3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Özgün Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör ÖzdenNe denir?

Savaşın kanlı ve kara yüzünü gördükçe barışın değerini daha iyi anlamak gerekiyor. Cumhuriyetin ilânından bu yana barış içinde yaşayan ulusumuz kimi Atatürk karşıtlarıyla kimi kötü siyasetçilerin karalamalarına ve kışkırtmalarına karşın “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine bağlılığından ödün vermedi. Lübnan olayları dinciliğin ve yayılmacılığın çirkinliklerini tüm boyutlarıyla bir kez daha ortaya koydu. Günümüz iktidarının içerde sıkmabaşla lâik cumhuriyet, dışarda ABD ve AB ortaklığıyla dincilik arasında sıkıştığı çelişkili tutumları, birbirini tutmayan sözleriyle izlenmektedir. Dış ilişkilerde AKP iktidarı başarısız ve etkisizdir.

“Terörizme karşı konulması” açıklığını içeren Stratejik Vizyon Belgesi’ni imzalayan ABD, son aylarda hızlanan PKK terörüne karşı önlemleri önlemektedir. “Birlikte hareket edeceğiz” sözüne karşın kimi gün üçlü hareketi önermekte, kimi gün sınırdışı operasyona kesinlikle karşı çıkmaktadır. ABD uydusu Irak yönetimi acz içindedir. Başkent Bağdat’ta ölümleri durduramayan yönetim, kuzeydeki terör yuvaları için bir şey yapacak güçte değildir. Kaldıki Talabani ve Barzani tehditler savurmaktadır. Kürtlere karşı zayıf olmasını istedikleri Türkiye için PKK’yı korumakta, hattâ desteklemektedirler. AKP iktidarı da içerde kimi işlemlerden, terörden zarar görenlere karşı sertlikler sergilerken, terör örgütüne karşı anlaşılmaz bir yumuşaklık içindedir. Gerekeni yapmak konusundaki sözlerinin hiçbir geçerliği yoktur. Her şeyi lâfla yürüteceklerini sanmaktadırlar. Zapsu’nun etkinliğini öne çıkaran “üç başlı siyaset” gerçekte “başsız siyaset” demektir.

ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi’ndeki harita ile kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasını savunan yazıyı izleyen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Raporu Taslağı’nda da kürt nüfusuna ilişkin abartılı rakamlar yanında kürtlerin “dünyanın devletsiz en büyük ulusu” nitelemesi yapıldı. Meclisin önceki başkanlarından İskoçyalı Lord Russel Johnston’un hazırladığı raporda kültürel değerlendirmeler içinde Ankara’dan ödünler istenmektedir. Türk Ulusu’nun soy ve inanç kökeni ne olursa olsun yurttaşları arasında hiçbir ayrım bulunmadığı gerçeğini batılılar kabûl etmemekte, kürtçülerin savlarına ve istemlerine ağırlık vermektedirler. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine girmesini savaş nedeni sayacaklarını açıklayan Barzani’nin güvendiği dağ, ABD’dir. ABD, Irak’ı artık kendi toprağı saymaktadır. Tutumu bunu göstermektedir. Vietnam’dan sonra Irak ve Lübnan, kimbilir daha sonra neresi ya da nereleri ABD’ni iyice sarsacaktır.

ABD Dışişleri Bakanı Rice’nin “Yeni bir Ortadoğunun zamanı geldi” sözleri niyetlerinin açıklanmasıdır. Lübnan’ı ortadan kaldırmaktan başlayıp Türkiye için yayımlanan yazılar, sergilenen haritalar, ermeni ve kürt destekçiliği kötü olasılıkların kimi belirtileridir. Medya çoğunluğunun bağımlığı ile iktidarın değişik yönlerden muhtaç durumda bulunması, beklenen tepkiler yerine tepkisizlik getirdi. Oysa, son zamanların üzerinde en çok durulacak, en çok eleştirilecek ve en güçlü biçimde karşı çıkılacak sözü bu idi. Türkiye yönetimini uslu, uyumlu, ne istenirse verilir, ne denilirse yapar bulmasa, ulusal varlığımızın kaynağı ve dayanağı Atatürk ilkelerine karşıtlığını bilmese, açılımlarına ve uygulamalarına elverişli bir araç saymasa, ayrıca Türkiye’de bağımsızlık ve bölünmezlik konusunda güçlü sesler çıksa idi ne ABD böyle sözler edebilir ne de kimse ermeni ve kürt yandaşlığıyla Türkiye karşıtlığına kalkışabilirdi. Sorun, iktidara bağlanmakta, iktidarın devlet ve rejim karşıtı tutumu düşmanları yüreklendirmektedir. Yukarda değindiğimiz gibi Irak’ı kendi toprağı sayan ABD yanında ABD’nin kiracısı gibi davranan Irak yönetimi de yeni Iraklar için hazırlıkları özendirmektedir. İsrail Lübnan’a kimden izin alarak girdi ki Türkiye izin alma çabasında olsun? Batılılar İsrail’i kınadılar, “dehşet, vahşet, barbarlık, korkunç” nitelemeleriyle eleştirdiler ama yine de saldırıları durduramadılar. İsrail’in durumu ve ABD’nin İsrail’i tutuşu insanlığa pahalıya mal olmaktadır. Türkiye yönetiminin duruşu etkisiz, ikilemli, çelişkili olduğundan gereken destek verilmemekte, izin koşulu dayatılmaktadır. İsrail’e iki kez gelen Condoleezza Rice Türkiye’ye karşı aldırışsızdır. Irak’ta kürt anayasası hazırlanması da geleceğe ilişkin tehlikeli bir belirtidir. Kerkük’te Türkmenlere karşı saldırılar da açılımın kanlı tablolarıdır.

Lübnan’a yerleştirilmesi düşünülen uluslararası güçte Türkiye’nin yer almasına hevesli görünen iktidarın ülkemizi yeni güçlüklere düşüreceğinden endişe edilmektedir. “Güdümlü olmadıklarını” söyleyen Başbakanın ABD ve AB karşısındaki duruşlarını da tanımlaması gerekir.

Yanlışlarla doğrular

Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin etkinliğini azaltma çabaları iktidarı fırsat sayarak gizli-açık ama çirkin biçimde sürdürülmektedir. Yasal gereklere uygun biçimde yürütülecek atama işlemlerini tersine çevirmek için ahlâk dışı yayınlarla genişletilen oyunlar bozulmuştur. Yargıyı, eğitimi, siyaseti, her şeyi kullanarak Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmesi engellenmek istenen Yaşar Büyükanıt’ın atanması uygulama geleneklerine aykırı zamanlama ile yapılmıştır. Yüksek Askerî Şûra öncesi yapılan atama geleneklere aykırı ama yasaya uygundur. Koşulların zorunlu kıldığı işlemin her atama döneminde bu yılki gibi yapılacağı beklenmemelidir. Kendilerini inançlı, başkalarını inançsız sanan, müslümanlığı Atatürk ve lâiklik sayesinde yaşadıklarını unutan, Allah’ın, dinin, devletin, ulusun, hukukun, bağımsızlığın ne olduğunu bilmeyen kimi din tâciri ve sömürücülerinin Atatürkçü bir komutanı dışlamak için nelere başvurduklarını herkes ibretle izlemiştir. Kötü siyasetin ve kötü niyetin her şeyi yıkmak, her yeri karıştırmak istediği bir kez daha saptanmıştır. Umutlarını kursaklarında bırakan atama büyük ölçüde uygun karşılanmıştır. Konuları kişiselleştirmek yanlışı, kurumları güçlendirmek doğrusuyla yanıtını almıştır. Bu arada önceleri Büyükanıt’ı eleştirenlerin şimdi övgülere kalkışması, Cumhurbaşkanı’na alkışların dalkavukluk düzeyine varması kişilik bozukluğu yönünden ne durumda olunduğunu göstermektedir. İki yıllık görev süresini başarıyla geçirmesini dilediğimiz yeni Genelkurmay Başkanı için kimi beklentiler, kimi özlemler abartılıdır. Silâhlı Kuvvetlerin temeli, yapısı, doğrultusu, karakteri bellidir. Güven duyarak destek vermek yurttaşlık gereğidir. Kimi karşılaştırmalar, kimi yakıştırmalar gereksiz ve yersizdir. Hukuk devletinde kurallara uygun çalışma, yaşamın zorunlu koşuludur. Kimlerin ne olduğu zamanla daha iyi anlaşılacak, herkes kendi tarihini yazacaktır. Lâik Atatürk Cumhuriyeti’nin bekçisi Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni kimse yolundan döndüremez, doğrultusunu saptıramaz. Kimi olasılıklardan çekinen iktidar kesiminin erken atama ile sorunların ağırlığından kurtulmasını iyi değerlendirmesi gerekir. “Şahin-Güvercin” yakıştırmaları boşunadır. Görevinin gereklerini iyi bilen ulusunun sevgi ve saygısıyla daha güçlü olurlar. Ayrıca, kişiler hakkında olumlu ya da olumsuz erken değerlendirmeler yerine bekleyip görmek, çalışmaları izlemek daha uygun olur. Yanılmanın ağırlığı yaşanmaz. Silâhlı Kuvvetlerin siyasal gidişe karışıp elatması değil, ilkeler bağlamında uyarıları, bakışı, duruşu ve sapmaları varlığıyla önleyecek yapısı özlenmektedir. Görev süresini tamamlayarak emekliye ayrılan Başkan için konuşmak da erkendir. Elbet söyleyecekleri olanlar vardır. Yeni Cumhurbaşkanı seçimi sırasında her şey daha iyi saptanacak, daha iyi anlaşılacaktır.

Sular ısınıyor

Fındık üreticisini gözardı edip Başbakanın danışmanını yeğleyen iktidarın tutumu Karadeniz bölgesinde tepkilere neden olmuştur. Kendi kusurlarını Fiskobirlik’i suçlayarak örtmeye çalışan iktidar gündem değişikliğiyle yakınmaların duyulmasını ve yayılmasını engellemeye çalışmaktadır. Emniyet Müdürü işlemi siyasaldır, yanlıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 32., Erzurum Kongresi’nin 87., Hatay’ın anavatana katılmasının 47. yıldönümlerinin beşiği Temmuz ayı içerde ve dışarda önemli olaylarla geçmiştir. PKK terörünün yurt içindeki yandaşlarının yollara mayın döşemesi, karakollara ve lojmanlara saldırması, Erzincan-Erzurum demiryolunu patlayıcılarla kundaklaması düşmanların aramızda, içimizde olduğu acı gerçeğinin yinelenmesidir. Töre cinayetlerinin ardarda yayımlandığı bugünlerde kendini aydın sanan, aydın sanılan ve aydın tanınan asıl bağımlı ve tutucu kimilerinin Türk’ten asla söz etmeden kürtlerden söz ederek, Türkiye Cumhuriyeti ile PKK’yı eşit tutarak öneriler açıklamaları kuşatılmışlığın ve sapkınlığın kapsamını kanıtlamaktadır. Kimler, ne ve nasıl oldukları bilinen kafadarların yanında kürt yandaşı ve kürtçülük militanlarının varlığı yurtseverleri uyanık tutmalıdır. Körükörüne AB yandaşlığına soyunan kişi ve kurumların kimler olduğu da iyi bilinmelidir. Kuruluşlar oluşturup buralarda biraraya gelerek kurtuluş ve kuruluş felsefesine sırtlarını dönenler bilinmeli, yazılar ve konuşmalarıyla tüm davranışları ona göre değerlendirilmelidir. İktidarın amaçlı gidişine muhalefetin aymazlığı ve dümen suyu siyaseti eklenerek sürdürülen gidişin sakıncaları günlük yaşamda da ağırlığını duyurmaktadır. Şehit ailelerinin acıları, yinelenerek kanıksanan sloganlar sonuç vermemekte, ekonomik güçlüklerle birlikte yurttaşların yükü artmaktadır. Zam yağmuru kapıdadır.

Bir iktidar belediye başkanının çocuğunun sünnet düğününde takı için beşbin kişinin kuyruk oluşturması, Bodrum’da kokain satan imamların yakalanması, magandalar konusunda Diyanet İşleri Başkanı’nın görüşlerinin “Fetva” olarak verilmesi ilginç durumlardır. TRT haber bültenleri “RTE bülteni”ne dönüştü. Yabancı devlet yöneticileriyle arasındaki konuşmaların ayrıntılarını, hakkındaki övücü sözleri kendisi bildirmese medya nasıl duyurabilir?

Tesettür defilelerinin ardından tesettür otelleri işletmeye açılıyor. Kadın-erkek ayrımı partilerden havuzlara taşınıyor. İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü, Ankara Zübeyde Hanım Doğumevi hangi amaçla kapatılıyor? Kuşkular yaygın. Hacıbayram çevresindeki dinci kitapçılar Kocatepe Camii yakınına alınarak kuşatmalar artırılıyor mu? Başkent gereksiz gerilimler yaşamaktadır. Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki partizan atamalar tepki toplamaktadır.

Seçime doğru

Aslında konuşulup tartışılması gereken “siyasal gelecek sorunu” sürekli ertelenmektedir. Kimi dar çevreli düzenlemelerde ele alınan partilerarası diyalog ya da yeni yapılanmalar yetersiz kalmaktadır. Anamuhalefet partisinin kendinden beklenenleri vermek şöyle dursun gerici ve tutucu çevreleri sevindiren tutumları demokrasinin kurtuluşunu engellemektedir. İktidar ve yandaşları siyasal partilerin bencilliklerinden kaynaklanan bölünmüşlükle aydınların sorumsuzluğuna bağlanan dağınıklıktan büyük mutluluk duymaktadırlar. Anayasa’da ve temel yasalarda gerekli değişikliklere gidilmeden düzelmeyecek seçim sistemi iktidarın yarın da gericilerin, devlet ve rejim karşıtlarının eline geçmesini sağlayabilecektir. Kişisel ve kurumsal hiçbir öncelik, üstünlük ve ağırlık gözetmeden biraraya gelecek partili ve partisizler devleti kurtaracak özverilere katlanmalıdır. Yoksa iş işten geçecek, belki de ABD’nin düzenleme oyunları içinde karşılanması güç daha büyük sorunlar yaşanacaktır. İlgililere seslenmek gerekir: Partileriniz devletten, sizler ulustan önde ve önemli misiniz? Dinci demagojilerin muhalefet polemikleriyle sarmaş dolaş durumu seçmenlerin duraksamaya düşmesine, katılmama yanlışlığının yinelenmesine, böylece karanlığın koyulaşmasına neden olabilecektir. Para ve yardım musluklarını hiçbir kural tanımadan açan ve açacak olan AKP karşısında salt lâiklik, cumhuriyet ve tehlike uyarılarıyla değil ekonomik ve sosyal boyutları kapsayan inandırıcı ve güven verici bir Atatürk Cumhuriyeti çağrısıyla çıkmalıdır. Halkın ortaklığı sağlanmadıkça iktidar düş olmaktan öteye gidemez. Meclis içinde ve dışında yapılacak çok şey olduğu bilinmelidir.

Usa uygunlukla, özgür düşünceyle, gerçek demokrasiyle asla ilgisi bulunmayan neoliberal görüşleri dayatmaya çalışanların medyanın önemli kesiminde köşebaşlarını tutmaları Türkiye’nin ufkunu karartmaktadır. Dinciliği öne çıkaran ilkel, bağnaz, emperyalizm açılımlı çabalarıyla karışıklık önerileri kimi aldatmacalarla sürdürülmekte, karamsar olmayan kimselerde bile umutsuzluğu artırmaktadır.

Son günlerde Atatürk’e ilişkin kimi yayınlar yozlaşmanın yeni belirtileri niteliğindedir. Mustafa Kemal’i küçümsemek, saygınlığını ve güvenirliğini azaltmak, ilkelerini geçersiz ve önemsiz kılmak için yoğun çabalara girişilmiştir. Cumhurbaşkanı olarak 1927’deki Büyük Söylevi’ni kişisel davranışlara, duygusallıklara bağlayarak geçersiz göstermek isteyenler çıkmıştır. Söylev’in önemini ve değerini gözardı edenler, Atatürk’ü karalama, karşıtlarını aklama uğraşı vermektedirler. Atatürk’ün Anadolu’ya çıkmasını görev tarihleriyle değerlendirip kimilerinden sonraya alarak zayıflatmaya soyunmuşlardır. Elbet resmî işlemler yetkililerin imzaları ve olurlarıyla tamamlanır. Onların işlem gereği mühür ve imzaları içtenlikliği, gerçek isteklerini, yardım-katkı amacıyla görev verdiklerini göstermez. Mustafa Kemal’in Harp Okulu ve Harp Akademisi öğrenciliğinden beri düşünceleri, görüşleri, Türkiye için öngörüleri bilinmektedir. Ondan önce Anadolu’ya gönderilen askerler ondan önce kurtuluş ve kuruluş amacıyla düzenine göre görevlendirilenler değil, olağan görev verilenlerdir. Bandırma gemisiyle, Lâtife Hanım için yazılanlar da böyle. Değerli ve saygın kişileri karşı karşıya getirerek değil, yaşamın, görevin, birlikteliğin, kişiliğin ve ayrılığın doğallıklarını gerçeklere dayandırarak belirtmek gerekir. Gerçekdışı anlatımlar ancak yazanları küçültür. Vahdettinciler hep sırıtıyor.

Yine sorun, adam olmaya, kişilikli olmaya, soylu ve onurlu olmaya dayanıyor. Bunca aydın oraya-buraya serpilmiş. Birleşmedikçe yararsız ve edilgen kalıyor. Karalar ve karanlıkçılar her yere, her şeye egemen oluyorlar. Aydınlar, ilericiler, yurtseverler, Atatürkçüler birleşmedikçe Türkiye kurtulamaz. Yeniden düzenlenmesi olası Ortadoğu’da çok şey yitirilebilir.

Yineleme olsa da

Yanıt gerekiyor. Kürtçüleri kayıran, kürtçüleri okşayan ayrılıkçı söylemler yanında lâikliğe ve lâiklere sataşmalar da durmuyor. “Kemalist-dinci” ayrımını Kemalistler çıkarmadı. Köktendincilik yaparak Atatürk’e ve lâikliğe saldıran şeriat özlemcileriyle destekçisi çıkarcılar, dönekler ve sapkınlar çıkardı. Lâiklerin inançlara saygıları tartışmasızdır. Köktendinciler inanç sömürücüsü ve zararlısıdır. Kemalizme saldırırken değişik ayrımları ortaya atan bunlardır.

Bunun gibi usdışı “Demokrasiden vazgeçelim” önerisini “Daha gerçek, daha iyi demokrasi” isteyenlere bağlamak, kuralsızlık ve disiplinsizlik sorunlarını eleştirenleri, AB dayatmalarına karşı çıkanları suçlamak bir medya sahtekârlığıdır. AB uydu ve uşakları, onurlu ve eşit giriş isteyenleri, ödünlere ve dayatmalara karşı çıkanları suçlayarak sindirmek, alım-satımı geçerli göstermek istiyor.

Kendi dinci amacını gerçekleştirmek için takiyye yapan iktidarın demokrasiyi yozlaştıran ilkel anlayışı karşısında etkin muhalefet yoksunluğu umutsuzluğu artırmaktadır. Yıllardır demokrasiyle kaynağı lâiklik için konuşup yazdıklarımızda ne kadar haklı olduğumuz her gün daha iyi anlaşılıyor. Kimileri şimdi gerçeği görüp yeni yeni yazıyor. Ortadoğu savaşları lâikliğin, Atatürk’ün değerini bir kez daha yadsınması olanaksız biçimde vurgulamıştır.

Bir şey olduğunu ve birşeyler bildiğini sanarak ama adam olmadığını ve bu gidişle olamayacağını unutarak yazılarında geçmişini, hangi boşluktan hangi boşluğa düştüğünü anlatan bir zavallı, sürekliliği anlaşılan hastalığının belirtisi hezeyanlarını sıralamaktadır.

İnsanlık ve terbiye dışı yazıları nedeniyle manevî tazminatla yükümlü ağzı bozuk ikidebir, yerli-yersiz adımı geçirerek sataşmasını sürdürmektedir. Kişilik bozukluklarını yansıtan çarpık anlatımları, çelişkileri, zikzakları ne olduğunu daha iyi ortaya koymaktadır. Anlama-algılama özürlü olmakla birlikte gülünç ve sapkın nitelemesine hak verdiren, hakkındaki kimi olumsuz söylentileri doğrulayan tutumu, kalkışmalarında ve yeltenmelerinde yaranma çabasını açıklamaktadır. Benim Atatürkçülükten, yurtseverlikten ve yeterli olmaya sürekli çalıştığım hukukçuluktan başka belirgin niteliğim yok. İnsanî değerlerimi doğal sayıyorum. Bunlara katlanamayan aşağılık duygularla Atatürk Türkiyesi karşıtları eveleyip geveliyerek sataşıp saldırmayı mârifet sayıyor. Lâik ve ulusalcı olmakla övünürüm. Türkiyemizin hangi koşullarda nerden nereye geldiğini, kimlerin getirdiğini, kimlerin batırmaya uğraştığını biliyor ve izliyorum. Üzerime düşen yurttaşlık ve insanlık gereklerini yerine getirmekten başka amacım yok. Ama kendime özgü bir lâiklik anlayışım, ayrı bir tezim de yok. Böyle bir savım da yok. Atatürkçülüğün lâiklik anlayışını, bilimselliği, gerçekçiliği, akılcılığı benimseyenlerden birisiyim. Anlayışım, Anayasa Mahkemesi’nin AİHM’nce de doğrulanan lâiklikle ilgili kararında yansıtıldığı gibidir. Ama kimi lâik ve ulusalcılarla anlaşamadığım konular, ayrıntılar bulunduğu gibi hiç konuşup görüşmediğim, hiçbir ilişki kurmadığım lâikler ve ulusalcılar da vardır. Lâik ve ulusalcı olmam, böyle olan herkesin her yaptığını uygun bulmak anlamına gelemez. Onlarla lâiklik ve ulusalcılık konusunda katılmadığım, anlamadığım yönler olabilir. Her konuda, her zaman birlikte sanmak akıldışıdır, böyle göstermek de ahlâksızlıktır. Ayrıca, eşit, onurlu, karşılıklı saygıya dayanan uluslararası ilişkileri hukuksallık ve dostluk çizgisinden koparıp anlamsız karşıtlığa çekmek, lâikliği siyasallaştırmak da rezilliktir.

Bağnazlar, yobazlar, siyaset sofrasının kemikleriyle doyum sağlamaya çalışan medya softaları, uydu ve uşak ruhlu sapkınlar, terbiyesiz düşkünler kendi pisliklerini örtmek için softalıkla ulusalcılığı birleştirerek ulusalcılığa ve lâikliğe saldırırlar. Kimi lâikin, kimi ulusalcının her davranışını bu kavramlara ve yandaşlarına da yakıştırarak suçlama nedeni yapmak ahmaklıktır, aptallıktır. “Lâiklik İçin” adlı kitabım (İleri Yayınları) bu konudaki çalışmalarımı, çabalarımı, savaşımımı anlatmaktadır. Okuduğunu anlamayanlara salık vermiyorum. Kişiliksizlere, saldırganlara asla. Kendinden utanmayan başkasından utanmaz ki. Yine yazacak, yine kusacak, yine debelenecek, bir gün bitecektir.

Gerçek Atatürkçüler yaklaşan 30 Ağustos’un coşkusunu 84 yıl önceki kıvançla yaşamalı, sorumluluklarını anımsayarak duruşlarıyla lâik Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarına yanıtlarını vermelidir.