04.09.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön Ali Özsoy

11 Eylül Dersi:
Direnmek zekayı, teslimiyet aptallığı arttırır...

11 Eylül masalları

Her yıl 11 Eylül yaklaşırken gazeteleri binlerce fantastik öykü bürüyor.

11 Eylül'ü kim ne şekilde yorumlarsa yorumlasın tek bir şekilde dünya tarihine yazılacak: Dünyanın en yenilmez kuvveti olduğunu iddia eden ABD'nin finans, askeri ve siyasi merkezlerinin şiddetli bir şeklide vurulduğu gün.

Olaya düzgün kafayla bakan herkes de yaşananı böyle yorumlar. Örneğin ABD Başkanı korkusundan üç dört gün yer altından dışarı çıkamamıştı. Çıktıktan sonra da ABD emperyalizminin kırılan onuru ve yerle bir olan karizmasını kurtarmak için çabalamıştı.

Türkiye dahil dünyanın geri kalanında insanlar büyük bir sevinçle İkiz Kuleler’in yıkılışını izlemişti. Türkiye'de futbol statlarında ABD yuhalanmış, Filistin'de baklavalar dağıtılmıştı. Yine Orhan Pamuk gibi içimizdeki Amerikalılar bu manzarayı “insanlık adına utanarak izlemiş” ve ağlamıştı.

Normalde ABD ve Batı emperyalizmine karşı olan herkesin, her 11 Eylül’de benzer hisleri tekrar yaşaması gerekir. 11 Eylül’ün aynı zamanda Irak'ta, Afganistan'da ve ezilen dünyanın geri kalan tüm bölgelerinde emperyalizme direnen insanlara cesaret vermesi gerekir. Düşmanın ne kadar zayıf ve saldırılara açık olduğunu hatırlatması gerekir.

Kafası normal çalışan çoğunluk zaten böyle düşünüyor. Bir tek bazı ruh hastaları hem de Amerikan karşıtlığı adına 11 Eylül’ün aslında hiç olmadığını, ABD’nin komplosu olduğunu, böylelikle ABD’nin tüm dünyayı ve kendi halkını kandırıp petrol bölgelerine saldırabildiğini iddia ediyorlar.

Her yıl yeni bir masal üretiliyor. İlk başta binada hiç Yahudi yoktu dediler. Artık binaya uçak çarpmadı diyenleri bile çıkıyor. Ama bu masalların istisnasız hepsi ABD kaynaklı. Ve Türkiye’de bunların hepsi Amerikancı yayınlarda basılıyor.

Dünya bu filmi konuşuyor
Örneğin internet kanalıyla 10 milyon kişiye ulaştığı söylenen son 11 Eylül videosunu ele alalım. Tüm Amerikancı gazetelerimiz (“laik” olanı da dinci olanı da) son günlerde bu videodan bahsediyor. Videoyu hazırlayanlar üç Amerikalı genç. Filmin yapımcısı olanı 23 yaşındaki Korey Rowe, Afganistan ve Irak'ta savaşmış bir Amerikan askeri. İşte “ABD karşıtı komplo teorisi” ürettiklerini iddia edenlerin “güvenilir kaynağı”. Adam 11 Eylül yaşandığında henüz 18 yaşındaymış. Belli ki gönüllü olarak ABD ordusuna yazılmış çünkü başka türlü o yaşta Afganistan’a gidemez. Irak’ta da savaşmış ki en az 2005 yılına kadar mazlum kanı dökmeye devam etmiş demektir. Belgesel de zaten 2005 yılında çevrilmiş. Ne zaman cepheyi bırakıp, ne zaman Bush karşıtı olup, ne zaman belgeseli çekecek vakit bulmuş artık siz hesaplayın...

Amerikancılar niçin komplocu?

Rastlantı olabilir mi? Niçin 11 Eylül’ü aslında ABD derin devleti yaptı diyenler hep Amerikancılar veya ABD’nin kontrolü altındaki yayın organları?

Örneğin internet kanalıyla 10 milyon kişiye ulaştığı söylenen son 11 Eylül videosunu ele alalım. Tüm Amerikancı gazetelerimiz (“laik” olanı da dinci olanı da) son günlerde bu videodan bahsediyor.

Videoyu hazırlayanlar üç Amerikalı genç. Filmin yapımcısı olanı 23 yaşındaki Korey Rowe, Afganistan ve Irak'ta savaşmış bir Amerikan askeri. İşte “ABD karşıtı komplo teorisi” ürettiklerini iddia edenlerin “güvenilir kaynağı”.

Adam 11 Eylül yaşandığında henüz 18 yaşındaymış. Belli ki gönüllü olarak ABD ordusuna yazılmış çünkü başka türlü o yaşta Afganistan’a gidemez. Irak’ta da savaşmış ki en az 2005 yılına kadar mazlum kanı dökmeye devam etmiş demektir. Belgesel de zaten 2005 yılında çevrilmiş. Ne zaman cepheyi bırakıp, ne zaman Bush karşıtı olup, ne zaman belgeseli çekecek vakit bulmuş artık siz hesaplayın...

İşte buradan bir komplo teorisi çıkarmaya gerek yok. Buna dezenformasyon deniyor. Hiç komplocu düşünmeyen normal bir insan bu belgeseli ABD Ordusu çektirmiş der. ABD’ye karşı direnişin kendisi bile ABD’nin ürünü kabul ettirilmek isteniyor. Böylelikle ABD’ye direnenler ve ABD’yi vuranlar, ABD’nin -haşa Tanrı gibi her şeye muktedir- gizli gücünün kuklaları ilan ediliyor.

Bunlara göre dünya aslında bir bilim kurgu filmi. Komploculuk denen bu düşünce akımı 1950’lerden sonra ABD’den tüm dünyaya yayılan hastalıklı bir akım. Ne bilimi ne de tarihi hiçe sayan bu akıma göre ABD’nin her yeri gören kameraları ve her akımın tepesine kadar çıkan süper ajanları var. İstedikleri zaman istedikleri saldırıyı düzenletip, kendi orduları için “bahane” yaratıyorlar. Kendi halklarını da savaşa ikna ediyorlar.

Komploculara bir tek şunu sormak gerekiyor? ABD ve emperyalizm madem bu kadar güçlü her istediklerini niçin bu kadar dolambaçlı ve saçma senaryolarla yerine getiriyorlar. Gitsin Irak’ı da Afganistan’ı da alsın. Halkına ve dünyaya da bahane uydurmasına gerek yok. Biz en güçlüyüz, halkımız da en seçkini der, istediğini yapar. Yoksa can sıkıntısından mı bu kadar komplo üretiyorlar! İyi de kim can sıkıntısı için binlerce insanını öldürtür, askeri ve ekonomik gücünün en önemli sembolü olan binalarını havaya uçurur, kendi yenilmezlik ve vurulmazlık imajını yok eder?

Onlara göre Atatürk de “provokatör”dü

Aslında Ulusal Kurtuluş Savaşları’nı ve mazlumların direnişini, Batı ve Batılıların provokasyon ilan etmesi çok eski bir gelenektir. Hatta bu geleneğin başlangıcını bizim kendi Ulusal Bağımsızlık Savaşı olarak götürebiliriz.

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Samsun’a çıkıp, Ulusal Mücadele’yi başaltınca, İstanbul’daki İngilizciler, Fransızcılar ve padişah kendisini Osmanlı’yla İtilaf devletlerinin arasını açmak isteyen bir “provokatör” ilan etmişlerdi. Atatürk emperyalizme hiç tatmadığı bir yenilgi yaşattığı için kimse artık Atatürk ile ilgili komplo teorisi üretemiyor. Ama bugün Kürt-İslamcılar başta olmak üzere pek çok sapık zihniyetli hâlâ Atatürk için aynı şeyleri “resmi tarih” karşıtlığı adı altında sayıklayabiliyor. Buyrun komplo teorisyenlerinin alternatif tarihine göre Atatürk kim:

-1919’da Bolşevik bir şaki,

-1920’de Yunan işgalini kışkırtan bir maceracı

-1921’de Batılı devletlerin tüm Türkiye'yi yok etmesine neden olacak bir çılgın…

Bunların hepsi gerici ve işbirlikçi İstanbul basınının Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk ile ilgili ortaya attıkları komplo teorileri ve anti propagandaları.

En sonunda savaş bitti. Emperyalistler tarihlerindeki ilk yenilgiyi tattılar. Ama bu sapıkların komplo teorileri bitmedi. Bunlara göre aslında Türk Kurtuluş Savaşı olmamış. İngilizler Hilafeti ortadan kaldırmak için Atatürk’ü gizliden gizliye destekleyip, galip olmasını sağlamışlar. Böylelikle Hilafeti kaldırtmışlar.

Atatürk’ün Musul ve Kerkük’ü almasını engellemek için ayaklanan İngiliz uşağı gericilerin torunları bugün, “Atatürk niye Musul ve Kerkük’ü almadı” demiyor mu?

Kafa aynı kafa. Batı emperyalizminin en has uşağı olan gerici ve işbirlikçiler her zaman için emperyalizme karşı savaşanları “provokatör” ilan edecek teoriler üretirler. Onlara göre uşaklık en büyük ve en akıllı “vatanperver”liktir. Düşünün bir kez. Türk milleti Atatürk’ün liderliğinde direnmeseydi ve Türkiye tarihten tamamen silinseydi, bunlara göre Hilafet kalkmayacaktı. İngiliz eniği gibi yaşamaya devam edebileceklerdi.

Gerçekten de sadece bizimki değil tüm Ulusal Bağımsızlık Savaşları bu bakış açısına göre provokasyon olarak kabul edilebilir. ABD’li bir başkanın da dediği gibi “Ulusal Kurtuluş Savaşları baruttan sonra tarihin en tehlikeli buluşudur.”

Eğer Atatürk gibileri hiç çıkmasa emperyalist sömürü ve sömürgecilik sonsuza kadar devam eder. Böyle bir dünyanın emperyalistler ve uşakları için çok “barışçıl ve istikrarlı” olduğunu da kimse reddedemez.

Aynı gerekçeyle tüm direnen mazlum ulus liderleri aslında emperyalizmin işini kolaylaştıran “provokatörler” ilan edilmektedir. Sırasıyla Ho Şi Minh, Castro, Arafat ve Saddam için hep aynı masallar anlatıldı. Bu liderler kışkırttığı için ABD emperyalizmi silah sanayisini geliştirmiş, ordusunu her yere göndermiş, halkını da savaşa ikna etmek için bahane bulmuş.

Hadi diyelim ki illa bir patlama istediler. İkiz Kuleler’den bir tanesini devirseler yeterdi. Bu kadar atraksiyonu Hollywood’da bile zor düşünürler.

Üç yıldır daha Bağdat’ın yarısını bile tam olarak ele geçiremeyen ABD, ne hikmetse uzaydan her şeyi görüyor, istediği füzeyi yok ediyor, istediği zaman uzaktan kumandalı uçaklarla kendini vuruyor, isterse de hiç belli etmeden fantastik ses bombalarıyla tüm bir kavmi helak ediyor!

Güldürmeyin adamı...

Komplo teorileri işte böyle bir mantığın ürünü. Son derece karışık senaryolar, bir o kadar ilkel akıl yürütmelere dayanıyor. En ufak bir sorgulamayla teori hemen çözülüyor. Ama nasılsa hayal gücü sonsuz olduğu için ve hiçbir somut veriye muhtaç olunmadığı için emperyalizmi yücelten yeni bir teori hemen üretilebiliyor.

Doğal olarak bu mantığa göre ezilenler içinde direnenler en büyük ABD işbirlikçisi, ABD’ye hizmet edenler de en büyük ABD karşıtı sayılabilir.

Her türlü Ulusal Kurtuluş Savaşı böylelikle “provokasyon”, her türlü teslimiyet ve uşaklık da “akıllıca davranarak savaştan kaçınmak, ABD'yi frenlemek” ilan ediliyor.

Böyle sapıkça bir mantık silsilesini Amerikalılar ve Amerikancılar sevmesin de kim sevsin?

Bahane vermemek için namusunu veren barışçılar

Hangi savaş bahaneyle başlar ki? Çıkar çatışmaları savaşa neden olur. Trafik kazaları, birinin diğerine omuz atması veya küfür etmesi savaş nedeni değil. Hele emperyalistler 500 yıllık sömürgecilik tarihi boyunca hangi istilaları için bahaneye gerek duydular ki?!

ABD’nin Afganistan ve Irak işgali için “bahane”ye ihtiyaç duyduğu safsatasının kendisi en büyük emperyalist propagandasıdır. Bu propaganda, emperyalist ülkelerin ezen halklarını ya da kendi deyimleriyle “uluslararası camia”yı adeta tanrı yerine koymaktadır.

Bunlara ABD’nin bahanesinin sahte olduğunu ispat edersek, Batılı hümanist değerler çerçevesinde sanki savaştan vazgeçecekler. Yaptıkları hatayı anlayıp, Bush’un kulağını çekecekler. Oysa “uluslararası camia”nın savaş için bahaneye ihtiyacı yok. Savaşın yegane nedeni kendileri. Batı insanı bu kadar refahı ve rahatı sömürgecilik olmasa asla göremez. Irak işgali için neden sorgulayıcı olsunlar ki?

Savaşların tek gerçek nedeni emperyalist sömürüdür. Bu sömürüden de tüm payı Batı kamuoyu almaktadır. Emperyalizmi durdurmanın tek yolu ise antiemperyalist bir savaşla direnmektir. Ama işbirlikçiliğin talebi her zaman için "barış"tır. Asla direniş savaşını kabul etmezler. Emperyalist efendilerinden talepleri ise saldırmadan, acıtmadan ülkelerini sömürmesidir. Bu yüzden emperyalist ülkelerin kamuoyunu, oradaki “aslında barışçıl olan sıradan insanı” ikna etmek ezilen ülkelerdeki “barış yanlısı” işbirlikçilerin en büyük amacıdır. Bu yüzden barış için en Amerikancı teorilere dört elle sarılıyorlar.

Tamamen bir Amerikan safsatası olan komplo teorisyenliğinin İslamcılardan tutun “aşırı solculara” kadar bu kadar geniş bir cephede yaygınlaşmasının tek nedeni işbirlikçi teslimiyet ruhudur. Eğer Bin Ladin’in Amerikan kuklası, 11 Eylül’ün düzmece olduğunu bir ispat ederlerse, Bush’un “savaş bahanesinin” ortadan kalkacağı ve çok hayran oldukları Batı insanının “savaş karşıtı cepheye” katılacağını hayal ediyorlar.

Bu yüzden direnen herkesi de Bush’a bahane yaratan provokatör ilan ediyorlar. Örneğin Türkiye’de Amerikan karşıtı milliyetçi yükseliş bile bunlara göre provokasyon.

Bunlar ABD’ye bahane vermemek için her şeylerini vermeye hazır barış fetişistleri. Sahte Amerikan karşıtlıklarını da bu yüzden tamamen metafizik ve saçma bir mantığa dayalı Amerikan ürünü komploculuk akımına dayandırıyorlar.

Direnmek zekâyı, teslimiyet salaklığı artırır

Böylelikle sadece ABD’ye yönelik 11 Eylül saldırısını değil, İspanya ve İngiltere’deki saldırıları, hatta Afganistan ve Irak’taki direnişi bile “Amerikan savaş lobisinin oyunu” ilan eden zavallı bir kompleksliler kuşağı ortaya çıktı.

Direnmeyi en büyük çılgınlık ve çaresiz bir ilkellik olarak kabul eden Amerikan ürünü muhalifleridir bunlar.

En büyük radikallikleri miting alanında Bush maketi yakmak olabilir.

Tabi bu savaşa yol açmayacaksa.

Oysa direnen insanların kafası farklı çalışır.

Tarihi ve güncel olaylar, sınıf çatışmaları, ezen ve ezilen uluslar arasındaki savaşlar, emperyalist saldırılar ve antiemperyalist ulusal direnişler çerçevesinde değerlendirilir. Nesnel siyasal ve ekonomik gelişmeler ortaya konur.

Olaylar bir ABD macera filminin fantastik senaryosundaki gibi rastlantısal ele alınmaz. Savaşların ve emperyalist saldırganlığın nedenleri sömürgeci sistemin yarattığı çıkar çatışmalarında aranır.

Bu gerçek dünyada ezilen uluslara gerçek çıkarları gösterilebilir. Emperyalizme karşı savaşmanın tek kurtuluş yolu olduğu tarihsel ve güncel örneklerle anlatılabilir. Ayrıca emperyalizme karşı zaferin ne kadar mümkün olduğu; hangi ekonomik, siyasi ve askeri stratejilerle bu zaferin kolaylaşabileceği ispat edilebilir.

1970’lerin sonuna kadar mazlum dünyanın aydınları genel olarak böyle düşünürdü. İnsanlar kafalarını ve analiz yeteneklerini kullanırlardı. Emperyalizmi yenmenin yollarını arıyorlardı. Tartışmalar farklı siyasi ve ideolojik akımlar temelinde yürüyordu. Fantastik senaryolar çizgi romanlarına aitti.

Komplo teorisyenliği ise 1990’lara kadar, sadece Amerikan aşırı sağının ve çok dar bir faşist-gerici kesimin arasında yaygındı.

Bu teoriye göre dünyayı Yahudiler ve uzaylılar (evet yanlış duymadınız uzaylılar) yönetmektedir. Piramitleri yapan zaten uzaylılardı. Masonlar da o yıllardan kalma, dünyayı yöneten gizli satanistlerdir. Hitler ise İsrail kurulsun diye on milyonlarca insanın ölümüne yol açan (İsrail’'i kurmak için ne kadar dolambaçlı ve maliyetli bir yöntem) 2. Dünya Savaşı’nı başlatan bir gizli siyonistti.

1990’lardan sonra ABD emperyalizminin sözde nihai zaferinin sonucu, bu aptalca düşünüş tarzının bazı teslimiyetçi aydın kesimleri arasında yaygınlaşması oldu. İyi veya kötü niyetli olsun fark etmez, mazlumların direnişinden kopanlar kendilerini muhaliflik adına Amerikancı teorilerin içinde buldular.

Hep Ortaçağ karanlığından bahsedilir. Dinsel dogmaların bile en azından bir felsefi temeli vardır. ABD emperyalizminin dünyaya en büyük düşünsel katkısı embesilliğin aşırı yaygınlaşması oldu. Paranoya ve şizofreni “aydın” kesimi içinde toplumsal bir olgu haline geldi.

Genel olarak ezilen halkların çoğunluğu bu çarpık mantık silsilesine bağışıklıdır. Bu ise çok doğaldır çünkü başta internet olmak üzere Amerikan propaganda kanalları halk kesimlerini etkileyememektedir.

Amerika ve Batı düşmanlığı Türk halkı ve diğer ezilen halklar içinde çok sağlamdır. Amerikalılar arasında iyi ve kandırılmış Amerikalı, kötü ve komplocu (veya Yahudi) Amerikalı ayrımı yapılmaz. ABD topyekun suçludur. ABD vurulursa herkes sevinir. Kimse komployu aklına getirmez. Kafalar akıl sağlığı yerinde normal bir insanın ki gibi neden sonuç ilişkisi çerçevesinde çalışır.

TÜRKSOLU 11 Eylül’ün ilk gününde bile ezilen ulusların duygu ve düşüncelerini sansürsüz dile getirdi. “Terörist ABD belasını buldu ve bulacak” dedik.

Eylemi düzenleyenlerin ideolojisini sorgulayanlar olabilir. Ama en azından zeki insanlar olduklarını teslim etmek gerekir.

Direnmek ezilen ulusları daha da akıllı kılar.

ABD’nin en büyük korkusu da bu zekanın neler yapabileceğini dünyanın ezici çoğunluğunu oluşturan mazlumların görebilmesidir.

Örgütlü ve planlı bir şekilde salaklığın yayılmaya çalışılmasının nedeni budur.

Farklı renklerdeki komplo teorisyenlerini tek bir unvanla genelleyebiliriz: emperyalizmin salaklık propagandistleri.

Salak olanlar 11 Eylül için ağıt yaksınlar.

Biz Filistinliler gibi baklava yiyeceğiz.