|
Yavuz Selim |
Küreselleşme dedikleri bu olsa gerek Babalar gibi satmaya devam ediyoruz hâlâ. Sonunda ulusal bankalarımızdan bir tanesini de Yunanlılara sattık. Tıpkı Avrupa Birliği’ne girişte olduğu gibi bu satış işlemi de davullar zurnalar eşliğinde kutlandı. Neymiş, yabancıların Türkiye’ye olan güveniymiş; neymiş, defter değerinin dört katı bir fiyata satılmış. Mantık ve vicdanımız yalnızca paraya endekslenmiş. Gelsin avrolar, dolarlar; gitsin bankalar, Telekomlar. Satılan ülkeymiş kimin umurunda! Baştakilerin babalar gibi sattığı bir ülkede, bankacılar ne yapsın! Onlarda satacaklar elbette. Yunan ya da Ermeni ne fark eder? Yunanistan’ın en büyük bankalarından biri olan Yunan Ulusal Bankası, Finansbank’ın %46’sı için 2,8 milyar dolar ödemiş. Bu gelecek olan diğer Yunan sermayesi için öncü kuvvet ve gösterge olarak görülüyormuş. Banka satışı sayesinde küreselleşmenin de ne olduğunu görmüş olduk. Yunan Ulusal Bankası’nın Yönetim Kurulu Başkanı olan Takis Arapoglou’nun dedeleri aslen Tekirdağlıymış. Eşinin büyükbabası ise İzmirliymiş. Hüsnü Özyiğin’de ise Giritlilik varmış. Eee, bu bankanın müşterileri de Türk olduğuna göre küreselleşmeyi yakalamış olduk. Parayı Türkler verecek, düdüğü Yunanlılar çalacak! Küreselleşme, serbest piyasa çığlığı atan liberallerimiz neden Almanya ya da Fransa’dan hiç bahsetmezler? Almanya’da bankacılık sektöründeki yabancı payı yalnızca % 4’tür. Fransa’da ise % 10’a yakındır. Bizde ise bu son almayla birlikte yabancı payı % 15’e ulaşmış oldu. Sanırsınız ki Almanya ya da Fransa bir Üçüncü Dünya ülkesi, biz dünyayı sömüren kapitalistleriz. Bizi geri kafalı olmakla suçlayanlara sormak lazım: ABD neden kendi petrol şirketinin gelecekteki en büyük rakibi olacak Çin’in bir firmasına satılmasını veto etti? Fransa neden Avrupa Birliği gibi tek devlet politikasını amaçlayan bir oluşumdaki ortaklarından en büyüklerinden birisi olan İtalya’ya Gas de France’ın satışını engelledi? Arcelor neden Mittal’a satılamıyor? ABD ve Fransa ekonomiden anlamıyor mu? Yoksa sizler mi, ulusal güvenlik denilen bir kavramdan habersizsiniz? Peki, biz bu filmi daha izlemedik mi? Tabi ki çok izledik. Ders almayı bilmediğimiz için daha çok izleyeceğe benziyoruz. Osmanlı Devleti’nin çöküş zamanları. Her cephede yenilgiler, her cephede bozgunlar... İtalyanlar fırsatı kaçırır mı hiç! Hemen onlar da Trablusgarp’a saldırıyorlar. Ve Trablusgarp da Osmanlının avuçlarından uçup gidiyor. Peki İtalya bu savaşın finansmanını nasıl sağlıyor? Türkiye’nin Mali Tutsaklığı kitabının önsözünde bu olay şöyle anlatılıyor: “Duyun-ı Umumiye savaş sırasında Osmanlı’ya en ağır koşullar altında bile borç vermeyi reddettiği gibi elinde tuttuğu ve aslında Osmanlı’ya ait olan avans parayı bile hükümete teslim etmez. Osmanlı Bankası ise ısrarla para basmaz ve savaşın acil ihtiyaçlarının karşılanmasını engeller. Ama aynı sırada İtalya’nın Trablusgarp Savaşı için çıkardığı devlet tahvillerini alan her iki kurum, açıkça Osmanlı parasıyla Osmanlı’nın düşmanını finanse ederler.” Finansbank artık kimi finanse edecek? Yunanistan bizim ezeli düşmanlarımızdan yalnızca bir tanesidir. Tarih boyunca bütün genişlemesi Türklerin aleyhine olmuştur. Peki bir savaş çıktığı takdirde Yunan Finansbank acaba kimi finanse edecektir? Geçmişten ders alanlar için yukarıdaki örnek oldukça yeterli olmalıdır sanırım. Kendimizi kandırmanın ya da saflığa vurmanın gereği yok. İçinde az biraz milliyetçilik duygusu bulunduran herkes ilk önce kendi ulusunun çıkarlarını düşünür. Parvus Efendi’nin uyarıları yetmedi mi diyorsunuz? Osmanlı Bankası ya da Duyunu Umumiye elbette tarihimizdeki tek örnek değil. Bir de İstanbul’un emperyalistler tarafından işgal edildiği yıllarda kurulmuş olan bir Yunan bankası var: Bangue de Athenas Bankası. İşgal yıllarında bu bankanın tek bir görevi vardı: İstanbul’a yerleşecek olan Yunanlılara kredi vermek ve taşınmaz almalarını kolaylaştırmak. Böylece Yunanlıların İstanbul’da çoğunluk olmasını sağlayabileceklerini ve olası bir halk oylaması sonucunda İstanbul’un Milletler Cemiyeti tarafından Yunanlılara verilmesini sağlayabileceklerini düşünüyorlardı. Yani Yunan emperyalizmin öncü kuvveti olarak, bu banka daha Yunanlılar gelmeden gönderilmişti. Bir de Finansbank’ı satın alan Yunan Ulusal Bankası’na (NBG) bakalım. 1841 yılında kurulan bu banka, Yunanistan’ın en büyük özel bankalarından bir tanesi. Günümüzde her bankanın belli bir alanda uzmanlığı olduğu gibi bu bankanın da özel olarak ilgi duyduğu bir alan var. Ne diyecek olursanız mortgage. Yani uzun vadeli konut kredisi uzmanı. Taşınmaz uzmanı. Artık bu tarihin garip bir rastlantısı mıdır, yoksa tarihin bilinçli bir tekerrürü müdür? Şu an toprak yabancılara toprak satışının bu derece gündemde olduğu ve açıklanan verilere göre en fazla toprak ve konut alımını Yunanlıların yaptığı bir ortamda, Yunanistan’ın en büyük mortgage uzmanının Türkiye’ye gelmesinin hikmeti nedir acaba? Ben Yunanlıların eski ülkülerinden vazgeçtiklerini düşünmüyorum. Yapılan anketlerde kendileri de düşünmediklerini itiraf ediyorlar. Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya geliyorlar! Bankanın ortaklık yapısı bile gözümüze mertek sokuyor. Adamların yönetim kurullarında Yunan Ortodoks Kilise’sinden iki tane papaz bulunuyor. Adamlar Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya geliyorlar. Unakıtan’ın Güney Kore’nin nasıl adım adım Hristiyanlaştırıldığını okuması gerekiyor anlaşılan. Hadi biliyoruz laiklik kaygınız yok ama yakında sizi vaftiz edecekler de, ruhunuz duymayacak. Yunan gazetelerine bakılırsa, bu satın alma olayında Yunan hükümetinin de desteği olduğu ve onayı olmadan bu satın almanın gerçekleşemeyeceği yazıyor. Acaba Yunan hükümeti gerçek değerinin 4 katına ulaşan bu satın alma işlemine niçindestek vermiş olabilir? İlerde bir gün Takis Efendi çıkar da, “Kardeşim, Ege’nin zeytincilerine kredi veremem, fındık üreticilerine verilecek kredi benim için güvenceli değil. Siz en iyisi ananasla, patates yetiştirmeye yönelin” derse ne yapacağız? Sonunda bankanın sahibi özel sektör. Ege’nin Karadeniz’in çiftçisi onun umurunda mı? Bunu yapmayacağının bir garantisi var mı? Yok! Yani Takis Efendi ve diğer yabancı bankalarımız(!) günün birinde Türk ekonomisine kendi istedikleri biçimde yön vermeye çalışırlarsa, reel kesime kredi açmayı keserlerse nasıl engelleyeceğiz? Ya da Türk zeytincilerin rekabeti Yunan zeytincilerini zora soktuğunda Finansbank’ın krediyi kesmeyeceğini kim garanti ediyor? Her şeyin defter değeriyle ölçülmeye başlandığı bir ülke de, yakında ülkenin kendisi de defter değeriyle ölçülmeye başlanır. Sormak lazım: Türkiye Cumhuriyeti’nin defter değeri ne kadardır? Defter değerinin kaç katını verenlere bu ülkeyi babalar gibi satabiliriz? Bu satışın içine, toprağın her metrekaresindeki binlerce şehit de dahil midir? Yoksa onlar defter değerinden ayrı bir kalem midir? |