3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yavuz Selim
İpek Çalışlar: Latife Hanım
İsmet Bozdağ: Gazi ve Latife
İpek hanımın kitabı elbette orijinal bir çalışma değil. Daha önce İsmet Bozdağ’ın kitaplarında anlattıklarını yeni baştan derleyip biraraya getirmiş. Orhan Pamuk(un, Ahmet Altan’ın intihal romanlarından sonra İpek hanımın bu derlemesi biraz daha etik kılıyor. Ama yine de İsmet Bozdağ’a bir teşekkür etse daha iyi olurdu!

(Bn.) Çalışlar’ın başarılı “derleme” kitabı çıktı

İyi bir İsmet Bozdağ derlemesi

Günümüzde artık herkes tarih kitabı yazmayı başladı. Birazcık akademik geçmişi olan herkes -hele de az biraz tanınmışlığı ve medya desteği varsa- kamuoyunda oldukça ses getiren ya da getirtilen kitaplar yazıyorlar. Ve ne garip rastlantıdır ki tüm bu kitapların ortak özelliği, bugüne kadar bildiğimiz tarihle tamamen zıt karakterde olmaları. Mustafa Akyol’dan sonra ise bayrağı Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ı anlatan kitabı ile İpek Çalışlar aldı.

Nedense olayla ilgili görgü tanıkları ortadan kalkmaya başladıktan sonra bu insanlar, kendilerinin de ifade ettiği gibi bilgi sahibi olmadıkları konularda rahatça at koşturuyorlar. İpek Çalışlar’ın kitabı da bu meyilde bir kitap. E ne de olsa anlatılan olayı yalanlayacak ya da doğrulayacak kimse kalmadıktan sonra hiçbir çekince olmadan kitap yayınlanabiliyor.

Tarih yazımının en temel koşullarından biri hiç kuşkusuz ki belgelere dayanmasıdır. Bu, kitabın, anlatılan olayların doğru olduğunu gösteren en temel ölçüttür. Oysa Çalışlar’ın kitabı daha öncekiler gibi kişilerin anılarına dayanılarak hazırlanmış bir tarih kitabı. İyi ki Türkçemizde “olmalı” diye bir sözcük var da, tarih kitabı yazmak bu kadar kolay oluyor. Kesin yargı vermediği için de gerektiğinde “öyle olduğunu sanmıştım” demek son derece basit bir iş olarak kalıyor. Atatürk bunu demiş olmalı, Latife şöyle yapmış olmalı….

İyi güzel hoş da, tüm bir tarih kitabı varsayımlara ve yalnızca kişilerin anlatımlarına dayanarak yazılmaz ki. Bu tarih kitabı değil, olsa olsa şehir efsanesi olabilir. Arada bir iki tane mektup olmasa yazılı hiçbir belge sunmamış olacak bize İpek Hanım…

Ama hakkını yememek lazım; son derece gayret gösterilerek hazırlanmış bir kitap. İsmet Bozdağ’ın Latife Hanım hakkında ne kadar kitabı varsa hepsini birleştirmeyi başarmış.

Kitabı okurken eski günlere, İsmet Bozdağ’ın Latife Hanım hakkındaki kitaplarını okuduğum günlere geri döndüm. Anılarım tazelenmiş oldu. İsmet Bozdağ’ın kitaplarını daha okumayan okuyucularımıza İpek Çalışlar’ın bu kitabını öneririm. 10 kitap tek kitap fiyatına çünkü. Ama İpek Hanım hiç değilse Hürriyet’e teşekkür edeceği yerde İsmet Bozdağ’a katkılarından dolayı teşekkür etseydi. Ne de olsa onun kitaplarından alınmış bölümler olmasa kitap Cin Ali boyutunda olurdu.

Atatürk çarşafla kaçmış!

Peki, o kadar alıntının yanında bu kitapta daha önceden duymadığımız, görmediğimiz, işitmediğimiz ilgi çekici, medyatik, televolelik yeni bir tarihi olay yok mu?

Hiç olmaz olur mu?

Atatürk’ün çarşaf giymesi son derece ilgi çekecek, herkesin balıklama atlayacağı bir olay. Öyle ya, sen hem çarşafı kaldıracak bir önder olacaksın, hem de halkına örnek olman gerekirken çarşaf giyeceksin.

Neden? Kaçmak için…

Biraz insaf İpek Hanım! Hadi her şey yazılabilir ama Atatürk’ün kişiliğini, karakterini tüm dünya biliyor. Bunlar üç maymun bilgileri değil. Silah görünce kaçacak bir adam olsaydı, Çanakkale’de, Sakarya’da Türk askerlerine başkası komuta ederdi. Oysa O hep süngülerin parladığı yerdeydi, şarapnel göğsündeki saati parçaladığı zaman gökler ölüm indirmedeydi. Madem bizim resmi tarihi beğenmiyorsunuz, hiç değilse İngilizlerin resmi tarihini okuyun. Atatürk’ün çarşaf giyerek kaçacak bir karakterde olmadığını belli o zaman anlarsınız.

İpek hanım eşini aşmış...

Bu arada kimin tarafında olduğunuzu hâlâ anlayamadım. Sakın “Ben doğruların peşimdeyim” nutukları çekmeyin. Türk olanlar için İzmir’i kimin yaktığı belli İpek Hanım! Ermeniler ve Rumlar açısından farklı elbette…

Bu arada “Başpiskopos’un katli” demişiniz. Yani kelime oyunlarıyla masum bir adam rolü vermeye çalışıyorsunuz öyle mi? İzmir’e çıktıklarında kışlalardaki silahsız Türk askerlerini katleden Yunan palikaryalarını kutsayan bu papaz değil miydi yoksa? Ben yanlış anımsıyorsam beni düzeltin.

Yani Abdullah Öcalan, idam cezası kalkmayıp yaptıklarından dolayı asılsa idi “katledilmiş” olacaktı sizin görüşünüze göre. Kusura bakmayın ama biz buna katledildi değil, müstehakını buldu diyoruz.

Çalışmalarınız sayesinde Atatürk düşmanlarının eline tepe tepe kullanacakları bir koz vermiş oldunuz. Latife Hanım’la Atatürk’ü nasıl eşdeğerde gördünüz bilmem ama maşallah siz bazı konularda eşinizle eşdeğerde hatta ileridesiniz.