17.04.2006
Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Ekonomi
Tarih
Özgün
Kitap

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Yön

Ali Özsoy

ABD'de Hamas kavgasıİşbirlikçiliğin kullanım süresi doldu, ABD Türkiye’yi toptan harcayacak

Tayyip zaten kullanılmayacak halde

Tayyip’i ABD’yle ta Refah Partisi döneminde tanıştıran, 2002 Ocak ayında Richard Perle’in şahsında görücüye çıkaran, Tayyip’in 3 Kasım 2002 tarihinden önce DSP-MHP-ANAP iktidarına yönelik sivil darbenin sonucunda kurulacak Irak’ı işgal için gerekli Amerikancı iktidarın başbakanı olmasını sağlayan isim, AKP’nin Kürt-İslamcı kanadının lideri Cüneyd Zapsu, Tayyip’in ABD’yi “kendisini bir dönem daha kullanması” için tekrar ABD yollarına düştü.

TÜRKSOLU sayı 82Ancak bu sefer ABD’liler kapalı kapılar ardında Tayyip’i kullanım testine tabii tutmaktansa, Zapsu’nun ziyaretini Türkiye’ye AKP’nin suyunun ısındığını duyurmak için kullandılar.

Tayyip’in başbakan olarak kullanıma girmesine onay veren aynı Perle’nin başkanlığında bir heyet, bu sefer sadece Tayyip değil, Türkiye’nin bir bütün olarak güvenilmez olduğunu açıkça belirtti.

Zapsu’nun ABD’yi ikna etmek için kullandığı şu sözleri ise Türkiye’de büyük bir şok yarattı: “Bu adam (başbakanı, Tayyip’i kastediyor) en az 6-7 yıl daha burada. Onu delikten aşağı süpürüp atacağınıza, onu kullanın.”

Zapsu aslında AKP iktidarının 3 yıllık sürecini özetlemiş. Üç yıllık bir kullanılma sürecinin sonucunda ABD artık Tayyip’i yeterli görmüyor. Tayyip köşeye sıkışmış durumda. Peki ama niçin Tayyip gidip kendisi doğrudan “beni kullanın” demiyor?

Çünkü AKP iktidarı içinde bile artık ABD’nin muhatabı Tayyip değil. Zapsu-Bağış gibi Amerikancı ama daha da önemlisi Kürt-İslamcı danışmanlar grubu sık sık Washington’da görüşmeler yaparken, Tayyip bir yıla yakın bir süre boyunca Bush’tan randevu talebine yanıt alamamıştı. Kısa görüşmeleri ise hiç de sıcak geçmemişti.

TÜRKSOLU sayı 83Zapsu Tayyip’i hâlâ kullanılmaya müsait görebilir ama ABD için bu geçerli değil. İstedikleri her şeyi Tayyip’ten aldılar. Ama daha fazlasını Tayyip veremez. Irak’tan sonra İran ve Suriye’nin işgali gündemde. Tıpkı DSP-MHP-ANAP iktidarı gibi, bu iktidar da askeri açıdan ABD’yi tatmin edemez. O yüzden ABD için Tayyip’in son kullanma tarihi geçti.

Tükenen AKP değil Amerikancılık

Aslında kullanım süresi tükenen sadece Tayyip değil. ABD’nin Türkiye’den istediklerini verebilecek hiçbir işbirlikçi iktidar artık yok. İş İran ve Suriye’ye saldırıya ortak olmakla sınırlı olsa neyse. Ama ABD pazarlık bile yapmıyor. Hem İran ve Suriye’ye saldırılacak, hem ABD PKK’yı desteklemeye devam edecek, hem kukla Kürt devleti genişlemeye devam edecek, hem Türkiye’de bölücülük desteklenecek. Buna evet diyecek işbirlikçi kendi ölüm fermanını zaten imzalamış olacaktır.

Böylelikle Türkiye’de Amerikan işbirlikçiliğinin yarım asrı aşan uşaklık sözleşmesi bizzat ABD tarafından feshedilmektedir.

Eskiden Amerikancılığın kuralları neydi?

Amerikancı iktidar ABD’ye askeri veya ekonomik hizmetlerini sunardı. Karşılığında ABD iktidarın ayakta kalabilmesi için ve Türk halkını yatıştırabilmesi için bazı sözde destekler verirdi.

Ama artık kurallar değişti.

Örneğin bir işbirlikçi iktidar ABD’ye hizmetler sunup karşılığında PKK’ya karşı tavır alma talebinde bile bulunamıyor. Veya “Türk askeri ABD’yle birlikte Irak’a girsin” diyen, aklı 50 yıl öncesinde kalmış bir paşa veya siyasi karşılığında askerin Musul ve Kerkük’e girebilmesi iznini koparmayı umarken yanılıyor. ABD, “Irak’a bizimle girin ama hem K. Irak’tan çıkın hem de Diyarbakır’a 80 bin ABD askerinin girmesine izin verin” diyor.

İşte adına yol kazası denen “1 Mart Tezkeresi” olayının veya Türkiye’nin İran ve Suriye işgali için “kullanılacak müttefik” olmaktan çıkmasının temel nedeni bu. ABD’nin Türkiye’den istekleri iki ülke arasında savaş çıkaracak nitelikte uzlaşmaz istekler. TÜRKSOLU’nun çok önceden tespit ettiği gibi: “Türk-Amerikan savaşı ufukta.”

O yüzden Tayyip, Bush’un çizmelerini bile boyasa artık “kullanım dışı”dır. Sadece kendisi değil tüm Amerikancı iktidarların “kullanılıp atılma” süresi artık yıllar değil aylara düşmüştür. Türkiye’de tükenen bazı Amerikancı yorumcuların belirttiği gibi AKP değil, toptan Amerikancılık ve Batı uşaklığı çizgisidir. Sistemin krizi de burada yatmaktadır.

Bush: 21.yy’da bir Gladstone

Burada esas saptanması gereken olgu şudur: Türkiye artık hem ABD hem de Batı için kullanılacak bir uydu değil, parçalanma vakti gelmiş bir sömürgedir. Bugün Türkiye’de artık Batıcılar bile, TÜRKSOLU’nun “müttefik kuşatması” kavramını aynen kabul etmiş durumdalar. Ancak göremedikleri şudur: Müttefik kuşatmasının son aşaması fiili işgalin başlamasıdır. Bugün açıkça görülen de, ABD’nin derdinin artık “Türkiye’yi kazanmak” veya “iktidara yeniden Amerikancılık aşısı” yapmak olmadığıdır. ABD artık Türkiye’yi toptan harcamayı göze almıştır.

Tarihsel olarak Bush’a denk gelen bu tercih, bundan 130 yıl önce Batının “hasta adam” dediği Osmanlı açısından İngiliz Başbakanı Gladstone tarafından bir kez daha gerçekleştirilmişti.

Bilindiği gibi Gladstone’a kadar D’israel yönetimindeki İngiltere Rusya’ya karşı sözde Osmanlı’yı yaşatma ve destekleme politikası güdüyordu. İngiliz dostluğunun bedeli Osmanlı için çok ağırdı. Kıbrıs ve Mısır hiç savaşılmadan bu “dost ülke”ye terk edilmiştir. Ancak gerçekten de Rus işgali ve bölünme sürecinin hızlı ilerlemesini İngiltere kendisi için bazen frenliyordu. Çünkü pastanın çoğunu Rusya’ya kaptırma tehlikesi vardı.

Fakat 1876 Osmanlı-Rus savaşı sırasında İngiliz Başbakanı Gladstone “hasta adamın” öldürülme zamanının geldiğine karar verdi. Gladstone’a göre “Türkler’in ait oldukları Orta Asya steplerine geri dönme vakti” gelmişti. Bu tarihten sonra Osmanlı’nın parçalanma süreci hızlandı. Bulgar ve Ermeni isyanları Gladstone ile birlikte değişen İngiliz politikasının ilk sonuçları oldu.

Bugün benzeri bir süreç yaşıyoruz. ABD Başkanı Bush zaten 11 Eylül’den sonra tüm dünyaya “ya bizdensiniz ya da terör safında” demişti. Türkiye özelinde bu yeni strateji, Irak’ın parçalanması, “Büyük Kürdistan”ın kurulması ve en sonunda Türkiye’nin de parçalanması olarak yansıdı. Ya Türkiye ABD’nin Ortadoğu’yu işgal ve parçalama saldırısına ortak olacak ve kendinin parçalanmasına kendi elleriyle hizmet edecek; ya da karşı safta yani ABD açısından “terör safında” yer alıp yine parçalanmaya razı olacak.

Bu denklemin dışına çıkmanın tek yolu vardır. O da ABD’yle savaşmak pahasına ona kafa tutmak. Ancak Türkiye’de bu yolu ancak Atatürk tutmuştu. Bugünküler ise ne yapsalar ABD’yi memnun edemiyorlar. Artık yolun sonuna geldiler.

Bu aşamada Gladstone’un Ermeni ve Bulgarları Ruslara bırakmamak için başlattığı sürecin bir benzerini ABD bugün başlatıyor. Dıştaki kuşatma tamamlanırken içten isyanlar başlatılıyor.

Azan terör değil ABD

ABD Büyükelçisi, TBMM’de “Amerikan dostu” olarak nitelediği milletvekiline bile PKK konusunda “Saçmalamayı kes!” diye hitap ediyor. ABD’nin Türkiye’de dostlarına bile muamelesi artık böyle. Türk Milleti’ne biçtikleri kaderi siz düşünün.

Türk Ordusu karşısında tamamen ezilmiş ve silinmiş bir terör örgütü nasıl olup da Türkiye’ye karşı hem silahlı alanda hem de “yasal” alanda isyan hareketi tekrar başlatabilir?

Bu normal şartlarda asla mümkün değil. Ama PKK normal bir terör örgütü değil. Tamamen bitmiş tükenmiş olan bu örgüt sadece Türkiye’de değil aynı anda hem İran, hem de Suriye’de devlete karşı silahlı eylemler başlattı. Her üç devletin tek ortak özelliği ABD’nin hedefi olmaları. Barzani ve Talabani’nin hayal bile edemeyeceği bir cüretkarlık söz konusu.

Bu ise bölücü uşakların tarihlerinde ilk defa sadece gizli ve siyasal olarak değil, açık ve stratejik anlamda bir destek ve emir-komuta ilişkisi çerçevesinde ABD’ye bağlandıklarını gösteriyor. Terör operasyonlarının bizzat başında bulunan PKK’lı Karayılan ve İmralı’da hapis olmasına rağmen stratejisini çizen Apo zaten açıkça Türk devletini tehdit ediyor: “ABD Türkiye’den vazgeçer ama Kürtlerden asla vazgeçemez.”

O yüzden Türkiye’nin azan terörü, PKK’yı veya başka bir sorunu değil azan ABD’yi ele alması gerekiyor. Türkiye artık ABD’nin atış menziline girmiştir. ABD atışa da başlamıştır.

Diğer yandan Türkiye ekonomisine yönelik son operasyonlar ancak ABD’nin askeri planlarıyla açıklanabilir. AKP iktidarı döneminde yabancılara toprak satışlarının serbest bırakılmasıyla birlikte Osmanlı’nın son dönemindeki gibi işgal edilecek toprakların önce satın alınması süreci başlamıştı. Ancak Türkiye’de bankacılık sektörüne yabancı sermayenin ve özellikle Yunan sermayesinin egemen olmaya başlaması sürecin hızlandırıldığını gösteriyor.

ABD’deki tüm yorumculara göre Türkiye ekonomisi dünyadaki en riskli ekonomilerden biri. Her an yeni bir kriz çıkabilir. Hatta geçtiğimiz haftalarda ABD’de yayınlanan “Kobra 2” kitabına göre neo-con denen ABD yönetiminin stratejisyenleri, “Hacı” adını taktıkları Türkiye’yi tamamen teslim almak için gerektiğinde yeni bir ekonomik krizi çıkarmayı her zaman gündemde tutuyor.

Peki bu kadar güvenilmez bir ekonomiye Amerikan sermayesi ve özellikle Yunan sermayesi niçin akar? Bunun ekonomik bir açıklaması yoktur. Bu Türkiye’ye yönelik askeri planlarla bağlantılıdır. Türkiye parçalandığında topraklar üzerinde hak iddia edecek işgalciler, bugünden Türkiye’yi kendi özel mülkleri haline getiriyorlar.

Son tuzak Amerikancı darbe süreci

Bu aşamada ABD’nin hazırladığı son tuzağa dikkat etmek gerekir. TÜRKSOLU’nun 3 yıl önce “Orduya Darbe” olarak açıkça tespit ettiği süreci AKP eliyle yürüten ABD, şimdi AKP’yi “Amerikancı darbe” senaryolarıyla hizaya getiriyor.

Medyada Amerikancı yazarlar İran operasyonu öncesi AKP’yi bekleyen ABD kaynaklı felaket senaryolarını şöyle özetliyorlar: AKP’nin meclis grubunun bölünmesi, ekonomik kriz olasılığı, erken seçimle yeni bir sivil Amerikancı iktidar kurulması veya Washington onaylı bir askeri müdahale.

Aslında Türk Ordusu’nun darbeye uğradığı bir süreç yaşıyoruz. Bu süreçte ABD’ye ve AKP’ye direnebileceği düşünülen tüm komutanlar tasfiye edildi. Anlaşılan ABD Türk Ordusu’na darbe sürecinin nimetlerini artık toplayabileceğine inanıyor. Bu yüzden 1990’lardan beri hep Türk Ordusu’na karşı “sivil Amerikancı” iktidarları destekleyen ABD ilk defa, Pentagon aracılığıyla Türk Ordusu’nun “Atatürkçü ve laik” yanını keşfedip, “sivil iktidar”a karşı “laikliğin teminatı” askerleri destekleyici açıklamalar yapmaya başladılar.

Geçtiğimiz yıllarda Wolfewitz ve Rumsfeld gibileri AKP’yi açıkça savunup, “Irak’taki direnişin esas sorumlu 1 Mart Tezkeresi’ne yeteri kadar destek olmayan ve kuzeyden cephe açtırtmayan Türk generalleridir” derken, artık ABD yetkilileri ağız değiştirdi. İran operasyonu öncesi ABD Türkiye’ye son tuzağını hazırlıyor. “Irak’ta bana boyun eğmedin ama bak başına neler geldi. Şimdi İran’da yanıma gel, daha fazla kaybetme” diyorlar. İran’ın şeriatçılığını öne çıkararak da Türk Ordusu’na kanca atmaya çalışıyorlar.

Oysa bu en büyük tuzağa Türkiye düşerse, İran’da tıpkı Irak’taki gibi yine şeriatçı ama bu sefer Amerikancı ve Türk düşmanı bir iktidarın kurulmasına ve “Büyük Kürdistan” yolunda ikinci büyük adımın atılmasına kendi eliyle hizmet etmiş olacak. O zaman Türkiye’nin ne laik Cumhuriyeti ne de toprak bütünlüğünü koruması iyice imkansız olacak.

Hem AKP’ye hem Ordu’ya kıskaç

ABD bu süreçte Türkiye’den kimseyi kazanmaya çalışmıyor. Tayyip’i de, ona muhalif siyasileri de, hatta Türk Ordusu’nda yaratmayı başardığı yeni komuta kademesini dahi kazanarak değil, köşeye sıkıştırarak kendi planlarına dahil etmeye çalışıyor. Çünkü Türkiye’ye artık zorla kabul ettirilecek planları uygulama aşamasındalar.

En son siyasi sürece bakarsak ABD’nin taktiği daha çok açığa çıkar. ABD AKP sayesinde PKK’yı yeniden canlandırdı. ABD şimdi ise PKK’nın terör eylemlerini arttırarak AKP’yi köşeye sıkıştırıyor.

Diğer yandan Tayyip’in merkezinde değil piyonu olduğu ve daha çok AKP’deki Kürt-İslamcı çekirdeğin yönettiği bir siyasi operasyonla, Türk Ordusu’nun komutanlarını “savaş suçlusu” gibi gösterecek iddianameler hazırlanıyor, komutanların yargılanması için yasal düzenlemeler hazırlıyor. Türk Ordusu’ndan ve kamuoyundan bu operasyona yükselen tepkiyle hem Tayyip köşeye sıkıştırılıyor hem de Türk Ordusu’nun komutanları ileride savaş suçlusu ilan edilme tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor. “Amerikancı darbe” gerçekleşirse bu planının baş oyunc usu olacak kişiler bile ABD tarafından her an harcanma tehlikesiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

ABD İran’ı değil Türkiye’yi parçalayacak

ABD Türkiye’de her gücü kıskaç altına alıyor. Hepsine karşı elinde kozlar var. Türk Ordusu’na hazırlanan son büyük tuzak bu işin bir parçası. PKK’ya karşı K. Irak’ta operasyon yapabilme olanağı ve AKP’ye karşı destek olma oltasıyla Türk Ordusu’nun İran’ın işgali için ABD’ye desteği isteniyor.

Eğer bu olta yutulursa senaryoya göre Türkiye’de AB karşıtı ama tamamen Amerikancı sözde ulusalcı bir iktidar kurulacak. AKP tasfiye edilecek, AKP içinden ve dışından yeni sivil piyonlar ve bazı üst düzey komutanlar ile İran ve Suriye’nin işgali operasyonlarında ABD’nin istedikleri yapılacak.

Ama eğer ABD İran ve Suriye’yi işgal ederse, PKK’yı K. Irak’tan değil İran, Suriye ve “Büyük Kürdistan” denen tüm coğrafyadan atmak gibi bir sorun ortaya çıkacak. Terör daha da azacak. Ama tüm bölgeye egemen olan ABD tarafından Türk Ordusu’nun eli iyice bağlanacak. Önce AB sonra da ABD, Türk Ordusu’nu “savaş suçlusu” ilan edecek. İşte bu aşamada Büyük Ortadoğu Projesi denen Ortadoğu ve Orta Asya’nın sömürgeleştirme saldırısının esas hedefi alan Türkiye, saldırılacak yeni ülke olacak.

Laiklik veya PKK’yla mücadele adına bu oltaya atlamak isteyenler bile bu sürecin sonunda harcanacaktır. ABD İran’ı değil Türkiye’yi parçalamayı amaçlıyor. Türkiye’deki tüm işbirlikçileri bu yüzden harcanabilecek önemsiz güçler konumuna düşmüştür.

Ama Türk Milleti ve devleti işbirlikçilerin tersine harcanmayı kabul etmez. O yüzden gerici AKP veya bölücü PKK’ya karşı savaşmak isteyen varsa önce bunları başımıza bela eden ve daha nice belaları hazırlayan ABD’yle savaşmayı göze almak zorundadır. Amerikancı darbe süreci AKP’ye karşı değil, bizzat Türk devleti ve ordusuna yönelik son ölümcül darbeyi vurma sürecidir.

Bu darbeyi engellemek için ABD’ye darbe vurmak şarttır. Bu ise hem İran ve Suriye’yle birlikte olmayı hem de ABD’ye rağmen ve pazarlık yapmadan K. Irak’ta olmayı şart kılmaktadır. İran Büyükelçisi bile ABD ve Kürtlere karşı ortak tavır önerirken, Türkiye’yi ABD tarafından sürekli aşağılanan ve azarlanan Amerikan dostları çok uzun süre yönetemez. İsteyenler kaderine razı olabilir ama Türkiye onların kaderini paylaşmayacak.