04.09.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Türkiye’nin imamı İsrail’in jandarması

AKP hâlâ şeytanın emrinde

İsrail’i savunmak bize mi kaldı?

Tarih 10 Şubat 2003...

Türkiye ABD’nin Irak’a düzenleyeceği işgali tartışıyor...

Ve TÜRKSOLU 23. sayısında manşeti patlatıyor: “AKP Şeytanın Emrinde...”

Böylece AKP’nin Müslüman kimliğini sorgulamaya başlıyoruz. Yıllarca Türk milletinin dini duygularını istismar ederek politika yürüten Şeriatçıların aslında Müslüman bile olmadığını ortaya koymuş oluyorduk.

ABD Irak’ı işgal ederken, Bush Haçlı Seferi’nden bahsederken, Irak’ın Müslüman halkı ölüm tehdidi altındayken, Powell’ın karşısında el pençe divan duran Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları şüphesiz çok şey anlatıyordu.

Bugün ABD’nin Irak’ı işgalinin üzerinden neredeyse 4 yıl geçti. O dönem yazdığımız her şey zaman içerisinde kanıtlandı. Ancak yaptığımız tespitler arasında biri var ki her geçen gün her yeni gelişmede tekrar tekrar kanıtlanıyor: AKP şeytanın emrinde!

Geçtiğimiz aylarda, İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgaliyle birlikte Ortadoğu’daki İsrail-ABD işbirliği yeni bir saldırı başlattı. Yıllardır üzerinde tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi böylelikle uygulamaya konulmuş olundu. İsrail’in Lübnan işgaliyle birlikte emperyalist metropollerde yeni hedefler de hemen ortaya çıkmıştı: Hizbullah’a destek olan İran ve Suriye!

Ancak ABD-İsrail mihverinin istedikleri olmadı. Güney Lübnan’da Hizbullah müthiş bir direniş gösterdi. İsrail’in o çok methedilen “askeri gücü”nün kofluğu da ortaya çıktı. Lübnan içerisinde birkaç kilometre ilerleyebilen İsrail, kara savaşında istediği başarıyı gösteremedi.

Oldukça da kayıp verdi.

Gemileri vuruldu.

Hayfa gibi büyük kentleri Hizbullah füzelerinin hedefi oldu. Hem de 1-2 değil yüzlercesine.

Böylece İsrail’in iddia edildiği gibi “her şeyi bilen, gören, anlayan, fark eden” olmadığı ortaya çıkmış oldu.

ABD’nin Irak’ta bir türlü kontrolü sağlayamamış olması emperyalistlerin cakasını epey bir bozmuştu. İsrail’in de son Lübnan işgal girişimiyle “karizması çizildi”.

Bu şüphesiz tüm ezilenler için sevindirici bir gelişme.

Hele hele Müslümanlar için.

Çünkü İsrail yıllardır kimin kanını döküyor?

Kurulduğu 1948’den beri kaç Müslüman şehit oldu İsrail Siyonizminin saldırılarında?

Ve kaç kez İsrail bayrağı yakıldı Müslüman topraklarındaki gösterilerde?..

Peki geçmişte Cuma çıkışlarında İsrail bayrağı yakanlar bugün ne yapıyor?

Eskiden yaktıkları o bayrağın gönderden inmemesi için İsrail’in jandarmalığına soyunuyor.

Halbuki tüm dünyada Müslüman topraklarında o bayrak yakılmaya devam ediyor hâlâ.

Ve Birleşmiş Milletler’in Lübnan’da kurmak istediği Barış Gücü’ne hiçbir Ortadoğu ülkesi asker göndermek istemiyor.

Dünyadaki en ABD işbirlikçisi ülke diyebileceğimiz Suudi Arabistan bile bu barış gücüne asker göndermeyeceğini, sadece para yardımında bulunacağını açıkladı.

Bunların dedeleri de hiçbir zaman Müslüman olmadı

Peki, bizim Şeriatçılar ne yapıyor?

İşte bizim yıllardır anlatmaya çalıştığımız gerçek bir kez daha kanıtlanıyor: AKP’nin ve Türkiye’deki Şeriatçı hareketin Müslümanlıkla bir alakası yok!

Bunlar Türk olmadıklarını yıllardır söylerler. Milleti değil ümmeti tercih ederler.

Bunu hepimiz biliyorduk.

Ancak bunların Müslüman bile olmadıklarını her gelişmede bir kez daha görüyoruz.

Aslında bunların dedeleri de böyleydi.

Aznavur’lar Müslüman topraklarını işgal edenlerden para alıp Mustafa Kemal’e başkaldırmadı mı?

Ya Şeyh Sait’lerin salladığı Şeriat bayrağının kumaşı hangi ülkeden geldi sanıyorsunuz? Tabii ki İngiltere’den...

Saidi Kürdi de önce İngiltere’den, sonra da ABD’den destek almadı mı?

Kore’ye asker göndermemizi “Dinsiz Komünistlere karşı savaşmak caizdir” diye destekleyen Saidi Kürdi değil miydi?

Peki, aynı Saidi Kürdi tam da o yıllarda İsrail kurulurken ne yapıyordu?

İsrail’le ilk diplomatik ilişkiyi kuran ve İsrail Başbakanı Gurion ile gizlice görüşüp ilk anlaşmayı imzalayan 1958’de Menderes değil miydi? Ve Menderes kimin sakalını öpüyordu hocası diye? Saidi Kürdi’nin...

Peki Müslümanlık adına Komünizmle Mücadele Derneklerini kuran Şeriatçılar ne yapıyordu? “Müttefikimiz” ABD’yi rahatsız eden devrimci gençleri protesto ediyordu.

Hatta 6. Filo’yu denize döken devrimci gençlere saldırıyor, ardından da Amerikan donanmasını kıble yapıp namaz kılarak “konukseverliklerini” gösteriyordu.

İşte sizin Müslümanlığınız bu kadardır. Kabeniz ABD’dir dediğimizde kızmayın. Bunu biz uydurmadık, siz yaptınız.

AKP İsrail’in işgalini kınayamadı

Örnekler çoğaltılabilir. Yukarıda saydıklarımız Şeriatçılar henüz iktidara gelmemişken yaptıkları.

Bir de iktidara geldiklerinde yaptıklarına bir bakın.

Yıllardır İsrail düşmanlığı üzerinden politika yapan Erbakan iktidara gelir gelmez İsrail’le “Ticaret ve Askeri İşbirliği Anlaşması” imzalamıştı. Üstelik Manavgat üzerinden İsrail’e su satmak gibi dev bir projeyi ortaya atan da Erbakan’dı.

AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Şeriatçı hareketin işbirlikçi yüzü daha da açığa çıktı. Ne de olsa artık koalisyon ortağı değil, tek başlarına iktidardılar. Üstelik kendilerini engelleyecek bir Genelkurmay değil, “Şiir gibi geçindikleri” bir Genel Kurmay Başkanı vardı...

Neyse uzatmayalım, bu konuyu çok yazdık. AKP iktidarı dönemi Türkiye’nin İsrail’le en yakın ilişki kurduğu dönem olmuştur. Ve çok daha ilginci, aynı zamanda Şeriatçıların “Cuma çıkışı” İsrail bayrağını en az yaktıkları dönemdir. Halbuki, AKP’nin iktidar olduğu son dört yıl İsrail saldırganlığının azgınlaştığı bir dönemdir. Arafat, günlerce Ramallah’ta hapis edilmiş, daha sonra MOSSAD tarafından zehirlenerek öldürülmüş, Filistin’in etrafı bir duvarla örülmüştür. İsrail’in Filistin’e yönelik işgal eylemleri de artarak sürmüştür.

Ancak, Lübnan’a yönelik işgal girişimi en son ve en etkin İsrail saldırısı olmuştur.

Tüm dünya, hatta Avrupa ülkeleri bile İsrail saldırganlığını kınarken, AKP iktidarı suya sabuna dokunmayan demeçlerle “tarafları barışa çağırmıştır.” Sanki ortada bir işgal yokmuş da savaş varmış gibi...

Hele hele yapılan “Orantısız güç kullandığı için İsrail’i eleştiriyoruz.” açıklaması beklenen kınama değil, ABD’nin yaptığı açıklamanın adeta bir benzeridir. Kısacası AKP İsrail’le neredeyse ABD kadar müttefik olduğunu işgal süresince göstermiştir.

İsrail’in Hizbullah’a yönelik giriştiği işgal harekâtının başarısızlığa ulaşmasının ardından istemeden de olsa ateşkes ilan etmek zorunda kaldı. Ve ardından hamisi ABD’nin de desteğiyle bölgede bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün kurulması için temaslara başladı. BM Güvenlik Konseyi aldığı 1701 sayılı kararla Güney Lübnan’da bir BM Barış Gücü’nün oluşturulmasını istedi.

Ve AKP şeytanın ne derece emrinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Daha BM kararı tam olarak yorumlanmadan, Türkiye’ye ne getirip ne getireceği, Müslüman dünyasının lehine mi aleyhine mi olduğu daha tartışılmadan, Erdoğan başta olmak üzere tüm AKP’li yetkililer Barış Gücü’nde Türkiye’nin de yer alacağı açıklamasını yaptılar.

Barış Gücü’nün amacı Yahudi İsrail’i korumak ve Lübnan’ı Hıristiyanlaştırmak

Şimdi şu gerçeği çok tartışmaya gerek yok. BM’nin 1701 sayılı kararı İsrail’in ve ABD’nin işine yarıyor. BM Barış Gücü sayesinde İsrail işgal ederek gerçekleştiremediğini BM sayesinde yapacak: Güney Lübnan’ı Hizbullah’tan temizlemek istiyor.

Tabii Türkiye’de Şeriatçılar 1701 sayılı kararın bu gerçek yüzünü saklamak için “barış” çığlıkları atadursun. Ortadoğu’da barış isteyen sanki İsrail ve ABD.

Allah aşkına, 1947’den beri bölgede tüm çatışmaları kim çıkardı? Ya İsrail, ya da ABD.

Bu yüzden onların barış istediğine çocuklar bile inanmaz.

Ama bizim Şeriatçılar anlaşılan inanmış.

Ve milleti de bu uydurmacaya inandırmaya çalışıyorlar.

Halbuki 1701 sayılı karar ile Lübnan’da Hizbullah silahsızlandırılacak. Yani Lübnan’daki İral karşıtı direniş bastırılacak. Bastırılacak ki, gelecekte İsrail bölgeyi yine işgal etmek istediğinde engellenemesin.

Ayrıca Lübnan, Hıristiyanlaştırılmış olacak. Böylece bölgede adeta bir Hıristiyan İsrail kurulmuş olacak.

Ve ardından da ABD’nin Suriye’ye yönelik bir operasyonunda Hıristiyanlaştırılmış Lübnan üs olacak.

Öyleyse, Barış Gücü’ne katılmak, Yahudi İsrail’in ve Hıristiyanlaştırılmış Lübnan’ın yanında yer almak demek. Bunun nesi Müslümanlık?

AKP şeytana kendini beğendirme çabasında

Peki, AKP neden Barış Gücü’ne katılmak için bunca uğraşıyor?

AKP’nin 1 Mart Tezkeresi’nde ABD’yle yaşadığı krizi hatırlayalım...

AKP büyük bir iştahla işbirlikçiliğini kanıtlamak istemiş, ancak yüzüne gözüne bulaştırmıştı. Tezkere Meclis’ten geçememişti. Ve ABD kuzelden cephe açamadığı ve işbirlikçi Kürtlerle buluşamadığı için Irak işgalinde epey zorlanmıştı.

AKP o gün bugündür, ABD’ye kendini beğendirme çabasında. Başbakan olmadan önce dahi Bush’la randevu alıp görüşebilen Erdoğan, aylardır peşinde koşturduğu randevuyu hâlâ alabilmiş değil.

AKP, Irak işgali öncesi, bu işgali kayıtsız şartsız destekleyeceği için iktidara bir darbeyle getirilmişti. Şimdi de, arkasındaki ABD desteğini yitirirse nasıl iktidardan düşeceğinin farkında. Fırsat bu fırsat kendini yeniden ABD’ye beğendirme çabasında.

1701 sayılı BM GK kararının çıkmasıyla birlikte AKP, Davutoğlu çizgisinin ürünü “Stratejik Derinlik”in içinde boğulmaya başladı. Fırsat bu fırsat deyip, ABD ve İsrail’e destek için asker gönderme kararı almak isteyen AKP, bizzat Abdullah Gül’ü İsrail’e göndererek Barış Gücü’nde yer almak istediğini gösterdi.

Şimdi ortada ilginç bir durum var. Madem ki Türkiye bölgeye barış getirmek için Barış Gücü’ne giriyor, neden bölgede barış isteyen kuvvetler, AKP’lilerin ifadesiyle Lübnan ve İsrail yetkilileri, Türkiye’ye gelmiyor da AKP’liler onların ayaklarına kadar gidiyor?

Yalnız bu gerçek bile Barış Gücü’nün gerçek yüzünü ortaya koymaya yetecektir.

PKK’yla barış, Hizbullah’la savaş

Tam AKP, Aydın Doğan medyasını da arkasına alıp Barış Gücü’ne katılmanın propagandasını yaparken, Sezer’in Lübnan’a asker göndermeye karşı açıklaması geldi. Sezer, anlaşılan denklemi doğru kurmuştu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim töreninde yaptığı açıklamasında iki vurgu yapıyordu. Sezer AKP’nin iki icraatına karşı çıkıyordu:

1. Lübnan’a asker gönderilmesine karşı.

2. PKK ile masaya oturulmasına ve ABD’nin arabuluculuğuna karşı.

İşte AKP’lilerin işbirlikçi “stratejik derinliği”nin sonuçları... Amerikancılık sizi buraya getirir...

Her gün onca şehit verdiğimiz PKK ile barış.

Diğer yandan ABD’ye ve İsrail’e karşı savaşan Hizbullah ile savaş.

Siz PKK’yla savaşan Ordu’yu durduracaksınız. PKK söz konusu olunca barış çığırtkanı kesileceksiniz. Diğer yandan aynı Ordu’yu “memleket çıkarları” deyip Lübnan’a göndereceksiniz. Orada da İsrail’in ve ABD’nin baş edemediği Hizbullah’la savaştıracaksınız...

Kerkük’teki Türk’ü korumayacaksınız. Lübnan’da İsrail’i koruyacaksınız.

Süleymaniye’de başına çuval geçirilen Türk askerini savunmayacaksınız. Lübnan’da hezimete uğrayan İsrail askerinin yardımına koşacaksınız.

Yok öyle yağma...

Tahammülün de bir sınırı vardır.

Bu millet sizin sahte Müslümanlığınızı yutmayacak...

Ordu-CHP-Cumhurbaşkanı-Atatürkçüler İsrail’e karşı, AKP ve diğer işbirlikçiler İsrail yanlısı

Bu ülkede Şeriatçıların yıllardır sürdürdüğü bir propaganda vardır. Her tür kötülüğün arkasında İsrail’i ararlar. Aslında böylece gerçek düşman ABD’yi saklamış olurlar.

Ancak onlar İsrail’e bile karşı değildir ki. Bu gerçek son süreçte tekrar kanıtlandı. Bakın, Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesini kimler destekliyor? Yeni Şafak yazarları...

Vakit gibi en Şeriatçı gazeteler bile, İsrail yanlısı AKP olunca sessiz kalıyorlar. Aynen 1 Mart Tezkeresi’nde yaptıkları gibi sessiz kalıp onaylayacaklar Şeytanın emrinde olmayı. Zaman gibileri ise zaten dünden razı İsrail ve ABD işbirlikçiliğine.

Peki Lübnan’a asker göndermeye kimler karşı?

Türkiye’de işbirlikçiliğin yılmaz savunucusu Aydın Doğan medyası ve bir avuç işbirlikçi dışında, tüm dürüst ve namuslu Atatürkçüler karşı.

Cumhurbaşkanı karşı.

CHP karşı.

Ordu karşı. Hatırlanacağı üzere 1 Mart Tezkeresi öncesinde Org. Özkök, Tezkere’nin Meclis’ten geçmesi gerektiği konusunda bir açıklama yapmıştı. Bu sefer ise, Org. Büyükanıt, topu Hükümet’e attı. MGK’da ise Komutanların karşı çıktığı söyleniyor.

Atatürkçüler zaten karşı.

Son dört yıldır adım adım oluşan saflaşma Lübnan’a asker gönderilmesi konusunda da tekrar yaşanıyor anlayacağınız.

Yıllardır Ordu düşmanlığı yapan Şeriatçıların Egemen Bağış’ın ağzından şu dediklerine bir bakın: “Ordumuz bugünler için var.”

Peki, bize düşen ne olmalı?

Öncelikle şu Şeriatçıların Müslümanlık maskesini indirelim. Ve vatansızlığın, milletsizliğin nasıl Müslüman karşıtlığına dönüştüğünü ortaya koyalım.

Antiemperyalist olunmadan Müslümanlığın da savunulamayacağını gösterelim.

Ve şeytanın emrinde olanların değil Müslüman, insan bile olamayacaklarını milletimize anlatalım.