3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan

Lozan’ın sonucu ulus devlet

1815’te Napolyon’un Fransa’sı Türklerin Avrupa’dan Asya’ya atılmasına, olabilirse, yeryüzünden köklerinin kazılmasına karar verir. Bu eyleme “Doğu Sorunu” diye adlandırırlar. Düğmeye basılır. Bugünün Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkeler, bu işi nasıl bitireceklerinin tasarılarını yaparken yönlendirici Fransa’dır, eylemci, tutum belirleyen İngiltere’dir. Türkler Avrupa ile Ön Asya topraklarından kazındığında, onlardan arda kalan toprak nasıl bölüşülecektir.? Ana sorunları bu olmakla birlikte aralarında yaptıkları anlaşmalarla, daha 1912 Balkan ile 1914 Yersu (Dünya) Savaşları başlamadan bölüşüm bitirilmiştir. Bölüşümde en büyük sorun Rusya’yı olabildiğince dışarıda bırakmaktır, sözlerle oyalamaktır. Bu eylem “Sevr” ile gerçekleşir.

Anadolu “Kurtuluş Savaşı”, bu direnmeye karşı duruştur. Bu karşı duruş, Osmanlı’nın bölüşülmüş, elden çıkmış topraklarının tümünün kurtarılmasını ereklememiş(hedeflememiş), yalnızca Oğuz soylu Müslümanların yoğunca oturdukları yerlerde bir Türk Ulusu’nun ilkutunun (devletinin) kurulmasını amaçlamıştır. Bu gün Irak’ta Kürtlerin yaptığı gibi, o gün saldırgan, yayılmacı, Hıristiyan Batı ile işbirliği yapan Arap soylu Müslümanlar bu kapsam dışında tutulmuştur.

Bugün adına “AB” denilen Batı, Türk’ün kökünün kazınmasını başaramamış, ancak bir “Bağımsız, bilimgüder(laik), ulusal” bir ilkut kurmasına da Lozan’da karşı durmuştur. İşte Lozan, Türk ile ülkesi Türkiye’nin, Anadolu ile Trakya topraklarında varlığının, saldırgan , yayılmacı batıca tanınması anlaşmasıdır.

Osmanlı yapı olarak sanki bir “ulus devletti”; ayrı soydan, ayrı inançtan, çeşitli budunlar bir arada “Osmanlı” adı altında birleşmişti, yarım bin yıldır barış ile kardeşlik içinde yaşıyordu bu ulus. Yırtıcı Batı, ilhanlığı (imparatorluğu) bölmek için ulusa karşı çıkıp, açtığı azınlık okulları, yabancı dilde eğitimi sokarak “milliyetçiliği” geliştirdi. Açıkçası, Osmanlı’yı, “soy ile inanç” ayrılığına göre tanımlayıp ulus birliğini kavramsal olarak yok ettiler. Böylece Osmanlılık gitti, yerine Karadağlık (Slav-Ortodoks), Sırplık (Slav-Ortadoks), Boşnaklık (Bego-Müslüman), Hırvatlık (Slav-Katolik), Slovenlik (Slav-Protestan), Yunanlılık (Helen-Ortodoks), Bulgarlık (Bulgar-Ortodoks), Ermeni (Ermeni-Katolik), Yahudilik (Yahudi-Musevi), Araplık (Sami-Müslüman (Sünni)), Araplık (Sami-Müslüman(Şii)), Kürt (Kürt-Müslüman-Sünni), Gürcülük (Gürcü-Katolik), Azerilik (Oğuz-Azeri,-Müslüman Şii-Alevi) geldi. Bu “moda” tuzağa düşen Jön Türkler de “Türk-Müslüman” milliyetçiliğini savunarak Osmanlı’nın bölünmesini destek verdiler. Savaş sonucunda, amaca varıldı; Kürtler dışında, bu ayrımı güdenlerin tümü kendi “milli devletlerini” (soy ile din ayrımı gözeten) kurdular. Oysa, Kurtuluş Savaşı sonrası M. K. Atatürk, Osmanlı gibi, “milli devleti” değil “ulus devleti” seçti. Kısacası; “soy ile inanç ayrılığı gözetmeyen”, ulusal birliği oluşturdu. Böylece Türkiye Cumhuriyeti uygar dünyaya “Ulus Devlet” olarak girdi. Ne yazık ki bugün tıpkı Jön Türkler gibi, Türk-İslam birliğini savunan “milliler”, Batının son kalan Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeyi sürdürmesine sanki, bilmeden katkıda bulunmaktadırlar. “İnsan Hakları ile Demokrasi” adı altında “ bölücü AB”, emperyalizme dik duran “Ulusalcı Atatürkçülüğe” savaş açmıştır. Türk Ulusu’nu, “Kürt-Müslüman”, “Türkmen-Müslüman (Sünni)”, “Türkmen-Müslüman (Alevi)”, “Rum-Ortodoks” olarak bölmeyi sürdürmek çabası içindedir. Kısacası, “AB’ye girmek için: Atatürkçülüğü, ulusalcılığı bırakacaksınız, milli olacaksınız”, öz olarak “Bölünüp küçüleceksiniz” demektedirler. Bugün buna “Güncelleştirilmiş Sevr Dayatması” denir. Boyundurukçu işbirlikçiler Batının bu oyununa gelmişlerdir. Biz bunu yutmayız.

Lozan Antlaşması’na, Türk’ün yılmaz savaşganlığını, istencini(iradesini) yenemedikleri için “olur” diyen Batı, bugün “küreselleşme” dümeni ile Türk’ün 83 yılda edindiği toplumsal, uransal (endüstriyel), tarımsal, bayındırlık, iletişim, akçal, üretim kaynaklarını satın alarak yok etmektedir. Bu amaçla, önce bizi bütün yapan, özgensel (kültürel) değerleri (dil, inanç, gelenek, sanat), yerli işbirlikçilerin (öğretim üyeleri, yazarlar, basın görevlileri, üreticiler, borsa oynayıcıları, akça satıcıları (tefeciler), ulusal bilinçten yoksun okurlar, eğlence işkolu) katkıları ile yozlaştırarak, ulusun özgüvenini, kimliğini, dayanaklarını yok ederek “kendini aşağı görme” duygusunu yaratmaktır. Ne yazık ki, bunu büyük oranda başarmışlardır.

Bugün için Türkiye’yi AB’de aday olarak kapı dışında tutmak, dayatmalarla ülkeyi kemirerek yok etmek içindir. Kısacası AB’ye aday olmak; Sevr’e olur demek, Lozan’ı kendi elinle geri itmek anlamına gelir.

Lozan bir “utku” dur, “Türk” lüğü, ulusu, ülkeyi korumak için; Lozan’ın yanında olmak için “küreselleşme” ile “AB” ye karşı durmak gerekir. Ne yazık ki Türkiye’de siyasi erk, Batının tuzağına düşmüştür. Bu ilkeleri savunan bir iki siyasi parti dışında tümü “Batının sömürgeleştirmesine” karşı durmamakta, çoğu bu çağdaş “mandayı” biricik çözüm olarak görmektedir. Abdülhamit, Vahdettin gibi.

Bugün yeniden kurtuluş için; ulusal heyecanı körükleyecek, dürtülere, çıkışlara gerek vardır. Ancak, Fethullah, ABD; AB güdümlü, dışta sıçan, içte horozlarla bu iş olmaz. Onlar işbirlikçilerdir, Damat Ferit gibi.