3 S

 

07.08.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Rice ve Tayyip ErdoğanABD’nin vizyonuna artık ortağız

Rice’ın Türkiye ziyareti

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret sonunda iki bakan, bizim allı güllü, şanlı Dışişleri bakanımız ile ABD Dışişleri bakanı ortak bir basın toplantısı düzenlediler.

Ortak vizyon konusundaki açıklamalara önce ABD Dışişleri bakanı “Görüşmelerimizde ABD ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığı geleceğe taşıyacak bir vizyon geliştirmek konusunda mutabakata vardık” sözleri ile girdi. Ardından bizim Dışişleri bakanımız “Türkiye ile ABD arasındaki strateji ortaklığını geleceğe taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması konusunda mutabakata varıldı” sözleri ile konuyu bağladı. Bu vizyon belgesinde hangi hususların yer alacağı hususunda tek bir söz bile söylemediler. Belli ki hükümet AB ile imzalayıp milletten sakladığı anlaşmalar gibi, bu anlaşmayı da gizleyecek.

Bu ortak basın toplantısının en can alıcı noktası, bizim allı güllü, şanlı Dışişleri bakanımızın ve ABD Dışişleri bakanının hemen hemen aynı kelimelerle “ABD ile Türkiye arasında ortak vizyon geliştirmek konusunda mutabakata varıldığını” açıklamalarıydı. Açıklama sanki yeni bir şeymiş gibi sunuldu. Aslında ABD vizyonunu Irak savaşından hemen önce bizzat Başkan W. Buş açıklamıştı. Neydi bu açıklama? “Büyük Orta Doğu Projesinin Hayata geçirilmesi” Sanki, ABD bu vizyonundan vazgeçti ve bizimle yeni bir vizyon anlaşması üzerinde anlaşma sağladı, gibi bir hava uyandırıldı. Halbuki, yeni hiçbir şeyin olmadığını orada bulunan basın mensupları başta olmak üzere herkes biliyordu. Belki, bu vizyon, bizim Dışişlerimiz ve Dışişleri bakanımız için yenidir, ama, bu vizyonu dünyada bilmeyen kalmadı. Patagonyadaki sağır sultan bile artık bu vizyonu biliyor. İşte, bir basın toplantısı ile üzerinde mutabakat sağlandığı bildirilen vizyon bu vizyondu.

Rice ve Abdullah GülStratejik vizyon azgınlaşan PKK terörünün ağa babasıdır

Bu vizyon Irak’ta katledilen yüz binlerce masum insanın katilidir. Bu vizyon, azgınlaşan PKK terörünün ağa babasıdır. Bu vizyon, yeniden şekillenmesi için üzerinde oyunlar oynan Orta doğu coğrafyasının 9.9 şiddetindeki depremidir. Allı güllü, şanlı Dışişleri bakanımız işte bu vizyonun altına hiç çekinmeden, kahramanca imzasını atmıştır. Bundan sonraki katliamların ortak sorumluluğunu da üstlenmiştir.

Vizyon anlaşması için mutabaka varıldığının duyurulduğu hafta çok önemli iki gelişme yaşandı. Birincisi ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde emekli albay Raplh Peters imzalı bir makale ve makaleye ek olarak bir harita yayınladı. (Bu haritayı geçen sayımızda Şener Üşümezsoy hocamızın yazısında görmeniz mümkün) Emekli albay makalesinde, Orta Doğu’daki sınırların varlığından şikayetçidir. Sınırların çizilme şeklini beğenmemiştir. Orta Doğu’da devam eden istikrarsızlığın temel sebebinin bu doğru çizilmeyen sınırlar olduğundan bahsederek “azınlıkların durumu gözetilerek yeni sınırlar çizilmelidir” diyor ve hemen hazırladığı haritayı önümüze koyuyor. Bu harita aslında albayın haritası değil, ABD yönetiminin, Pentagon’un haritasıdır.

Lozan ortan kaldırılmaktadır

Bizim kuzey doğu, doğu ve güney doğu sınırlarımız emekli albay tarafından beğenilmeyen sınırlardandır. Bu sınırlar zat-ı muhtereme göre, azınlıkların (Ermeni ve Kürtlerin) haklarını gözetmeden çizilmiş sınırlar olduğu için yenilenmelidir. Erzurum, Ağrı, Iğdır,Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan, Elazığ, Şırnak, Mardin,Batman, Hakkari, Şanlı Urfa gibi vilayetlerimiz, bağımsız Ermenistan ve Özgür Kürdistan’a bırakılmalıdır. Sevr’in Doğu kısmı bu harita ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla da Lozan ortan kaldırılmaktadır.

Bu görüş emekli bir albayın görüşüdür, kendisini bağlar deyip, bu makalede ortaya konan hususları ve haritayı kaldırıp bir kenara koyamazsınız. Çünkü, makalenin yayınlandığı dergi ABD Silahlı Kuvvetlerinin dergisidir. Bu dergide çıkan bütün yazılar, önce Pentagon’un, sonra Beyaz Saray’ın sansüründen geçmeden yayınlanamaz. Sonra bu dergide yayınlanan görüşler Pentagon’un ve ABD’nin resmi görüşlerinin dışında olamaz. Bu yüzden, bu görüşe, bilmem kimin görüşüdür, deyip, işin içinden çıkamazsınız.

Biz, öncelikle, bu hususun ABD nezdinde protesto edilip edilmediğini merak ediyoruz? Yoksa büyükelçi Wilson’un söyledikleri gibi, bunlar da duymamazlığa mı getirildi? Böyle bir makale ve harita yayınlayan ABD ordusu ile, nasıl bir stratejik ortaklık kurulacaktır? Bu ortaklığın boyutları nereye kadar uzayacaktır? Bunları öğrenmek, Türkiye Cumhuriyet vatandaşları olarak hepimizin hakkıdır, değil mi sayın başbakanım. Yemin ederim ki, bu soruları siz kızasınız diye sormadım. Amacım sizi kızdırmak falan değil, benimkisi sadece bir merak.

Şimdi biz, allı güllü, şanlı Dışişleri bakanımızın attığı imza ile, bu makaledeki görüşleri ve ortaya konulan harita üzerindeki değişiklikleri kabul ettik mi? Etmedik mi? Bunu bilmek, kim kızarsa kızsın, vergi mükellefi olan bizlerin ve evlatlarını her gün şehit veren bu milletin hakkıdır.

Bu vizyonla İsrail’in katliamlarının dolaylı ortağıyız

Bu anlaşmanın açıklanmasının haftasında oluşan ikinci önemli gelişme ise İsrail’in Lübnan’a saldırısıydı. Dünya kurulduğu günden bugüne kadar insanlığın oluşturduğu ne kadar insani değer varsa, hepsini bir anda yok ederek masum Lübnan halkını, beşikteki bebeklere varıncaya kadar yok eden İsrail saldırısının yarattığı dehşet içerisinde olsak dahi, bu önemli husus asla atlanmamalıdır.

İsrail’in işlediği bu insanlık suçunun temeli ABD’nin vizyonuna, yani Orta Doğu’nun sınırlarının yeniden çizilmesi vizyonuna dayanmaktadır. Dışişleri bakanımızın vizyon anlaşmasına attığı imza ile, şimdi, biz, İsrail’in bu katliamlarının dolaylı ortağı mıyız, değil miyiz? İsrail’in saldırılarının o imzanın hemen arkasından başlaması bir rastlantı mıdır?

Zat-ı alilerinin, hürmetli devlet adamlarımızın bu hususta milleti aydınlatmaları gerekir mi gerekmez mi? Bir millet, hiç kimseye el sürmeden, işte bu şekilde “katil millet” sınıfına girer ki, bu milletimize hak etmediği bir suçlama getirir. Öyle ise, bu vizyona ortak olmak bir suç mudur, değil midir? İş burada hukukçularımıza düşmektedir. Böyle bir vizyona ortak olmak suç mudur? En azından bir insanlık suçu mudur?

İki bakan, aslında “mutabakata vardık” dediler. İmzaladık, demediler. Ama benim bir ölçüm var; bizim bakanlarımız bir şeyi yapmadan, yaptık, yaptıklarına da yapmadık derler. Bu yüzden, ben onların “mutabakata vardık” dedikleri şeyi imzaladıklarını düşünüyorum ve özellikle, imzaladılar, diye yazıyorum.

ABD ile Türkiye arasında mutabakata varıldığı söylenilen vizyon anlaşmasının kısa vadede doğurduğu sonuçlar bunlar. Gerisi ise vizyonun içinde gizli. Biraz açayım; ABD’nin vizyonu, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Kafkasya’yı içine alıyor. Burada, daha önce açıkladıkları gibi demokratikleştirmek istedikleri ülkelerin başında Suriye, İran ve Azerbaycan geliyor. Türkiye bu vizyon anlaşması ile, bütün bu ülkelerin karşısında, ABD vizyonunun bir parçası olarak yer almak zorunda. Fakat, bu ülkelerle de tarihi, kardeşlik bağlarımız ve ilişkilerimiz var. Bu üç ülkede elli milyonun üzerinde soydaşımız yaşıyor. Bu durumda Türkiye ne yapacaktır? Tarihi bağları, dini, kardeşliği bir kenara iterek ABD vizyonunun içinde yer alacak mıdır? Yoksa, sağlam bir duruş sergileyerek, “ben vizyonun bu bölümünde yokum” diyebilecek midir? Dediğini farz edelim, imzaladığı vizyon anlaşmasını ne yapacaktır? Sekiz bilinmeyenli bir denklem gibi değil mi? Ben anlamıyorum, bir insan, bir bakan, bütün bunları göz önüne almadan, bunları iyice düşünmeden böyle bir anlaşmayı nasıl imzalar? İki tarafı da ateş, neresinden tutsan yanacaksın. Ama, bu hükümet buna benzer anlaşmaları daha önce de imzalamış, sonra “limanlarımızı ve hava alanlarımızı açmıyoruz” kabilinden göstermelik efelenmeler yapmıştı. Belki, şimdi de zamanı gelince aynı efelenmeleri yapar, biraz puan toplarım diye düşünmüş olabilirler.

Bu vizyon ile ABD’ye danışmadan PKK’yı yok edemeyiz

ABD bu anlaşma ile, vizyonunun içinde Türkiye’ye biçtiği rolü de belirlemiş oldu. Bu roldeki Türkiye, PKK teröristlerini yok edecek bir planı, ABD’ye danışmadan hayata geçiremez. Ya da Kıbrıs Rum kesimine limanlarını açmamazlık edemez.

Gelelim, ABD-Türkiye ortak vizyonunun olabilirliğine... Bir kere Türkiye’nin ABD ile ortak vizyonu olabilir mi? Eğer olabilirse, bu vizyon kimin çıkarına işler? Hepinizin, hayır olamaz, olursa bile ABD’nin yararına işler, dediğinizi duyar gibiyim. Evet, söyledikleriniz doğru. Böyle bir vizyonun olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Milyonlarca masum insanın öldürülmesi üzerine bina edilen bir vizyona, Türk milleti gibi, mazlumların yanında yer almayı ilke edinmiş bir millet nasıl ortak olabilir? Mehmetçik, bu vizyonun gereklerinin yerine getirilebilmesi için nasıl görevlendirilebilir? Bu nasıllara, allı güllü, şanlı Dışişleri bakanımız “ vizyon anlaşması için mutabakata vardık” derken, cevap vermiyor mu? Bizi, bütün saflığımız ve temizliğimizle, o pisliğe ortak etmiyor mu? Halbuki biz, böyle bir pisliğin içinde olmak istemiyoruz. Biz, mazlum halkların yanında yer almak istiyoruz. Ama, bizi dinleyen kim? Zorla bu milleti pisliğe bulaştıracaklar ve misyonlarının gereğini yerine getirecekler.

Şimdi düşünüyorum; bu ortak vizyon falan değil... Ortak strateji hiç değil... Bu olsa olsa, ABD’nin geliştirdiği vizyona destek olmaktır. Bu ortak vizyon değil, elin vizyonuna ortak olmaktır. Öyle ise bu, Atatürk’ün büyük nutkunda bahsettiği “ dahili ve harici bedhahların” el ele vermesinden başka bir şey değildir.

Çektiğimiz bütün sıkıntılar bu vizyonun parçası

Fındık üreticilerinin yaşadığı trajedi de, PKK terörünün azgınlaşması da, tüm tarım üreticilerinin sıkıntısı da, milletimizin çektiği bütün sıkıntılar da, bu vizyonun bir parçasıdır. Aslında, bu vizyon, ABD’nin isteklerinin tümüne boyun eğmenin politik adıdır. Teslim bayrağıdır. Randevu krizinin arkasından, bir dalga krizi geldi ve dalgalar durulmadan Condoleezza Rice geldi. Elbette bir şeyler söylemeye geldi. “Ömür boyu randevu olmaz ve bu çok küçük bir dalga” gibi ifadeler kullandığına adım gibi eminim. Sonra vizyon anlaşması geldi. Her halde imzalandı ki, kameralar karşısında karşılıklı iltifatlar yağmur gibi yağdı. Eğer, imzalanmasaydı, bu iltifatlar olmazdı, kameralar önünde gülücükler dağıtılmazdı. Çünkü, ABD artık bu hükümete güven duymuyor. İş bitirilmeden kameralar karşısında hiç olmazsa, Condoleezza Rice, öyle davranmazdı. Öyle ise, yukarıda sıraladığımız tüm olumsuzluklar önümüzde duruyor demektir. Her şeye hazır olmalıyız.

Biz, “bu hükümet görevini yapmıyor, bu hükümet iş birlikçidir, bu hükümet milletin hükümeti değildir” dediğimizde haksız mıyız? Dışişleri bakanının, Maliye bakanının, İçişleri bakanının, baş danışmanın marifetlerini ortaya döktüğümüz zaman haksız mıyız? Böyle bir mutabakatı gülerek açıkladıkları zaman, “ katillerle iş birliği yapıyorsunuz, dolaylı olarak siz de katle iştirak ediyorsunuz” dediğimiz zaman yalan mı söylüyoruz? Her şey ortada ve gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Hepimiz görüyoruz ve düşünüyoruz. Hani düşünce suç değildi? Öyle ise, bizi niçin mahkemeye veriyorsunuz? İşinize gelmediği zaman düşünce suç, işinize geldiği zaman değil... Onların hükümeti böyledir, bizimkiler de onlara benzemişler sanki. Derler ya “üzüm üzüme baka baka kararır” “Kır atın yanında yatan, ya huyundan, ya suyundan” diye, bunlarınki de aynen böyle...

Bu hükümet Türkiye’yi ABD’nin kölesi haline getirmenin temsilcisidir

Türkiye bu hükümetten kesinlikle kurtulmalıdır. Bu hükümet, Türkiye’yi resmen ABD’nin kölesi haline getirme misyonunun temsilcisidir. ABD’siz nefes bile alamayanların hükümet olmaları, Türkiye’nin talihsizliğidir. ABD bunları istediği gibi kullanmaktadır. Baş danışmanın dediğini yapmaktadır. Hatırlayınız, baş danışman “ hemen süpürmeyin, bu adamdan yararlanmaya bakın” dememiş miydi? İşte ABD bu adamın dediğini yapıyor.

Kimin baş danışmanı bu? Buş’un mu, Erdoğan’ın mı? Bilen varsa söylesin. Ünvanına bakarsanız Erdoğan’ın, söylediklerine bakarsanız Buş’un. Bu yüzden karar veremedim, bana yardımcı olun lütfen!

Türkiye, iğneli fıçıdan geçiyor. Her tarafına iğneler batıyor. Millet, yoksulluktan, yolsuzluktan, rüşvet ve hırsızlıktan, dolaylı ve dolaysız vergilerden inim inim inlerken ortalık yangın yerine dönmüşken bunlar, vizyon anlaşması imzalıyorlarsa, bizim söyleyecek başka sözümüz olamaz. Son sözü sizler söyleyeceksiniz. Meydanlar dolmaya başladı. Bu gidiş, hükümetin gidişinin müjdecisidir. Ay yıldızlı bayraklarla meydanlara dolalım. Bu hükümeti layık olduğu yere gönderelim. Başbakanın tabiri ile “ Ananızı alın, geldiğiniz yere gidin” diyelim. Yoksa, bize, “canım ülkem” diyebileceğimiz bir ülke bırakmayacaklardır. Haydi meydanlara, ileri Türkiye’m!