| Kaya Ataberk |
|
Sartre Fransa'ydı Orhan Pamuk sonunda amacına ulaştı İsveç Akademisi’nin Nobel Edebiyat ödülünü kazanmak için Orhan Pamuk yıllardır çabalamaktaydı. Günde yeri geldiği zaman 16 saat çalıştığı anlatılarak gazetelerde övülen Orhan Pamuk’un çabalarını sadece bununla sınırlı saymak sanırız ki kendisine haksızlık etmek olacaktır. Gerçi bir insanın pek de beceremediği her halinden anlaşılan bir işi yıllardır inatla sürdürmesi bile başlı başına takdire değer bir şey olabilir ama Pamuk Nobel’i sadece bu azmiyle ve yazdıklarının Batılı efendilerini çok memnun etmesiyle kazanmadı. Onun ödüllendirilmesinin ve verilen mesajların anlamı daha derinlerde yatmaktadır. Bunları ayrıntılı tartışmak aslında çok tipik bir sömürge aydınının çatlamış şizofrenik ruhunun portresini de görmek olacaktır ancak dediğimiz gibi; bu işin biraz daha derinlerinde…
Buna rağmen Pamuk’un Nobel’i alışının Fransız Meclisi’nin sözde Ermeni soykırımının olmadığını savunmayı suç kabul eden yasayı kabul etmesiyle aynı güne denk gelmesinin pek de öyle tesadüf olmadığını anlamak için derin tahlillere gerek yoktu. Orhan Pamuk zaten romanlarından çok “1.5 milyon Ermeni’yi ve 30 bin Kürt’ü öldürdük” açıklamalarıyla Türk ve dünya kamuoyunun tanıdığı bir isimdir. Ödülün Pamuk’a gitmesiyle beraber Türkiye’nin tüm siyasi arenasında yaşanan tartışmaların merkezine oturan isim de Orhan Pamuk oldu. İşbirlikçi, Batıcı, Kürtçü cephe Pamuk’u öz evladı olarak sahiplenirken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Pamuk’a hiçbir kutlamada bulunmaması aslında Pamuk’a ulus ve ulus-devlet düzleminde duyulan tepkinin de bir ifadesi oldu. Bu durum karşısında işbirlikçiler veryansın ediyorlardı. Fransa’yı o kadar sert eleştiren Sartre’ı bile De Gaulle kutlamıştı. Gerçekten de De Gaulle, Sartre için “Sartre Fransa’dır” demişti. Pamuk için bir benzetme yapmak gerekseydi sanırız ki “Pamuk Ermenistan’dır” demek dışında bir seçenek yoktur. Bir anda değil Pamuk’u eleştirmek, onu kutlamamak bile siyasi linçe muhatap olmanın gerekçesi oldu. Aslına bakılırsa Orhan Pamuk’un nezdinde Batılı efendiden kocaman bir aferin alan, tüm bu işbirlikçi kesimdir. Aldıkları bu takdirname de onları efendinin karşısında mahcup etmiştir. “Efendim bizi buna layık gördüğünüz için minnettarız” tavrındaki zavallılık her Türk’ün midesini bulandıracak düzeydedir. Efendiden “aferin” alan uşak Bu psikoloji Türk milletine yabancı bir şeydir. Ancak Türk olmaktan utanan, Batılı doğmadığı için kendisinden nefret eden sömürge aydını ise birebir bu ruhsal durumun esiridir aslında. O yaşamaktadır ve hareket etmektedir ama onu izleyen Batılı efendilerinin varlığını hiçbir zaman aklından çıkaramaz. Efendi onu ya cezalandıracaktır ya da takdir edecektir. Ona düşense elinden geldiğince hizmette kusur etmemektir, efendi daha istemeden, istekleri tahmin etmektir. Bakın Can Dündar içinde bulundukları bu durumu nasıl anlatıyor: “Bir eliyle ödüllendirip bir eliyle cezalandıran Avrupa karşısında bir toplumun gurur ile öfke arasında gidip gelen salınımı…”. Bu birebir sömürge aydının durumudur. Ancak Can Dündar, kendi durumlarını tüm topluma mal ederek temize çıkmaya çalışmaktadır. Türk toplumu Batıdan da uşaklarından da nefret etmektedir. Bunun aksini iddia etmenin, Batı karşıtlığının dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar yüksek oranlarda ve şiddetli olduğu ülkemizde ne kadar temelsiz olacağı da açıktır. Bu nedenle Dündar bugünkü Batı karşıtlığının kof olduğunu, Fransa’nın yaptıklarının bir hafta sonra unutulacağını ama Pamuk’un yüz yıl sonra bile hatırlanacağını iddia ederek işin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır. Bu fikirdekilere bir kez daha hatırlatalım ki dünya üzerinde ezen-ezilen kavgasından daha güçlü bir çelişki yoktur ve ezilenlerin nefreti sizin küçümsediğiniz gibi bir şey değildir. Batıya, sömürgeciye düşmanlık geçici değildir, Türk halkının ruhudur. Bu nefretten tüm kompradorlar da payına düşeni alacaktır. Efendinize dürüst olun. Kâr payı alırken sevinenler, zararı da paylaşacaktır. Batıya bir teşekkür de Cumhuriyet gazetesinden geldi. Başlık şöyle atılmıştı: “İlk kez bir Türk yazar bu ödüle layık görüldü”. Batının bu lütfu karşısında teşekkür etmenin yolunu bazıları da böyle bulmuştu demek ki… Bir taraftan da Pamuk’u sahiplenme yarışı tüm basını kaplayıverdi.
Pamuk’un dostları Pamuk’un en iyi dostları Batıya hizmet ederken Türk toplumuna karşı hiçbir bağlılık hissetmeyen kesimlerden çıktı. Kürtçüler, komprador solcular, AKP ve Yeni Şafak gazetesi Pamuk’u en rahat ve pervasızca savunan, sahiplenen kesimler oldu. Gündem ve Evrensel oldukça netti: Türkler katliamcıydı, Pamuk da bunu dünyaya deklare etmişti, onlar da sonuna kadar destek oluyorlardı. Yeni Şafak’a göreyse ulusalcı-Kemalist kamp Pamuk’a Türk düşmanı demektedir ama Pamuk Türk kültürünü tanıtmıştır. Burada Pamuk’un kültürel temelini ayrıca ele almak gerekir ama şeriatçıların Pamuk’a sahip çıkarken aslında Türk’ü savunanlara karşı bir dönmeyle bir araya gelmekten kaçınmamalarının altını çizmek de önemlidir. Doğan grubu ise Türk halkının Pamuk’a tepkisini iyi bildiğinden biraz daha temkinli savunmada kalmayı tercih etti. Hatta arada sırada bazı yazarlarının Pamuk’a utangaç eleştirilerde bulunmasına bile izin verildi. Ertuğrul Özkök, rakamlar vererek, internette Fransa’nın Ermeni tasarısının mı yoksa Pamuk’un Nobel’inin mi daha fazla haber olduğunu karşılaştırıyor ve ne yazık ki Nobel’i açanlar, Ermeni haberlerini de açıyor diye hayıflanıyordu. Ancak bu Ermeni dosyasını asıl açan isimlerden birinin de Orhan Pamuk olduğunu görmezden geliyordu. Pamuk’un kitapları Türkiye’ye 43 milyon dolar değer yaratmıştı! Orhan Pamuk’un kitapları bir anda listelerde yukarı tırmanıyordu. Dünyada en çok okunan yazarın Pamuk olduğu izlenimini veren bu haberlerin altındaki rakamlar ise daha ilginçti. Listelerde Kar 10. sırada, İstanbul 54. sırada, Kara Kitap ise ancak 87. sırada görünüyordu. Nobelli bir yazar için pek de parlak sayılamayacak bu sonuçlar büyük başarı olarak sunuluyordu. Doğan grubunun aldığı taktiksel savunma tavrını bile alamayarak açık savunma yapan ekip ise Cumhuriyet gazetesinin “solcu-ulusalcı” yazarları oldu. İlhan Selçuk eleştirir gibi yapıp eleştirmezken, gazetesinin Avrupa’ya teşekkür manşetlerine hiç ses çıkartmadı. Nilgün Cerrahoğlu ise eli kalem tuttuğu ölçüde Pamuk’u var gücüyle savunmaya çalıştı ama Pamuk’u savunmak için bulduğu yöntem “el insaf” denecek türdendi. Cerrahoğlu o kadar heyecanlanmıştı ki Pamuk’u Nâzım Hikmet’ten bile üstün tutuyordu: “Bu ortak kültür ‘kültürümüz’ böyle bir çıtaya eriştiği içindir ki aramızdan bir Orhan Pamuk çıkabildi. Türkiye bu çıtaya bir yarım asır önce gelebilmiş olabilseydi, -savunduğu fikirler uğruna vatandaşlığını bile yitirmiş olan- Nazım Hikmet, mutlaka bir ödüle ulaşmış olacaktı.” Nazım’a “üzülen” ifadeler herhalde solcuları incitmemek için yazılmış olacak... Böylece, Türkiye, Orhan Pamuk’la Nâzım’ı aşarak Nobel’e ulaşmış oluyordu. Nazım’ın büyüklüğünü tartışmanın gereğini bile duymuyoruz. Ancak, Nobel için Nâzım’ı satan solcunun durumunun Pamuk’tan da acıklı olduğunu belirmek önemlidir. “Atatürkçü Düşünce Kulüpleri kapatılsın” diyen TÜRKSOLU karşıtı Orhan Bursalı ise bizlerden “esirgediği” hoşgörüsünü Pamuk’a saklamış olacak ki “Orhan içimizden biri” değerlendirmesini yapıyordu. Dışımızdan biri: Orhan Pamuk Bizse Orhan Pamuk’un dışımızdan yani Türklüğün tamamen dışından biri olduğunu düşünüyoruz. Pamuk, İstanbul’un en kozmopolit bir burjuva ailesinin günümüzdeki bir temsilcisidir. Kendi geldiği sınıfa ve bu sınıfı besleyen, koruyan Batı metropolüne kendisini borçlu hissetmektedir ve görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Pamuk, yüzde yüz milliyetsiz ve kompradordur. Klasik bir sömürge aydını olarak Pamuk, dilini de yitirmiştir. Batılının dilini belki de daha rahat konuşmaktadır ama Türkçe yazdığını iddia ettiği kitapları kimse anlayamamaktadır. Kendisini öven köşe yazarlarının bile neredeyse tümü, Pamuk’un kitaplarını okumadığını ya da bitiremediğini belirtmektedir. O ise muhtemelen, bundan memnundur ve kendisinin ne kadar üstün, halkın ne kadar cahil olduğunu düşünmektedir. O zaten Türkler anlasın diye de yazmamaktadır. O Batılılar için yazmaktadır ve bunda başarılı olduysa ona yeter. Ama yine de ödülün kendisine değil Türk kültürüne ve Türk diline verildiğini açıklamaktadır. Hiçbir Türk’ün okumadığı bir yazar. Kimsenin sevmediği, istemediği bir zavallı. Kendi ülkesinde gerçek bir yabancı. Ama ona üzülmeyin onun da dostları var. Nerde bir işbirlikçi, emperyalist varsa o Pamuk’u savunacaktır. Özellikle Ermeni faşistleriyle arasında sıkı bir gönül bağı doğmuştur ve Pamuk bunlar tarafından bilinçle ve şiddetle savunulmaktadır. Ermeniler ve Yunanlılar açık konuştu Ermeni Yazar Perch Zeitunian, Pamuk’a verilen Nobel ödülünün ne anlama geldiğini en iyi açıklayan kişi oldu. Zeitunian: “Bu onu yargılamak isteyen Türklere bir derstir” diyordu. Gerçekten de ne kadar açık değil mi? Ne edebiyat, ne kültür, ne de başka bir şey… Türklere hakaret eden bir adam ve onu yargılamak isteyen Türkler. Alexander Topchian ise “Bu olaydan samimiyetle mutluluk duyuyorum. Bu bütün Türklerin inkarcı olmadığını gösteriyor” diyerek Pamuk Ermeniler ve Kürtlerle ilgili sözleri için Nobel almadı diyenleri de yalanlamaktadır. Hürriyet’in işbirliği yapmakla sık sık övündüğü Yunan To Vima gazetesi ise “Türkiye’nin iki yüzü, istekleri dışında, uluslararası sahnede karşılaştı. Türkiye’nin bir tarafı, Mustafa Kemal’in Fransız Meclisinden itibarı güçlü bir darbe alan yaşlı ve sorunlu kızı, diğeriyse sosyal adalet, çağdaşlık ve AB üyeliğiyle flört eden geleceğin Türkiye’siydi. Nobel sürpriz değildi, herkes tarafından bekleniyordu” diyerek hem Atatürk’e ve Türkiye’ye beslediği kini ortaya koyuyor hem de Nobel’in Pamuk’u ödüllendirmekten çok Türkleri cezalandırmak için verildiğini açıklamış oluyordu. Milliyet ise aynı haberi verirken To Vima’nın Atatürk hakkındaki sözlerini nedense sansürlemişti! Orhan Pamuk ise “artık davranışlarımda Nobel aranmayacak” dese de CNN Int’e yaptığı açıklamada Fransa’nın kararına ısrarlı sorulara rağmen yanıtlamaktan kaçınıyordu. Ama anlayışlı olalım uşaklar efendilerini kızdırmaktan korkarlar. Sömürge aydını da her şeyden çok efendisine bağlılık duyar. Sömürge aydınının portresi Orhan Pamuk’un yazdıklarına yakından baktığımız zaman onun aslında sömürge aydınları için prototip olarak tasarlanmış olduğunu bile sanabiliriz. Ortada ne fikir vardır, ne hikaye, ne de özgünlük. Yazdığı metinlerin büyük çoğunluğu eski metinlerden sayfa, sayfa yapılmış intihallerdir. Bir çeşit çalıntı kolajına benzemektedir. Doğuyu anlattığını iddia eder ama ortada gerçek bir Doğu da yoktur. Batılıyı şaşırtacak, onu eğlendirecek uyduruk bir Doğu vardır ama bu uydurma Pamuk’un kendi kurgusu da değildir. Batının kafasındaki çarpık Doğu imajının sömürge aydınının beynindeki yansımasıdır bu. Batı, dünyayı ezer sömürgeleştirir. Türk’e ise gücü yetmeyince Doğu’yu yok edemez. Bu sefer de onu inkâr etmeyi, yok saymayı tercih eder. Eğer yok saymayı da beceremezse onu eğlencelik bir safari malzemesi haline getirir. Oryantalizm, bu anlamda hizmet eden bir akımdır. Doğulu insan değildir. Orhan Pamuk da “biz ilkeliz, katliamcıyız” diyen sömürge aydınıdır. O, bizlerin arasından sıyrılarak Batılı olmak istemiştir. Batının üstün medeniyeti onu sevecektir ve o ödüllendirildiği zaman mutlu olacaktır. Böylelikle, milletini reddeder. Milletinin inandıklarını ilkel bulur ve lanetler. Batılı onu belki anlar ama halk kesinlikle anlamaz çünkü o ne Batılının dilini konuşmaktadır ne da Türk dilini. Böylece karşımıza kimliksiz bir şizofrenin acınacak portresi çıkar. Ama ona acımak yanlış olacaktır çünkü o bu acınası durumu Türk halkına aşağılık kompleksi olarak aşılamaya çalışmaktadır. Ulusun tasfiyesinin kültürel boyutu Sömürge aydını sadece efendisini eğlendirmekle görevli değildir. Onun görevinin asıl önemli kısmı sömürgeci sistemin yarattığı yapının sürdürülmesi için vereceği hizmettedir. Sömürgeci sistem iki ayrı düzlemde varlığını sürdürmektedir. Ekonomik sömürü ve kültürel yozlaştırma, kimliksizleştirme birbirinin tamamlayıcısı olmaktadır. Ulusun ekonomik olarak sömürülmesinde ana aktör komprador burjuvazi olmaktadır. Bu kesim tüm damarlarıyla Batılı metropole bağlanmış bir toplumsal sınıf olarak, ezilen ulusun yarattığı artı değerin metropole aktarılmasının aracısıdır. Batının kurduğu bu ekonomik yapının sürmesi de karşısında kendisine direnecek bir ulusal yapının ve kimliğin kalmamasına bağlıdır. Sömürge aydını işte tam burada devreye girer. Ulusal ekonomi nasıl komprador burjuvalar eliyle çökertildiyse, ulusal kültür de bunlar eliyle tasfiye edilir. Bunu hem kendisinin Batı karşısında duyduğu aşağılık kompleksini topluma aktarmakla yapar, hem de milletin tüm değerlerine hakaret ederek onu yıkmaya çalışır. “Biz insan değiliz” anlayışını aşılamak Orhan Pamuk için de en başta gelen görev olmuştur. Bunu da belli simgeler aracılığıyla yapar. Pamuk’un kitaplarında Türk soykırımcıdır, PKK gerilladır, şeriatçı İslami özgürlükçüdür. Bir anda karşınıza Rus ve Ermenilerden kalan güzel binalar, bin yıllık Ermeni kiliseleri çıkar. Verilen mesajlar aslında açıktır. Aslında Pamuk sıradan bir komprador aydın da değildir. O, ABD’nin BOP konseptinin aydınıdır ve bu onu işbirlikçiliğin zirvesine taşımıştır. BOP aydını Orhan Pamuk Nobel’in ilk baştan beri siyasi bir kurum olduğu artık tüm dünyanın tartışmasız kabul ettiği bir gerçekliktir. Sovyetler Birliği ayaktayken ve ABD de onunla uğraşmakla meşgulken Batı kampı özellikle anti-komünistlere Nobel verirdi. Durumu kurtarmak içinse arada sırada farklı isimler de ödül alırdı. Bunların edebiyat dalındaki örneklerinin başında Solijenitsin gelir. ABD emperyalizminin beyinlerinden Kissinger ise yakın zamanlarda barış ödülü almıştır. 1953’te Churchill’e “yüksek insani değerleri savunan konuşmaları” için Nobel Edebiyat ödülü verilmiştir. Emperyalist olmak ya da Batı kampının yanında yer almak Nobel almaya yeterlidir o zamanlar. Bugünse aranan özelliklerin başında kendi milletiyle kavgalı olmak, ulusu aşağılamak ve etnikçi olmak gelmektedir. Bunun yanında başta ABD olmak üzere Batı kampının savaş açtığı Doğuya, İslam dünyasına ve genel olarak ezilen uluslara bilinçli bir şekilde saldırmak gerekmektedir. Sözgelimi 2001 yılında Nobel alan V. S. Naipul “İslam ülkeleri karantinaya alınmalıdır” derken Batının haçlı zihniyetine hizmet etmektedir. Ne tesadüftür ki Naipul’un kitabının önsözünü de Orhan Pamuk yazmıştır ve böylece istenen kriterlere uymuştur. Bu kriterler ABD’nin BOP kriterleridir. BOP’la ABD, Doğuyu kapitalizme tam entegre etmek istemektedir. Bunu yapmak için de ulusları ve ulus devletleri tasfiye etmenin yollarını aramaktadır. Eskiden oryantalistler sömürgeciliğin keşif kolu olarak değerlendirilirdi. Bugünse Pamuk tarzı aydınlar sömürgeciliğin kültürel, politik saldırıları için beslenen lejyoner koludurlar. Bu paralı askerler görevlerini ne pahasına olursa olsun yapacaklardır. Bu açıdan etnikçilik, Ermenicilik, bölücülük, Türk düşmanlığı onun doğal karakteridir. Bu ödülü de hak etmiştir. Ama her satılmış kalem, her lejyoner hak ettiğini alacaktır. Nobel gelip geçicidir ama unutulmasın ki Orhan Pamuk Türk halkının sonsuz nefretini kazandı. İşte bu yüzden onu tebrik etmek gerekir. |