|
Gökçe Fırat |
Kontrgerilla MHP ve Sol
Son iki sayıdır başlattığımız “kontrgerilla” tartışması güncel bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor: Türk devletini savunmak. Ancak bir devleti savunmak için her şeyden önce sağlam fikirler savunmak gerekiyor. Çünkü yanlış fikirlerle savunulan bir devlet, son “psikolojik harpte” de görüldüğü üzere aslında güçsüz düşürülüyor. O nedenle “kontrgerilla” tartışmasında bazı kişi ve kurumları ve elbette bunların geçmişlerini tartışmaya açmamız son derece anlamlı. Bu yüzden de geçmişi bugünkü bilincimizle sorgulamakta fayda var. “Kontrgerilla” belasının ortaya çıkışının aslında tek bir gerekçesi vardır: NATO’nun yönelimi. NATO, bilindiği gibi Sovyet yayılmacılığına karşı kurulmuş bir örgüttür. Ancak bu yayılmacılığı önleme yöneliminin bir diğer yönü “yayılmacılığı önlemek için yayılmaktır.” O nedenle NATO kuruluşundan itibaren sürekli genişleyen bir örgüttür. Hatta “Sovyet tehdidi”ni geçtik, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bile NATO genişlemeye devam etmektedir. Aslında aklı başında herkes, yani ABD kafasıyla değil de kendi “milli” kafası ile düşünen herkes için buradan önemli dersler çıkarılmalıdır. Çıkarılacak ders basittir, NATO aslında Sovyetler’e ve onun yayılmacılığına karşı kurulmuş bir örgüt değil, ABD yayılmacılığını sağlamak için kurulmuş bir örgüttür. 1950’li yıllarda ABD yayılmacılığının önündeki engel Sovyetler olduğu için 50-80 arası NATO konsepti “Sovyet yayılmacılığı”nı önlemek olarak lanse edilmişti. Fakat dünya tahlilimizi basit propagandalar temelinde değil de biraz daha kapsamlı bilimsel analiz zeminine kurarsak propagandanın geçersizliği ortaya çıkar. Şöyle ki: 18. yüzyılın yükselen gücü İngiliz İmparatorluğu’dur. İngiliz yükselişi 200 yıl kadar sürmüş ve Birinci Dünya Savaşı’nda sona ermiştir. 20 yüzyılın yükselen gücü ise Amerikan İmparatorluğu’dur. Amerikan İmparatorluğu’nun yükselişi Birinci Dünya Savaşı’nda başlamıştır hâlâ da sürmektedir. Emperyal güçlerin değişimi belli bazı iktisadi yapılardan kaynaklanır. Tüm dünyada iktisat, siyaset ve tarih dersleri bu şekilde okutulur. Bu tür bir gerçeklikte ise Sovyetler yükselen bir güç klasmanına alınamaz! Nitekim Sovyetler dağılan bir güç olmuştur. Ve üstelik bu dağılma dış etkenlerle değil içten çözülme ile olmuştur. Bu gerçeklik ABD’nin ve NATO’nun “komünizm tehdidi” ve Sovyet yayılmacılığı propagandasının temelsizliğini göstermek için yeterlidir! Bu kış komünizm gelecek! Peki NATO stratejisinin bizim ülkemizde uygulanması ne şekilde olmuştur ve kimler bu işte kullanılmıştır? Bazı kişilerin kendi geçmişleri nedeniyle hesaplaşmaktan kaçındığı nokta budur. Bizim ülkemizde NATO propagandası daha kaba bir hal almıştır. Sağcı güçler halkı 40 yıl “Bu kış komünizm gelecek” diye korkutmuşlardır. Ama ne hikmetse kırk yıl sonra Türkiye’ye komünizm gelmemiştir ama Sovyetler’e kapitalizm gelmiştir! O halde analizimizi biraz daha derinleştirelim ve Türkiye’nin NATO’yu desteklemesi ne anlama gelmiştir görelim. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD tartışmasız süper güçtür. Bu süper güç kendisine yeni yayılma alanları belirler. Kore’den Vietnam’a Uzakdoğu Asya’da ABD saldırısı başlar. Benzer bir saldırı tüm Latin Amerika’yı hedef alır. Yine İsrail’in kurulması ile birlikte Arap Dünyası ve Ortadoğu’da Amerikan planları işlemeye başlar. Hitler belasının yerini artık Amerikan faşizmi almıştır artık. ABD’nin bu emperyalist yayılmacılığına karşı tüm dünyada bağımsızlık mücadeleleri başlar. Örneğin bizim coğrafyamızda Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, İran’da 60’lı yıllarla birlikte büyük bir Amerikan karşıtı hareket başlar. Ancak bu sadece Ortadoğu’ya özgü değildir. 60’lı yıllar ezilen halkların Amerikan emperyalizmine üç kıtada birden karşı koyduğu bir çağdır. Peki bu antiemperyalist ve antiAmerikancı yükselişin arkasında Sovyetler mi vardı? Hayır! Sovyetler Birliği ABD’ye karşı bu bağımsızlık mücadelelerini desteklemez. Nitekim Üçüncü Dünya ülkeleri hem ABD’den hem de Sovyetler’den bağımsız bir “Bağlantısızlar Bloğu” örgütler. Daha sonra bu “Bandung Projesi”ne dönüşür. Tüm Üçüncü Dünya ülkelerine benzer bir ulusal başkaldırı Türkiye’de de başlar. Özellikle 68 Hareketi ile doruğa ulaşan bu hareket, dünya çapında yükselen antiemperyalist hareketin bir parçasıdır; Sovyet yayılmacılığının değil. Nitekim bu ulusal şahlanışa, gençlik isyanına ilk karşı çıkanlar, Sovyet güdümündeki TKP yöneticileri olur. Çünkü gençlik isyanı Yalta’da oluşan ABD-Sovyet uzlaşmasını sarsmaktadır. Bilindiği gibi Yalta’da Sovyetler ve ABD tüm dünyayı paylaşmıştı. Bu noktadan itibaren antiemperyalist mücadele verenler iki cephede birden savaşmak zorunda kalacaktır. Bir yandan Sovyetler’e bağlı komünist hareketler, diğer taraftan ABD’ye bağlı faşist hareketler Ulusal İsyana karşı harekete geçer. İşte MHP’nin hiç sevmediği Sovyetler’e bağlı TKP ile buluştuğu nokta burasıdır. MHP kimin yanındaydı? Peki 60’lı yıllarda Türkiye’de neler olmuştur bir de ona bakalım. 60’lı yıllarda üç ayaklı bir halk hareketi gelişmiştir Türkiye’de. Bir yanda işçi sınıfı ABD uzantısı komprador sermayeye karşı emek mücadelesine girişmiştir. MHP burada işçi düşmanı, emek düşmanı bir güç olarak, ABD’nin ve büyük sermayenin yanında yerini almıştır! Bugün “ulusal” olmamakla suçladıkları TÜSİAD’ın vurucu gücü o dönem MHP militanlarıydı. İkinci hareket köylülerin toprak ağalarına karşı başlattıkları mücadeleydi. Toprak ağalarının arkasında ABD ve sağcı iktidar vardı. MHP burada da köylülerin toprak mücadelesine karşı ABD’nin ve toprak ağalarının vurucu gücü olmuştur. Bugün Kürtçülüğe karşı çıkan MHP 80 öncesi Kürt toprak ağalarının topraklarını savunuyordu. Üçüncü hareket ise antiemperyalist gençlik hareketidir. Gençler Amerikan hedeflerine yönelik mücadeleye girişirler. Örneğin ABD 6. Filosu Türkiye’ye geldiğinde Deniz Gezmiş’in önderliğindeki üniversite gençliği tarafından denize dökülürler. MHP militanları ise burada 6. Filo’yu kıble yapıp namaz kılar ve Türk gençlerine saldırırlar. MHP burada da Türk gençlerine karşı Amerikan askerlerinin vurucu gücü olmuştur. Görüldüğü üzere MHP, Sovyetler’e karşı mücadele etmemiştir. MHP Sovyetler yandaşı güçlere karşı da mücadele etmemiştir. MHP sadece ABD’nin çıkarlarını savunmuş ve bu çıkarlara saldıran Türk işçi, köylü ve gençlerine saldırmıştır! Dünden bugüne antiAmerikancılık Derdimiz elbette kimsenin kirli geçmişini yüzüne vurmak değil. Bunların hesabını sormak da değil. Ama bu meselenin günümüz açısından da önemli bir sonucu var. O ise şu, ABD’nin çıkarlarını görmek ve ona karşı mücadele etmek. Bugün pek çok MHP kökenli insan “ABD’ye karşıyız” diyor ve ona karşı mücadele etmek istiyor. O halde ABD’ye karşı olanların tarihsel bir bakış açısına sahip olması gerekir. Bunun içinse geçmişten bugüne antiAmerikancı bir çizgiyi savunmak gerekir. Türkiye’de antiAmerikancılık yapacaklar bu nedenle geçmişe de bugüne de dikkatli bakmak durumundadır. Yine birkaç örnekle kimin dün ve bugün nerede durduğunu görebiliriz. Örneğin 60’lı yıllarda gelişen gençlik hareketi NATO’ya açıkça karşı çıkmıştır. Tam bağımsız Türkiye demiştir. Bu Sovyet yandaşlığı demek midir? Bir ülkenin kendi bağımsızlığını savunması ve ABD’ye karşı çıkması elbette Amerikancılar tarafından çeşitli şekillerde suçlanacaktır. Dün Sovyet yandaşı deniliyordu bu gibilere bugünse ulusalcı, Kızıl Elmacı, Saddamcı vs. Bugün ulusalcı olmakla suçlanan MHP’liler bugünkü gözle düne bir baksalar, o günün gençlerinin de Sovyet yandaşı değil sadece bağımsızlık isteyen gençler olduğunu o kadar kolay görebilirler ki! Dün bağımsızlık isteyen gençlere ABD yandaşı MHP militanları saldırıyordu. Bugünse Amerikan karşıtlarına Amerikan yandaşı bir grup aydın aynı şekilde saldırmıyor mu? MHP’liler zor durumdadır, acaba bugün dünün solcularının konumuna düştüklerini görmüyorlar mı? Çok açık söyleyelim, ABD bugün Saddam düşmanlığı yaymaktadır, İran düşmanlığı yaymaktadır, Suriye düşmanlığı yaymaktadır. Peki ABD’nin bu ülkelere yönelik yayılma tehdidi tespitine katılıyor muyuz? Elbet hayır. Mesele dün de aynıydı, ABD kendi çıkarı için saldıracağı ülkelerin tehdit olduğunu söyler ve bu propaganda ile yandaş toplar. Bugün ABD’nin bu tür saldırılarına yandaş olmayanlar doğru noktadadır ama bu dün durulan yanlış noktanın da kabul edilmesi demektir.
Che’den Chavez’e ne değişti? Çok önemli bir başka örnek ise Latin Amerika’dan. Bizim MHP’lileriniz Che’yi bayraklaştıran solcu gençlere hep düşman gözüyle bakmışlardır. Oysa Che ABD’ye karşı savaşırken kurşuna dizilerek öldürülmüş ulusal bir sosyalisttti! Latin Amerika kıtasının birliğini istiyordu! Tıpkı bugünkü Chavez ve Morales gibi! Bugün Castro’yu, Chavez’i, Morales’i ve diğerlerini ABD’ye karşı savunma noktasına gelen MHP’liler acaba sosyalist mi oldular? Sovyet yandaşı mı? Evet beyler biraz vicdan sahibi olalım, şu an, dün Che için forum yapan Devrimci Gençlerin konumundasınız! Ama Che de kurşuna dizildi o gençler de. Che’yi ABD, Devrimci gençleri ise siz öldürdünüz. Ölülerimizin hakkını istemiyoruz. Hesabını sormuyoruz. Sorduğumuz tek hesap var, Amerikancılığın hesabı. Bu hesapsa ancak Amerikan propagandasının etki alanının dışına çıkılarak verilebilir. Sizden istediğimiz de bu. Burada yapılacak tek doğru tavır var: Sosyalistlerin, dün de bugün de, ABD’ye karşı mücadele ettiğini kabul etmek. Bu ülkenin en idealist evlatlarına Sovyet yandaşı suçlaması atmak Amerikan iftirasıdır. Onlar bu ülke için dövüştüler ve öldüler. Sovyetler için değil! Peki Amerikan karşıtı nasıl olunur? İşte günümüz açısından en belirleyici mesele bu. Ama çözümü en kolay olan nokta da bu. Türkiye’de Amerikan karşıtı olmak için Atatürkçü olmak yeterlidir. Atatürkçü olmak içinse tek bir şey gereklidir, Atatürk’ün Altı Ok’unu savunmak. Çok şey mi istiyoruz sizce? Dün kimi sol kökenli insanlar Atatürkçülüğü, Altı Ok’u yeterli görmeyip farklı yollara saparak yanlış yaptılar. Bu yanlışın sol yanıydı. Ama yanlışın sağ yanında da Atatürk’ün Altı Ok’unu yetersiz görüp, 9 Işık peşinde koşmak var. Bugün geldiğimiz noktada ise sağdakilerin Atatürk milliyetçiliğinde, soldakilerinse Atatürk halkçılığı ve devletçiliğinde karar kılması gerekir. Bu ise bugün hem sağda hem de soldakilerin buluştuğu Chavez çizgisidir. Adamlar Venezüella’da bile Atatürkçü bir program uygular ve bununla yetinirlerken biz neden Atatürk’ü beğenmeyiz ki? Chavez demişken ondan başka bir ders de çıkarmalıyız. ABD’nin fiili tehdidi altında bulunan bu ülke sadece Üçüncü Dünya ile ittifak yapıyor. Çünkü mazlum halkların tek dostu yine mazlum halklardır. Bu bile bir derstir, Türkiye’nin dosta ihtiyacı var diye Rusya ile ittifaka yönelenlere. Tam bağımsızlık ancak kendi gücüne güvenerek gerçekleşir. Avrasya hayali peşinde koşarak ancak Rusya’nın güdümüne girersiniz. Bu ise Amerikancı bir geçmişi Rusçu bir gelecekle sürdürmek olur ki bunun hesabını hiç veremezsiniz... Kemal Kerinçsiz için bir parantez Son dönem Türk düşmanlarına karşı önemli bir mücadele başlatan bir insanla karşı karşıyayız: Kemal Kerinçsiz. Kerinçsiz bildiğimiz kadarıyla MHP’ye yakın bir geçmişi olan hukukçu. Bir insanın dün durduğu yanlış yer ancak bugünkü doğru ile düzeltilebilir. O nedenle özellikle üzerinde durmak istiyoruz. Kerinçsiz Türkiye’nin hiç alışık olmadığı bir mücadele yürütüyor: Hukuksal bir mücadele yürütüyor. Amerikancı ve Avrupacı satılık aydınların hazmedemediği şey de bu. Kendileri Amerikan ordusunu savunur ve sivil toplumculuk yaparlarken, bir vatandaş çıkıyor ve sadece sivil alanda kalarak onları rezil ediyor. Kerinçsiz, silaha sarılsa bu ülkede kahraman olurdu. Çünkü tüm vatandaşlar bu satılık aydınların neden anlayacağını biliyor. Ama O zor olanı yapıyor ve bu adamlarla sadece dilekçe vererek mücadele ediyor. Böylelikle onların hukuk düşmanlıklarını, faşistliklerini her dilekçe ile bir kez daha yüzlerine vuruyor. Bu ülkede Atatürkçü ve milliyetçilerin hukuktan yana, Amerikancı ve Avrupacılarınsa hukuk düşmanı olduklarını ispatlıyor. Avrupalılar normalde bu tür insanları alkışlarlardı. Gandi gibi barış adamı ilan ederlerdi ama Kerinçsiz onlara karşı mücadele ettiği için sivil bir lider de olamıyor! Ama bu hizmeti için tarih ve Türk milleti Kerinçsiz’e ve onun yolundan gideceklere teşekkür edecektir.
|