Adım adım Danıştay Tertibi
|
Danıştay saldırısında en önemli pay yıllardır süren Şeriatçı yapılanmadadır. Ülkemizde Vakit gibi laik kişi ve kurumları hedef gösteren ve buna karşın hâlâ basın özgürlüğünün ardına saklanabilen Şeriatçı gazeteler oldukça, bu gazeteden etkilenerek laik kişi ve kurumlara yönelik saldırılara girişecek Şeriatçı militanlar da bulunacaktır. Danıştay’a saldıran Alparslan Arslan da bunlardan biridir. Arslan bu saldırı sırasında Vakit’e bakarak eylemi gerçekleştirdiğini itiraf etmiştir. Fakat buna karşın soruşturma
saptırılmış, saldırıyı sanki ulusalcılar yapmış gibi bir hava estirilmiştir. Soruşturmada katil Alparslan Arslan unutulmuştur. Oysa katilin kimliği apaçıktır: Şeriatçı ve ülkücüdür. |


|
Danıştay saldırısını Başbakan ulusalcıların üzerine yıkmaya çalışsa da baş sorumlu kendisidir. Daha saldırıdan üç gün önce Danıştay aleyhinde açıklama yapmıştır. Bu açıklamada “Danıştay’daki engelleri aşacağız ya da bizi anlayanla yürüyeceğiz.” demiştir. Cinayetten sonra soruyoruz Başbakan’a, Danıştay’daki engelleri böyle mi aşacaksınız? İnsanları öldürüp yerlerine sizi anlayacakların mı gelmesini istiyorsunuz?
Cenaze töreninde halkın “katil Başbakan” sloganları atmasının arkasında bu gerçek vardır. Halk, azmettirici olarak Başbakan’ı görmektedir. Gerçekten de Danıştay tertibinde Başbakan sadece tertipçilerle birlikte hareket ederek suç işlememiştir, aynı zamanda katilin bu saldırıyı yapması için uygun ortamı da sağlamış, açıklamaları ile cinayete davetiye çıkarmıştır. |
|

Başbakanlıktaki tertip ekibinin tertip için düğmeye basmasını etkileyen önemli siyasal gelişmeler oldu.
Cumhurbaşkanı Sezer’in Meclis’i feshetmesi, CHP’nin sine-i millete dönüşü tartışılırken aynı zamanda Başbakan milletvekillerini CHP’nin sokmaya çalıştığı virüse karşı uyarıyordu.
AKP tertipçileri erken seçim öncesi parti kadrolarını sağlam tutmak, tabanı bir arada tutmak ve sanal bir ulusalcı düşmanla motive etmek, rakiplerini yıpratarak erken seçime güçlü girmek için düğmeye bastılar.
Danıştaya saldırı ile aynı zamanda laiklik temelli çıkışları da komplo içinde eriterek susturmayı planladılar. Tertip AKP’ye karşı yapılmamıştı, tertibi AKP laik tepkiyi komploculukla suçlamak ve erken seçim öncesi rakiplerini tasfiye etmek için yaptı!
|

 |
|
|
|
|
|
Danıştay saldırısının hemen ardından düzenlenen cenaze töreni halkın AKP iktidarına karşı biriken öfkesinin dışavurumu oldu. On binlerce yurttaş sokaklara döküldü. Türkiye tarihinde ilk kez “katil başbakan” sloganları atıldı. AKP’li bakanlara pet şişelerle saldırıldı. Bir vatandaş çantası ile Başbakan Yardımcısı Gül’ün kafasına vurdu.
Bu gösteri Menderes’in sonunu hazırlayan “555K” gösterisini anımsattı. Ankara sokakları 27 Mayıs öncesini yaşadı. Tüm siyasetçiler yuhalanırken askerler alkışlanıyordu.
Başbakan başına gelecekleri bilircesine cenazeye katılmadı. Asker-polis şehit cenazelerine
katılmamasıyla tanınan Şeriatçı Başbakan gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyordu. |
|
 |

Ankara’da düzenlenen gösterilerden sonra Genel Kurmay Başkanı Özkök sert bir çıkış yaptı ve halkın gösterilerine devam etmesini istedi. Böylelikle AKP’liler iyice zor duruma düştüler.
Başbakan ertesi gün Özkök’ü emekliye sevk etmekle tehdit etti.
Ancak buna karşın Ordu komuta kademesi geri adım atmadı.
AKP iktidarının sadece halk, Yargı, Cumhurbaşkanı tarafından değil Ordu tarafından da istenilmediği böylece anlaşılmış oldu. |
 |
|
|
|
Danıştay saldırısına halkın ve Ordu’nun gösterdiği tepki AKP kurmayları içinde 27 Mayıs korkusunu bir kez daha gündeme getirdi. O andan itibaren Başbakan tertipçilerle birlikte harekete geçti.
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin daha ilk gün yaptığı açıklamada sürprizlere hazır olun
diyordu. Halk için belki sürpriz olacaktı ama hükümetin bildiği bir şeyler vardı galiba. Bu kadar çabuk bilinecek bir şey olamazdı. Katil daha sorguya bile alınmamıştı. Demek ki hükümet tertipten haberdardı.
Hemen ertesi gün Başbakan CHP lideri Baykal’ı da komplonun içinde olmakla suçladı. Böylelikle
tertipçilerin sivil hedefleri de ortaya çıkıyordu.
Son dönemlerde AKP’liler ve AKP yandaşı medya Baykal’ı Kızılelmacılıkla suçluyorlardı. Nitekim son tertipte Deniz Baykal bu çıkışlarının bedelini ödeyecekti. Ulusalcılara yıkılacak cinayet en son halkada Baykal’la da birleştirilecek ve CHP’yi köşeye sıkıştıran AKP erken seçime gidecekti.
Erken seçim öncesi önemli bir hazırlık ise ANAP, MHP, BBP, DYP ve SP’nin de AKP yandaşı
koalisyona dahil edilmesiydi. Nitekim ulusalcıların, hatta Susurlukçuların üzerine yıkılmak istenen
tertipte ne hikmetse MHP, DYP ve BBP hiç suçlanmadı. Suçlanmadıkları gibi, bu parti liderleri AKP’ye doğrudan destek verdiler. Böylece türban altındaki tertipçi ittifak ortaya serilmiş oldu.
Hatta darbeye karşı yaptıkları açıklamalar yetmiyormuş gibi ANAP ve DYP; CHP sine-i millete dönerse, buna katılmayacağını
açıkladı. Anlaşılan sağcı muhalefet AKP yerine CHP’ye muhalefet etmekle görevlendirilmişti.
Tüm bu komplo teorilerine karşın CHP sağlam durarak ve komployu önemsemeyerek büyük bir görev yaptı. AKP’nin korkutmaya çalıştığı CHP komplo teorilerine prim vermeyerek halkın da genel görüşünü seslendirdi. |
|







|
Danıştay’a saldırı, tertibin basın ayağının nasıl çalıştığını ve hangi
merkezlerden yönlendirildiğini de ortaya koydu.
Saldırının ertesi günü gazeteler “Laikliğe Saldırı” manşeti ile çıktı. Hatta Radikal “Türk-İslam Sentezci Saldırı” değerlendirmesi yaptı.
Fakat Hükümet’in komplo teorileri ve Emniyet içindeki Fethullahçı hücrenin Zaman üzerinden basına yaptığı servis her şeyi değiştirdi.
Bir gün önce saldırganı Türk-İslam Sentezci gören Radikal birden Kızılelmacıları hedef aldı. Fethullah’ın Samanyolu TV’sinin yaptığı yayınlarla Kızılelma’dan Susurluk’a kadar gelindi. En son Hürriyet bile Susurluk manşeti attı.
Peki bu nasıl soruşturmaydı böyle?
Ortada katil vardı. Cinayeti üstlenmişti, kimliği ise Şeriatçı ve ülkücüydü.
Buna rağmen katili yönlendiren birilerinin bulunması gerekiyordu. O isim ise Muzaffer Tekin oldu.
Peki Muzaffer Tekin’le katil Alparslan Arslan’ın bir irtibatı var mıydı?
Gazetelerin ilk gün yazdıkları bilgilere göre cinayet öncesi ve sonrasında defalarca görüşmüşlerdi. Peki bu bilgileri kim veriyordu? Soruşturmanın gizli olması gerekmez miydi? Anlaşılan soruşturmada bulunan birileri basına bilgi sızdırıyordu.
Ancak bu bilgiler tümüyle gerçekdışı ve kamuoyunu manipüle etmek içindi.
Nitekim soruşturma ilerledikçe Muzaffer Tekin’in Alparslan Arslan’la sadece 2005 yılında iki görüşmesi olduğu ortaya çıktı!
Ancak Fethullahçı servis elemanları için yalanın sınırı yoktu.
Katilin üzerinden ve evinde yapılan aramada sadece Vakit gazetesi çıkmıştı.
Ancak Muzaffer Tekin’in evinde TÜRKSOLU ciltleri ve İleri dergileri
bulununca üçüncü gün katilin evini tekrar arattırıp o evde de TÜRKSOLU
ciltleri buldurtuverdiler!
Oysa böyle bir şey de yoktu ortada.
Hatta basın çapraz sorgudan haber geçmeye bile başlamıştı. Muzaffer Tekin’in üç subayla birlikte çapraz sorguya alındığını heyecan içinde
yazıyordu Bugün Gazetesi. Ama o haberin çıktığı gün bile Muzaffer Tekin sorguda değil hastanedeydi!
Anlayacağınız yalanın inandırıcı olmasının bile önemi kalmamıştı basın için.
Fakat yalanlarla kamuoyunu yönlendirebileceklerini düşünüyorlardı, hatta böylelikle yargı üzerine tesir edeceklerdi. Savcı açıkça baskı altına alınıyordu. Soruşturma Adliye’de değil İçişleri Bakanlığı’nda yürütülüyordu. Yürütme yargının yerini almıştı.
Ancak AKP’nin unuttuğu bir şey vardı, öncelikle Muzaffer Tekin’le saldırgan arasında bir irtibat kurabilmek için hukuki bir delil yoktu, delilsiz suç yıkmak içinse savcı ve hakimlerin Ferhat Sarıkaya’nın akibetini göze alacak kadar Fethullahçı olmaları gerekiyordu.
Fakat Abdullah Gül bile Muzaffer Tekin’in çete olarak suçlandığı haberini yalanladığı bir ortamda bu olamazdı. Hükümet çete başı ilan etmişti Muzaffer Tekin’i ama ertesi gün sözlerini geri çekmişti.
Hükümet geri çekilince bu
tertibin boşa çıkarıldığı ortaya çıkmıştı hemen hemen. Basın bir iki gün daha oyalanabilirdi ama AKP liderleri bir şey
tutturamayacaklarını anlamışlardı.
Şemdinli’den sonra ikinci
tertipleri de başarısız olmaya mahkumdu. |
|
 |
 |
 |
Tertip sırasında sol basın da Fethullah’ın ve Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmanın güdümüne girdi. Örneğin Birgün gazetesi hükümetin en önemli destekçisiydi.
Evrensel gazetesi de MİT ve polisle işbirliği halinde Şemdinli’deki rolünü devam ettirdi.
PKK’nın gazetesi Gündem ise olaylara çok sevinmişti. Onlar da Emniyet ve MİT’le birlikte Ordu’ya savaş açtılar. |
|
Tertibin bir kolunu da Akşam yürüttü.
Özellikle Vatansever Kuvvetler’e saldırı yönelten Akşam’ın derdinin ne olduğunu anlayamayanlar için belirtelim:
Tayyip Erdoğan’a destekle ayakta duran Çukurova grubu şu sıralarda Kuzey Irak’ta petrol işine girdi.
Dolayısıyla Kürtleri tehdit eden her şey onların para kaynağını tehdit ediyor.
Bu nedenle Akşam Türk
milliyetçileri ile mücadelede ön safta olmak zorunda! |
|
Peki tüm bu olaylara TÜRKSOLU nasıl dahil oldu derseniz?
Hatırlarsanız Şemdinli tertibi ortaya çıktığı zaman “Tertipçiler
astsubayın arabasına bari TÜRKSOLU da koysalardı” demiştik.
Anlaşılan Fethullahçı istihbaratçılar
gazetemizi iyi okuyorlar ki bu defa TÜRKSOLU çıktı. Hem de gazete olarak bile değil, 3 cilt halinde!
Bu da gayet normal, her Atatürkçü ve milliyetçi insan gibi Muzaffer Tekin de TÜRKSOLU okuru. Bizim merak ettiğimiz 4. cildimiz de çıkmıştı o neden yok?
Peki bir gazetenin suç unsuru olarak gösterilmesi hangi ideolojide var?
Türkiye 12 Eylül döneminde gazete ve kitapların silah ve bombalarla birlikte suçlu muamelesi gördüğü bir dönemi yaşamıştı. Bugün anlaşılan Tayyip iktidarı ve medyası 12 Eylül faşizmini diriltmiştir. Adamlara hak vermemek de elde değil, TÜRKSOLU bugün AKP için her bombadan daha tesirlidir!
Ama Tayyip Bey’e öneririz bir de Bakanlarının evinde arama yaptırsın! Bakalım Bakanlar Kurulu’ndan kaç cilt TÜRKSOLU çıkacak! |
|