| Ali Özsoy |
İran nükleer tehdit mi Türkiye’de iç siyasette ABD müdahalesi yeniden başladı. AKP köşeye sıkıştırılıyor. Tayyip Erdoğan İran dahil her türlü konuda “kullanılmaya hâlâ müsait” olduğunu göstermek için Bush’un kapısını yeniden çaldı. Ama kendisine uzun bir süredir randevu verilmiyor. Diğer yandan TÜRKSOLU’nun daha bir yıl önce yaptığı “Amerikancı, ‘laik’ darbe” uyarısı bugün Türkiye’nin bir numaralı tartışma konusu oldu. Artan laik-anti-laik gerginliği AKP’yi hem ABD talepleri açısından iyice yumuşatıyor, hem de AKP’ye alternatif sivil-askeri yeni Amerikancı iktidar senaryolarını gündeme taşıyor. Bir diğer gelişme ise AKP iktidarına karşı yükselen Genelkurmay-Çankaya merkezli Ankara inisiyatifi. Bu inisiyatif sonucunda Türk Ordusu ulusal güvenliğin ve Cumhuriyet’in korunması yönünde sertleşen bir tavır ortaya koymaya başlamıştır. Bu inisiyatif ABD’nin kontrolü dışında Amerikancı AKP’yi devirir ise ABD için büyük bir çıkmaz ortaya çıkacaktır. Bundan dolayı ABD, Türk Ordusunun ve özellikle son büyük Ankara eylemlerinde ortaya çıkan Türk halkının yükselen muhalefetini ya engellemek ya da manipüle etmek zorundadır. Yeni provokasyonlar ve 3. Meşrutiyet darbeleri dönemi başladı. Bu provokasyonların temel amaçlarından biri Türkiye’yi İran ile cepheleştirmek olacak. Böylelikle Türkiye gerçek düşmanları olan ABD kaynaklı bölücü ve gerici tehditlerle mücadele mevzilerinden yeniden uzaklaştırılacak. MGK’nın “nükleer silahı olan komşu istemiyoruz” şeklindeki son açıklaması bu sürece hizmet emektedir. MGK’nın AKP iktidarıyla birlikte fiilen tasfiye olduğu ve artık Türkiye’nin milli güvenliğine değil Batı’yla sözde “müttefiklik” dayatmalarına hizmet ettiği biliniyor. Öyleki AKP’nin atadığı MGK başkanı Alpogan ABD’ye kadar gidip ABD’li yetkililere laikliğin güvencesi bağımsız Türk yargısını şikayet etmiş, Cumhuriyet’in yargısını “eğitimsiz ve antidemokratik” olmakla suçlamıştı. ABD medyası ise İran’a karşı planlanan Türk-ABD ordularının ortak tatbikatıyla ilgili haberler yayıyor. Oysa İran ile Türkiye arasında 17. yy.dan beri hiçbir savaş yok. İran nükleer çalışmalarının komşularını hedef almadığını, tüm bölgeye en büyük tehdidi oluşturan ABD ve İsrail’e karşı nükleer teknoloji geliştirmenin en doğal hakkı olduğunu açıklıyor. Hatta İran Türkiye’ye elindeki nükleer teknolojiyi paylaşmayı resmen önerdi. Nükleer teknolojiyi birlikte geliştirmeyi teklif etti. Türkiye NATO üyesi olduğu için bağımsız davranabilen İran’ın çok daha gerisine düştü. Türkiye değil nükleer bomba, santral bile yapamadığı gibi NATO kısıtlamalarından dolayı tüm İslam dünyasında en geri füze teknolojisi ve hava savunma sistemine sahip ülke durumunda. İran K. Irak’a girmeden gelişmiş füzeleriyle Kandil’deki PKK kamplarını rahatlıkla vuruyor. Oysa Türkiye K. Irak’a bir cip soksa büyük sorun oluyor. Elbette nükleer silahı olmayan bir ülke etrafında nükleer silahlar belirirse zayıf bir konuma düşer. Ama bu durumun İran’dan kaynaklandığını söyleyenler ya kör cahildir ya da zır deli. Çünkü Türkiye zaten 50 yıldır dünyanın en büyük iki nükleer gücü ABD ve Rusya arasında sıkışmış durumda. Özellikle Soğuk Savaş yıllarında büyük bir tehlike yaşadı. Bugün ise ABD kaynaklı çok sıcak bir tehlike var. İran’ın nükleer silah yapma olasılığının belirmesi Türkiye için bir şans olmuştur. Türkiye sonunda uyanmıştır. Ulusal güvenliğimize en büyük tehlike olan NATO kaynaklı zincirlerden artık kurtulma zamanıdır. Türkiye artık ABD zincirlerini kırıp, hızla nükleer silah ve füze teknolojisi geliştirmelidir. İran bu açıdan Türkiye için nükleer tehdit değil, büyük bir nükleer dost olabilir. Yeter ki Türkiye gerçek düşmanını iyi görsün ve ABD kaynaklı provokasyonlara alet olmasın. Türkiye, İran ve Pakistan Müslüman nükleer kulübünün ilk öncüleri olabilir. Bu ise tüm dünyada dengeleri değiştirir. Daha zayıf bir ABD yaratır. Bu ise dünyayı ve bölgeyi Türkiye için daha güvenli kılacaktır. Türkiye’ye yönelik ulusal tehdidin ne olduğunu ise bugün sokaktaki çocuk bile biliyor. ABD destekli PKK ve istilacı Kürt hareketi Türkiye’ye yönelik en büyük tehlikedir. Türkiye artık bu tehlikeyi Musul, Kerkük, Kandil’de değil, doğrudan Diyarbakır, Ankara, İzmir, İstanbul’da hissetmektedir. Ortada garip bir tablo beliriyor. Türkiye’deki gerici veya “laik” görünümlü tüm ABD işbirlikçilerinin sorumlu olduğu bir tablo. Bir tarafta PKK doğrudan ABD desteğiyle aynı anda hem Türkiye, hem Suriye hem de İran’da silahlı terör uyguluyor. ABD yönetimi İran’daki bir numaralı müttefiklerinin Kürtler ve PKK’nın oradaki uzantısı olan PJAK olduğunu açıkça belirtiyor. İran son yıllarda Türkiye’den çok kayıp vererek 2000’e yakın zayiatla PKK’ya karşı savaşıyor. Türkiye’nin yapamadığını yapıp Kandil’i bombalıyor. İran büyükelçisi açıkça ABD-Kürt ortaklığına karşı Türkiye’ye işbirliği öneriyor. Diğer yandan ABD ve işbirlikçileri İran’ın Türkiye için tehdit olduğunu savunup, yeni süreçte ortak tehdide karşı ABD’yle yeniden ilişkileri geliştirme fırsatından bahsediyor. Amerikancı savaş iktidarları artık Türkiye’de tutmaz Türkiye’de Amerikancılığın artık ne tür bir çılgınlık anlamına geldiğini çok net belirtmek gerekiyor. ABD dostluğu, İran’a PKK’yla birlikte saldırıp işgal etmeyi planlayan ABD ordusuna destek olmak demektir. İran’a saldırı için Türkiye’den ABD’ye yeni üs isteyenler utanmasalar PKK’nın tüm bölge ülkelerine terörist saldırısı için de üs isteyecekler. Zaten İran Irak gibi düşerse “büyük Kürdistan” büyük oranda kurulmuş olacak. 1 Mart tezkeresinde yapamadıklarını yapıp, “müttefiklik” adına onbinlerce ABD askerini güneydoğuya sokarlarsa işte o zaman Diyarbakır ABD-PKK için olgun bir meyveye dönüşecektir. Tüm bunları görmezden gelerek Türkiye’de İran’ın işgali için yeni bir Amerikancı iktidar kurgulayanların çıkmazı da buradan kaynaklanıyor. Türkiye ile ABD’nin çıkar çatışması İran ile ABD arasındaki çatışmadan bile daha büyük. ABD zaten Türkiye’ye “müttefiklik” dayatırken hiçbir şekilde Kürt hareketinden veya PKK’dan da desteğini çekmiyor. Türkiye’nin hiçbir talebini de kabul etmeyeceğini açıkça belirtiyor. O zaman Türkiye ile ABD arasındaki bu savaş yaratıcı nitelikteki çıkar çatışması ortadan kalkmadığı, PKK ve K. Irak’taki kukla Kürt devleti Türkiye’ye karşı ABD silahı olarak var olduğu sürece hiçbir güç ABD ile Türkiye’yi “dost” yapamaz. Türkiye’den İran’ın bombalanması için uçak kaldırtacak veya ABD birliklerine Türk toprağı çiğnetecek herhangi bir kukla iktidarın önünde yine Türk milletinin ve devletinin bölücülük ve her türlü dış destekçisine yönelik sert tepkisi olacaktır. Bundan dolayı her türden Amerikancı iktidarın Türkiye’de ömrü ve olanakları artık çok kısıtlıdır. Bugün 3 Kasım 2002’den farklı bir durum söz konusudur. Kaldı ki tarihin en Amerikancı iktidarı AKP bile ABD’yi tatmin edemedi. Şeriat ABD kaynaklı Bu aşamada iki büyük tuzak daha Türkiye’ye kuruluyor. Böylelikle Türkiye ile ABD arasındaki uzlaşmaz çelişkiye geçici de olsa çalım atılmak isteniyor. Birinci tuzak Türkiye’de İran kaynaklı şeriat tehdidi propagandasıdır. İkinci tuzak ise İran’daki büyük Türk nüfusu ABD’nin özgürleştireceği propagandasıdır. İlk propagandanın ne kadar saçma olduğu AKP iktidarının Ahmedinejad ve İran’a karşı tavrından açıkça ortaya çıkacaktır. Tayyip Erdoğan Azerbaycan’da Ahmedinejad’a çok soğuk davrandı. Türkiye’de irtica tehlikesi İran’da İslam devriminden çok daha önce ABD eliyle örgütlendi. Zaten bu yüzden Türkiye’deki “Sünni şeriatçı” gericiliğin kıblesi her zaman Washington olmuştur. Tayyip Erdoğan’ı Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını çiğnemek pahasına iktidara getiren de ABD oldu. Refah-Yol iktidarının dahi en büyük dış desteği ABD idi. İran hiç söz konusu olmadı. Kaldı ki İran’ın Türkiye’ye yönelik özellikle son yıllarda temel politikası enerji politikalarında, nükleer çalışmalarda, ABD destekli Kürt yayılmacılığına karşı önlemlerde ortak tavır geliştirmeye yöneliktir. İran’ın rejim ihrac etme hırsları geride kalmış gözükmektedir. Ülkesini savunmak derdindedir. Aynı süreci Türkiye ile Suriye de yaşamıştı. Türkiye akıllıca bir politikaya bu ülkenin Türkiye aleyhinde olabilecek tüm tavırlarını ortadan kaldırdı. İran’ın iç rejiminden bağımsız olarak aynı süreç pekala İran ile de yaşanabilir. Zaten irtica tehdidine karşı tavır almanın Türkiye’de yegane yolu Cumhuriyet’in kanunlarını ve devrimci politikalarını eksiksiz uygulamaktır. Bunun için ise irticanın dış kaynakları mutlaka kurutulmalıdır. Eğer buna niyetli olan laik bir hareket varsa, önce ABD ve AB’ye karşı en radikal antiemperyalist tutumu almalıdır. AKP dahil tüm gerici hareketi kurutmanın yolu çok açıktır. Atatürk’ün yaptığını yapmak Atatürkçü olmanın tek yoludur. ABD-İsrail-Kürt-Ermeni şer eksenine karşı birleşmek İkinci büyük tuzak ise İran’daki sayıları 20 milyonu aşan Türk nüfusun ABD tarafından özgürleştirileceği yönündeki propagandadır. En son İran’da yaşanan Türkleri ve Türkçe’yi aşağılayan bir karikatürden dolayı on binlerce Türkün sokağa dökülmesi İran Türklerini ilk defa Amerikancı büyük basına taşıdı. Türk dünyasının potansiyelini hep gizleyen ve yanı başımızda Irak’ta ABD-Kürt soykırımlarına maruz kalan Türkleri bile görmezden gelen büyük medya birden bire İran Türklüğünü keşfetti. ABD destekli, Azeri muhalefeti olarak adlandırılan bazı gruplar da benzer bir çizgide faaliyet yürütüyor. Hatta öyle ki Fars şovenizmine karşı Kürtler dahil tüm etnik gruplarla ABD önderliğinde bir demokrasi cephesi kurulmasını önerenler bile var. Azerbaycan’daki Amerikancı ve Sorosçu Musavat Partisi, Karabağ için tek bir eylem yapmaz hatta gençlik liderlerini Ermenilerle konyak içmeye gönderirken, Bakü’deki İran konsolosluğu önünde İran bayrağı yakıp, Büyük Azerbaycan sloganları atıyor. ABD’nin büyük Azerbaycan kurmayacağı çok açık. Hatta İran’daki binlerce yıllık Türk toprakları bile “büyük Kürdistan” emeli için bugünden ABD örgütlü Kürt istilasına tabii tutuluyor. Türkiye ile İran Türklüğü arasındaki en önemli bağlantı olan Urmiye bölgesi bugün PKK’nın en çok saldırdığı ve Kürt istilasına maruz kalan bölge. Tıpkı Telafer gibi burası da Kürt kuşatmasının tamamlanması için Türklükten arındırılması şart olan stratejik bir bölge. ABD’de etkinlik yürüten Azeri gruplarının tersine, İran Türkleri Kürt istilacılarla hep çatışma halinde. Zaten yıllarca Türklere karşı Kürt-Ermeni kartını oynayan İran bugün Suriye gibi hatasını telafi etmek için PKK’ya karşı ülkedeki yoğun Türk nüfusunun hassasiyetlerini dikkate almak gibi bir politikaya yöneldi. Ahmedinejad son karikatür krizinde söz konusu gazeteyi kapattı, sorumluları hapse attı. Burada Türklerin özgürlüğü sorununu doğru ele almak şarttır. Eğer İran Türklerini ABD kullanırsa, buradaki Türklerin başına Irak’takilerden bile büyük belalar gelecektir. İran’da Şii şeriatçı rejimi yıkan ABD bu sefer doğrudan Fars şovenizmi ideolojisiyle şeriatı harmanlamış işbirlikçi bir iktidar kuracaktır. Aryen ittikafı adı altında Fars-Kürt-Ermeni ittifakı ABD şemsiyesinde Türklere karşı kurulacaktır. Çünkü Hazar’ın doğusundan Ege’ye kadar birleşecek veya en azından birleşme potansiyeliyle aralarında bağ kurulmuş bir Türk dünyası ABD için 1000 nükleer bombadan daha tehlikelidir. İran saldırısında esas olarak İran’daki halen ABD işbirliği cephesine çekilememiş olan İran Türkleri vurulacaktır. İran ordusun da büyük bir kesimi Türkler oluşturmaktadır. Bölgenin tarihsel asli unsurlarından olan Türkler, Kürtler gibi ABD uşaklığı yapamayacağı için ve stratejik bir karşı güç oldukları için Irak’taki gibi katliama tabii tutulacaktır. Urmiye’de daha ABD işgali başlamadan yaşananlar ortadadır. Karabağ, Musul, Kerkük trajedilerinin benzerleri İran Türkleri için de tasarlanmaktadır. Türkler ABD şemsiye altında birleşemez. Ancak daha çok bölünür. Türklerin birlik olması ABD’nin oluşturduğu İsrail-Kürt-Ermeni şer eksenine karşı mücadeleden geçer. Ancak o zaman bağımsız Türk tavrı ortaya çıkar. Azerbaycan’daki, İran’daki veya Türkiye’deki Türklerin çıkarlarını savunmaları ancak bölge halklarına emperyalizme karşı önderlik etmelerinden geçer. O zaman tüm milli sorunlarımızı, bu sorunları yaratan emperyalizmi yenerek çözebiliriz. ABD’nin Türk dünyasını bir yüzyıl daha esarete mahkum edecek işgal planlarına hizmet etmek hem Türk milletine hem de mazlum milletlere en büyük ihanettir. Bu ihanetin Türkiye ayağı olarak İran’a saldırıya onay verecek; laik CHP, “milliyetçi” MHP, DYP üçlüsünden oluşan yeni bir Amerikancı sivil koalisyon senaryoları üretiliyor. Özellikle Atatürkçü ve milliyetçi taban bu hain tuzaklara karşı uyanık olmalıdır. CHP tamamen tarih sahnesinden silinmesine neden olacak bu tuzağa karşı uyanık olmalıdır. AKP’ye karşı muhalefet ABD’yle değil halka örgütlenmelidir. İran’a karşı tatbikat değil, İran’la ortak operasyon Burada İran’a da büyük görevler düşmektedir. Suriye gibi geçmişten gelen hatalarını geride bırakmalıdır. İran’ın geçmişte PKK’ya tanıdığı müsamaha ve Türk çoğunluğa karşı Kürtlere oynaması bugün en çok kendisini vuruyor. Ermenilere verilen destek de ABD’nin Kafkaslarda tüm bölgeye saldırtacağı başka bir istilacı güç yaratmasına yaramıştır. İsrail gibi ABD’nin saldırı üssü olan bir yapay devlete açıkça karşı çıkan İran, Ermeni istilacılığına da karşı çıkmalıdır. Çünkü ABD-Kürt-Ermeni ittifakı sadece Türkiye için değil İran için de artık gizlenemez bir tehlikedir. Bu yüzden İran iktidarını Türkiye ve Türklere yönelik daha akılcı politikalara davet etmek için bizim adım atmamız gerekmektedir. Bugün İran bize doğru bir adım atmıştır. Kandil’de ve bölgede PKK ve Kürt istilacılığına karşı açık ve samimi bir çağrı yapmıştır. Samimiyetini bizim yapamadığımızı Kandil’de yaparak gösterdi. Bu çağrı Ankara’dan açık bir yanıt almalı. Bir adım da biz atmalıyız. İran’a karşı ABD’yle tatbikat değil, İran ve Suriye ile birlikte PKK’ya karşı ortak operasyon bizim yegane ulusal menfaatimizdir. Urmiye, Musul, Kerkük, Telafer ve Kamışlı’da Kürt istilacıların başı tamamen ezilirse, ABD’nin eli kolu tamamen bağlanır. Stratejik olanaklarının hepsini yitirir. PKK’nın terör şeflerinden Karayılan Türkiye-İran ve Suriye arasındaki bu yakınlaşmadan şimdiden panikleyerek “böyle kardeşlik olur mu” diye haykırıyor. Gerçekten de kardeşlik böyle olur. Hepimizin vatanlarına tecavüz etmeye kalkan ABD beslemesi hainlere karşı mücadele zemininde kardeşlik inşa edilebilir. Türkiye ancak ABD’ye karşı böyle bir mazlumlar birliğine öncülük edebilirse kendi ulusal çıkarlarını bağımsız bir şekilde savunabilir. Sadece Türkiye’nin değil Ege’den Orta Asya’nın en uçlarına kadar tüm Türk halklarının çıkarları ancak böyle savunulabilir. ABD Türkler için değil Türkleri yok etmek için yeni sömürgecilik saldırısını başlattı. Türklere saldıran emperyalist beslemelerine ve emperyalistlere karşı silah göstermek cesaretini bulamayanlar kendi ulusal çıkarlarını ve hatta varlık koşullarını da savunamazlar. |