| Gökçe Fırat |
AKP iktidarı Şemdinli’den sonra ikinci büyük tertibini de gerçekleştirdi: Danıştay’a baskın!.. Ve yine Şemdinli’de olduğu gibi suçu Ordu’nun ve ulusal güçlerin üzerine yıkmaya çalıştı. Şemdinli’den sonra Danıştay tertibini anlayabilmek için Türkiye’nin siyasal gündemini biraz daha ayrıntılı analiz etmeye çalışalım. Çünkü tertip ancak bu çerçeve içinde tüm çıplaklığıyla görülebilecektir. Önümüzdeki bir yıl Türkiye’nin tüm kaderini ve belki de geleceğini belirleyecek bir dönem olacak. Şu üç önemli tarihi alt alta yazalım: 1- 30 Ağustos 2006: 2- Nisan/Mayıs 2007: 3- Kasım 2007: Görüldüğü gibi önümüzdeki bir yıl içinde yeni Ordu Komutanı, yeni Cumhurbaşkanı ve yeni hükümet belirlenecektir. Böylesi bir siyasal tabloya çok önemli bir etkeni daha ilave edelim; ABD’nin İran’a saldırı hazırlıkları ve bu saldırı hazırlıkları içinde Türkiye’ye biçtiği rol. AKP köşeye sıkıştı Sıkışan AKP şu noktaları aşmak zorundadır. 1-) 30 Ağustos’tan önce Ordu’yu pasifize etmek zorundadır. Öylesine bir ortam yaratmalıdır ki Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığını engellesin. Çünkü Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığı ile birlikte PKK’ya karşı inisiyatif Ordu’ya geçecek, PKK’ya yönelik büyük temizlik harekâtı ile birlikte AKP de zemin kaybedecektir. Özellikle AKP’nin ABD desteği bitecektir. Böylesi bir siyasal tabloda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını zorlaması düşünülemez. Bu nedenle AKP kurmayları 30 Ağustos’tan önce böylesi bir girişime engel olmanın yolunu araştırmaktadır. 2-) İkinci önemli tehdit Cumhurbaşkanı Sezer’in tavrıdır. Sezer’in tavırlarından ürken AKP kurmayları Sezer’in çevresini boşaltmak ve onu köşesine çekilmeye zorlamak istemektedirler. Burada özellikle son dönem gelişen İlhan Selçuk-Sezer görüşmesi AKP’lileri tedirgin etmektedir. Ancak onları tedirgin eden sadece Sezer’in sürece el koyması değildir. Aynı zamanda Cumhuriyet ekibinin de içinde bulunduğu bir “darbe” kokusu almıştır AKP’liler. Böylesi bir oluşumu da bertaraf etmek istemektedirler. 3-) AKP kurmayları aynı zamanda CHP’nin artan ve doğru bir mevziye doğru kayan muhalefetini kesmek istemektedirler. Çünkü böylesi bir muhalefeti sürdüren CHP önemli ölçüde etkin olabilecektir. Kaldı ki CHP’nin sine-i milet tartışmalarında önemli bir nokta AKP içindeki muhalefettir. AKP liderleri kendi milletvekillerini toplamış ve onları CHP’nin sızdırmaya çalışacağı virüse karşı uyarmıştır. Çünkü CHP sistemi kilitlerse ya da sine-i millete dönerse CHP’yi takip edecek 82 AKP’li vekil bulunmaktadır. 4-) Demirel siyasete hazırlanmaktadır. Demirel’i bu girişimden vazgeçirmek gerekmektedir. İlk defa AKP bu kadar köşeye sıkışmıştır. Bu süreçte AKP’nin arkasında bir AB ya da ABD motivasyonu da yoktur. Bugüne kadar kendi tabanını ya da geniş kitleleri “AB sürecini baltalamayalım” ya da “ABD’yle ortaklığı bozmayalım” argümanları ile ikna eden AKP artık bu şansı da bulamamaktadır. AKP’nin önündeki üç seçenek İşte bu sıkışma noktalarını alt alta koyan AKP kurmayları bir karar vermek zorundadır. Verilecek karar üç şıklıdır. 1-) AKP, Cumhuriyet rejimi ile zıtlaşmayı bırakacaktır. Özellikle türban konusunda geri adım atacaktır. Ancak bu da yeterli değildir Tayyip Erdoğan’ın yerine başka birini Cumhurbaşkanlığına göndermeyi de kabullenecektir. AKP’liler tarafından bu formül “teslimiyet” formülü olarak görülmektedir. Fehmi Koru gibi bazı akıl hocaları ve Ahmet Taşgetiren gibi bazı deneyimli isimler AKP liderliğini rejimi daha fazla zorlamaması konusunda uyurmaktadırlar. Ancak hakim olan anlayış AKP merkezindeki küçük bir grubundur. Bu grup “teslimiyet” seçeneğini düşünmemektedir. 2-) İkinci seçenek AKP’nin teslim olmak yerine “rest çekmesi” ve erken bir seçimle halk desteğinin kendi arkasında olduğunu göstermesidir. AKP açısından bu seçenek oldukça öne çıkmıştır. Ancak olası bir seçimde istenilen oranda oyu alamamak da vardır. Bu nedenle erken seçim resti çekilecek olsa bile seçimdeki olası muhalifleri güçsüz düşürmek, tasfiye etmek gerekmektedir. 3-) Üçüncü seçenek ise AKP’nin “zorlama”sıdır. Rejim karşısında geri adım atmamak ve benim arkamda halk oyu var demek. Ama böylesi bir stratejinin sonunun istikrarsızlık, kriz ve en sonunda darbeye kadar gidebileceği görülmektedir. Tertip ekibi İşte Danıştay tertibi böylesi bir analiz içinde yerine oturabilir. AKP açısından en muhtemel ve en az zararla atlatılacak seçenek ikinci şıktır. Danıştay tertibi de bu ikinci şıktaki muhalefeti engellemek için yapılmıştır. Tertibi düzenleyenler doğrudan Başbakanlık’ta üstlenmiş Tayip Erdoğan’a tesir eden danışman kadrosudur. Bu kadronun başını Cüneyt Zapsu-Ömer Dinçer Kürt-İslamcı grubu çekmektedir. Destekçilerinden öne çıkan bir diğer isim Şeyh Said’in torunu Dengir Mir Fırat’tır. Tertibe alet olan ve bu şıkkı seçen önemli isimlerin başında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu gelmektedir. Cemil Çiçek de destekçilerdendir. Danıştay tertibini düzenleyen bu ekibe dikkat çekmek isteriz. Bu ekip AKP içindeki radikal Kürt-İslamcı ekiptir. Normal bir işleyişte tasfiye edileceklerini bilmektedirler. Şemdinli tertibini de aynı ekip gerçekleştirmişti. Şemdinli’de planları alt üst olduktan sonra Cumhuriyet rejiminin bu isimleri de görevden alacağını çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle AKP açısından bile büyük bir kumar olan tertip stratejisini uygulamaktadırlar. Bu marjinal grup Başbakanı da tümüyle etkisi ve denetimi altına almıştır. Başbakanın Cumhurbaşkanlığı hırsı, kavgacı yapısı ve iktidardan düşme korkusu onu bu ekibin güdümüne iyice sokmaktadır. Tertipçilerin hedefleri Peki bu tertip etibinin Danıştay Saldırısı ile gerçekleştirmek istediği nedir? Saldırının hemen ardından Başbakan Yardımcılarından Mehmet Ali Şahin’in “sürprizlere hazır olun” açıklaması ve Başbakan’ın “Bu komplonun içinde Deniz Baykal da var” açıklaması olayın planlı bir tertip olduğunu gözler önüne sermektedir. Burada tertipçiler “bir taşla birkaç kuş” vurma peşindedirler. Bu hedefleri şöylece sıralayabiliriz: 1-) 30 Ağustos öncesinde Ordu’nun prestijini sarsmak ve soruşturmayı tıpkı Şemdinli’de olduğu gibi komuta kademesi ile ilişkilendirmek. 2-) AKP tertip heyeti Muzaffer Tekin üstünden ordu ve siyaset yapılanmasına şu şekilde uzanmayı hedeflemiştir. Burada sanıldığı gibi asıl hedef ulusalcılar değil, Cumhuriyet, Demirel, Baykal ve Sezer’dir. Tertipçiler Muzaffer Tekin üzerinden Doğu Silahçıoğlu’na ulaşmayı hedeflemişlerdir. Böylelikle Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Cumhuriyet’in önemli yönlendiricilerinden olan Doğu Silahçıoğlu’na saldırarak hem Cumhuriyet gazetesi vurulacak, hem Sezer pasifize edilecek, hem Demirel kenarda tutulacak, hem de Deniz Baykal’a sessiz dur uyarısı yapılacaktır. Burada kilit isim Muzaffer Tekin değil Doğu Silahçıoğlu’dur. Doğu Silahçıoğlu üzerinden Demirel, CHP ve Cumhurbaşkanına uzanan büyük bir komplo kurulmuştur. 3-) Fakat tertip bununla sınırlı değildir. Emniyet İstihbaratı ve MİT soruşturmanın mevcut ordu komuta kademesine ulaştırılması için de hazırlık yapmıştır. Burada ise muhtemel bağlantılar Aytaç Yalman üzerinden Yaşar Büyükanıt olacaktır. 4-) Muzaffer Tekin ismi hedef alınarak aynı zamanda ulusalcılara bir komplo kurulmuştur. Ordunun doğal destekçisi olarak görülen ve AKP’nin yıkılışında etkin rol almak isteyen ulusalcı kesimler hep birlikte tutuklanacak ve seçim sürecinde hapiste tutulacaktı. 5-) Burada TÜRKSOLU’nun hedef olarak en baş köşeye oturtulması ise TÜRKSOLU’nun artan etkisi nedeniyledir. Son dönem tüm önerileri ses getiren, ses getirmenin ötesinde uygulanmaya başlanan TÜRKSOLU da tecrit edilmek istenmiştir. Ancak tertipçiler bu hedeflerinde başarılı olamamışlardır. Tertipçiler Başbakanı ipe gönderecek! Başarısızlığın en önemli nedeni tertipçilerin çok geniş bir hedef belirlemesidir. Bu kadar çok ve birbirinden bağımsız hareket eden, hatta bir kısmı birbirini suçlayan kesimlerin aynı komploda harcanması tertipçilerin kör derecesinde telaşlı davrandığını göstermektedir. Bunun dışında tertipçiler Türkiye’nin siyasal gelişme çizgisini de okuyamamaktadırlar. Nitekim cenazelerden sonra çıkan tablo Türkiye’nin gerçek tablosudur. Bir yanda Cumhuriyeti savunan başta Ordu, Cumhurbaşkanı, Yargı kurumları, CHP ve ulusal güçler bulunmakta, diğer yanda ise cenazede yuhalanan bir AKP. Bu tabloyu AKP kendisi yaratmıştır. Bu tabloyu bir komplo kurarak, sorumluluğu ulusal güçlere yıkarak değiştiremezler. Nitekim tüm komplo teorilerine ve basının muazzam desteğine karşın Cumhuriyetçi güçler tereddüde dahi kapılmamıştır. Tertipçiler sormaz ama aklı başında olan AKP’liler şu soruyu soracaktır: Bu tertiple AKP; Ordu, Cumhurbaşkanı, Yargı ve muhalefet karşısında daha güç bir duruma düşmüştür. Ve Başbakan’ın tavrı göstermektedir ki bu yolda devam edecektir. Cumhuriyetle ve kurumlarıyla kavga ederek bir yere varılamayacağını Menderes’ten öğrenmesi gereken Başbakan kendi idam fermanını yazmaktadır. Bu gidişle sonu ip olacaktır. AKP’nin bu gidişi hayra alamet değildir. Uyarması bizden... Ordu’ya düşen görev Bundan sonrası ne olacak? Tertipçiler birkaç arkadaşlarını daha feda etmek zorunda kalacaklardır. Bunun için bir iki aylık bir sürenin geçmesini bekleyelim. Tıpkı Ferhat Sarıkaya ve Sabri Uzun gibi onlar da tertip sahnesinden atılacaklardır. Ancak muhalif güçler açısından önemli görevler durmaktadır. Bu noktada meselenin çözülme noktası ABD’ye karşı güçlü durmaktır. Çünkü ABD tüm oluşumları denetimi altına almaya çalışacaktır. Burada kritik tavır K.Irak’a müdahale etmektir. İran-Irak sınırında yığınak yapan Türk Ordusu bir an önce sınırı geçmek ve hem AKP tertibini boşa çıkarmak, yoluna devam etmek, hem de ABD’yi nötralize etmek zorundadır. Danıştay tertibinin öncesinde Türkiye K.Irak’a müdahaleyi tartışıyordu. İki haftadır K.Irak meselesi gündemden düşmüş durumda. Tertibin boşa çıkarılmasının ilk göstergesi Türkiye’nin gerçek gündemi olan Kürtçülükle mücadele gündemine dönerek olur. Bu gündemde ise AKP’ye yer yoktur. Çünkü AKP, PKK’nın bölgedeki tek destekçisidir. K.Irak’a müdahalenin bir önemi de İran’la ilgilidir. Bugün K.Irak’a müdahale eden Türkiye, İran’a saldırıda ABD’nin yanında yer almaz. Muhalefet etmek değil, hükümeti devirmek! Sivil siyasi güçler açısındansa gelinen noktanın artık bir muhalefet etme noktası değil, hükümeti devirme noktası olduğunun tespit edilmesidir. Bu ülkeyi AKP daha fazla yönetemez. AKP yıkılmak üzeredir. Bunu yıkmak içinse halkın meydana çıkması gerekmektedir. Danıştay törenlerinde meydana dökülen halk “Katil Başbakan” sloganları atmış ve AKP’li bakanları yuhalamış, hatta bakanlara saldırmıştır. Bu durum, AKP’nin işinin bittiğinin tescilidir. Dünyanın hiçbir yerinde halkın “katil” olarak gördüğü biri başbakanlık koltuğunda oturamaz. Cenazeler bir başlangıçtır. Genel Kurmay Başkanı’nın “bu protestolar devam etsin” çağrısı çok doğrudur. Bir ABD turuncu darbesi ile iktidara gelen AKP’yi, kırmızı bir halk muhalefeti ile yıkmak birincil görevdir. Yıkılana kadar sallamak, meydanları doldurmak... Sivil güçlerin görevi budur. Unutmayalım Çiller-Erbakan iktidarının gidişi de böyleydi... O zaman halk “Hükümet istifa-Çiller Amerika’ya” sloganı atıyordu. Ama sanırız şimdiki gösterilerde şu sloganları bile duyabiliriz: “Hükümet istifa, Katil Amerika’ya” ya da “Katil ananı da al git”... Halk bu, der mi der... |