06.11.2006
Anasayfa
Başyazı
kapak
Yön
Türkiye
Söyleşi
Ekonomi
Özgün
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Ermeni sorunu
Batılılaşma sorunudur

Batıya rağmen Batılılaşmanın son durağı

Fransız Meclisi’nin 12 Ekim tarihli toplantısında aldığı soykırımı inkârı suç sayan yasa üzerine kopan “fırtına” dinmişe benziyor. Ancak bu fırtınadan arda kalan pek bir şey de gözükmüyor. Çünkü ülkemizde tartışmalar da, verilen tepkiler de hep yüzeyseldir; hiç kimse sorunun tarihsel ve düşünsel köklerine inmeye çalışmaz.

Fransız Meclisi’nin aldığı karardan sonra gelişen tepkiler de benzer çerçevede ele alınabilir. Tepkileri tek bir noktada toplayabiliriz aslında: Bize soykırım yaptınız diyen Batı önce kendi tarihine baksın!

İlk bakışta kulağa hoş gelen ve “doğru” olduğu düşünülen bu tepki, aslında soykırım yasalarına engel olamayan düşünsel mirasın son çırpınışıdır.

Türkiye, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan bu yana Batılılaşmaya çalışıyor. Önceleri “Batının teknolojisini alalım ama kendi kültürümüzü koruyalım” şeklinde ifade edilen Batılılaşmacı anlayış AB süreci ile birlikte “Batının evrensel değerlerini kabul etme noktası” ile sonuçlandı.

Bu sonuçlanma tek bir şeyi göstermektedir; Batının teknolojisi ile o teknolojinin geliştiği toplumsal/iktisadi düzen ve bu düzene denk düşen düşünsel/kültürel değerler bir bütün oluşturmaktadır. Dolayısıyla ileri teknoloji, kapitalist ekonomi ve Batı değerleri ancak bir bütün olarak vardır.

İleri teknoloji alacağız diyenlerin ulusal ekonomi kaygısı zaten ‘80’li yıllardan itibaren bitmişti, 2000’lere doğru gelinirken de ulusal değerler bırakılıp yerine Batının evrensel değerleri alındı.

Fransa’nın yasasından sonra ise Türkiye şimdi o Batının evrensel değerlerinin altında yatan faşizmle yüzleşiyor: Değer sancısı bu yüzden oluşuyor.

Gerek siyasetçilerimiz gerekse düşünürlerimizin üzerinde birleştikleri nokta, Fransa’nın bu yasayı geçirerek, kendi özgürlükçü köklerine ihanet ettiği yolunda. Yıllardır özgürlükçü Batı diye diye politika yapanların, Batıdaki düşünce özgürlüğü ile karşılaştıklarında verecekleri tepkinin bu olması doğal. Çünkü “özgürlükçü Batı” propagandası ile çıkan yasa arasında açık bir tezat var. Bu tezadı açıklamanın en kolay yolu ise Batının aslında Batılı gibi davranmadığını söylemek hatta Fransa’ya Batılılaşma çağrısı yapmaktır.

Açık söyleyelim, siyasetçiler için bu düzenbazlık, düşünürler içinse zavallılıktır.

Batılıya eşitlik, Üçüncü Dünyaya ırkçılık

Halbuki Batı bu yasa ile tarihsel köklerine ihanet etmiyor. Batı değerlerinin iki yüzü vardır, birinci yüz Fransız İhtilâli’nin “eşitlik-özgürlük-kardeşlik”te sloganlaşan değerleridir, ikinci yüz ise, ırkçılıktır.

Birinci değerler yani eşitlik-özgürlük-kardeşlik Batı toplumunun halk kesimine tanınan değerlerdir. Çünkü tekelci kapitalistler kendi halklarını ancak bu değerler çerçevesinde Batılılaştırabildiler.

Üçüncü Dünya’nın Batılılaştırılması içinse eşitlik-özgürlük-kardeşlik kullanılamazdı. Çünkü “pis zenci”lerle ya da “sarı benizliler”le Batılının eşitlenmesi bağımlı dünya ekonomik sisteminin doğasına aykırıydı. Bu nedenle Üçüncü Dünya’nın Batılılaştırılması için tek formül ırkçılıktı.

Bugün Fransa’nın “düşünce özgürlüğü” sembolü olarak sunulan Voltaire’in katıksız bir Türk düşmanı olduğunu ne çabuk unuttuk?

O Voltaire değil miydi Avrupa için Türkleri vebadan bile daha büyük bir tehlike olarak gören?

Sarkozy ile Voltaire Fransa’sı arasında tek fark aradan geçen zamandır. Ama ikisi de Batılılar için düşünce özgürlüğü isterler ve bunu sağlarlarken, Üçüncü Dünya için katıksız bir ırkçılık yaparlar. Voltaire’de Türk düşmanlığı olarak nükseden bu ırkçılık, bugün Sarkozy’de Türk ve Afrikalı düşmanlığı olarak ortaya çıkıyor.

Görülen o ki aradan geçen yüzyıllar Batılının ırkçılığını ortadan kaldıramıyor...

O halde kendi dünyamız adına bir muhasebe yapalım...

Batının özgürlükçülüğü, insan haklarının evrenselliği vb. palavralarla bu ülkeyi idare edenler, artık bu ülke vatandaşlarının Avrupa’da yaşayacakları bir yer bırakmamışlardır, Batıya rağmen Batılılaşma bu ülke insanlarını sadece hapiste Batılı yapabilecektir!

İşte 1839-2006 arası 167 yıllık çabanın başarılı sonucu.

Bu anlamda Batıya çatan, tarihinize ihanet ediyorsunuz diyen anlayış dönüp kendi tarihine bakmalıdır, Batıya rağmen Batılılaşmacıların tarihsel bir başarısızlığıdır bu yasa.

Soykırım suçu nereden geliyor

Oysa Batı hep aynı Batı...

Voltaire, Rousseau o özgürlük ve eşitlik yazılarını yazarlarken, İngiliz, Fransız sömürgeciliği Asya ve Afrika’yı talan ediyor, katliamlar yapıyordu. İnsanların sırf renginin farklı olduğu için toptan imha edildiği bir dönemdi.

Batılı haydutların Kristof Kolomb’dan bugüne değişmeyen özelliği, kendi renginden olmayana, kendi dilini konuşmayana, başka dine ve tanrıya inananlara karşı hoşgörüsüzlüktür.

Ama bu öyle böyle bir hoşgörüsüzlük değil, düpedüz ırkçı bir hoşgörüsüzlüktür. Bu ırkçılıkla birlikte koskoca Kızılderili ırk toptan yok edilmiştir. Afrika’nın zencileri 400 yıllık bir kölelik düzenine mahkum edilmiştir.

Bu, Batı değerlerinin en başından itibaren ırkçı, soykırımcı bir zeminde geliştiğini göstermektedir.

Fakat soykırımın bugünkü haliyle gündeme gelmesi için İkinci Dünya Savaşı’nın olması ve bir faşizm gerçeği gerekecekti. İkinci Dünya Savaşı’nı başlatan Hitler, Yahudilere uyguladığı soykırımla anılır. Sırf Yahudi oldukları için toptan imha edilen Yahudi sayısı neredeyse 6 milyonu bulur.

Bu 6 milyon ölü ile yüzleşen Batı, yine kendi ırkçılığı ile yüzleşmemenin, bunu başkalarına yansıtmanın bir yolunu bulur. Soykırım-ırkçılık suçu işte bu atmosferde kabul edilir.

Nazilerin savaş suçları için kurulan Nürnberg Mahkemesi, Yahudi katliamını bir “soykırım” olarak tanır. Bu katliamı yapanları ise soykırım suçundan yargılar ve cezalandırır. Soykırım bu mahkeme ile birlikte “insanlığa karşı suç” olarak tanınır.

Soykırımı inkârın suç sayılması da bu soykırımın bir daha yapılabilme ihtmaline karşı alınmış bir tedbirdir. Bugün tüm Avrupa’da “Yahudi soykırımı yoktur, olmamıştır” demek suçtur. Çünkü bunu diyen insanlar aynı pervasızlıkla yeniden bir Yahudi soykırımı yapabilirler.

Peki bu yasa acaba neyi engellemektedir? Gerçekten yeni soykırımlara engel olmak için mi çıkarılmıştır?

Elbette hayır.

Yahudi soykırımcılığı Hitler’in programı değildi. Yahudiler en başından itibaren tüm Avrupa’da sırf Yahudi oldukları için soykırıma uğradılar. Hollanda, İngiltere, İtalya, Almanya, Belçika, tüm ülkelerden tek tek sürüldüler, “pogrom”lara uğradılar. Hitler’in tek yaptığı bu “pogrom”ları sistematik bir “toplama kampı”na dönüştürerek, “holokost”u gerçekleştirmesiydi.

Ama Yahudi soykırımı yasası, Batılıların Yahudilere karşı bu ırkçı tepkisinin, soykırımcı geçmişinin aklanması için bir vesile oldu. Batılı soykırımcılar tüm suçu Hitler’e yıkarak, soykırımcı geçmişlerine ait defteri kapadılar.

Tabii bu sadece zengin Yahudilerin “şansı”ydı. Fakir zenciler, Kızılderililer, Araplar, Türkler, Asyalılar da benzer katliamlara, ırkçılığa, soykırıma maruz kaldıkları halde bu yönde bir yasa bu topluluklar için çıkmadı. Çünkü Yahudi sermayesi Batı kapitalizmine gerekiyordu ama Üçüncü Dünya halkları için böyle bir gereklilik doğmuyordu.

Cezayir’deki değil Irak’taki soykırıma karşı çıkın!

Batılının soykırımcı geçmişiyle asla yüzleşmediğinin kanıtı da buydu. Nitekim Batılılar soykırıma holokosttan sonra da devam ettiler. Cezayir bunun yakın örneklerinden.

Ama en son Bosna’da Müslümanlara karşı yapılan soykırım Batılıların iğrenç yüzünü ortaya koyuyor. Çünkü Bosnalılara yapılan soykırım bizzat Birleşmiş Milletler’in güvenli ilan ettiği ve korumaya aldığı sivil yerleşim alanında oldu. Ama Birleşmiş Milletler’in -içinde Fransız birlikleri dahil- koruma gücü oradan kaçtı, tecavüz, katliam başladı. Ama Birleşmiş Milletler yetkilileri burada da suçu Sırplara yıkarken kendilerini hiç sorgulamadılar.

Vietnam’da, Laos’ta, Kamboçya’da yine Fransızların, ABD’lilerin, en son Irak’ta yine İngiliz ve ABD’lilerin yaptığı korkunç işkenceler...

Batıya rağmen Batılılaşmacıların bu örneklerle yüzleşmesi gerekmektedir.

Fransa’ya Cezayir’i anımsatmak ise tam da Batılıların ikiyüzlülüğüdür. Eğer soykırıma çok karşıysanız o zaman 50 yıl öncesine gitmeye gerek yok, Irak’ta son üç yılda öldürülen tam 365 bin Arap için de bir karar almayı denesenize!

Soykırım yasasının en önemli boyutu ise psikolojik üstünlüktür. Batılılar Yahudi soykırımı yasası ile “biz kendi yaptığımız hatalarla yüzleştik” demektedirler ki bu büyük bir kandırmacadır. Suçlanan sadece Hitler’dir Batılılar değil.

Ama bugün aynı yasanın Türklere doğrultulmasının özel bir aşama olduğunu da tespit etmek gerekir.

Yüzyıllar önce Batılılar Afrikalılar ya da Asyalılar için, ilkel kabileler derlerdi. En büyük propaganda ise Afrikalıların yamyam oldukları, insan yedikleriydi. İşte bu vahşi insanlara biraz insanlık öğretilmeliydi.

O nedenle Batılılar milyonlarca zenciyi “yamyam”lık yapıp birbirlerini yemesinler diye öldürdü!

Dolayısıyla Batılı katliam yaparken bile kendisini üstün ve suçsuz görür. Ama en önemli kozu Üçüncü Dünya’yı suçlamasıdır. O Üçüncü Dünya halklarının ne kadar sefil, işe yaramaz, vahşi, ilkel olduğunu hep söylemekteydi.

Ama Ermeni soykırımı yasası bu anlamda bir aşamadır.

Artık Batılılar Doğululara yamyam değil soykırımcı diyeceklerdir!

İşte bu nedenle bu yasa son derece önemlidir...

AKP varken Fransa’ya ne hacet!

Bu noktada önemli bir örnekle aslında şu anda da karşı karşıyayız. Irak’ta kurulan bir Kürt/Amerikan mahkemesinde şu anda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yargılanıyor. İddia Enfal’de Saddam Hüseyin’in emriyle Kürtlere soykırım yapıldığı. Benzer bir iddia da Halepçe nedeniyle de var.

Saddam Hüseyin ise mahkemede son derece önemli bir noktaya temas ediyor ve kendi milletine şunu söylüyor:

“Irak halkının içi rahat olsun. Bizi soykırımcı göstermeye çalışıyorlar. Suçluluk psikolojisine girmeyin. Biz kimseye katliam uygulamadık. Sadece devlete karşı ayaklanan isyancıları öldürdük.”

Bizim basınımız Amerikan köpeği olduğu için burada bile Saddam’a saldırdı, Kürt soykırımını reddettiği için.

Oysa benzeri bir mahkeme, Osmanlı İngiliz işgali altındayken de kurulmuştu, başında bir Kürt Mustafa vardı mahkemenin ve İttihatçıları Ermeni katliamından cazalandırmıştı!

Dün Osmanlı’da yapılan bugün Irak’ta uygulanıyor. Bir taraftan tüm Avrupa’da ve dünyada Ermeni soykırımı yasaları çıkıyor. Bunlar sadece Türkiye’nin yakında Saddam gibi kendisini savunmak zorunda kalacağının işaretleridir. Çünkü Ermeni soykırımı iddialarının dışında bir de Kürt soykırımı, hatta Süryani, Pontus soykırımı iddiaları da gündemde. Ve çok yakında bu iddialar da yasa olarak karşımıza çıkacak.

Bu noktada Türk devletini yönetenlerden çok şey bekleyemeyiz. Çünkü Şeriatçı idare getirmiştir Türkiye’yi bu çıkmaza.

4 yıllık AKP iktidarı o kadar işbirlikçidir ki, Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da, Ermeni meselesinde inanılmaz hızla mevzi kaybetmiştir Türkiye.

Benzer bir dönem Osmanlı’da sadece II. Abdülhamit’e nasip olmuştu. II. Abdülhamit idaresinde Osmanlı neredeyse tüm topraklarını kaybetmişti.

Burada bu işbirlikçi iktidardan Türklerin hakkını savunmasını bekleyemeyiz. Zaten bunların da öyle bir niyeti de hiç yok.

Türkiye’de Ermeni konferansı düzenletip, soykırımı söyleten zaten bu iktidardır.

Ermeni propaganda kitaplarına izin veren bu işbirlikçilerdir.

Ermeni ve Ermeni yandaşı sözde yazarların yargılanmasına engel olan da bu işbirlikçilerdir.

AKP’nin yaptıkları ve Ermenilere hizmeti Fransız Meclisi’nin yanında çok daha takdire değerdir.

Aslolan Türkleri bilinçlendirmektir

Aslına sorarsanız bu Şeriatçılar Türklerin Ermeni soykırımı yaptığını da düşünmektedirler. Ne de olsa dönem İttihat Terakki dönemiydi demektedirler. Hatta çizgiyi Atatürk’e kadar da uzatmaktadırlar.

Bir Ermeni için soykırım nasıl bir psikolojik üstünlük aracıysa Şeriatçılar için de öyledir. Onlar bu Cumhuriyet’in temelini dinamitlemek için her tür aracı kullanmaktadırlar.

İşte böylesi bir durumda aslolan Türk milletinin düşüncesinin berrak, maneviyatının kuvvetli olmasıdır. Zaten Batılıların soykırım yasası tam da buna karşıdır, Türklerin kafasını bulandırmak, maneviyatını kırmak istemektedirler. Onlar Türklerin de “doğru aslında biz soykırım yaptık” demesini istemektedirler. İşin acı yanı bunda belli ölçüde mesafe de kat ettiler.

Türkiye’de yılardır Türk’ün Türk’e propaganda ettiğinden söz eden bir koro mevcuttur. Oysa Türk tarihi üzerine bir Türk görüşünü savunacak bir gazete, TV bulmanın imkanı yoktur. Her türlü Ermeni yandaşları anaları, babaları ve piçleriyle Türk’e Ermeni propagandası yapmaktadırlar. Bıraktık propagandayı bu işin romanlarını yazacak kadar genişletmişlerdir hareket alanlarını.

Böylesi bir ortamda Türkleri bilinçlendirmek son derece önemlidir. Bu noktada Atatürkçülerin, milliyetçilerin, solcuların kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Türkiye’de soykırım tartışmasında Atatürkçülerin, milli güçlerin son derece zayıf kalmasının nedeni -açık konuşalım- cehalettir.

O halde bu cehaleti atmamız, kendi saflarımıza gerçekleri anlatmamız gerekmektedir. Bunun içinse öğrenmek ve öğretmek zorundayız.

Bu anlamda İleri Yayınları’ndan çıkan Samuel Weems’in “Ermenistan-Terörist ‘Hristiyan’ Ülkenin Sırları” adlı yapıtı önemli bir Batılı kaynaktır.

Bu ay yayınlanan Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Mavi Kitaba Yanıt” ve “Ermeni Belge Düzmeciliği” de Ermeni tezlerini bir bir çürüten çok önemli iki eserdir.

Avrupa’da Yahudi sorunu ve Yahudi soykırımı ile ilgili gerçekler için yine İleri Yayınları’ndan çıkan Werner Sombart’ın “Kapitalizm ve Yahudiler” ile Jean Paul Sartre’ın “Yahudi Sorunu” adlı yapıtını, özellikle soykırım yasası ile ilgili olaraksa Gündüz Aktan’ın “Açık Kriptolar” adlı kitabı mutlaka okunmalıdır.

Okumanın ötesinde biraz da kafamızı çalıştıralım. Mesela Fransız mallarına boykot denilen politikanın ancak bir devlet politikası olarak işe yarıyabileceğini, bunun içinse Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden çıkması gerektiğini, bunun ise AB’yle yolları ayırmakla biteceğini bilmeliyiz.

O halde kafamızı düzgün çalıştıralım; AB’yi savunan bir görüşün ister istemez Ermeni Yasasına engel olamayacağını görmeliyiz. Ve AB’den ayrılmak içinse güçlü bir devlet ekonomisine gerek olduğunu, bunun içinse Atatürk’ün 6 Ok’una, yani devletçiliğe dönmemiz gerektiğini.

Yani dönüp dolaşıp geldiğimiz yer, 1839’da başlayan Batılılaşma sürecine son vermek ve Atatürk’ün 1923-38 arası politikalarına dönmektir. Türkiye’yi bu noktaya Batıcılar getirdi ancak Atatürkçüler çıkarabilir...