak özelliği Ordu düşmanlığıdır. Nitekim Ağar bu noktayı da unutmadı. Teröriste siyaset hakkı talep ederken, Türk Ordusu’nun devletin varlığı ilgilendiren temel konularda bile görüş bildirmesinin engellenmesini istedi. Büyükanıt’ın sert yanıtı üzerine, “yanlış anlaşıldım” kıvırmalarına başlayan Ağar’ı yine en çok savunan “Ağar da Paşa’ya Çarptı” manşeti atan PKK’nın gazetesi Özgür Gündem oldu. Sağ politika: Efendisinin sesi Ağar’ın arkasında toplanan “barış cephesi”ni iyi analiz etmek gerekiyor. Ateşkes ve PKK’yla masaya oturma planı birden bire gündeme gelmedi. ABD Türkiye’nin bölünmesi için başlattığı süreci hızlandırdı. Bu sürecin aşamalarını hatırlatırsak, ilk olarak ABD Türkiye’ye K.Irak’ta kukla Kürt devletini ve PKK’nın üslenmesini fiilen kabul ettirdi. İkinci aşamada ABD, Türkiye’ye PKK konusunda Barzani ve Talabani’yi muhatap almasını kabul ettirdi. AKP’nin görevlendirdiği MİT yetkilileri Barzani’yle gizlice görüştü ve ABD’nin “ateşkes planı” devreye sokuldu. Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da Kürt Sorununun varlığını ve bu sorundan esas olarak devletin sorumlu olduğunu ilan etti. Daha sonra Tayyip Erdoğan, PKK’lıları dağdan inip masa başında siyaset yapmaya çağırdı. Aynı süreçte ABD ve Talabani “Genel Af”ın PKK’yı silah bırakmaya ikna edecek ve Kürtler için “reform süreci”ni başlatılacak ilk zorunlu adım olduğunu deklare etti. PKK “sivil toplum örgütü” kisveli çeşitli yan örgütleri ve sempatizan “aydınlarıyla” ateşkes kampanyası başlattı. ABD Türkiye’nin üstüne saldığı PKK’lı teröristleri “silah bırakmaya” çağırdı. K. Irak’a askeri müdahale ihtimalinin en çok arttığı dönemde ABD Türkiye’ye PKK koordinatörü atadı. Önce Talabani sonra da PKK ateşkes ilan etti. Tayyip Erdoğan, “durup dururken operasyon düzenlemeyiz” diyerek PKK’yı fiilen muhatap kabul ederek, ateşkesi tanıdı. ABD PKK koordinatörü Ralston “Ateşkese şans tanınmalı” diyerek ateşkesin arkasında ABD’nin olduğunu resmen duyurdu. En sonunda PKK’nın “masaya oturmak” için şart olarak öne sürdüğü Apo dahil tüm PKK’lılara genel af talebini Mehmet Ağar dile getirdi. Mehmet Ağar’ı destekleyenlerin listesine kısaca bakarsak bu çıkışın Mehmet Ağar’ın çıkışı olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. AKP adına Abdullah Gül, Mehmet Ağar’ın önerisi için “ciddiye alınmalı” dedi. Erkan Mumcu desteklediğini açıkladı. DTP ateşkes için Mehmet Ağar’ın arabulucu olmasını istedi ve MHP dahil kendilerini muhatap almasını umduğu tüm siyasi partilerden randevu talep etti. En önemlisi PKK terörünü Kandil Dağı’ndan yöneten örgütün en üst düzey teröristi Murat Karayılan, Mehmet Ağar’ın önerisini destekledi ve “Böyle Türkiye’yi düşünen, biraz daha gerçekleri görmeye çalışanlar da söz konusudur” dedi. Karayılan, ABD’den de arabuluculuk üstlenerek yardımcı olmasını istedi. Mehmet Ağar’a tek tepki CHP Genel Başkanı Baykal ve Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’tan geldi. Ateşkesten ve genel aftan bahsedenler tek bir cephe. Ateşkesin muhatabı olarak PKK’yı ve Türk Ordusu’nu görüyorlar. Bu cepheyi çok farklı kesimler oluşturuyormuş gibi gözükse de hepsini birleştiren tek bir özellik var. ABD’nin biçtiği siyasi rolü üstlenmiş durumdalar ve kendilerini siyasetin sağ kulvarında tanımlıyorlar. Bu kesimin terörle mücadele etmek gibi bir sorunu olmadığı kesin. Ancak bu cepheyi Türk Ordusu’yla PKK arasında arabulucu olarak görmek bile büyük hata olur. Çünkü PKK ile sağ siyaset aynı cephenin içinde. Güneydoğu’da AB’nin Kürt planı tamamen devre dışında kalınca, Türk Ordusu ve devletine düşman bütün güçler ABD şemsiyesinin altına toplandılar. Artık yürürlükte olan ABD güdümlü Büyük Kürdistan planıdır. Hem dağda hem ovada bölücülük egemen olacak Burada Ağar’ın ifadesi çok önemlidir ve gözden kaçmamalıdır. Ağar, “Dağdan inip ovada siyaset yapsınlar” diyor. Kendisine karşı çıkanların ise “ovadan dağa adam gönderen mekanizmaya çomak soktuğu için” kendisine kızdıklarını iddia ediyor. Oysa bugün Türkiye’de PKK hem dağda hem de ovada siyaset yapmaktadır. Sadece DTP değil, yıllardır Ağar’ın DYP’si dâhil meclisteki tüm partilerin Güneydoğu milletvekilleri kendilerini gizlemeden PKK’nın siyasi temsilciliğini üstleniyorlar. Dünyanın başka hiçbir yerinde terör örgütüyle aynı tabanı ve amacı paylaştıklarını itiraf eden “yasal” bir siyasi parti yoktur. DTP sadece “ovada siyaset yapmakla” kalmıyor, yerel idareler aracılığıyla PKK adına fiilen otonom bölge yaratmak için açıkça çalışıyor. ABD ve AB, Türkiye’ye dünya tarihindeki bu ilki kabul ettirdi. Hem terörist olup hem de tüm yasal olanaklardan ve iktidarın tüm nimetlerinden yararlanmak Kürt bölücülüğü için serbesttir. Bu yüzden bölücü hareketin dağı ve silahı bırakıp ovaya inmesini istemek saçmalıktır. Çünkü bölücülük bugün hem dağda, hem ovada, hem de Ankara’dadır. Fakat Ağar’ın bu talebinin saflıktan kaynaklandığını kimse düşünmesin. PKK’nın elinde bunca olanak ve ABD desteği olmasına rağmen Türk Ordusu ve milleti için asla bölücülük ve terör meşrulaştırılamamıştır. Tayyip Erdoğan’ın ve ABD’nin istediği o masaya Türk Ordusu’nun oturmayacağı kesindir. Ovada siyasetten kastedilen PKK’yla masaya oturulmasıdır. Ancak masaya oturmak da yetmez. Deniz Baykal’ın da belirttiği gibi PKK masaya oturmayı, Apo’ya af ve otonomiden başlayan şartlarla kabul etmektedir. Yani ovada siyasete hazırlanan dağdaki birkaç kukla değil, Apo’nun ta kendisidir. Ağar’ın çağrısını PKK sevinçle karşıladı. Ancak sorun bunları Türk Ordusu’na kabul ettirmektedir. Zaten Ağar’ın da içinde bulunduğu çok sesli Amerikan korosunun silah bırakma çağrısı PKK’ya değil Türk Ordusu’nadır. “ABD’yle ittifak hep olacaktır” diyen Ağar, AKP’nin yapamadığını ben yaparım diyerek ABD’den iktidar için icazet aramaktadır. Diğer yandan da türban konusunda ve Ordu düşmanlığında AKP’den geri kalmayacağını belli ederek ABD destekli AKP-DYP koalisyonu için bugünden zemin yokluyor. Türk Ordusu’nun komutanları, Erdoğan ve Ağar gibilerinin dillendirdiği ABD kaynaklı PKK’yla masaya oturma dayatmalarına sert tepki gösteriyor. Ancak Ağar gibilerini susturmanın yolu ABD’nin koordinatörü Ralston ile ilişkiyi derhal kesmektir. Çünkü PKK, AKP ve DYP bu ilişkiden cesaret alarak siyasi komplolara girişiyorlar. Sağın tarihsel görevi Devlet ve Ordu düşmanlığı Kürt-İslamcı cephenin farklı bileşenlerinin her birinin ayrı görevleri var. Cephenin ana bileşenlerinden biri olan sağ partiler PKK-DTP’den farklı söylemler geliştirmek zorundalar. Çünkü bu partilerin ne yapıp edip Batı emperyalizminin araçları olarak iktidardan uzaklaşmamaları gerekiyor. Kurtuluş Savaşı’nda da benzer bir durum söz konusuydu. Kürt isyanları, tecrit durumdaki aşiretlerin Türk Ordusu’na karşı başarısız girişimleri olarak kalmaya mahkumdu. Ancak mandacılık, Hilafetçilik ve Şeriatçılık şiarlarıyla İstanbul’da ve Ankara’da örgütlenen Milli Mücadele karşıtları Kürt isyanlarının Batıdaki müttefikleri olarak bu isyanların baş destekçileri oldular. Sağ cephe, Kurtuluş Savaşı’nda işgalci emperyalistlerle birlikte yenilgiye uğradı. Ancak muhafazakârlık kisvesine bürünerek Cumhuriyet’e karşı isyan örgütlemeye devam ettiler. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası-Şeyh Sait birlikteliği, Serbest Fırka-Menemen-Ağrı isyanı eşgüdümü, Kürtçülük ile Nakşilik arasında kurulan organik bağ, Cumhuriyet’e düşmanlık temelinde kesintisiz olarak devam eden sağcı Kürt-İslamcı koalisyonun ilk örnekleridir. Ağar’ın tavrı sağ geleneğin klasik misyonunu yansıtmaktadır. Ulusal Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyet Devrimi, sadece emperyalizmin silahlı güçlerini değil sömürge haline gelmiş Osmanlı’nın tüm gerici güçlerini ve sınıflarını yenmiş sol bir hareketti. Dolayısıyla kendini muhafazakar olarak adlandıran sağ, Osmanlı döneminden beri aynı gayrimilli ve devlet karşıtı misyonu üstlenmiştir. Sağ partilerin türban taraftarlığı, laiklik düşmanlığı ve üniter devlete karşı etnik siyaseti desteklemeleri rastlantısal değildir. Ağar adeta PKK sözcüsü gibi konuşurken, diğer yandan Ordu’yu ve Ordu’nun irticaya karşı çıkışlarını eleştiriyor. Burada temel eksen türban taraftarlığı değil, Ordu düşmanlığıdır. Atatürk’ün Cumhuriyetinin güvencesi olarak kalan tek sağlam kaleye düşmanlık için türban bahane ediliyor. Türban Ordu ve devlet karşıtlarının altında birleştiği bir bayrağa dönüşüyor. Ordu düşmanlığı, Ağar’ın övünerek bahsettiği DP-AP-DYP geleneğinden mirastır. Özal ve AKP gibi tescilli Ordu düşmanları da “bu miras asıl bizimdir” diye hep aynı siyasi geleneğe sahiplenir. Atatürk’ün ezdiği Kürt aşiretlerini ve tarikatları meclise sokup egemen kılan, demokrasi adı altında Türk milletinin ulusal egemenliğini yok eden ve Türkiye’yi ABD’ye bağlayan yine bu sağ gelenek olmuştur. DP-AP geleneği aynı zamanda Şeyh Sait’in torunlarını meclise sokan gelenektir. 1950’lerden bugüne kadar, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminde Türk milletine karşı isyan eden Kürt aşiretlerinin tüm ileri gelenleri sağ partiler kanalıyla mecliste ve iktidarda bulunmuştur. Kürtçülüğü sağ partiler aracılığıyla bizzat Ankara’dan örgütleyen bu aşiretlerin, PKK’nın da arkasındaki esas güç olduğunu dikkate alırsak, Ağar’ın açıklamaları sürpriz olmaktan iyice çıkar. TÜRKSOLU, daha 2002 yılında “Bu sürecin sonunda Apo Başbakan olur.” demişti. Bizi abartıyla suçlayanlar herhalde artık bir kez daha düşünebilirler. Türk düşmanı vatan haini Şeyh Sait’in torunlarını Bakan yapan sağcı düzen, Apo’yu pekâlâ Başbakan yapacaktır. Hele bir kere PKK ve Ağar’ın “genel af”ı çıksın. Irak’ta Talabani, Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Türkiye’de Apo niye Başbakan olmasın ki?! Sol ve sağ kavramları artık netleşiyor PKK ve DTP’nin hep tecrit güçler olacağı kesindir. Ancak taleplerini sağcılar kanalıyla gündeme getirebilirler. Sağ partiler ise baş düşmanları olarak gördükleri Türk Ordusu’na karşı ABD’ye sığınmakta ve PKK’nın başlattığı son Kürt isyanından medet ummaktadırlar. Böylelikle Türkiye’de sol ve sağ kavramları tekrar yerine oturmakta ve gerçek anlamını kazanmaktadır. Sol bir devrimle kurulan Cumhuriyet’e ve Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkanlar aynı zamanda Türk Ordusuna, laikliğe, Türk Devleti’nin üniter yapısına ve Misak-ı Milli’ye sahip çıkmaktadır. Osmanlı’dan beri, ademi merkeziyetçi ve Kürt-İslamcı geleneğin temsilcisi olan sağ güçler ise Türk Ordusu’na, ABD, AB ve PKK’yla eşgüdüm halinde saldırmaktadır. Laiklik düşmanlığı, türban taraftarlığı, Atatürk karşıtlığı, üniter yapıya karşı federalizm savunuculuğu, Misak-ı Milli’ye karşı ver kurtulculuk AKP’den MHP’ye kadar farklı jargonlara sahip tüm sağ partilerin temel eksenidir. İşin komik yanı CHP’yi sağcılaşmakla, Ulusal Solcuları ise faşistlikle suçlayan Kürt-İslamcı faşizmin güçleri, Mehmet Ağar’ı antifaşist barış ve demokrasi kahramanı, Tayyip Erdoğan’ı ise sosyal demokrasi şampiyonu ilan etmektedir. Sağın sol, solun sağ olduğu tarzında uçuk tezler İdris Küçükömer gibi kendi fantezileriyle yaşayan birkaç uçuk “düşünür”ün ürünüydü. Toplumun en marjinal kesimi olan “komprador sol”un beslendiği “teorik kaynaklar” artık sağın temel referansı olmaya başladı. Zaten Ağar yeni fikir babalarının sol ve liberal kesimden görüştüğü çeşitli radikal aydınlar olduğunu açıkladı. İşte bu Türkiye için sevindirici bir haberdir. Türk milletinden iyice kopan ve PKK’ya teslim olan sağ marjinalleşmektedir. Kargaları kılavuz olarak seçmektedirler. Sol ise Atatürkçü köklerine inmekte, toplumdaki emperyalizm ve gericilik karşıtı milliyetçi dinamikle birleşmektedir. Sol Türk halkıyla kucaklaşabileceği Ulusal Sol kimliğe bürünmektedir. Bu yüzden de sağ panikleyip telaş içinde, sola “sağcılaşıyorsunuz” gibi komik bir eleştiri getirmektedir. İyi de sol sağcılaşıyorsa size ne?! Siz sağcı değil miydiniz? Sevinmeniz lâzım. Gerçekte ne sağ solculaşmakta, ne de sol sağcılaşmaktadır. Gerçekleşen tek şey Türkiye’de taşların yerine oturmasıdır. Parçalanmanın eşiğindeki Türkiye’yi sağcı Kürt-İslam cephesi yönetiyor. Sol ise Cumhuriyet’i ve Misak-ı Milli’yi savunan kendi tarihsel misyonuna geri dönüyor. Bazı Susurlukçuları Kürtçüler ve Amerikancılar niçin sever? En “sol”da görünen Evrensel, Birgün’den, en sağdaki Yeni Şafak ve Vakit’e kadar tüm gazeteler Ağar’ı kucakladı. Özgür Gündem ise Ağar’ı, “vicdan sahibi vatansever” ilan etti. Bu ise Susurluk ile ilgili bir ders daha vermektedir bize. TÜRKSOLU’ndan tutun, Muzaffer Tekin’e kadar herkesi Susurluk Çetesi ilan eden bu güçlerin Susurluk’taki bir numaralı adam olan Ağar’a olan hayranlığı nereden kaynaklanmaktadır? Susurluk ile birlikte Kürt mafyası yeniden örgütlendi. PKK’nın mali kaynakları yeşerdi. Devletin PKK’yla mücadele iradesi zayıflatıldı. Çünkü olayda hapse atılanlar sadece ve sadece gayrimeşru ticari ve siyasi ilişkilerle alakası olmayan Korkut Eken ve İbrahim Şahin gibi terörle mücadele görevlileriydi. Olaydan sağ salim sıyrılan, Susurluk’un dokunulmazlarına baktığımızda ise hepsinin ortak özellikleri katıksız Amerikancılıkları ve PKK’yla dirsek teması halinde olmalarıdır. PKK mafyasıyla uyuşturucu ticaretine girişenlere bile dokunulmadı. Ağar’ın Susurlukçular arasından sivrilmesini sağlayan bir diğer özelliği ise Özal’dan devralıp halefi Meral Akşener’e miras bıraktığı polisi Türk Ordusu’na karşı kullanma görevidir. Bugün Ordu’ya karşı Şemdinli ve Danıştay provokasyonlarını düzenleyen polis içindeki Fethullahçı etiketli Kürt-İslamcı oluşum esas olarak Abdülkadir Aksu’nun değil, Ağar-Akşener çizgisinin ürünüdür. 28 Şubat’ın telekulakçısı Bülent Orakoğlu’nun öğrencisi Sabri Uzun’un Şemdinli’de üstlendiği rol, Türk Ordusu’na karşı kurulan tezgâhlarda aynı ekibin görev aldığını göstermektedir. Susurluk karşıtlarının aslında tek amaçlarının Ordu düşmanlığı olduğu Mehmet Ağar vesilesiyle ortaya çıkmış oldu. Özgür Gündem’den Birgün’e kadar hepsi Mehmet Ağar’ın şahsında büyük bir barış ve demokrasi kahramanı keşfettiler. Ordu ve CHP halkla birleşmek zorundadır Kürt-İslam cephesi gerçekten de hiç sızıntı yapmıyor. Türban konusundan tutun, PKK’yla masaya oturmaya kadar her konuda aynı siyasi taleplerde birleşiyorlar. Güçsüz kaldıkları alanda hemen birbirilerinin yardımına koşuyorlar. Bu yüzden irtica ve bölücülük iki ayrı tehlike olarak görülmemelidir. Bunlar tek bir yılanın çift başlarıdır. Bu yılanı üstümüze salan ise ABD’dir. Kimi kesimlerin, “Ordu irtica tehlikesine değil bölücülük tehlikesine vurgu yapsın” demesi ne kadar yanlış ise Ordu’nun da her iki tehlikeye karşı çıkarken, ABD’ye karşı net tavır almaması da o kadar yanlış olacaktır. Türk Ordusu bölücülüğe ve irticaya asla taviz vermeyeceğini her fırsatta belirtiyor. Bunun gereği de iç siyasette yapılıyor. Büyükanıt, Ağar’a “O zat iktidarda olsa da konuşuruz. Düz ovada siyaset yapsınlar sözü bir genel af çağrısıdır. Şiddetle kınıyorum. Dağdan inen nasıl siyaset yapacak?” diyerek gerekli tepkiyi gösterdi. Ancak ABD’nin sinsi PKK planında en önemli parçalardan biri olan koordinatörlük kanalıyla iç ve dış düşmanlara büyük cesaret veriliyor. Raltson ile kurulan ilişkinin derhal bitirilmesi gerekiyor. Türk milleti Türk Ordusu’nun arkasındadır. Çünkü Ordunun politikası Türk milletinin ihtiyaçlarını ve hislerini yansıtmaktadır. CHP’ye son günlerde kamuoyu desteğinin artması da Türk Ordusu’yla aynı mevziye girme çabalarından kaynaklanmaktadır. Ancak zaman tutarlı ve kararlı olmak zamanıdır. Türk milletinin desteğini hak etmek için, halkın ABD, AB ve bölücülüğe karşı mücadele talebinin tamamen karşılanması zorunludur. Milletin dinamikleri zaten tarihsel uyanışta belirleyici olacaktır. Türk devletini ve milletini gerçekten savunan güçlerin bu dinamiklerle erkenden buluşması Türkiye’nin yararına olacaktır.
|