3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Reha Ören

Bölücü örgüt ve Adana

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış” Kim söylemişse diline sağlık, aklına seza..

Adana’da öyle enteresan işler oluyor ki akıl alası türden değil. Bakın bölücü örgüt zaman zaman Mersin’de çıkışlar yapıyor. Geçtiğimiz günlerde örgütün tali kolları gibi işlev gören TAYAD’lılar Trabzon’da gövde gösterisine giriştiler.

Olanlar ortada. Peki, şimdi oturup kendi kendinize bir sorun bakalım. Burası Adana, Adana her türlü siyasi hareket için üs özelliğinde. Bölücü hareketin ana stratejisi Irak ve Suriye üzerinden Antakya, İskenderun, Osmaniye hattını kullanarak Adana’ya inmektir.

Burnumuzun dibinde bulunan Misis zaten Abdullah Öcalan’ın memleketi. Yedi sülalesi burada yaşıyor. Yani; Adana ana karargah.

İskenderun’da Mete Aslan’ın olması büyük bir avantaj. Hareketin önemli bir ayağını yerden kesiyor.

Ceyhan’da Hüseyin Sözlü var. O da devletin mevcut ve mer’i yasalarını uygulayarak bölücü harekete önemli set çekti. Şimdi sırada Osmaniye ve Gaziantep var.

İşin erbapları bilirler, Terör hareketleri Gaziantep ve Osmaniye hattını hem seyyaliyet ve hem de lojistik amaçlı kullanıyorlar. Şimdilerde ne haldedir bilemem. Ama daha düne kadar hiç bir Osmaniyeli Zorkun yaylasına çıkamıyordu. Bu coğrafyada dağların ormanlık olması teröristlerin hareketlerini kolaylaştırıyor. Gaziantep Belediyesi teröre ve bölücü harekete karşı duyarlı olursa, örgüt burada büyük bir darbe yer.

Bu arada şahsen ben Amanos dağı meselesini çözebilmiş değilim. Amanos o kadar büyük ve sarp bir dağ değil. Böyle olmasına rağmen örgüt Amanosları fevkalade kullanabiliyor.Bu fasılda kapagğının açılması gereken bir hayli dosya var!

Ancak siyasilerin duyarlılığı bölücü harekete karşı değil de ne hikmetse oy potansiyeline karşı oluyor. Yani; oy endişeleri ana strateji merkezlerinin fiilen bölücülerin eline geçmesine zemin hazırlıyor.

Gaziantep ve Osmaniye belediyeleri tıpkı Mete Aslan ve Hüseyin Sözlü’nün duyarlılığını göstererek mevcut yasaları uygulasalar bu hatlarda bölücülerin tutunması imkansız olur.

Adana’nın hemen dibindeki Yenice’nin durumu ortada. Küçük Dikili’yi söylemeye hacet var mı bilemem.

Tarsus’ta ise Burhanettin Kocamaz gecekondulaşmayı ve seyyar satıcılığı engelleyerek bölücü hareketin Tarsus kanadını çökertmiş durumda.

Tarsus’da barınamayan bölücü örgüt, ana stratejileri gereği Mersin’de odaklanmışlardır.

Geçtiğimiz yıl içerisinde bir kaç kez tekrarlanan bayrak yırtma ve benzeri olaylar Mersin’de güç gösterisinden ibarettir. Mersin Antalya hattında ise özellikle Mersin’in Anamur, Silifke ve Mut ilçesinde halkın duyarlılığı bölücü hareketin beslenmesine yeteri kadar olmasa da set çekmiş durumdadır.

Gazipaşa’da bırakın bölücü hareketi o bölgedeki insanları bile bulmak çok zordur.

Asıl görev belediye başkanlarının

Buraya kadar anlatmakta olduğum mesele dikkat edilecek olunursa Belediye başkanlarının rolleridir. Belediye başkanlarının tutum ve tavırları bölücü hareket açısından çok önemlidir.

Milli şuuru zayıf olan sıradan belediye başkanları maalesef oy endişesiyle müsamahakar davranmışlardır.

Unutulmaması gereken konu milli meselelerin müsamahaya tahammülünün olmadığıdır.

Belediye başkanlarının hoşgörüsü ve müsamahası bölücüler tarafından ‘zaafiyet’ olarak değerlendirilmektedir. Onlar belediye meclislerine sızarak belediyelerdeki etkinliklerini sürdürmeyi ilk aşama olarak kabul ederler. Hoşgörünün sınırları bizim gibi ülkelerde zaten ahbap-çavuş ilişkisinden ibarettir. Aslında en tehlikelisi de budur. Çünkü masumane bir tavırla belediyelerde odaklanan bölücü zihniyet buradan nemalaşarak beslenip semizleşmektedir.

Unvanları belediye meclis üyesi, encümen üyesi vesaire olduktan sonra da zaten iş işten geçmiştir. Bu süreçte gecekondulaşmanın ve seyyar satıcılığın önünü almak mümkün değildir. Bu mümkün olmayınca da bölücü hareket beslenebilme imkanını çok rahat bulabildiği gibi asla münferit olmayan bir şekilde organize eylemlere girişir.

Adana’da bu çok rahat olmuştur. Modern kent haline getirilmek istenilen Adana’da kentin kuzeye kaydırılması belli oranda etkili olmuşsa da varoşların bir türlü temizlenememesi ve seyyar satıcılığın, yani; kaldırım işgalinin önünün alınmaması bölücü harekete prim kazandırmaktadır.

Sokakta satılan 1 milyonluk sigaralar!

Çok basit bir örnek vermek gerekirse konunun uzmanları tarafından yapılan incelemelerde sokakta satılan kaçak ve ucuz sigaralardan bölücü örgütün kasasına sadece Adana’da günde 1 trilyona yakın para akmaktadır.

Bu sigaralara Türk halkı muazzam bir bilinçle ‘PKK sigarası’ adını vermiştir.

Tekel’in özelleştirme sürecinde uygulanan politikalar ve kasten tekel mamullerinin kalitelerinin düşürülerek dolaylı vergilerin arttırılması ekonomik sıkıntı içerisinde olan halkımızı doğal olarak bu sigaralara itmiştir.

Bu sigaraların Gaziantep ve Kilis çıkışının perakende itibarıyla 200-220 bin Tl olduğunu hesaplayacak olursanız aradaki kar marjının ne kadar korkunç olduğu görebilirsiniz.

Dikkat ediniz Adana’da iş adamlarının portföyü değişmiştir. Artık iş dünyasında Adanalıların esamisi bile okunmamaktadır.

Doğu ve Güneydoğulu iş adamları Adana’da iş hacminin büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Bir anlamda bölücü fikirler parayı ve dolayısıyla ‘güç’ü bulmuşlardır.

İşgal edilen köyler

İşte bu noktadan sonra bölücü hareketin frenlenebilmesi mümkün değildir. Eğer bu gün Adana’da kitlesel halinde terör olmuyorsa bu bir anlamda bölücü fikirlerin hakimiyetlerini tescil etmiş olmalarındandır.

Burnumuzun dibindeki köylerin meraları doğrudan doğruya PKKlılar tarafından resmen ve alenen işgal edilmiş bir durumdadır.

Adı bizde mahfuz, neredeyse Adana’nın mahallesi mesafesindeki bir köyün merası işgal edilmiş olup, o köydeki mevcut büyükbaş hayvan sayısı 550’den 130’lara kadar düşmüştür. Bunun tek sebebi meranın olmayışı ve fakir kesimin hayvanlarını besleyememesidir. Durum bu kadar vahimdir.

Ancak; üzülerek belirtmem gerekirse Adana siyasetine hakim olanlar ya da olduklarını sananlar halen daha günlük çıkarları peşinde koşmaktalar. Ulusalcılıkları da sadece ve sadece maddi çıkarları öyle icap ettirdiği içindir. Ulusallık konusunda yerel televizyon kanallarında ahkam kesenler, lüks otellerde balo düzenleyenler ve bu balolarda nutuk çekenler maalesef Adana’daki gerçek karşısında ya korktukları için, ya da lanet olası menfaatleri için susmaktadırlar. Milli bir toplantının haberi yerel gazetelerimizin hiç bir sayfasında ve sütununda yayınlanmazken, bir ayakkabıcı dükkanının açılışı 1. sayfadan rahatlıkla yer bulmaktadır. Bunun da nedeni, -lanet olası aç köpeğin önüne atılan kemik misali - ya bir abone bedelidir, ya da yüksek miktarda kesilen bir ilan-reklam faturası karşılığıdır.

Bu da güzide yerel basınımızın (..!) ve medyamızın halini sergilemek bakımından yeterli bir ölçüdür.

Meslek odalarına ve spor salonlarına dikkat!

Meslek odalarımızın başkanlarına bir bakın. Başkanları ve yönetim kurulları kimlerden oluşmaktadır.

Esnaf odaları ve derneklerin listelerini alın, birer birer inceleyin. Bakın bakalım odaların ve derneklerinin çoğunun başkanları ve yönetim kurulları kimlerden oluşmuş. Göreceğiniz gerçekler, içinde bulunduğunuz gaflet ve delalet halinden kurtulmanızı sağlayabilecek midir?

Meselenin kent içi terör bakımından gözden kaçırılan önemli bir noktası da pıtrak gibi biten spor okullarıdır. Bu spor okulları genellikle yakın dövüş sanatını öğretmektedirler. Bu okullara sürekli giden öğrencilerin kimlerden oluştuğunu gözlemlerseniz haklı olduğumuzu bir kez daha anlayacaksınız. Okullarda cereyan eden terör hareketlerinin müsebbipleri genellikle bu okullara gidenlerden oluşmaktadır.

Yani bu hareketler bir anlamda kitlesel sindirme hareketleridir. Aksini iddia eden fikrini ispatlamak zorundadır.

“Bir kilo tos bir otobos” mantığı ile hareket edenler bu gün nasıl ekonomik alanda popüler iş adamları olmuşlarsa, spor okullarına gidenlerin de yarınların dövüş sanatını bilen bölücülerden oluşması kanaati yaygındır.

Yapılması gereken nedir

Asla ve kat’a unutulmaması gereken asıl önemli konu bu ve benzeri olayların sadece Adana’da zolmadığıdır. Adana Türkiye için çok önemlidir. Özellikle bölücü örgüt açısından lojistik ve stratejik öneme haizdir. O yüzden Adana’yı örnek olarak aldım. Yoksa örgütün diğer illerimizdeki faaliyetleri de üç aşağı-beş yukarı benzer bir şekilde örtüşmektedir.

Yapılması gereken; bölücü hareket karşısında cesaretle yasaları uygulayan belediye başkanlarının yanında yer almaktır. Yapılması gereken; sersem sepelek sağcı ya da solcu ayrımına hiç girmeden bölücü olanlarla ülke bütünlüğünü sağlayanların aynı cephede yer almasıdır.

Dikkat ediniz. okumakta olduğunuz bu gazetenin başlığında “ Dilde- Fikirde-İşde birlik” ibaresi yer almaktadır.

Bu ifade cennetmekan İsmail Gaspıralı’ya aittir.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Işıklar içinde yatsın. Siz de bu satırları okumak zahmetine katlandıktan sonra bir kez daha düşünün. Çare tek: “Dilde-Fikirde-İşde birlik.” Takiyye yaparak ve lafla değil! Samimiyetle ve inanarak.