Ermeni Soykırımı değil Türk Soykırımı
Ermenilerin gerçekleştirdiği 31 Mart 1918 Bakü soykırımının yıldönümü Azerbaycan tarafından Azeri Soykırım Günü olarak belirlenmiştir. Bakü soykırımının yıldönmünde, Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu ve Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu bir sempozyum düzenledi. Taksim Hyatt Regency Hotel’de gerçekleşen sempozyumda Ermeni yalanlarına karşı tarihsel gerçekler anlatılarak Türk tezleri savunuldu. Yıllardır bilimsellik adına savunulan Ermeni iddiaları çürütüldü ve tarafsızlık adına Ermeni propagandası yapılmasına izin veren anlayış mahkum edildi. Sempozyumda ayrıca Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin geleceği ve Türk dünyasının birliğiüzerine canlı tartışmalar yürütüldü. Sempozyuman 600’ kişi aşkın bir kitle tarafndan baştan sona coşkulu bir şekilde takip edilmesi dikkat çekici ve onur vericiydi. Böylece Ulusal Güçler güçlü bir sempozyumla sesini daha güçlü bir şekilde duyurmuş oldu.
|
|
| Sempozyuma TÜRKSOLU okurlarının yanı sıra çok sayıda Türkiye’de yaşayan Azerbaycan Türkü ile TESUD ve TEMAD üyesi emekli subay ve astsubay izleyici olarak katıldı. İstanbul Vali Yardımcısı Gazi Kaya, 1. Ordu Eski Komutanı Org. Necdet Timur, Türkiye Harp Malulü, Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği İst. Şb. Başkanı Gönül Alpaydın, Mustafa Kemal Derneği Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım, TEMAD İst. Şb. Başkanı Ahmet Atik de izleyiciler arasındaydı. |
3. Oturumun konuşmacıları: İleri Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Özgür Erdem, Emekli Büyükelçi Bilâl N. Şimşir, Sevil İrevanlı, Büyük Hukukçular Birliği Başkanı
Av. Kemal Kerinçsiz |
|
|
| 2. Oturumun konuşmacıları: TÜRKSOLU Genel Yayın Yönetmeni Ali Özsoy, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, (E) Org. Şener Eruygur, Azerbaycan Devlet Bakanlığı Yurtdışında Yaşayam Azerbaycan Türkleri Genel Müdürü Ramil Hasanov, Erol Mütercimler. |
1. Oturumun konuşmacıları: Emekli Büyükelçi Bilâl N. Şimşir, TÜRKSOLU yazarı Hüseyin Adıgüzel, Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Dr. İbrahim Nebioğlu, Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver. |
 |
Dr. İbrahim Nebioğlu: Hocalı Katliamı, 1915 olayları, 1918 olayları, biz itiraf etmemiz gerekiyor ki sempozyumun başında biz dünyaya bunları, dünya kamuoyunun gündemine oturtamadık. Belgeselde sesini duyduğunuz, ağlaya ağlaya kamerayla çeken, bizim Azerbaycan'ın en ünlü gazetecilerinden biriydi: Cengiz Mustafaev. Bu belgeselden, Hocalı Katliamı'ndan bir sene sonra, bir sene bile dolmadan, onu da Ermeniler arkadan vurarak ön cephede onu da şehit ettiler. Cengiz Mustafaev'in bu gördüğünüz görüntülerini Ermeniler bir şekilde ele geçirdiler, televizyonlardan, arşivlerden. Orada ölenlerin Ermeni olduklarını, bunu yapanların Azeri Türkleri olduğunu göstererek bütün dünyaya beyan etmeye çalıştılar. Amerika'nın çeşitli televizyonlarında, çeşitli gazetelerinde bu gerçekleri kendilerine has usulle tarihi çevirerek yalanlarla bunu da Azerbaycan Türklerinin üstüne yüklemeye çalıştılar. |
 |
Dr. Bilâl N. Şimşir:
Hocalı şehitlerini rahmetle anarken, bizim şehit diplomatlarımızı da dikkate getirmek istiyorum. 40 kadar şehit verdik, pek çok da yaralı, kötürüm kaldı meslektaşımız. Bizler yurtdışı görevlerine bavulla giderdik 70'li, 80'li yıllarda. Tabutla dönerdik. O tabutların içinde her an biz de olabilirdik. Nöbetleşe gidiyorduk. Bu katiller, Ermeni teröristler cezasız kalmıştır.
Azerbaycan'ın beşte birini, yani yüzde yirmisini işgal altında tutmaktadır halen. Ve bir milyon Azeri kaçkın, mülteci durumundadır, vagonlarda yaşamaktadır. Şimdi Amerika ve Avrupa bunu hiç dikkate almadan "ilişkilerinizi düzeltin" diyorlar. İlişlerinizi düzeltin derken ilk önce Ermenilere söylemeleri lazım ki, bir defa Karabağ'dan, yalnız Karabağ civarında 7 vilayet daha işgal altında, çekilmesi lazım, bizimle ilişkileri düzeltmesi lazım.
Bu Ermeni meselesi konusunda bizi vurdukları sıralarda biz Dışişleri olarak yalnız kaldık. Üniversiteden hiçbir kitap yoktu. Ta 1950 yılında yayınlanmış bir tane Esat Kuras'ın bir kitabı vardı. Üniversiteden hocaları çağırdık dedik ki bize yardım edin. Bütün o büyük küçük hocalardan, içim sızlayarak söylüyorum, 7 sayfa yazı geldi bize. Bunun üzerine iş başa düştü. Ben Türk Tarih Kurumu'nun asli üyesiydim 75 yılından beri. Başka kitaplar yayınlıyordum. Atatürk üzerine bir dizi kitaplarım vardı. Onları bıraktım, Ermeniler üzerine kitap yazmaya koyuldum. |
 |
Akkan Suver: 2 005 verilerine göre Türkiye, Azerbaycan'da çeşitli sektörlere 418 milyon dolar tutarında yatırım yapmıştır. 2005 yılında petrol dışı sektörlere yatırılan yatırımların tamamı Azerbaycan ortaklı Türk şirketler tarafından yapılmıştır. Türkiye'nin Azerbaycan'la olan dış ticaret hacmi hem ithalatta hem de ihracatta önceki yıla oranla arttığı görülmektedir. 2005 verilerine göre Türkiye Azerbaycan ithalatında % 7,44 ile ihracatında ise %6,35'i ile 4. sırada yer almaktadır. 2005 yılında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacmi 589 milyon dolar olarak gerçekleşirken bunun 312 milyon doları Azerbaycan'a ihracat olarak, 276 milyon doları da Azerbaycan'dan ithalat olarak şekillenmiştir. |
 |
Hüseyin Adıgüzel: Ermeni tezlerine dikkatli bir şekilde bakarsanız, tüm tezlerin, soy kırım, tarihi vatan, ebedi düşman gibi, 1915 yılı baz alınarak geliştirildiklerini görürsünüz. 1915 tehcir olayı Ermenilerin pişirip pişirip önümüze koydukları, tekrar etmekten hiç bıkmadıkları iftira kampanyalarının önemli bir ayağını oluşturur. Bu kampanyanın ikinci ayağı tazminat, üçüncü ayağı ise toprak talebidir. Üç (T) 'Tanınma, Tazminat ve Toprak) olarak ifade ettikleri bu amacın sonucu "Büyük Ermenistan'ın" kurulmasıdır.
Bugün adına Ermenistan denilen toprak parçası yüz yıllar boyunca bir Türk ülkesi idi. Bu topraklarda tarih boyunca Türkler oturmuşlardı. Ermeniler ise, dünyanın çeşitli ülkelerinde dağınık halde yaşıyorlardı. Bunu Ermeni tarihçileri de itiraf etmektedirler.
"Biz, 1915 yılında soy kırım yapmadık" diyerek savunma yapmak, artık suçu kabullenmek anlamı taşımaktadır. Bu bakımdan "Türklere yapılan soykırımlar" gündeme getirilmeli ve Ermenistan'a karşı soykırım saldırısı başlatılmalıdır. Öldürülen ve soykırıma tabi tutulan yüz binlerce Türk için AİHM’de dava açılarak tazminat ve işgal edilen Türk topraklarının asil sahiplerine iadesi istenmelidir. Yani taktik değiştirilmeli ve "Düşmana onun silahları ile karşılık verilmelidir." |
 |
(E) Org. Şener Eruygur: Azerbaycan ve Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında dünya egemenlerinin göz koyduğu bir coğrafya. BOP’un bir devamı olarak, bölgede Rusya ve ABD arasında önemli çıkar çatışmaları yaşanmaktadır. İki ülke arasındaki ikili ilişkileri bu gerçekleri unutmadan geliştirmek gerekir.
Hazar havzasının dünya petrolünün %26’sına, doğalgaz rezervlerinin ise %11’ine sahip. Bu nedenle dünya egemenlerinin çıkarları en çok bu bölgede çatışıyor. Bu bölgenin tamamen Türk Cumhuriyetlerinyle kaplı olduğunu unutmamalıyız. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri “Bir Millet İki Devlet” felsefesinin içeriği doğru bir şekilde belirlenmelidir ve bu felsefeyi nasıl geliştireceğimiz değerlendirmeliyiz.
ABD’nin soykırım konusundaki tutumu bölgedeki egemen durumu da ortadadır. Çeşitli lobilerin ABD üzerinde çok önemli etkileri bulunmaktadır. Bu etkiyi çıkarlarımız istikametinde değerlendirmemiz gerekmektedir.
Bir taraftan Türkiye, bir taraftan da Azerbaycan’ karı düşmanlıkla dolu olan bir ülkeyle sınırların açılmasıyla ilgili AB üyeliği perspektifinde yapılan dayatmalar da dikkatle izlenmelidir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ve Büka-Erzurum Doğalgaz Hattı daha da büyük projelerle desteklenmelidir. |
 |
Ali Özsoy: Türkiye müttefik olarak NATO’yu belirlediğinden beri Türk dünyasından kopmuştur. Türkiye etrafındaki müttefik kuşatmasının farkında olmalıdır. Batıda Yunanistan üzerinden, güneyde ise Kıbrıs ve kukla Kürt Devleti üzerinden devam eden Müttefik kuşatması doğuda Ermenistan ile tamamlanmaktadır. Bugün Ermenistan Türkiye-Azerbaycan birlikteliği içine sokulmuş bir hançer gibidir. Buna karşı alternatifimiz Atatürk tavrı almaktır. Atatürk Batı Osmanlı’yı parçalamak isterken, tüm Türkleri birleştirme stratejisi izlemişti.
Tarih kitapları Azerbaycan Türklerinin Kurtuluş Savaşı’na para ve silah yardımından bahsetmez, Galiyev-Atatürk ilişkisinden bahsetmez, tüm Türk dünyasının o dönem Kurtuluş Savaşı’nı nasıl desteklediğinden bahsetmez.
Atatürk döneminde izlediğimiz dış politika anlayışına geri dönmeliyiz. Atatürk o dönem Sadabad-Balkan Paktı gibi arayışlarla Batıya karşı bir tavır geliştirmişti. Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da önünde iki ana yol var: Batı yolu-mazlumlar yolu. Bugün mazlumlar için tek stratejik gerçek sömürgeciliğe karşı çıkmaktır. Biz Türk birliğini savunuyoruz. Türkiye yalnız kalır diye karşı çıkanlara soruyorum: Türkler bugünkü kadar yalnız olmuş muydu hiç? Türkler Kerkük’te yalnız, Diyarbakır’da yalnız, Karabağ’da yalnız.
Bugün etrafımızdaki müttefik kuşatmasını yarmak istiyorsak Türkiye-Kıbrıs-Azerbaycan birlikteliği sağlanmalıdır: Tek millet-Tek devlet! |
 |
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy:
Rusya, Ortodoksluğun merkezi olma iddiasıyla Ortodoks Ermenilerin, Fransa Katolik Ermenilerin, ABD ise Protestan Ermenilerin hamisi olarak bölgede etkin olmaya çalışıyor.
Brzezinski’nin de Ortadoğu’nun Balkanlar’ı olarak ifade ettiği Kafkaslar’da ABD’nin petrol hakimiyeti ile amaçları bulunmaktadır.
Geçenlerde ABD’nin Petrol Konseyi yaptığı toplantıda Hazar ve İran petrollerine de hakim olma kararı almıştı. Bugün Basra Körfezi-Hazar hattındaki Ermeni meselesini bu boyutta ele almak gerekmektedir.
Resulzade döneminde ortaya çıkarılan Azeri kimliği Türk birliğini bölme amaçlıdır. “Tek millet, iki devlet” de aslında Türkleri suni olarak bölen işbirlikçi bir mantıktır. Halbuki, tarih boyunca Kafkaslar ve İran coğrafyasında Türkler egemen olmuştur. Özbeklik, Türkmenlik,Kırgızlık, Azerilik gibi kimlikler Türk bütünlüğünü bölen ve bugün mahkum edilmesi gereken suni kimliklerdir. Halbuki, Türkler tarihi belirleyen yegane millettir ve Türkiye eksenli bir Türk dünyası stratejik olarak tek dayanak noktasıdır. Türklerin kendinden başka dayanacak kuvveti yoktur. |
 |
Ramil Hasanov: Azerbaycan ile Türkiye ortak bir diaspora politikası oluşturmalıdır. Yurtdışında Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türkleri ortak faaliyetler düzenlemeli, iki kardeş ülkenin-bir milletin evlatları ayrı derneklerde, kurumlarda değil, tek yerden ses çıkarmaya çalışmalıdır.
Atacağımız adımlar aynıysa ayrı ayrı faaliyet göstermenin bir anlamı yok. Her şeyi devletten beklemeyelim. Dünya çapındaki farklı ülkelere mensup tüm sivil toplum kuruluşları birlikte faaliyet göstermelidir.
Azerbaycan Devleti olarak elimizden gelen her tür desteği göstereceğimize hazırız. |
 |
Sevil İrevanlı:
Bugün Ermenistan’ın başkenti olan Erivan, aslında yüzlerce yıllık bir Türk şehridir. Erivan, Rusya’nın bölgeyi işgaliyle birlikte, sistematik bir şekilde Türklerden arındırılmış, şehre yönelik Ermeni göçleriyle nüfus yapısı değiştirilmiştir.
Erivan’ın bu şekilde suni bir şekilde Ermeni kenti haline getirilmesi, aslında tüm Ermenistan’ın tarihinin bir örneğidir. Ermenistan, aslında yapay bir devlettir.
Yalnız Erivan değil, Gence, Zengezur, Hocalı gibi Ermenistan’ın kendi tarihsel yurdu saydığı topraklar da Rus işgali sonrası Türklerden arındırılmış ve Ermenileştirilmiştir. |
 |
Özgür Erdem:
Stratejik olanaklar değil, tarihsel gerçekler vardır. Türk milletinin tarihsel gerçeği ise, kurduğu büyük imparatorluklardır. Dönem dönem parçalanan Türk egemenliği, büyük liderler etrafında kenetlenerek dünya çapında bir güç olmayı her zaman başarmıştır.
“Tek millet-Tek Devlet” stratejisi günümüz için geçerli olabilir, ancak gerçek stratejimiz “Tek millet-Tek devlet” olmalıdır. Dünya Türkleri yeni bir Atatürk’ün etrafında kenetlenip büyük bir konfederasyon oluşturma gücüne sahiptir.
Türkiye’de Ermeni meselesinde bir takım mitler yaratıldı bu mitlere karşı savaşmalıyız: “Fikir hürriyeti”ne karşı “Tek seslilik”, “bilimsellik-tarafsızlığa” karşı “Taraf olmak”, “Batıyı ikna etme” yerine “Mücadelecilik”, “Mozaikçiliğe” karşı “Tek devlet-Tek millet felsefesi”ni savunmalıyız.
İstanbul Üniversitesi’nde tarafsızlık ve bilimsellik adına Ermeni propagandasına izin verilmesi büyük hatadır. Böylece Ermeninin Türke propaganda yapma fırsatı yaratılmıştır. Halbuki, Bilgi Üniversitesi’nde en azından Türk tezlerini savunanlar yer almıyordu. Ermeniler bir tek Ermeniyelere propaganda yapabiliyordu. Bu yüzden bu toplantı Bilgi Üniversitesi’nde yapılandan daha tehlikeli olmuştur. Türkün Türke propagandasından korkmamalı, bu konuda üzerimize düşeni yapmalıyız. |
 |
Kemal Kerinçsiz:
Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Ermeni konferansına karşı Hukukçular Birliği olarak bir hukuk mücadelesi yürüttük. Ancak Ermeni lobisinin Türkiye’deki uzantıları bu konferansın hukuka aykırı bir şekilde, düzenlenmesini sağladılar. Ancak daha da önemli olan bu konferansın ardındaki parasal destektir. Ermeni konferansını düzenleyenlerin yurtdışından nasıl para aldığını belgeledik. Soros Vakfı’ndan 500 bin dolar yardım aldılar. Hatta mahkeme bu paranın kaynağını resmi olarak sordu. Bu konuda davalar da açtık, sonucunu bekliyoruz. Ancak ne bir belge sunabildiler, ne de mahkeme bu belgenin peşine düştü. 301. maddeyle ilgili tüm başvurularımız sonuçsuz kalıyor. Sonradan öğrendiğimize göre, Bilgi Üniversitesi’ndeki toplantının yapılmasını bizzat Bush istemiş. Ayrıca, Alman Yeşiller Partisi, bu toplantının yapılması için söz verildiğini açıklıyor. Soruyorum: Kim verdi bu sözü? Tüm bu yaşananlar Türkiye’de artık sömürge hukukunun geçerli olduğunu göstermektedir.
Şemdinli Provokasyonundan tam bir saat önce Avrupa Birliği bir İlerleme Raporu yayınlamıştı. Bu raporda en önemli meddelerden biri jandarmın sınır güvenliğinden ve kıyı güvenliğinden çekilmesidir. Öyleyse bu bir tesadüf sayılmamalıdır. Şemdinli bizzat Orduya saldırı amaçlı bir provokasyondur. |
 |
Erol Mütercimler:
Türkiye bugünkü iktidar yapısıyla Türk Cumhuriyetlerine model oluşturamaz.
Türkiye ile Azerbaycan ülkelerini ikili ilişkilerinin geleceğini değerlendirmek için bu iki ülkenin ABD ile olan ilişkilerine bakmak gerekir. Her iki ülke de ABD ile bu derece yakın ilişkide iken acaba bir birliktelik sağlanabilir mi?
20. yüzyılda dünyadaki tüm stratejileri belirleyen petropolitiktir. Bu bağlamda dünyanın en zengin yataklarına sahip olan Azerbaycan’ın bağımsız bir politika oluşturmasına Batı izin verecek midir? Bugün etki odaklı strateji yeni bir stratejik anlayış olarak ortaya çıkmaktadır. Eskiden askeri güçle yapılamayanlar, bugün sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Kafkasya’da bir söz vardır: “Köpek araba gölgesinde uyur, kendi marifeti sanır.” Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde bu gerçeği unutmamak gerekmektedir. |
 |
|