Yılın Faşistini seçiyoruz Türkiye’de bir kısım işbirlikçi zevat, toplum üzerinde fikirsel bir terör estiriyor.
İşbirlikçiliklerinden, hainliklerinden hesap sormak isteyen oldu mu “Düşünce Özgürlüğü” diye yeri göğü inletiyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere karşı ise basındaki güçlerini
kullanarak adeta bir linç kampanyası düzenlemekten çekinmiyorlar.
Adeta bir faşist terörle, faşist tahakküm oluşturma çabasıyla karşı karşıyayız.
Üstelik aynen Hitler veya Mussolini faşizmi gibi ırkçılık yapıyorlar. Hepsinin ortak özelliği Türk düşmanlığı yapmaları ve Türk’e ait ne varsa ona düşman olmaları.
Anlayacağınız günümüzün işbirlikçileri bugün en az Hitler kadar ırkçı ve faşistler.
Öyleyse bugün faşizmin tanımını Türkiye’nin içinde bulunduğu şu koşullarda baştan yapmalıyız. Özgürlükçü ve demokrat kimliğiyle karşımıza çıkan bi işbirlikçi zevatın maskesini indirip faşist yüzünü ortaya koymak zorundayız.
Yılın faşisti adayları okurlarımızı zorlu bir tercihle karşı karşıya bırakıyor,
bunun farkındayız. Okurlarımıza yardımcı olmak için şu kriterlere göre
değerlendirme yapmalarını istiyoruz.
Söz sırası okurlarımızın...
Bir faşistte aranması gereken özellikler:
- Atatürk düşmanlığı
- Türk düşmanlığı
- Ordu karşıtlığı
- AB’cilik ve Amerikancılık
-
Şeriatçılık (ya da şeriatçılığı bir tehlike olarak görmemek- laiklik düşmanlığı)
- Sivil toplumculuk
- Kürtçülük-bölücülük
- Mezhepçilik-etnikçilik
- Kendi gibi düşünmeyenlere karşı tahammülsüzlük
- Yaygaracılık
- Linççilik
- Yasalar karşısında korkaklık
Tayyip Erdoğan
oylamadaki yerinin tesadüf olmadığını gösterdi: TÜRKSOLU’na dava...
Oylamamızda siyasetçiler arasında açık ara önde giden Tayyip Erdoğan, bu ilgiye layık olduğunu geçtiğimiz hafta TÜRKSOLU’na açtığı davayla bir kez daha gösterdi. 110. sayımızda “11. Cumhurbaşkanı” başlıklı kapak yazımız Tayyip Erdoğan’ın hışmına uğrayan yazılardan oldu.
Hrant
Dink “İstiklal Marşı'nın ‘kahraman ırkıma bir gül’ bölümünde susuyorum.” dedi.
“Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeninin Ermenistan ile kuracağı asil kanında mevcuttur.” dedi.
Akdeniz Üniversitesi'ndeki bir panelde Kerinçsiz'in PKK'lı teröristler tarafından linç edilmesi için uğraştı.
Murat
Belge Türklüğü aşağılayan ve Türk kimliğinin anlamsız bulan yazılar yazdı.
II. Karekin’i protesto eden eylemcilere hakaretler yağdırdı.
Kendisinin ve diğer faşist yazarların 301. maddeden yargılanmasına neden olan Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarını “muhbir”likle suçladı.
İsmet
Berkan Radikal gazetesinde tüm linç kampanyalarının baş yöneticisi oldu.
İşbirlikçileri protesto eden göstericileri “zorbalık”la suçlayıp savcılara şikayet ederken, kendisi gibilerinin yargılanmasına “böyle bir şey görmedim” diye tepki gösterdi.
Baskın
Oran Başbakanlık İnsan Hakları Danışma KurulununTürk kimliğine karşı Türkiyeliliği savunan raporunu kaleme aldı.
Konferanslarında kendisini eleştiren dinleyicilerin sözünü kesmesiyle ünlendi, kendisini eleştirenlere karşı tahammülsüz faşist tavrın örneğini verdi.
TÜRKSOLU’nu savcılara şikayet ederek gazetemizin kapatılmasını istedi.
Orhan
Pamuk Nobel Ödülü’nü almak uğruna, ne zaman Türkiye dışına çıksa, ülkemiz ve Türklük aleyhine demeçler verdi. Bu demeçlerin en ünlüsü şudur: “1.5 milyon Ermeniyi ve 30 bin Kürdü öldürdük.”
Bölücü ve gerici “aydın”ları savunan her tür eylemin önde gelenlerinden oldu.
Erdoğan’a “Mükemmel” dedi.
Ahmet
Altan “Benim için Türk olmak önemli bir şey değil. Irkımın ne olduğu umurumda bile değil.” dedi.
Her fırsatta Türkleri ve Türklüğü aşağılayan yazılar yazdı.
Yargı önünde yazdıklarının hesabını vermek zorunda kalınca yeri göğü inletti. “Hukukun Türkleştirildiğinden” yakındı.
Oral
Çalışlar Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bölücü ve gerici faşist tezlerin Atatürkçüler arasında yayılmasına çalıştı.
Atatürkçü eylemleri her fırsatta eleştirirken, bölücü terör eylemlerine hiç ses çıkarmadı. Hatta Pınar Selek başta olmak üzere pek çok bölücünün yargılanmasına “düşünce özgürlüğü” bahanesiyle karşı çıktı.
Fatih
Altaylı Apo’yla görüşebilmiş bir kaç gazeteciden biri olmakla her zaman övündü.
Apo’nun DEHAP’a genel başkan olmasını önerdiği Pınar Selek’e destek kampanyasına katıldı.
Sabah gazetesindeki tüm linç kampanyalarının örgütleyicisi oldu.
Atatürkçü protesto eylemlerinin her zaman karşısında oldu.
Mehmet Ali
Birand Amerikancı, sivil toplumcu, Atatürk ve Ordu düşmanı neo-liberal tezlerin en önemli kalemlerinden biri oldu.
Son dönem yürütülen tüm linç kampanyalarında en ön saflarda yer aldı.
Taha
Akyol Kürt-İslam sentezinin en önemli teorisyenlerinden oldu.
TÜRKSOLU’nun yayınlarına ve bölücü-gerici ittifakına yönelik her türlü Atatürkçü eyleme her fırsatta karşı çıktı.
Gerek yazılarıyla gerekse televizyon programına çağırdığı konuklarıyla Türk düşmanı tezlerin yaygınlaşması için çabaladı.
Ahmet
Kekeç Yeni Şafak’taki köşesinden her tür Atatürkçü-ilerici eyleme ve düşünceye her fırsatta saldırdı. Atatürkçü aydınların bir numaralı düşmanı oldu. Atatürkçü fikirlere karşı tahammülsüz davranırken bölücü “aydın”ları “düşünce özgürlüğü” adına hep savundu.
Danıştay saldırısından sonraki linç kampanyasının önderlerinden oldu.
Ali
Bayramoğlu Kürt-İslamcılığın önemli teorisyenlerinden biri oldu. Sivil toplumculukla Şeriatçılığı birleştiren isimlerden oldu.
Türklüğe, Atatürk’e, Ordu’ya karşı yürütülen tüm saldırı kampanyalarında ön saflarda yer aldı.
Yeni Şafak’taki köşesinde her tür gericiliğin ve bölücülüğün savunucusu oldu.
Etyen
Mahçupyan Hrant Dink’le birlikte Ermeniciliğin en önemli kalemlerinden oldu. Ermenicilikle sivil toplumculuk ve gericiliği birleştiren adam oldu.
Bölücü-gerici eylemleri her fırsatta savunurken, Atatürkçü protesto eylemlerini “zorbalık” olarak nitelendirdi.
Fethullah’ın gazetesinde yazıyor.
Engin
Ardıç Her tür ilerici düşüncenin bir numaralı düşmanı oldu. Köşesinde Atatürkçülere, ilericilere, milliyetçilere her fırsatta hakaretler yağdırdı.
Dünya çapında Amerikan karşıtı ve antiemperyalist her tür hareket ve eylemin düşmanı oldu.
Linç kampanyalarının tümünde en keskin kalemlerden oldu.
Hadi Uluengin TÜRKSOLU başta olmak üzere tüm ilerici hareketlerin en azılı düşmanlarından oldu. Brüksel’den yazdığı yazılarında yaptığı ilericilik ve ulusalcılık düşmanlığıyla “Brüksel zorbası” oldu.
İşbirlikçiliğin ve hainliğin yanı sıra, tahammülsüzlüğün de pek çok örneğini verdi. Linç kampanyalarının tümünde ön saflarda yer aldı.
Neşe
Düzel Radikal gazetesinde yaptığı söyleşilerde tanınmış tanınmamış bölücü-gericilerin fikirlerinin savunuculuğunu yaptı.
Türklük ve Atatürk düşmanı her düşünceyi destekledi, kendisi de o doğrultuda eylemlerde bulundu.
Linç kampanyalarında üstüne düşen her tür görevi yerine getirdi.
Perihan Mağden PKK terörüne ses çıkarmazken “vicdani redçilik” adı altında Ordu düşmanlığının en önemli savunucularından oldu.
Halk düşmanı yazılarının hesabını yargı önünde vermesi istendiğinde “düşünce suçlusu” pozlarına bürünüp yeri göğü inletti.
Atatürk ve Türklük düşmanı yazılarıyla adeta bir “dişi” Ahmet Altan oldu.
Hasan
Cemal Türk düşmanlığının, Amerikancılığın ve bölücülüğün ön önemli kalemlerinden oldu.
Yürütülen linç kampanyalarında Milliyet gazetesindeki köşesiyle üstüne düşeni her zaman yaptı. Bölücü-gerici aydınları her fırsatta savunurken Atatürkçülerin düşmanı oldu. 68’in devrimci gençliğine saldıran kitabı hâlâ akıllarda.
Kürşat Bumin Yazılarıyla Türklük ve Atatürk düşmanı bölücü-gerici tezlerin önemli kalemlerinden oldu.
Linç kampanyalarında en ön saflarda yer aldı. Atatürkçülüğe ve Atatürkçülere karşı her zaman tahammülsüz oldu.
Kurumlar alanında "Yılın Faşisti"
TESEV
(Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) Yaptığı sözde araştırmalarla Türkiye’de azınlıkçılığın bölücülüğün, AB’ciliğin ve insan hakları adı altında yapılan faşist dayatmaların bir numaralı sözcüsü oldu.
Robocop’lar tarafından korunarak yaptığı basın toplantısıyla faşist kimliğini gözler önüne serdi.
İHD
(İnsan Hakları Derneği) İnsan Hakları adı altında açıktan PKK propagandası yürütüyor. Adeta bir “PKK Hakları Derneği”. Türk Ordusu’nun terörle mücadelesini insan hakları bahanesiyle baltalama amacında.
Her tür bölücü-gerici “aydın”ı düşünce özgürlüğü adına savunurken yürütülen linç kampanyalarında başı çekti.
Mazlum-Der İHD’nin Şeriatçı versiyonu olarak kuruldu ancak süreç içinde en az İHD kadar Kürtçü oldu. Şeriatçı emellerinin bir numaralı düşmanı olarak gördüğü Türk Ordusu’na karşı İHD ile birlikte “insan hakları” mücadelesi veriyor. Kürt-İslam sentezinin en güzel örneklerinden.
Kürt-Der Sözde Güney Kürdistan’la Sözde Kuzey Kürdistan’ı birleştirme amacıyla kurulduğunu söyleyebilecek kadar açık bölücülük yaptı. Faaliyet dilinin Kürtçe olduğunu söyledi. Kurucuları mahkemede Türkçe ifade vermeyi reddetti. Sözcüsü İbrahim Güçlü bir TV programında Atatürk’e mandacı, Türkiye’ye işgalci dedi.
Bilgi Üniversitesi “Ermeni Konferansı”na ve “Kürt Konferansı”na ev sahipliği yaptı.
Öğretim üyesi kadrosu Türkiye’nin en önemli bölücü-gerici-sivil toplumcu “aydın”larından oluşuyor.
Soros da dahil olmak üzere pek çok emperyalist yardım kuruluşundan destek alıyor.
AB’ciliğin ve Amerikancılığın en önemli savunucularından.
AKP Türkiye’deki gerici yükselişin son aşaması. Yalnızca Şeriatçı değil aynı zamanda Kürtçü. Milletvekillerinin çoğunun Kürt olması dikkat çekiyor. İktidarı döneminde verdiği tavizler yüzünden bitti denilen PKK terörü yeniden canlandı. AB ve ABD işbirlikçisi politikalarla emekçi Türk halkına kan kusturuyor.
ÖDP PKK kuyrukçusu “özgürlükçü” (siz bunu AB’ci anlayın!) parti. Sivas Katliamının yıldönümünde “İslamcıyla bir arada yaşamak istiyoruz” diye miting düzenleyecek kadar işbirlikçi. Etnikçiliğin, mezhepçiliğin ve Türk düşmanlığının örgütlü yapısı.
DTP PKK’nın yasal partisi. Genel Başkanlarını Apo belirliyor. Kongresinde İstiklal Marşı okunmuyor, Apo posterleri açılıyor. Kapatılmadan faaliyet gösterdiği her an PKK’nın güçlenmesine neden oluyor. Türk milletinin bayrağına sahip çıkmasını “toplumsal şizofreni” olarak görüyor. Bu partiye bağlı belediye başkanları PKK’lı teröristlerin cenazelerine katılıyor.
Medya alanında "Yılın Faşisti"
PKK’nın günlük gazetesi. Her satırından devlet düşmanlığı, Türk düşmanlığı, Ordu düşmanlığı damlıyor. Atatürkçülere yönelik tüm linç kampanyalarında başı çekiyor.
Apo gazetede köşe yazarlığı yapıyor.
Irak’ta ABD’nin kurduğu Kürt devletini açıktan destekliyor. Hatta Kuzey Irak’a “Güney Kürdistan” diyor.
ÖDP’li günlük gazete. ÖDP nasıl PKK kuyrukçuluğu yapıyorsa, bu gazete de Özgür Gündem kuyrukçuluğu yapıyor. Bölücülükte, mezhepçilikte, etnikçilikte, Türk düşmanlığında ve Atatürk karşıtlığında Özgür Gündem’le yarışıyor. Baskın Oran, Hrant Dink gibi önemli “faşist” yazarlar bu gazetede yazıyor. “Halkın Gazetesi” olduğunu iddia ediyor ama arkasında Kavala’lar, Soros ve Gürbüz Çapan var.
Özgür Gündem taklitçisi. Olmayan EMEP tabanına satamayacağına göre, tirajda sıfır çekmemek için Kürtçülüğe hep göz kırpıyor. Ordu düşmanlığında bazen Özgür Gündem’i bile geçiyor. Linç kampanyalarında en önde yer aldı.
Türklüğe ve Atatürk’e ait ne varsa düşman. Kürtlüğe ait ne varsa dost. Bu kadar da faşist olunmaz.
Patron’dan maaş alıp solculuk yapılabileceğini sananların gazetesi. AB’ciliğin, Amerikancılığın bu kadar açıktan yapılabildiği başka bir gazete yok.
Faşistlik tanımına giren her şey, “tahammülsüzlük, Atatürk karşıtlığı, Türk düşmanlığı, Kürtçülük, linç kültürü”, bu gazetede bol bol var.
Yazarlarının tümü “faşist aydın adayı” olabilirdi...
Aydın Doğan’ın gazetesi olması, bu listeye girebilmesi için yeter de artar bile. Danıştay saldırısından sonra ulusalcılara ve Muzaffer Tekin’e yönelik linç kampanyasında başı çekenlerdendi. Taha Akyol, Hasan Cemal gibi “Faşist aydın”lara ev sahipliği yapıyor.
AB’ciliğin ve Amerikancılığın en önemli yayın organlarından.
Aydın Doğan destekli Fethullahçı gazete. Cengiz Çandar, Gülay Göktürk gibi önemli dönekler bu gazetede yazıyor. Etkisi ve tirajı çok olmasa da Kürt-İslam sentezinin güzel örneklerine yer veriyor. 80 öncesi Tercüman’ın devamı. Amerikancılıkta başa güreşiyor.
Fethullahçı yayın organı. Saidi Nursi’nin Kürt-İslamcı çizgisinin günümüzdeki temsilcisi yayın organı. Danıştay saldırısında Fethullahçı emniyet mensuplarının yayın organı gibi çalıştı. Günlerce yalan haber yayınladı. En büyük düşmanı ise TÜRKSOLU başta olmak üzere Atatürkçü örgütlenmelerdir. Hemen her gün Atatürkçüler aleyhinde yalan yanlış bir haberle karşılaşabilirsiniz.
En keskin Şeriatçılığı bu gazete yapıyor. “Korsan gazete”. Çünkü bugüne kadar kimse adreslerinde onları bulup tazminat davasından alacağını alamadı.
Türk Ordusu olmasa bu gazete ne yazar bilemiyoruz. Ordu düşmanı ne varsa sayfalarında yer bulabilir. Tek yayın prensipleri buymuş gibi duruyor.
Danıştay saldırısından sonra linç kampanyalarında en önlerde yer aldılar. Pek çok konuda da Ordu düşmanlığında PKK ile birleştiler.
Atatürkçü aydınları hedef gösteren yayınlarıyla da tanınır. Hatta Danıştay saldırısından önce 2. Daire üyelerini hedef gösteren sayısı saldırgan Arslan’ın üzerinden çıktı.
AKP yanlısı günlük gazete. En esaslı Amerikancıları, Kürt-İslamcıları bu gazetede bulabilirsiniz. Şeriatçılığın kaçınılmaz olarak Amerikancılıkla sonuçlanacağının en güzel örneği.
Atatürk karşıtı ne ideoloji varsa, tümü bu gazetede yer bulabilir. Dönek solcuların, Ordu düşmanı neoliberallerin, AB’cilerin Radikal’den sonraki bir diğer durağıdır.
Siyaset alanında "Yılın Faşisti"
Tayyip Erdoğan “Kasımpaşalı” tavırlarıyla dünya faşist liderler tarihine özgün katkılarda bulunuyor. 82 yaşındaki “Fethi Dede”ye, bir şehit babasına, hatta Danıştay saldırısında şehit edilen Özbilgin’in cenaze töreninde “Katil Başbakan” diye slogan atanların tümüne dava açarak tahammülsüzlüğünü gösterdi. Bir büyükelçiyi vatandaşların ve kameraların gözü önünde azarladı, hakkını bir çiftçiyi ise “Ananı da al git” diye küfrederek yanından kovdu. Mitinglerde aleyhinde bir şeyler söyleyenlere kürsüden laf yetiştirmesi ve polise dövdürtmesiyle ünlü. Hakkında yazılan tüm yazılar ve çizilen tüm karikatürler aleyhinde davalar açıyor.
Türkiyeliliği savunuyor. PKK’yı masaya davet ederek ve PKK yandaşı “aydın”larla görüşüp “Kürt sorunu”na çözüm arıyoruz diyerek terör örgütünü adeta meşrulaştırdı. İktidarı döneminde Türkiye tüm temel dış politika konularında tavizler verdi, bitti denilen PKK terörü azdı.
En büyük hedefi Cumhurbaşkanı olup bunu Başkanlık sistemine, ardından da hilafete dönüştürmek. Bir de halife olduğunda kim bilir neler yapacak?
Osman Baydemir DTP’li Diyarbakır Belediye Başkanı. AB’lisinden ABD’lisine tüm emperyalist siyasetçilerin ziyaret ettiği isim. Adeta PKK’nın Dışişleri Bakanı. Vaktinin çoğunu yurtdışında temaslarda geçiriyor. Bu görüşmelerinde Türkiye’yi emperyalist kurumlara şikayet ediyor. Açıktan PKK’yı ve PKK’lı teröristleri savunuyor.
Ahmet Türk DTP Genel Başkanı. İsmi Türk, kendi Türk düşmanı. PKK’yı açıktan savunuyor ve Türk Ordusu’na ve Türk milletine her fırsatta düşmanlık yapıyor. Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapılmaması konusunda Türk Ordusu’nu uyaracak kadar cüretkar. Türkiye’yi defalarca uluslararası emperyalist kuruluşlara şikayet etti. Türkiye’deki her tür bölücülüğü, mezhepçiliği savunuyor.
Metin Tekçe DTP’li Hakkari Belediye Başkanı.
Şemdinli Komisyonu’na verdiği ifadede “PKK terör örgütü değildir.” dedi. Apo da dahil olmak üzere tüm PKK’lılar için genel af istedi. Ve Şemdinli provokasyonunda devleti ve Org. Yaşar Büyükanıt’ı suçladı. PKK’lı teröristlerin Hakkari’deki cenaze törenlerinin hiçbirini kaçırmıyor.
Esat Canan CHP Hakkari Milletvekili. Ama adeta bir DTP milletvekili gibi hareket ediyor. Şemdinli provokasyonun hemen ardından olay yerine giderek inceleme yaptı ve “derin devlet” suçlu buluverdi.
Deniz Baykal’ın Şemdinli ile ilgili “Ordu’ya Darbe Var” açıklamasına en sert tepkiyi veren de Tayyip Erdoğan’ın “Kürt Sorunu vardır” açıklamasına ilk desteği veren de oydu.
Sık sık PKK’nın televizyonu ROJ TV’ye çıkıyor, hatta bu kanalı “yörenin televizyonu, faydalıdır.” diye savunuyor.
Yabancılar alanında "Yılın Faşisti"
Bartholomeos Fener Rum Patriği.
Türk yasalarına ve Lozan Anlaşmasına aykırı olarak kendisini ekümenik ilan ediyor.
Ülke ülke gezip ruhani liderliğini tescillemeye çalışıyor. Gittiği her yerde de Türk devletini şikayet ediyor.
Kapadokya’dan Bergama’ya Bizans kalıntısı her yerde ayin düzenliyor.
Adeta Bizans’ı yeniden diriltmek istiyor.
II. Karekin Ermenilerin Gregoryan Kilisesi’nin ruhani lideri. Ülke ülke dolaşıp sözde Ermeni Soykırımının propagandasını yapıyor. Bu propagandayı Türkiye’de bile yaptı. Türkiye’ye gelip Ermeni cemaatinin pazar ayinini yönetti. Bu ziyaret sırasında “Bizim halkımız için soykırım bir araştırma konusu değil, gerçekleşmiş bir olay ve tanınmalı. Türkiye bu konuyu inkar ettiği sürece sorunun çözüm bulamaması normal.” dedi.
Lagendijk PKK’yı Türk Ordusu’nun kışkırttığını savunacak derecede gözü dönmüş bir Türk Ordusu düşmanı.
Açıklamalarıyla Türk Ordusu düşmanlığının Avrupa çapındaki teorisyenliğine soyundu.
Türkiye’deki tüm Ordu, Türklük ve Atatürk düşmanlarının bir numaralı koruyucusu. Davalarına gelip hakimler üzerinde baskı kuruyor. Televizyon programlarına çıkıp onları savunuyor.
Kretschmer Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı. Ama kendisini Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı sanıyor! Türk savcılarının AB yasalarını özümseyemediğinden yakınıyor. Böylelikle, 301. madde kapsamında dava açan savcılara bir gözdağı vermek istiyor. “Düşünce Özgürlüğü” ve “İnsan Hakları” nakaratlarını en çok kullananlardan, ama şehit Türk askerleri hakkında tek bir açıklamasını görmedik.
"Yılın Linci"
Danıştay saldırısı ve Muzaffer Tekin Danıştay saldırısının ardından ulusalcılar hedef tahtasına oturtulmuştu. Böylece bir taşla iki kuş vurulacaktı. Hem Danıştay saldırısının ardındaki Kürt-İslamcı çete gözlerden saklanmış olacak, hem de herhangi bir seçimde AKP’yi oldukça rahatsız edecek ulusalcı kesim tasfiye edilmiş olacaktı.
Pek çok ulusalcı kesim bu linç operasyonu sırasında basının hedefi oldu. TÜRKSOLU da “ulusalcı çeteler”in beyni olarak lanse edildi.
Ancak basının üzerinde en çok durduğu isim Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin oldu. Muzaffer Tekin Şeriatçı gazeteler başta olmak üzere tüm basın tarafından saldırının azmettiricisi olarak lanse edildi ve günlerce manşet oldu.
Tekin’in hedef olmasının bir kaç nedeni vardı. Öncelikle emekli bir subay olması Ordu komuta kademesine varacak büyük bir Ordu karşıtı operasyon için başlangıç olabilirdi. Ayrıca “Muzaffer Yüzbaşı”, ulusalcı çevreler içinde tanınan ve sevilen biriydi. Onun yıpratılması ulusalcı çevrelerde moralbozukluğu yaratacaktı. Kıbrıs Harekatı’nda madalya kazanacak derecede başarılar gösteren Tekin’in tututuklanması şüphesiz hem Kıbrıs Davası’na hem de Ordu’nun güvenilirliğine zarar verecekti.
Ancak, hesaplar tutmadı. Muzaffer Tekin’in saldırganla ve saldırının örgütlenmesiyle bir ilgisinin olmadığı ortaya çıktı. Tutuklanmadı bile. Savcılığın Danıştay saldırısıyla ilgili iddianamesinde ise ismi bile geçmedi.
Şemdinli provokasyonu PKK’nın Şemdinli’de düzenlediği provokasyon, basın tarafından İkinci Susurluk olayı olarak lanse edildi. Bu provokasyonla birlikte, aynen Susurluk sürecinde olduğu gibi Türk Ordusu’nun PKK terörüyle mücadele etme azmi kırılmak istendi. Bir yandan da tutuklanan astsubayların Org. Yaşar Büyükanıt’la ilişkileri ortaya çıkarılarak Büyükanıt’ın Genel Kurmaş Başkanlığı engellenmek istendi.
Şemdinli’de ikinci bir Susurluk yaşandığı yanılsaması başlangıçta tüm Türkiye’yi etkisi altına aldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bile “Sonuna kadar gideceğiz” açıklaması yaptı. İşbirlikçi ve gerici basın zaten fırsat bu fırsat Ordu’ya saldırmaya başlamıştı. Türk basın tarihinin en büyük dezenformasyon ve linç kampanyalarından biri yaşandı. Ancak plan tutmadı. Olayın Org. Büyükanıt’a kadar uzanması başta Atatürkçüler ve CHP olmak üzere pek çok kesimi uyandırdı. Baykal “Ordu’ya darbe var.” açıklaması yaptı. Genelkurmay Başkanlığı sert tepki gösterdi. Büyükanıt’a iddianamesinde çete lideri suçlaması yapan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya ve Emniyetin İstihbarat Müdürü Sabri Uzun görevlerinden alındı.
Provokasyon her ne kadar tüm hedeflerine ulaşamadıysa da, tutuklanan astsubaylar 39 yıl hapse mahkum edilmesiyle kısmi bir başarı kazandı. Üstelik bu karar dört celse gibi görülmemiş kısa bir sürede tamamen hukuksuz bir şekilde alındı.
Kemal Kerinçsiz Av. Kemal Kerinçsiz, işbirlikçi zevat hakkında “Atatürk’e, Türklüğe ve Türk Ordusu’na hakaret edilesi”yle ilgili TCK 301. madde kapsamında suç duyurularında bulunarak bir hukuk mücadelesi veriyor. İşbirlikçiler, AB’nin ve AKP iktidarının baskıları nedeniyle yargılamalarda ceza almasa da, hakim önüne çıkmaları bile, onlar için yeterli oluyor. Kerinçsiz’in bu hukuk mücadelesi basında köşebaşlarını tutmuş bu işbirlikçi zevatın keyfini kaçırıyor. Bu nedenle, son aylarda Kerinçsiz’in suç duyurusu nedeniyle açılan davaların sıklaşması üzerine basın da Kerinçsiz’in üzerine adeta çullandı.
Kerinçsiz’in ne muhbirliği kaldı, ne zorbalığı. Kimileri onu siyasi ikbal peşinde koşmakla suçladı, kimileri terör estirmekle. Halbuki Kerinçsiz sadece ve sadece mahkemelere dilekçe veriyordu. Kerinçsiz’in mücadelesinin tamamen yasal yollarda ve meşru zeminde olması işbirlikçi zevatı daha da çileden çıkartıyor.
Ve Kerinçsiz hakkındaki linç kampanyası artarak sürüyor.
İsrail’in zorbalığına, PKK terörüne karşı sessiz kalan Doğan medyası, Kerinçsiz söz konusu olunca bir anda “zorbalık karşıtı” kesiliyor.
Atabeyler Operasyonu Danıştay saldırısından sonra, Muzaffer Tekin başta olmak üzere ulusalcıların olayla bir bağının olmadığının ortaya çıkmasının hemen ardından, bir de Atabeyler Çetesi olayıyla karşı karşıya kaldık.
Basının yazdığına göre, “Atabeyler” ismindeki bir çete, büyük eylemler peşindeymiş. İçinde Emniyet Müdürlerinin, subayların ve astsubayların da bulunduğu çetenin hedefinde ise şu isimler bulunmaktaymış: Tayyip Erdoğan, Cüneyt Zapsu ve Zapsu’nun bir dönem ortağı olduğu BİM mağazaları. O kadar ki Tayyip Erdoğan’ın evinin ve çeşitli BİM mağazalarının krokilerinin de operasyon sırasında bulunduğu yazıldı.
İlginç olan, operasyonun başlamasından henüz bir saat sonra, “çete üyelerinin” evinde bulunduğu iddia edilen krokiler kimliği bilinmeyen bir şahıs tarafından basına ulaştırıldı. Üstelik Genelkurmay Başkanlığı önünde.
Yaratılmak istenen tablo açıktı. Bir grup görevli subay, Genelkurmaş Başkanlığının da bilgisi dahilinde Başbakana ve danışmanlarına suikast düzenlemek istiyordu. Ancak gerçek daha sonra ortaya çıktı. Krokilerin, suikast planlarının tamamen yalan olduğu ortaya çıktı. Atabeyler kendi marşı ve flaması olan bir Özel Kuvvetler grubuydu. Zaten tutuklanan subaylar da Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliydi.
Dolayısıyla bu provokasyon ve linç kampanyası da başarısızlıkla sonuçlandı.
Yılın "Gandi"si
Avukat Kemal Kerinçsiz
(Büyük Hukukçular Birliği Başkanı) Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Av. Kemal Kerinçsiz, AB’cilere, Amerikancılara, bölücülere, gericilere karşı sadece hukuki yollara başvurarak mücadele ediyor.
Kerinçsiz, vurmuyor, kırmıyor, silaha sarılmıyor.
Kıravatını takıyor, ceketini giyiyor, mahkemeye koşturuyor.
Sadece ve sadece dilekçeler yazarak mahkemelere sunuyor.
Böylelikle, sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bile elindeki hukuki imkanları kullanarak neler yapabileceğini tüm dünyaya gösteriyor.
Kerinçsiz, bu barışçı ve hukuki eylemleriyle adeta Hindistan’ın unutulmaz lideri Gandi’yi hatırlatıyor. Gandi “pasif direniş” metoduyla İngiliz emperyalistlerinin ve işbirlikçilerinin her tür saldırısını göğüslemiş, hiç silaha sarılmadan, tamamen barışçıl yollarla Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine önderlik etmişti.
Gandi nasıl İngiliz emperyalizminin hedefi olduysa, Kerinçsiz de “faşist”lerin boy hedefi haline geliyor.
Kerinçsiz, tam bir linç kampanyasıyla karşı karşıya. Rahatı bozulan, karşısında hakim-savcı görünce dizlerinin bağı çözülen “işbirlikçi zevat” Kerinçsiz’in hukuki yollara başvurması nedeniyle çılgına dönüyor.
Bugüne kadar istediği gibi at koşturuyorlardı. Şimdi ise yaptıklarından dolayı hesapsorulacağı korkusuyla uykuları kaçıyor.
Dayak yiyen çocuğun abisini çağırması misali, onlar da Lagendijk’ı mahkemelerine çağırdılar. Lagendijk’ın baskısı bir yandan, bir diğer işbirlikçi AKP iktidarının baskısı diğer yandan, davalar bir bir düşmeye başladı. Ancak Kerinçsiz bundan da yılmadı ve davalar açmaya devam ediyor. Bir tane cesur hakimin çıkması durumunda her şeyin değişeceğine inanıyor.
Üzerindeki tüm baskılara karşın, yılmadan barışçıl eylemlerine devam eden Kerinçsiz “Yılın Gandisi” ödülünü hak ediyor.