3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Erdem Akyüz

ŞemdinliSınırötesi değil sınıriçi operasyon

Randevu ile operasyon

Oysa Türkiye’de her gün bir kaç askerin ve polisin, kendi vatanında pusuya düşürülerek şehit olduğu haberleri eksilmiyor. Çeşitli illerde yapılan cenaze törenlerinde “kanı yerde kalmayacak” edebiyatından bıkan insanlar kesin önlemler alınmasını istiyorlar. İki İsrail askerinin kaçırılması karşısında, bu eylemin kaynaklandığı ülkelere karşı İsrail’in takındığı tavır; her gün birkaç şehit veren ülkemizde bir takım beklentilerin doğmasına neden oluyor. Türk halkı da, teröristlerin barındığı ve yerleştiği ülkelere aynı karşılığın verilmesini istiyor.

Siyasi iktidarın ABD’den izin alarak ve operasyon yapacağı ülkelerden adeta randevu isteyerek yaydığı sınırötesi oprerasyon haberleri, istenen sonucu almaktan uzak kalıyor. Bütün bunların üzerine İran’ın, hiç haber vermeksizin, üstelik uluslararası alanda bunalım yaşadığı günlerde, Irak’ta Kandil Dağı’nı top atesine tuttuğu haberleri, kendi yönetiminden umduğu etkinliği bulamayan Türk halkı arasında güvensizliğin yaygınlaşmasına neden oluyor.

Yukarıdaki olgulara bakarak, sınırötesi operasyon istekleri haklı ve yerinde görülebilir.

Daha önce de sınırötesi operasyonların yapıldığı ve Türk askerinin karda kışta yapılan bu sınırötesi operasyonlarda destanlar yazdığı bilinmektedir. Ama buna rağmen başarılı olunamamış, terörün önü alınamamış ve her gün şehit haberlerinin eksilmediği bu günlere gelinmiştir.

Dışarıda değil içeride

Çünkü asıl teröristler, terörü destekleyenler, bölücü, gerici ve tetikçiler dışarıda değil, içeridedir. Bu bakımdan yapılması gerekli asıl şey; sınırötesi operasyon değil, sınıriçi operasyondur. Sınır içindeki gerici ve bölücü odakların, destekçilerinin kafası ezilmeden, sınırötesi yapılacak askeri harekatların hiçbir değeri olmayacaktır.

Sınırötesi operasyonları yapan İsrail’de hiç kimse, kendisine yöneltilen terörist eylemleri desteklemediği gibi, yasaları da böyle bir düşüncenin iletilmesine izin vermemektedir. İsrail ulusuna, güvenliğine karşı en ufak bir eleştiri yapan kişi, ağır şekilde cezalandırılmaktadır. İsrail’in nükleer santral ve atom enerjisi üreten tesislerine karşı çıkan Mordehay Vanunu isimli İsrail vatandaşı teknisyen, casus filmlerine taş çıkaracak hilelerle bir başka ülkeden kaçırılarak İsrail’e getirilmiş, yargılanmadan mahkum edilmiş ve tecrit edilmiştir. İsrail’de hiç kimse, Vanunu’ya neden böyle bir muamele yapıldığını sorgulamak bir yana, yaşayıp yaşamadığını dahi soramamaktadır. Türkiye’de ise teröristlerin posterleri açılmakta, sloganları atılabilmektedir.

Türkiye’de alnına “vicdani retçi” diye bir yafta yapıştırılan asker kaçakları baş tacı edilirken, İsrail’de toplumdan dışlanmakta ve cezalandırılmaktadır. İşte İsrail, ABD tarafından desteklenmesinin yanında, sınıriçi operasyonunu tamamladığı için, sınırdışı operasyon yapabilmekte ve haklı veya haksız olmasına bakılmaksızın yaptığı operasyonda başarılı olmaktadır.

Düşünce özgürlüğünü, Türkiye’yi parçalamak için bir araç olarak görenlerin kullandığı bir diğer olgu da “sivil itaatsizlik” tir. Uygulandığı ülkelerde, kendi vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini sağlamak, kamuyu ve devleti güçlendirmek için kullanılan sivil itaatsizlik, bu kesim tarafından Türkiye’de, ülkenin birliğine ve dirliğine yöneltilen bir tehdit olarak sunulmakta ve geniş kitlelere ayaklanma çağrıları yapılarak suç işlenmektedir. Bunların amacı kavram kargaşası yaratarak, kendi malum ve meşum emellerine kavuşmak için her yolu ve yöntemi kullanmaktır.

Mayın yerine aydın

Türkiye’de; bazı kişi ve çevreler terörist, gerici ve bölücü eylemleri açıktan desteklemekte ve bunlara yardımcı olmaktadır. Yasalar da buna izin vermektedir.

Herkes tarafından kişilikleri ve kimlikleri bilinen bazı siyasi partiler, Belediye Başkanları, İl Başkanları, sözümona aydınlar, teröristlerle el sıkışıp tebrik etmekte, terörist ölülerini büyük törenlerle kaldırıp, özel mezarlıklara gömmekte arkasından methiyeler düzmektedirler. Her gün ve açıktan yapılan ve suç teşkil eden bu eylemler karşısında, yetkili ve etkili kişi ve makamlar; gözlerini, kulaklarını, ağızlarını kapatmakta görmezden gelmektedirler.

Böyle bir ortam karşısında sınırötesi operasyon yapılmasının ne değeri olacaktır? Yapılması gereken şey; öncelikle iç operasyon yapılması, içeride çöreklenen gerici ve bölücü örgütlerin temizlenmesidir.

Yabancı devlet ve kurumların, sınırötesinde bulunan örgütlerin, bir başka ülkeye veya Türkiye’ye karşı düşmanca tavır takınmaları yadırganan bir durum olmamalıdır. Nihayet bunlar, başka ve yabancı kuruluşlardır. Yarar ve beklentileri farklı ve çatışma halindedir. Devletler ve dış örgütler arasında dostluk ilişkileri olabileceği gibi düşmanlık çatışmaları da olabilir. Asıl şaşılası nokta; yurt içinde bulunan, yasalara göre Türk vatandaşı sayılan kişi ve kuruluşların, sınırlarımız içinde ve açıkca düşmanlık yapmalarıdır. Yollara mayın veya aydın döşeyerek patlatmaları, arkadan hançerlemeleri ve hatta gözümüzün içine baka baka ihanet etmeleridir. Yollara “aydın döşemek, mayın döşemekten” daha ucuza gelmektedir. Asıl göz yumulmayacak ve üstesinden gelinmesi gereken ihanet çemberi, yurt dışında değil, yurt içinde bulunmaktadır. Bu nedenle yapılması gereken öncelikli ve asıl operasyon, sınıriçi operasyondur.

Aydınların karanlığı

Bir şehit babası; şehit oğlunun cenaze töreninde, duyduğu büyük üzüntünün etkisi ile, amacını aşarak siyasilere hakaret etti diye mahkum edilmekte, bu şehit babasına hiç bir şekilde sahip çıkmayan aydınlar, Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret ve küfür edenleri savunmakta, işlenen sucu övmekte ve suça katıldıklarını açıklamakta bir sakınca görmemektedirler.

Gazetelerde isimleri yayınlanan ve esasen kamuoyunda kimlikleri bilinen bir takım aydınlar! “Türklüğe, Cumhuriyete, Devlete küfür ve hakaret ettiği için yargılanan ve mahkum edilen Agos Gazetesi yazarı Hırant Dink’in, işlediği suça aynen katıldıklarını” ilan ve ifade ederek kendilerini ihbar ettiler. Adı geçen yazarın bir ermeni gazetesinde “Türk’ün zehirli kanı akacak ve yerini ermeninin asil kanı alacaktır” dediği hatırlanırsa, işlenen ve imzacı aydınların katıldıkları suçun boyutu ortaya çıkacaktır.

Sayıları ve kimlikleri belli bu imzacı aydınlar, yazar çizerler, gazeteciler, hukukcular, profesörler; suçu ve suçluyu övmekte, suç işlemeye tahrik etmekte, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek aşağılamakta üstelik kendilerini ihbar ettikleri halde haklarında hiç bir soruşturma yapılmamaktadır. Bir ulusa, insanlara hakaret etmenin, suçu paylaşmanın, suçluyu övmenin adı düşünce özgürlüğü değil bir başka şey olmalıdır.

Savunmak yasak, sövmek serbest

Gene bir takım aydınlar, TCK.nun 301. maddesinin kaldırılması için yoğun bir kampanya yapmaktadırlar. Aydınlar (!) karşı çıktığına göre bu 301. maddenin çok kötü bir madde olduğu düşünülebilir. Maddenin ne olup, ne olmadığına bakıldığı zaman, numarası verilen maddenin kötü olup olmadığı veya kaldırılmak istenmesinin ardında yatan asıl neden anlaşılacaktır.

Kaldırılması istenen 301.maddenin başlığı “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılamaktır.” Madde içinde ise; Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin yargı organlarını, Ordu ve Emniyet Teşkilatını alenen aşağılayan, küfür ve hakaret eden kişinin cezalandırılacağı yazılıdır. Yani madde; Türkiye Cumhuriyetine, devlete, yargı organlarına, ordu ve emniyet örgütüne hakaret etmeyi ve aşağılamayı yasaklamaktadır. Üstelik bu işi alenen yani açık şekilde yapan kişileri cezalandırmakta, biraz olsun gizli kapaklı yapanlara göz yumulacağını söylemektedir. Bu maddenin kaldırılmasını isteyen kişiler; Türkiye Cumhuriyetine ve en değerli kurumlarına açıktan hakaret edilmesini istemiş olmuyorlar mı ?

Demek ki bu kişiler; Türkiye Cumhuriyetine, Hakimine, Savcısına, Ordusuna, Emniyetine küfür ve hakaret edilmesinin serbest bırakılmasını istiyorlar. Bu ülkede yaşayan, ekmeğini yiyen ve nimetlerinden herkesten fazla yararlanan bazı kişilerin, böyle bir suçun işlenmesini savunduklarını ve aynen katıldıklarını ifade ve beyan etmeleri hayret vericidir.

Atatürk’ün izlediği yol

Teröre, terörle karşılık veren İsrail’in eylemlerini “kendini savunma hakkı” olarak niteleyen batılı ülkeler, Türkiye’nin kendini savunma hakkını çok görmektedirler.

Kendi ülkelerinde azınlık tanımayan ülkeler, Türkiye’de olmayan azınlıkların temelini atmaktadırlar. Alt kimlik-üst kimlik, türkiyelilik safsatası yapan kimi çevreler de bu oyunun aleti olmaktadırlar.

Kendi resmi dilinden başka ana dil tanımayan, kendi dilini konuşmayı zorunlu kılan, bir başka dilde konuşan azınlıklara hayat hakkı tanımayan AB ülkeleri, Türkiye’de ana dil adı altında, toplum tarafından benimsenmeyen ve konuşulmayan yerel lehçeleri yerleştirmeye çalışmaktadırlar.

ABD’nin ve AB’nin yarı resmi toplantılarında, basın yayın organlarında, Türkiye’nin de büyük bir kısmını içine alan hayali bir kürt devletinin sınırları çizilmekte, bu tasarım üzerinde konuşmalar planlar yapılmakta ama yetkili ve etkili kişiler bundan hiç gocunmamaktadırlar.

AB uyum yasaları, Türkiye’ye zarar veren yasalardır. Bu ülkelerin baskı ve telkini altında çıkarılan yasalarla, terörle mücadele etmek imkansızdır.

Yapılması gereken şey; sınırötesi operasyondan önce, sınıriçi operasyondur. Çünkü asıl tetikçiler içeride bulunmaktadır. Atatürk İlke ve Devrimleri kapsamında milli birlik ve bütünlük sağlanmadığı sürece, terörist, bölücü ve gerici eylemleri durdurmak mümkün değildir.

Bunun için izlenecek yol, Atatürk’ün izlediği yoldur. Atatürk, bu zor yolda başarıya ulaşmanın tılsımını da vermiştir: “Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Ve bu görev, eninde sonunda başarılacaktır.