|
Turhan Feyizoğlu |
“...Hiç kimse Türkler’in Anadolu üzerindeki haklarını inkar etmiyor. Anadolu’nun nüfusu kesif olmamakla beraber, burası Türklüğün ana kalesidir. Geniş İmparatorluğun inzibatı için lüzumlu kuvvetler hep Anadolu’dan alınır.”
Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalistler Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nu kendi aralarında paylaşmışlardı. Savaş sonrasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle, işgalci emperyalist İngitere, Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeler Türkiye’yi işgale başladı. 6-12 Kasım 1918 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı top mevzilerine el koydular. 7 Kasım 1918’de İstanbul’a ilk defa iki İngiliz subayı geldi. Bunlar Harbiye ve Bahriye Bakanları katında irtibat subayı olarak görevlendirilmişlerdi. 8 Kasım 1918’de Fransız subayları Arian isimli gemiden Galata Rıhtımı’na çıkıp Fransız Elçiliği’ne gittiler. 10 Kasım 1918’de İstanbul’a Gory ve Vaugu adlı iki İngiliz generali ile Bunoust adındaki Fransız geldi. 13 Kasım 1918’de 22’si İngiliz, 12’si Fransız, 17’si İtalyan ve dördü Yunan savaş gemilerinden oluşan 55 parçalık emperyalist işgalcilerin donanması Dolmabahçe önünde demirledi. Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul; İngiltere, Fransa gibi işgalci emperyalist güçler tarafından böylece fiilen işgal edilmiş oldu. Gelen donanmadan 3.500 kişilik bir kuvvet karaya çıkarıldı. 2.000 kişi Beyoğlu’ndaki kışlalara, yabancı okul ve hastahaneler ile bazı özel binalara yerleşti. İşgalci emperyalistlerin Komutanı Sir Henry Maitland Wilson, Beyoğlu’ndaki İngiliz Kız Okulu’nu karargah olarak seçti. İngiliz generali George Milne 27 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi. Emperyalist işgalciler her türlü yağmayı ve zulmü Türk halkına yapmaya başladı. Bu konuda iki aktarıyorum. Birinci olay: 16 Mart 1919’da, Meclis basıldı, bazı milletvekilleri tutuklandı ve Malta Adası’na sürüldü. Cevat Kazım, emperyalist işgali yazdığı şu dizelerle dile getirmişti: “İstanbul, Güzel İstanbul , Ya beni şehit et, yahut da kurtul, Sen esir oldukça, Bana yaşamak dünyada haramdır, Haramdır mutlak!...” Şehzadebaşı’ndaki Muzıka Karakolu basıldı. Çatışmada 6 Türk güvenlik görevlisi işgalci emperyalist güçlerce alçakça katledildi. Bunlardan üç tanesi Kadir oğlu Ömer Osman, İbiş oğlu Abdülkadir ve Zileli Abdullah Çavuş’tu. İkinci olay: Polis Cemil Efendi, evine gitmek üzere, 31 Ağustos 1919 günü, Ayasofya’dan geçen bir tramvaya bindiğinde, altı-yedi tane Fransız askerinin tramvaydaki iki Türk kadınına tecavüz etmekte olduklarını gördü. Polis Cemil Efendi buna mani olmak isteyince Fransız askerleri kasaturayla Polis Cemil Efendi’ye saldırdı. Çıkan kavga sonrasında Polis Cemil Efendi işgalci emperyalist güçler tarafından tutuklandı. Fransız Harb Divanı, Polis Cemil Efendi’yi, on sene ağır hapse mahkum etti ve Fransız Guyanası’na sevketti. Polis Cemil Efendi, Fransız Guyanası’nda ayakları zincirle bağlı olarak yatıp kalktı. Bir defasında üç ay zindana attılar. Polis Cemil Efendi, dokuz sene Fransız Guyanası’nda tutuklu kaldıktan sonra Türk hükümetinin müracaatı üzerine 1 Nisan 1929 tarihinde Türkiye’ye gönderildi. 18 Eylül 1923’de Batı Anadolu tamamen düşmanlardan temizlendi. Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla İstanbul, Boğazlar Bölgesi ve Doğu Trakya kurtarıldı. İmzalanan Lozan Barış Antlaşması gereğince de işgalci emperyalist düşman askerleri altı hafta sonra İstanbul’dan ayrılacaklardı. 4 Ekim 1923 günü düzenlenen bir törenle Türk Bayrağı’nı selamlayarak şehirden ayrıldılar. 5 Ekim 1923’te şehrin Anadolu yakasına gelen Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul’a girdi. Böylece 5 yıl kan ağlayan İstanbul da işgalcilerden kurtulmuş oldu. 1919’da 1920’de Türk emniyet kuvvetleri nasıl emperyalistlere ve emperyalist maşalarına karşı koymuşsa bugün de aynı şekilde mücadele veriyor, Türk insanını ve Türk vatanını savunuyor. Türk insanını ve vatanını savunan Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı Yarbay Alim Yılmaz, yurtsever asker Sinan Gümüştaş, 8 Nisan 2006 tarinde, Elazığ’ın Arıcak-Erimli bölgesinde; yurtsever asker Ali Akçakoca da, 10 Nisan 2006 günü, Silvan’da ABD, İngiltere, Fransa, İsrail gibi emperyalistlerce desteklenen Türk ve Türkiye düşmanı faşist kürtler tarafından haince hazırlanan tuzaklar sonucu şehit oldu. Bu yurtsever Türk kahramanlarını unutmayacağız. Onlar Türk tarihinin sayfalarında yerlerini aldılar. Emperyalizme ve ona maşalık edenlere karşı mücadele devam ediyor. Türk halkı nasıl Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda başarılı olduysa, şimdi de sorunların üzerinden gelir. Yeter ki bu toplum kenetlensin ve ona önderlik edecek Mustafa Kemal gibi bir lider ve Kuvayı Milliye gibi bir örgüt olsun. |