S

 

12.06.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Anzavurlar Eryaman’a dayandı

Süleymaniye:İlk baskın

Atabeyler tek örgüt değil
11 derin hücre daha var
Anzavurlar Eryaman’a dayandı. Kurtuluş Savaşı’nda bu iktidarın ataları Polatlı’ya kadar gelmişlerdi şimdi biraz daha yaklaştılar Karargaha.

Danıştay komplosu çöken Kürt-İslamcı çete tertiplerine devam ediyor. En son Ankara Eryaman’da bir eve baskın düzenleyen polis burada Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli subayları gözaltına aldı ve subayların Atabeyler adlı bir “çete” kurduğunu açıkladı.

Danıştay tertibi ile başlayan Ordu düşmanlığı böylelikle devam etmiş oldu. Görülen o ki devam edeceğe de benziyor...

Peki tüm bu tertipleri nasıl değerlendirmeliyiz?

Tertipçilerin hedefleri ne?

Bu tertiplere nasıl engel olabiliriz?

Bu soruların sağlıklı bir cevabını vermek için önce üç yıl öncesine gidelim.

Hatırlanacağı üzere bundan üç yıl önce Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde görevli Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı bir Türk Özel Timi, ABD’li işgalci askerler tarafından kuşatılmış, başlarına çuval geçirilerek esir edilmişlerdi. Türk-ABD ilişkilerinde derin bir krize yol açan bu olay “Çuval krizi” olarak belleklere kazındı.

Peki ABD’liler bu davranışla ne yapmak istiyorlardı. Onlara göre Türk Özel Timi, Kuzey Irak’ta, Süleymaniye, Kerkük ve Tel Afer gibi Türkmen nüfusun bulunduğu bölgede bir yeraltı örgütlenmesi oluşturuyordu. Bu, olası işgal ve iç savaşa karşı bir gerilla direnişinin örgütlenmesi anlamına geliyordu. ABD işgal ordusu bu tür bir hareketi bastırmak için Süleymaniye’deki Türk Karargâhını basmıştı.

Baskın yapıldığı zaman tüm Türkiye büyük tepki gösterdi. Çünkü “hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” anlayışı ile yetişmiş asker bir milletin en seçkin birliğinin başına çuval geçirilmişti.

Fakat olayın bu psikolojik tahribat boyutunun ötesinde değerlendirilmesi gerekiyordu.

O olaydan sonra 4 Ağustos 2003 tarihli Başyazımızda aklımıza takılan soruyu şu şekilde sormuştuk:

Gayrinizami harp provası
Çetede Kuzey Irak bağlantısı
Çete Zaho bağlantılı
Türkiye Derin Devlet'i taşıyamıyor
Tüm bu saldırılarda esas hedef Türk Ordusu’nun “gerilla” gücü olarak tasarlanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’dır. En son Eryaman’da “Kuzey Irak” bağlantısından söz edilmesi, daha önce Danıştay’da Muzaffer Tekin’le Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı arasında bağ kurulmak istenmesi boşuna değildir. ABD, Türk Ordusu’nun Kuzey Irak ve Kıbrıs’ta Türk nüfusu koruyacak “gayrınizami” örgütlenmesini dağıtmak istemektedir. Süleymaniye Baskını da Özel Kuvvetler Komutanlığı’na karşı yapılmıştı. Tüm bu sözde çete operasyonlarının en önemli destekçisinin PKK olması da elbet boşuna değil.

“Çok açık bir şekilde Süleymaniye’de Türk askeri, ABD-AKP ve peşmergelerin ortak operasyonu ile basılmıştır. AKP’nin orada baskına katılıp katılmadığını bilmiyoruz. Umarız bunu yapmamışlardır. Ama bu baskına yardım ve yataklık ettiklerine adımız gibi eminiz.

AKP için bu baskın bulunmaz bir fırsattır. Bir yandan baş düşmanın Türk Ordusu’nun prestijini sarsacaksın. Diğer taraftan Türk askerini ABD ile karşı karşıya bırakarak Ordu’nun geri adım atmasına yol açacaksın. Ve ABD’yi gösterip Ordu’ya bak onunla savaşmak zorunda kalmak istemiyorsan ayağını denk al diyeceksin.

Süleymaniye’deki birliğimizin ne yaptığının çok büyük önemi yok aslında. Türk askerinin Coni’ye teslim olması bizim için onur kırıcı bir durum. Yine de askerimizi suçlamak istemiyoruz. Elbet bir bildikleri vardır ve bunları açıklamalarını da kendilerinden isteyemeyiz, çünkü bunlar Türk devletinin güvenliğini ilgilendiren şeylerdir.

Ama olayı soruşturan Genelkurmay yetkililerinin, oradaki Türk timinden haberdar olan, ilişkisi olan ne kadar sivil görevli ve yetkili varsa, hepsi hakkında yoğun bir soruşturma-araştırma yapmalarını öneriyoruz.”

....

Süleymaniye baskınından sonra Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’taki Türkmenleri korumak, gerekirse onları işgale karşı örgütlemek görevi bitirilmiş oldu.

Bugün Kerkük ve Telafer’de yaşanan Kürtlerin Türklere yönelik soykırımları, istilaları ve ABD işgal kuvvetlerinin Türkmenlere yönelik katliamları ancak bu Süleymaniye baskınından sonra mümkün olmuştur.

Süleymaniye baskınının kimi rahatlattığı ise açıktır, Kuzey Irak’taki Barzani-Talabani aşiretleri ile PKK çetesi. Bu olayla birlikte Kuzey Irak’la Türkiye’nin Güneydoğusu arasında bir bölücülük birlikteliği kurulmuştur.

Şemdinli: İhbar ve ihaneti gördük

Süleymaniye’den sonra ikinci baskın Şemdinli’deki Jandarma İstihbarat kuvvetlerinedir.

Hatırlanacağı üzere Şemdinli’de önceden örgütlenmiş bir grup PKK militanı halkı da sokağa çıkararak bir arabanın içindeki Jandanma İstihbarat görevlilerimize saldırmıştı. Jandarma görevlileri linç edilmemiş ama sözde “suçüstü” yakalanmışlardı.

Şemdinli’deki bu baskın da tıpkı Süleymaniye gibi garipti.

Bir özel timin o dakikada orada olmasını örgütleyen ve bunu PKK’ya bildiren birileri vardı. Şemdinli’den sonra olayın özellikle bu yönüne dikkat çektik. İçerden birileri Türk özel timini ihbar etmişti.

Daha sonrasında iktidar Şemdinli’yi Ordu’ya saldırmak için önemli bir koz olarak kullanmaya kalktı. Hatta saldırılarını Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt’ı suçlamaya kadar vardırdılar. Sözde Şemdinli’de ortaya çıkarılan “derin devlet” propagandası ile hükümet askeri hiyerarşiye müdahale edecek ve derin devleti temizleyecekti.

Fakat tam tersi oldu. Ordu sağlam bir tavır alarak kendi komutanını düşmana teslim etmedi. Şemdinli’nin bir PKK operasyonu olduğu ortaya çıktı.

Şemdinli operasyonunda özellikle dikkat çekici bir sonuç Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un Ordu’nun isteği üzerine görevden alınmasıdır.

Bu görevden alma Türk askeri örgütlenmesine karşı polis içinde bir Amerikancı yapılanmanın olduğunun, bu yapılanmanın düşmana bilgiler sızdırdığının, ABD ve PKK ile ortak operasyon düzenlediğinin kanıtıydı.

Baykal'dan sivil muhtıra

CHP son dönem politikaları ile bizim bir süredir bu sütunlarda yazdığımız önerileri dile getirmeye başladı.

En son CHP lideri Baykal’ın Hükümete sunduğu ve muhtıra olarak nitelenen 7 maddelik planı TÜRKSOLU’nda yazılanlardan başka bir şey değil.

CHP, bu yeni çizgisi nedeniyle Şeriatçı basın tarafından “milliyetçilik”le suçlanıyor.

Danıştay

Hemen ardından Danıştay Saldırısı geldi.

Bu defa gözaltına alınan isim Muzaffer Tekin’di. Muzaffer Tekin kimdi peki? Muzaffer Tekin Kıbrıs’ta olağanüstü kahramanlıklarda bulunmuş bir Türk subayıydı. O da özel kuvvet eğitimi almıştı. Uzun süre Güneydoğu’da görev yapmış PKK’ya karşı savaşmıştı.

Muzaffer Tekin’in ordu içinde hâlâ çok sevilen ve saygı duyulan bir isim olduğu biliniyordu. Dahası Muzaffer Tekin’in, Susurluk’ta pusuya düşürülen Özel Kuvvetler’de görevli Türk polis ve subayları ile de irtibatı vardı. Sık sık Kıbrıs’a gidip geliyordu. Denktaş’ı destekliyordu. Üstüne üstlük bir de TÜRKSOLU okuyordu.

Eryaman

Danıştay tertibi çöken ve zor durumda kalan iktidar içindeki Kürt-İslamcı çete acele yeni bir operasyona girişti.

Hedef bu defa Atabeylerdi. Ankara Eryaman’da bir evde, kendi flaması, marşı olan bir Özel Kuvvetler Grubu, “Eryamanlar çetesi” denilerek basına servis edildi.

Hem de bu çetenin evinde Başbakan’a suikast krokileri bile bulunmuştu.

Hatta sorgularında her şeyi kabul etmişlerdi...

Böyle çete her iktidara nasip olmazdı doğrusu!

Burada çok dikkat çekici bir nokta da Atabeyler grubunun evinde Kuzey Irak Türkmen Cephesi’nin bir ajandası bulunmuştu. Eryamanlar’daki subayların Zaho ile bir bağlantısı olduğu yazılıyordu.

Ancak ertesi günden itibaren tıpkı Danıştay tertibi gibi Eryamanlar olayının da tümüyle iktidar tarafından tertiplendiği ortaya çıktı. Polis ifadeleri, krokiler vb. şeylerin tümünün uydurma olduğu ortaya çıktı. Birileri kamuoyunu manipüle ediyordu. O derece ki büyük basın bile hükümeti dezenformasyon yaptırmakla suçlamaya başladı.

Hedef Özel Kuvvetler Komutanlığı

Şimdi burada duralım ve tüm bu operasyonları alt alta yazarak ortak nokta ve hedefleri saptıyalım.

1- Süleymaniye

2- Şemdinli

3- Danıştay

4- Eryaman

Tüm bu olaylarda bir baskın söz konusudur. Hükümet kuvvetleri tarafından suçüstü gibi, hatta polisin iyi çalışması gibi sunulan olaylarda, önceden belirlenen, hedef alınan, izlemeye alınan isimlerin, provokatif bir olaydan sonra baskına uğradığı görülmektedir!

Bu kuşku vericidir.

Demek ki bu isimlere yönelik bir istihbarat faaliyeti uzun süredir yürütülmektedir.

Bu istihbarat çalışmasını yürüten ekip nerededir?

Bu ekip çok açık bir şekilde Emniyet içinde yuvalanmıştır. Sabri Uzun’un görevden alınmış olması bu ekibi tasfiye etmemiştir. Aksine bu ekip daha dayanaksız ve pervasız operasyonlara başlamıştır. Ekip adeta zıvanadan çıkmış, sağa sola saldırmaktadır.

Peki bu istihbarat ekibi kimle birlikte çalışmaktadır?

Genelkurmay tüm bu operasyonları ancak basından takip ettiğini açıklamıştır. Bu açıklama aslında Emniyet içindeki bu istihbarat ekibinin, Genelkurmay’la ortak hareket etmediğini değil, Genelkurmay’a karşı hareket ettiğini ifade etmektedir.

Peki bir Emniyet istihbaratı nasıl olur da o ülkenin Ordusuna karşı istihbarat ve operasyon yürütür?

İşte bu sorunun cevabı da tüm bu olaylarda ortadadır.

Operasyonlar kime karşı yapılmaktadır?

Operasyonların hedeflerinin tümü istisnasız Özel Kuvvetler Komutanlığı mensuplarıdır.

Peki Özel Kuvvetler Komutanlığı ne iş yapmaktadır?

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın görevi, ülkede bir işgal ve iç savaş durumunda halk örgütlenmesini gerçekleştirmektir. Bu kuvvetler doğal olarak gerilla kuvvetleridir. Eryamanlar’daki Atabeyler grubunun kendisini gerilla grubu olarak tanıtması normaldir. Çünkü bir ülke işgal edildiğinde, dikkat edin işgal gerçekleştikten sonra diyoruz önce değil, işgalciye karşı düzenli birlikle değil gerilla ile mücadele edersiniz.

Fakat gerilla birden kurulmaz. Yani hele bir işgal olsun, düzenli birlikler teslim olsun, o zaman gerilla kurulur lüksü yoktur ordunun. Bu tür bir olasılığı göz önünde bulundurarak bu gerilla harbini de örgütler. Bunun için özel birlikler oluşturur, bu birlikler halk içine girerek taban çalışması yaparlar, ülke işgal edildiğinde direnişçi olacak sivil unsurları tanır ve onlarla temasa geçerler.

Tüm bu faaliyet, ordunun resmi ve kanuni faaliyetidir. Ortada yasadışı bir olay yoktur. “Derin devlet”, “kontrgerilla” vs. suçlamaların dayanağı da yoktur.

İşte şimdi hedefe alınan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın görevi budur.

Peki bugün için Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın özellikle hedef olmasının bir nedeni var mı?

Bu nokta en hassas noktadır.

Özel Kuvvetler neden hedef?

MGK üç yıl önceki bir toplantısında Irak’taki gelişmeleri de göz önünde bulundurarak, olası bir işgale karşı sivil savunma kuvvetlerinin örgütlenmesi kararını aldı.

Bu karar elbette TÜRKSOLU üslubu ve açıklığı ile yazılmamıştı. Ama tespit ortaktı: Yarın öbür gün ABD Irak gibi Türkiye’yi de işgal ederse, buna karşı bir gerilla harbini örgütlemek artık Ordu’nun gündemindeydi.

Demek ki ortada olası bir işgal senaryosu ve buna karşı Türk Ordusu’nun tedbirleri vardır.

Süleymaniye’den başlayan ve Eryaman’a uzanan operasyonu bu çerçevede ele almak gerekir. ABD, Türkiye’ye saldırmayı kafasına koymuştur ve bu saldırı öncesinde Türkiye’nin gerilla harbi imkanını elinden almak istemektedir.

Özellikle Şemdinli ile başlayan kontrgerilla ve derin devlet tartışmalarının nedeni de tümüyle budur. Kimileri bilerek, kimileri bilmeyerek, “derin devleti” gündeme getirerek ABD’nin öncü kuvvetliğini yapmaktadır. Bizim uzun bir süredir “Derin devletimi geri istiyorum” çığlığı atmamız boşuna değildir.

ABD Türk Ordusu’na saldırmadan önce, ordunun direnişçi yapısını kırmak ve dağıtmak istemektedir. Özel Kuvvetler bu nedenle ABD’nin öncelikli hedefidir.

Burada ABD işgalinin dışında ikinci hassas noktayı da belirtelim. Yine geçtiğimiz aylarda MGK bir iç göç raporu yayınladı. Bu raporla, PKK’nın bilinçli bir nüfus hareketliliği yarattığı tespit ediliyordu. Bu, iç savaşı hazırlamaktı.

İşte ikinci hassas nokta olası bir iç savaşa ülkeyi hazırlamak, böylesi bir iç savaşta halkın can güvenliğni korumak ve asayişi temin etmektir. Ordu bu olasılığı da göz önünde bulundurarak bir hazırlığa girişmiştir. Bu hazırlık da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın görev alanındadır!

Demek ki operasyonların Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı hedef alması boşuna değildir.

Bundan sonrası için planlama şudur:

1- Derin Devlet suçlamaları daha da artırılarak Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın lağvedilmesi istenilecektir.

PKK ve yandaşları bunun propagandasına başlamışlardır bile.

2- Jandarma İstihbaratı da Özel Kuvvetler’in istihbarat birimi gibi algılanmaktadır. O nedenle JİTEM suçlamaları artırılacak ve Jandarma İstihbaratı’nın lağvedilmesi istenilecektir.

3- Özel Kuvvetler Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlıdır. Kara Kuvvetleri Komutanı ise Yaşar Büyükanıt’tır.

Önümüzdeki dönemde Yaşar Büyükanıt’ı doğrudan zanlı konumuna düşürecek yeni “çete” operasyonları başlayacaktır. Bilindiği üzere Eryamanlar’daki subaylara üst kademelerden emir aldıkları kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Üst kademeden kasıt Yaşar Büyükanıt’tır.

Şimdiden hazırlıklı olalım, yarın öbür gün yine böylesi bir çete yakalanır ve bu çete mensuplarının Yaşar Büyükanıt ile telefon görüşmeleri yayınlanır!

Ergenekon büyüyor! Yakında dağı deler Kuzey Irak’a taşarız!

Burada tertipçilerin yapacaklarını yazdık ancak tertipçilerin başarı ihtimali bulunmamaktadır. Çünkü ulusal güçler bu tür tertipleri atlatacak kadar bilinçli, planlı ve kararlıdır.

Hemen burada Ergenekon’a girelim.

Danıştay tertibi sonrası bazı gazeteler Türk kontrgerillasının Ergenekon adıyla yeniden kurulduğunu yazdılar. Hatta bu Ergenekon’un beyni olarak da TÜRKSOLU’nu gösterdiler.

Bu haberleri yazanlar aslında böyle bir örgütlenme olmadığını çok iyi biliyorlar. Ama Ergenekon adlı hayali örgütten bu kadar korkmaları da ayrı bir gerçeğe işaret etmektedir.

Danıştay tertibi ile başlayan süreçte tertipçiler beklemedikleri bir direnişle karşılaştılar.

En önemli darbeyi hastanede Muzaffer Tekin’den yediler. Muzaffer Tekin “Başıma çuval geçiremeyecekler” diyordu. Gerçekten de geçiremediler! Üstelik Muzaffer Tekin’den istedikleri türde bir ifade de alamadılar.

Aynı şekilde Şemdinli’de Astsubay Ali Kaya’dan da istedikleri ifadeyi alamamışlardı.

En son Eryaman’da da Özel Kuvvet subayları bu tertipçilere konuşmadı.

Eğer tüm bu güçler Ergenekon ise, tertipçiler Ergenekoncuların sağlam direnişçi olduklarını görmelidirler!

Fakat Ergenekon olarak hedef alınan örgüt bugün daha da büyümüştür! Eskiden bu örgütün beyni olarak görülen bir tek TÜRKSOLU vardı. Ancak son süreç değerlendirildiğinde CHP’nin de artık TÜRKSOLU paralelinde siyaset yürüttüğü görülmektedir. Demek ki Ergenekon büyümektedir!

Hele biraz daha büyüsek, kalabalıklaşsak da şu dağdan çıksak!

Bakalım tertipçiler nereye kaçar o zaman?

Bizi Kıbrıs’ta mı, Balkanlar’da mı, Kuzey Irak’ta mı durdururursunuz şimdiden düşünün!

Mete’nin oğlu Attila biliyorsunuz Ergenekon’dan çıkışta tüm Avrupa’ya kadar yayılmıştı!

Özel Kuvvetleri hedef alan bu tertipler, Ordu’nun bütününü birleştirmiştir. En halim selimler bile artık tertipçilerin karşısına dikilmektedir!

Tertipçiler burada Ergenekonculara çete damgası vurmaya kalkmıştır ama tüm Ordu’yu Ergenekon etrafına toplamıştır!

Bakın Ergenekon’un bir de ordusu oluverdi!

Danıştay’da ulusal güçleri hedef tahtasına oturtanların aslında Ulusalcı denilen bir düşmana karşı da çıkmadıklarını özellikle belirtelim. Kimdir ulusalcılar ve bu son tertiplerde hangi ulusalcı hedefe oturtulmuştur?

Yayınlanan çete şemalarından, iğrenç saldırı yorumlarına kadar tümünde ulusalcı denilen kesim içinde bir tek adı geçen siyasal çizgi TÜRKSOLU’dur.

TÜRKSOLU’nun dışında herhangi bir gazete, dergi, tv vs. hedef alınmamıştır. Hatta o kadar ki saldırganın üzerinden Ulusal Haber kartı çıkmasına rağmen İşçi Partisi hedef alınmamıştır. Tüm yorumlarda Ergenekon’un beyni olarak TÜRKSOLU gösterilmiştir.

Demik ki tertipçi Kürt-İslamcı çete için tehdit kaynağı TÜRKSOLU’dur.

Hedefe oturtulanlarsa, şu ya da bu ölçüde TÜRKSOLU yörüngesinde olduğu düşünülen şahıs ve kurumlardır.

Vatansever Kuvvetler Güçbirliği TÜRKSOLU paralelinde faaliyet yürüten bir dernek olarak suçlanmaktadır. Avukat Kemal Kerinçsiz MHP’nin teslimiyetçi çizgisinin dışında biri olarak görülmekte, TÜRKSOLU’na dahil olmasa bile TÜRKSOLU’nun direnişçi mantığını sahiplendiği ve uyguladığı için özellikle hedef olmaktadır.

İşçi Partisi bile olaya ancak TÜRKSOLU’na düşman olduğu için dahil edilmektedir.

Görüldüğü gibi TÜRKSOLU’na düşman olmak bile bir siyasetçinin işine yaramaktadır. Vay be diyoruz kendi kendimize, biz neymişiz de haberimiz yokmuş! Bize düşmanlık dışında tek bir politikası olmayan ve sadece bize düşmanlık yaptığı zaman basına çıkabilen bir Perinçek’i bile meşhur edebiliyoruz!

Bu da doğal bugün Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ve TÜRKSOLU’na saldırılırken birileri arşivleri karıştırsa, bugün TÜRKSOLU’na saldıran Perinçek’in dün de, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na, JİTEM’e karşı büyük bir savaş açtığını görür. Perinçek dün orduya saldırdığı için basına çıkıyordu;bugün TÜRKSOLU’na saldırdığı için.

Bu da gayet normal, partisi kırk yıldır binde beşi geçemeyen bir adama siz basın olsanız ne zaman sayfalarınızı açardınız ki?

Ancak ordu ve TÜRKSOLU gibi etkin kurumlara saldırdığı zaman