29.05.2006

Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Özgün
Kültür
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Şener ÜşümezsoyBasra Körfezi’nin
petrol açısından vazgeçilmezliği

İran, Irak, Suudi Arabistan petrolleriyle bilinen Basra Körfezi’nin petrol ve doğalgaz yataklarındaki kapasitesi, dünyanın en büyük yataklarını oluşturmaktadır. Bunları açıkça ortaya koymadan ve sayıları nicelik ve nitelik olarak kavramadan, gerek Basra Körfezi’nin dünya petrol ticaretindeki yeri, gerekse Basra Körfezi’ndeki yatakların dünya petrol rezervlerindeki anlamı kavranamaz. Günümüzün Büyük Ortadoğu Projesi anlamında bu bölgenin dünya sistemi için ne denli temel olduğu, ancak bu olgu kavranabildiği zaman ortaya konabilir.

Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, bilinen 1.4 trilyon varillik dünya petrol rezervinin 550 milyar varili tüketilmiş ve geriye 850 milyar varil petrol kalmıştır. 1.4 trilyon varillik bilinen petrol rezervinin 930 milyar varili yalnızca Basra Körfezi çevresindeki beş jeolojik formasyondan oluşan bölgede yer almaktadır. Bunların başında Zağros, Mezopotamya Tersier yaşlı formasyonlar içinde, ki bu formasyonlar Kerkük’ten başlayarak Buşehr ve Basra Körfezi bölgesindeki Abadan-Avas uzanımı bölgesinde yer alır. Jeolojik olarak bu yataklar, Kerkük Çanağı’nda, Basra Körfezi’ndeki Desful Çanağı’nda yer almaktadır. Yalnız burada 372 milyar varil petrol bulunmaktadır. Bu yataktaki toplam petrol ve gaz rezervi ise 456 milyar varildir.

Harita 1. Dünya petrol akışı içerisinde Basra Körfezi’nin yeri

İkinci önemli yatak Arabian Subbasil dediğimiz Tuvayig ve Hanefi-Arap isimli tabakalarda yer almaktadır. Bu yatakta ise 199 milyar varil yalnızca petrol, gazla birlikte ise 234 milyar varillik rezerv söz konusudur.

Bunu takip eden üçüncü bir katmanda Kratese yaşlı Tahamama-Vasiya formasyonlarında 71 milyar varil petrol, toplam 90 milyar varil petrol ve gaz rezervi bulunmaktadır. Jurassic yaşlı Hanefiya-Diyap-Arap formasyonunda ise 19 milyar varil petrol, toplam 32 milyar varil petrol ve gaz rezervi bulunmaktadır.

Bunun dışında ise Siluryan-Kasara formasyonunda 90 milyar varil petrole eşit gaz rezervi bulunmaktadır. Central Arabia-Kasara formasy onunda ise 19 milyar varile eşit gaz rezervi bulunmaktadır.

Harita 3. Başlıca boğazlardan petrol akışı ve Hürmüz Boğazı’nın merkezi konumu

Bu biçimde olaya baktığımız zaman dünya petrolünün toplam gaz ve petrolünün oluşturduğu bilinen rezerv tüketilmiş ve kalanları da kapsayan rezerv 2.3 trilyon varildir. Bunun 930 milyar varil toplam gaz ve petrol görüldüğü gibi Basra Körfezi’ndeki 5 formasyon içinde yer almaktadır.

Bu formasyonlardaki petrol miktarı ise 666 milyar varildir ki, bu miktar 1.4 trilyon varillik dünya petrol rezervinin yarısına eşittir. Yine 264 milyar varile eşit gaz miktarıyla, dünya gaz rezervinin üçte biri bu bölgededir. Dünya gaz rezervi bilinen ve tüketilmiş olarak hesaplandığında 900 milyar varildir.

Konuya jeolojik olarak baktığımız zaman, Basra Körfezi’nin hemen kuzey kıyısında ve güney kıyısında devam eden bu tabakalar boyunca jeolojik zamanlar süresince sürekli petrol tabakaları oluşmuş ve bu tabakalar bu bölgede çökelmiştir.

Bölgedeki devletleri İngiliz emperyalizmi oluşturmuştur

Harita 2. Basra ve Kerkük petrollerinin Hayfa’ya bağlanarak Hürmüz’ün ve Yumurtalık’ın devreden çıkışı

Bu yatakların politik olarak dağılımını göz önüne almamız gerekir. İngilizler Birinci Dünya Savaşı sonrası bir Türk devleti olan İran-Kaçar devletini parçalayarak burada bir Farsi iktidar oluşturmuş, Körfez’in kuzeyindeki Abadan-Avas-Buşehr bölgesi British Petrol aracılığı ile İran’a bırakılmıştır. Bunun güney ve kuzeybatısında kalan Kerkük petrolleri ve Basra Vilayeti’ndeki petroller Irak’a bırakılmış, hemen bunun altındaki petroller Kuveyt diye bir devlete ayrılmıştır. Diğer petrol yatakları da, kontrol edilebilecek biçimde Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletlere paylaştırılmıştır. Kontrolleri bütünüyle İngiliz emperyalizminin elinde olan bu küçük devletçikler oluşturulmuştur.

Bu devletlere baktığımız zaman, Suudi Arabistan’da tüketilmiş olan petrol 73 milyar varil, kalan 284 milyar varil ve keşfedilecek olan 90 milyar varil petrol vardır. Bu boyutuyla olaya baktığımız zaman tüketilmiş artı kalan bilinen petroldür. Keşfedilecek olan petrol ise dünya rezervlerini keşfetmeyle 660 milyar varil ile bilinen rezervleri üçte iki oranında arttıracak bir kapasite söz konusudur.

Günümüz petrol rezervleri

Basra Körfezi çevresindeki ülkelere baktığımız zaman Suudi Arabistan’da 284 milyar varil kalan petrol söz konusudur. 73 milyar varil de tüketilmiş petrol söz konusudur. İran’da ise 105 milyar varil kalan petrol söz konusudur. Tüketilmiş olarak 34 milyar varil, keşfedilmemiş olarak ise 53 milyar varil petrol söz konusudur.

Irak’ta ise 100 milyar varil kalan petrol vardır, 22 milyar varil tüketilmiştir, gelecekte keşfedilecek olarak ise 45 milyar varil söz konusudur.

Kuveyt’e baktığımız zaman ise 80 milyar varil kalan petrol vardır. 26 milyar varil tüketilmiştir, 4 milyar varil keşfedilecek petrol kapasitesi vardır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde 15 milyar varil tüketilmiş, 73 milyar varil kalan ve 37 milyar varil keşfedilmemiş petrol söz konusudur.

Katar’a baktığımız zaman 5 milyar varil tüketilmiş ve 33 milyar varil kalan petrol rezervi söz konusudur.

Bu boyutuyla bakıldığında Basra Körfezi’nin kuzeyindeki ve güneyindeki çevrede yaklaşık 700 milyar varillik petrol rezervi söz konusudur. Bu da kalan tüm petrol rezervinin %82’sinden fazlasını oluşturmaktadır.

Keşfedilmemiş rezervlere baktığımızda, 230 milyar varil keşfedilecek petrol söz konusudur. Bu da, dünyada keşfedilecek petrolün yarısına eşit miktardadır.

Bu boyutuyla olaya bakıldığında Suudi Arabistan’da 73 milyar, Irak’ta 22, İran’da 134, Kuveyt’te 26, BAE’de 15, Katar’da 5 milyar varil tüketilmiş petrol bulunmaktadır. Bugüne kadar bu bölgede tüketilen petrol miktarı ise 175 milyar varil olmaktadır. Çok uzun zamandan beri petrolün bu bölgede bilinmesine ve tüketilmesine karşın, kalan ve keşfedilen arasındaki ilişkiye baktığımız zaman buradaki petrollerin henüz çok yeni işletilmeye başladığını görmekteyiz. Bu boyutuyla olayı kavradığımızda, petrolün belli çanaklar halindeki 6 çanak içinde bulunduğunu, emperyalizm tarafından yapay şekilde parçalanan Arap devletleri arasında paylaştırıldığını görüyoruz. Petrol üzerinde egemenlik kurabilmek için, küçük devletçikler oluşturulmak suretiyle Arap ulusunun bütünselliği parçalanmıştır. Günümüzdeki bu küçük Arap ulusçukları, tarihsel Arap ulusunun parçalanması ile ortaya çıkmıştır.

Günümüz petrol üretimi

Günümüz dünya petrol üretimine baktığımız zaman, günde yaklaşık 86 milyon varil petrol üretildiğini görmekteyiz. 2006 yılı ile hesapladığımız zaman bu miktarın 9.2 milyon varilini Suudi Arabistan üretmektedir. İran 4 milyon varil, Irak 1.8 milyon varil, Birleşik Arap Emirlikleri 2.3 milyon varil, Kuveyt 2.1 milyon varil üretim yapmaktadır. Bu bölgedeki diğer ülkeleri de hesaba kattığımız zaman, günde 24 milyon varillik üretim ortaya çıkmaktadır.

Bu yapının dünya petrol ticareti açısından tüketim tarafına baktığımız zaman ise, OECD-Avrupa ülkelerinin 15.6 milyon varil, Pasifik’in 8.7 milyon varil, Çin’in 7.1 milyon varil, diğer Asya ülkelerinin ise 9.1 milyon varil petrol tükettiğini görmekteyiz. Avrupa’nın ve Pasifik’in petrollerini sağladığı yegane hat, yegane kaynak, Ortadoğu petrolleri dediğimiz Basra Körfezi çevresi petrolleridir. Avrupa, petrolünü Ortadoğu dışında Kuzey Afrika, Cezayir ve Libya’nın yanında Rusya’dan da sağlamaktadır. Ama Pasifik, Çin ve Japonya bütünüyle Ortadoğu petrollerine bağımlı konumdadır.

Diğer petrol üretici ülkelere baktığımız zaman Nijerya günde 2.5 milyon varil, Libya 1.6 milyon varil, Cezayir 1.3 milyon varil, Venezüella 2.1 milyon varil, Sovyetler Birliği 11.6 milyon varil -bunun 9.5 milyonu Rusya-, Çin 3.6 milyon varil, ABD 7.6 milyon varil, Kanada 3.8 milyon varil, Meksika 3.1 milyon varil petrol üretmektedir. Avrupa’da ise Norveç 3 milyon varil, İngiltere 2 milyon varil petrol üretmektedir.

Harita 3’e bakıldığı zaman, 2002 yılında Körfez’den Amerika’ya günde 7 milyon varil petrol akışı olduğunu, 2030 yılında ise bu akışın günde 20 milyon varile ulaşacağını görmekteyiz. Japonya’ya 2002 akan günlük 5 milyon varil petrol 2030 yılında 8 milyon varile, Avrupa’ya akan 3 milyon varil ise 7 milyon varile ulaşacaktır.

Suudi Arabistan’dan Amerika’ya akan günlük 2 milyon varillik petrol, 2030 yılında 10 milyon varile çıkacaktır. 2002 yılında Körfez’den akan petrol 20 milyon varil iken, 2006’da ise 24 milyon varillik bir petrol akışı söz konusudur. Bu petrol akışını kanallarına göre indirgediğimizde, bunun 15.3 milyon varili Hürmüz Boğazı’ndan, 11 milyon varili ise Malaka’dan hareket etmektedir. 2003 yılında Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarı 20 milyon varil iken, 2030 yılında 36 milyon varile çıkacaktır. Keza Avrupa’ya doğru Hürmüz Boğazı’ndan akarak çıkan petrol Süveyş kanalından günde 4 milyon varil kadar akar iken daha sonra 5 milyon varile gelecektir.

Hürmüz Boğazı’nın önemi

Bu olayı incelediğimiz zaman, dünya petrolünün belli kanallar boyunca hareket ettiğini görmekteyiz. Özellikle 3 km. genişliğinde dar bir boğaz olan Hürmüz Boğazı’ndan günde 15 milyon varillik bir petrol akışı olmakta ve boğaz, bugünkü stratejinin en önemli noktalarından birini oluşturmaktadır. Keza Malaka Kanalı Endonezya, Malezya, Singapur açısından önemli olup ve buradan günde 11 milyon varil petrol akmakta, 2.5 km. genişliğindeki bu kanaldan Çin’e ve Asya’ya doğru petrol akışı sağlanmaktadır. Süveyş kanalından akan petrol miktarı günde 1.3 milyon varildir. Bu tankerler Afrika’dan Avrupa’ya doğru gitmektedir. Keza Kızıldeniz’den günde 2.5 milyon varil petrol geçmektedir. Bunun dışında Aden’den Akdeniz’e akan petrol miktarı Süveyş’ten 2.3 milyon varildir. Türkiye boğazlarından ise Rusya’dan gelen 3 milyon varillik petrol akmaktadır.

Bu ilişkilere baktığımız zaman Hürmüz Boğazı’nın sürekli önem kazanan bir noktada olduğunu görüyoruz. Bugün Çin günde 7.1 milyon varil petrol ile Amerika’dan sonra ikinci büyük tüketicidir. Avrupa günde 15.6 milyon varil petrol talep etmektedir. Kuzey Amerika ise günlük 26 milyon varil petrol talep etmektedir. Bu boyutuyla bakıldığı zaman Avrupa’nın talep ettiği 15.6 milyon varil petrol dışında, Pasifik bölgesi ve Çin de önemli miktarda petrol talep etmektedir. Çin ve Pasifik günde 16 milyon varil petrole denk olmaktadır. Pasifik 8.7, Çin ise yalnız kendi başına 7.1 milyon varil petrol talep etmektedir. Diğer taraftan, Avrupa’nın üretimi günde 5.6 milyon varil iken, Çin’in üretimi yalnızca 3.6 milyon varildir.

Latin Amerika’nın petrol üretimi ise günlük 4.6 milyon varildir ve bunun 2.1 milyon varilini Venezüella sunmaktadır. Tüm bu veriler bize Hürmüz Boğazı’nın ve Arap petrollerinin önemini göstermektedir. Olaya bu boyutuyla bakıldığında Ortadoğu’daki yeniden yapılanmanın nedeni belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. “Petrol yatakları tükenecek” denen tezin tersine, fiyatlarla birlikte rezervler de sürekli olarak artmaktadır. Buna ek olarak Kanada ve Venezüella’daki bütümlü şist ve kumlardan buharlama sistemi ile elde edilen petrol, gelecek yıllarda ekonomik olarak yoğun bir biçimde kullanılacaktır. Ama tüm bunlara karşın Körfez’den çıkacak petrol, dünya sistemi için olmazsa olmaz bir konumdadır. Burada Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, özellikle Çin ve Japonya için yaşamsal derecede önem taşımaktadır. Çünkü Çin ve Japonya’nın Orta Asya’dan sağladıkları petrol, bu bölgeden sağladıklarının yanında son derece önemsiz miktardadır.

Çin’in kendi petrol üretimi günlük 3.6 milyon gibi kendisi için son derece düşük bir miktar olup, tüketimi 9 milyon varile doğru gitmektedir. Petrol fiyatlarının çok düşük olduğu yıllarda Çin hızlı bir şekilde büyümesinin gerçekleştirmiştir. Ama petrol fiyatlarının 100 dolara doğru tırmanmayı sürdürdüğü noktada Çin’in bu büyümeyi sağlayamayacağı gibi büyük bir kriz yaşayacağı da ufukta görünmektedir. Aynı olgu Japonya için de geçerlidir.

Petrol yatakları sanıldığı gibi büyük bir bölgede değil, belirli lokallerde yer almaktadır. Bu nedenle petrol yatakları üzerindeki küçük devletçikler, iktidarları kolayca kontrol etmek amacı ile kurulmuştur. Irak’ın kuzeyinde Kerkük’te, güneyinde ise Basra’da petrol yatakları vardır. İran’da Abadan ve Avas’taki yatakların yanı sıra, Basra Körfezi’nin kuzey kıyısındaki Buşehr boyunca uzanan petrol yataklarını geçen sayıda görmüştük. Bunun dışında Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’da petrol, belli çanaklar boyunca yer almıştır.

Demokratikleştirme petrol yataklarını kontrol altında tutmak için kullanılan maskedir

Günümüzde bu kontrolü sürdürmek ve keşfedilecek petrol yatakları üzerindeki egemenliği sağlamak için, demokratikleştirme adı altında bölgenin yeniden yapılandırılması gündeme gelmektedir. Burada da petrol yatakları özellikle İran ve Irak petrol yatakları kuzeyinde yer alan Irak’ta Osmanlı Devleti zamanında kimlik oluşturmuş olan Goran, Soran ve Kırmanç kimlikleri ile bu etnik kimliklere bir ulusal kimlik oluşturma çabası ile bu petrol yatakları çevresine kuzeydeki Türkiye ve İran’la bir sınır koymak, güneyde ise İran petrollerin hemen Zağros kuzeyinde yaşayan Lurlar, Bahtiyariler gibi etnik grupları da İran’la petrol yatakları arasında sınır bölgeler oluşturma çabasıdır.

Günümüzdeki politika, geçmişte olduğu gibi petrol yatağı üzerinde yeni bir devletçik oluşturup onu sisteme bağlamak değil, petrol yatakları üzerinde bizzat fiili kontrolü sağlamaktır. Burada da Basra Körfezi’nden Çin ve Japonya’ya gidecek petrolün kontrole karşı bu petrolün kontrolünün İran’ın elinde tutması ya da Amerika’nın elinde tutamaması durumunda petrol yataklarını bir başka kanaldan Avrupa’ya doğru aktarma yolu çıkmıştır. Bu, Basra ve Abadan petrollerini Şekinan petrolleri dediğimiz proje ile Hayfa’ya bağlamak, Kerkük petrollerini de Hayfa’ya bağlamak biçiminde oluşturulmuş bir projedir. Avrupa’nın talep ettiği petrolün Süveyş gibi uzun bir yoldan getirilmesi yerine direkt boru hatlarıyla Hayfa Limanı’ndan Avrupa’ya gönderilmesi projesi gündemdedir. Bunun dışında kalan da, diğer yollarla, özellikle Hürmüz Boğazı kontrol edilerek Çin ve Japonya’ya gönderme planı olabilir. Bu iki projede de kuzeyden Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’na egemen olmak isteyen bir Kürdistan projesi dışlanmaktadır. Suriye ve Türkiye gibi karmaşık bir hat yerine petrolün direkt olarak Irak-İsrail-Hayfa üzerinden Avrupa’ya aktarılması sistem açısından daha uygun görünmektedir.

Keza aynı şekilde Basra Körfezi petrolleri İsrail’den Avrupa’ya aktarılırsa Avrupa’da bir petrol bolluğu söz konusu olacağından, Azerbaycan petrollerinin Türkiye üzerinden Yumurtalık’a ve oradan da Avrupa’ya aktarılmasının küresel olarak çok anlamı gözükmemektedir. Bu durumda Orta Asya petrollerinin Çin’e karadan gitmesi, Basra Körfezi petrollünün de Avrupa’ya İsrail üzerinden aktarılması projesi somut gözükmektedir. Bu nokta günümüzdeki tüm politikaları belirlemektedir. Bu yüzden İran’a karşı yapılacak operasyonlarda Türkiye’yi her bakımdan karıştırma yoluna gidilmektedir. Çünkü 21. yüzyılın değil, 22. yüzyılın projesi bu dönemde sistem tarafından oluşturulmaktadır. Bu projeye göre Avrupa’nın petrol kaynaklarını Rusya ve İsrail üzerinden aktarılan iki kanalda tutmak, Hürmüz Boğazı’nı ele geçirerek Çin’e giden petrolü kontrol altında tutmak biçiminde bir politika karşımıza çıkmaktadır. Bu politika dünya barışını riske sokmakta ama Amerikan sisteminin para-sermayesinin, savaş sanayisinin, petrol sanayisinin birlikte oluşturduğu yeni birikim dönemi için atılması gereken ilk adım olarak karşımıza çıkmaktadır.