06.03.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Türkiye
Türkiye
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı

Gökçe Fırat

Kontrgerilla MHP ve Sol

Ülkücülerin
Okuma Listesi

Türk Gençliğinin okuması için Şubat 1969 tarihi itibarıyla hazırlanan kitap listesi:

Dini ve Manevi kitaplar:
1-Kur’anı Kerim ve Meali-Diyanet Reisliği
2-Kur’anı Kerim ve Meali Hakim- H. Basri
Çantay
3-Büyük İslam İlmihali- Ömer Nasuhi Bilmen
4-Saadeti Ebediye- Z. Abidin Işık
5-Sahibi Buhari- İmami Buhari
6-İslam Peygamberi- M. Hamidullah
7-Kur'an Tarihi- M. Hamidullah
8-İslama Giriş- M. Hamidullah
9-İslam'da kadın- Bekir Topaloğlu
10-28 Peygamber- Nezihe Araz
11-Kısası Embiya- Cevdet Paşa
12-İslamiyetin Manevi ve Kültürel Değerleri- Haydar Bammat
13-İslamda Sosyal Adalet-Seyyit Kutub
14-Mesnevi- Mevlana
15-Rubailer- Mevlana
16-Maarif- Sultan Veled
17-Hacı Bayram-ı Veli- Zeliha Karadeniz
18-Anadolu Evliyaları- Nezihe Araz
19-İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü- Sezai Karakoç
20-Mukaddime- İbni Haldun
21-İslam Dini- A. Hamdi Aksekili
22-İslam Açısından Sosyalizm- H. Perviz Hatemi

Milli, Tarihi, İçtimai, Siyasi, Felsefi Eserler:
1-Türkiye Tarihi (12 cilt)- Yılmaz Öztuna
2-Selçuklu Tarihi- Prof. Osman Turan
3-Oğuzlar- Prof. Faruk Sümer
4-Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi- Prof. Osman Turan
5-Bir Neslin Dramı- Hüsamettin Tugaç
6-Esir Türkler- Baymirza Hayt
7-Hürriyet Uğrunda Doğu Türkistan
Kazakları- Hasan Oraltay
8-Türk'ün Siyah Kitabı- Kadir Mısırlıoğlu
9-Boğaziçi’nde Tarih- Samiha Ayverdi
10-Ebedi ve Manevi Dünyası içinde Fatih- Samiha Ayverdi
11-Sarıklı Mücahitler- Kadir Mısırlıoğlu
12-Türklük Meseleleri- İsmail Hakkı Danişment
13-Türklük/Müslümanlık- İsmail Hakkı Danişment
14-Türkleşmek /İslamlaşmak/ Muasırlaşmak- Ziya Gökalp
15-Hars ve Medeniyet- Ziya Gökalp
16-Türkçülüğün Esasları- Ziya Gökalp
17-Milli Terbiye ve Maarif Meseleleri- Ziya Gökalp
18-Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları- S. Maksudi Arsal
19-Türk Tarihi ve Hukuk- S. Maksudi Arsal
20-Türk Dili- S. Maksudi Arsal 21-Türk Ülküsü-Atsız
22-Türk Tarihinde Meseleler- Atsız
23-Milliyetçiliğimizin Temel Meseleleri- Cahit Okurer
24-Yeryüzünde Türkler- H. Namık Orhun
25-Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hal Çareleri- Prof. Mümtaz Turhan
26-Garblılaşmanın Neresindeyiz- Prof. Mümtaz Turhan
27-Kültür Değişmeleri- Prof. Mümtaz Turhan
28-Toprak Reformu ve Köy Kalkınması- Prof. Mümtaz Turhan
29-Atatürk İlkeleri ve Kalkınma- Prof. Mümtaz Turhan
30-Ziya Gökalp ve Külliyatı- F. Abdullah Tansel
31-İslamiyetin Manevi ve Kültürel Değerleri- Haydar Bammat
32-Garb Menbalarına Göre Eski Türk Demokrasisi- ismail Hakkı Danişment
33-Atilla Oğullan- H. N. Orkun
34-Türk İnkilabı ve Milliyetçiliğimiz- Remzi Oğuz Arık
35-Coğrafyadan Vatana- Remzi Oğuz Arık
36-İdeal ve İdeoloji- Remzi Oğuz Arık
37-Atatürk ve Türk Milliyetçiliği- Doç.
Hikmet Tanyu
38-Ziya Gökalp ve Milliyetçiliği, Doç.
Hikmet Tanyu
39-Niçin Komünist Oluyorlar?- Doç. Hikmet Tanyu
40-Nasyonalizm ve Milliyetçilik- Peyami Safa
41-Sosyalizm- Peyami Safa
42-Mistisizm- Peyami Safa
43-Mahutlar- Peyami Safa
44-Türk İnkılâbına Bakışlar- Peyami Safa
45-Doğu-Batı Sentezi- Peyami Safa
46-Bilinmeyen Taraflarıyla Abdülhamit-John Haslip
47-Türk Mektupları- General Moltke
48-Türk Mektupları- Buzbeck
49-Türkiye Mektupları- K. Mikes
50-Türk Kahramanları- Nejdet Sancar
51-Paris'ten Tih Sahrasına- A. Fuat Erdem
52-Suriye Hatıraları- A. Fuat Erdem
53-Atatürk ve İnönü- A. Fuat Erdem
54-Doğu İlleri ve Varto Tarihi- Şerif Fıratlı
55-Ziya Gökalp ve İttihat Terakki- E. Behnan Şapolyo
56-Türkiye'de Ruhçu ve Maddeci Görüşün Müacadelesi- S. Hayri Bolay
57-Türk Edebiyatı Tarihi- Fuat Köprülü
58-Dertli Dolap- Nezihe Araz
59-Beş Şehir- Ahmet Hamdi Tanpınar
60-Abdullah Efendinin Rüyaları- Ahmet
Hamdi Tanpınar
61-Mehmet Akif'in Hayatı- Mithat Cemal Kuntay

Yukarıdaki kitap listesi Ülkü Ocakları’nın 1969 tarihli okuma listesi. Görüleceği gibi kaynaklarda Kadir Mısıroğlu gibi Kemalizm düşmanlarından Seyip Kutup gibi Şeriatçı militanlara, Peyami Safa gibi işbirlikçi sağcılardan Nihal Atsız gibi ırkçılara geniş bir kaynakça var. Bir tek Atatürk yok! Hani ülkücüler sık sık biz eskiden de Atatürkçüydük derler ya anlayın işte 35 yıl önce ne kadar Atatürkçülermiş!
Bu arada Atatürk ismi geçen tek kitap olan Hikmet Tanyu’nun Atatürk ve Türk miliyetçiliği kitabının da Atatürk’ün aslında bir ırkçı olduğunu ispat etmeye çalışan “bilimsel” bir eser olduğunu söyliyelim.

Turhan Feyizoğlu - Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Hareket

Yazarlarımızdan Turhan Feyizoğlu’nun “Ülkücü Hareket” adlı geniş araştırması ülkücülerin ne kadar “Atatürkçü” olduklarını öğrenmek isteyenler için bulunmaz bir kaynak.

Aplarslan Türkeş - 9 Işık

Bu arada Alparslan Türkeş’in MHP’nin temel ideolojisini açıkladığı “9 Işık” kitabı da ülkücülerin ne kadar Atatürkçü olduğunu gösteren bir başka eşsiz kaynaktır. 672 sayfalık kitapta Atatürk ismi sadece bir kez geçmektedir! MHP’nin yolu ise “Allah’ın Yolu” olarak çizilmektedir.

NATO’nun Sovyet yayılmacılığı propagandası

Son iki sayıdır başlattığımız “kontrgerilla” tartışması güncel bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor: Türk devletini savunmak. Ancak bir devleti savunmak için her şeyden önce sağlam fikirler savunmak gerekiyor. Çünkü yanlış fikirlerle savunulan bir devlet, son “psikolojik harpte” de görüldüğü üzere aslında güçsüz düşürülüyor.

O nedenle “kontrgerilla” tartışmasında bazı kişi ve kurumları ve elbette bunların geçmişlerini tartışmaya açmamız son derece anlamlı. Bu yüzden de geçmişi bugünkü bilincimizle sorgulamakta fayda var.

“Kontrgerilla” belasının ortaya çıkışının aslında tek bir gerekçesi vardır: NATO’nun yönelimi. NATO, bilindiği gibi Sovyet yayılmacılığına karşı kurulmuş bir örgüttür. Ancak bu yayılmacılığı önleme yöneliminin bir diğer yönü “yayılmacılığı önlemek için yayılmaktır.” O nedenle NATO kuruluşundan itibaren sürekli genişleyen bir örgüttür. Hatta “Sovyet tehdidi”ni geçtik, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bile NATO genişlemeye devam etmektedir.

Aslında aklı başında herkes, yani ABD kafasıyla değil de kendi “milli” kafası ile düşünen herkes için buradan önemli dersler çıkarılmalıdır. Çıkarılacak ders basittir, NATO aslında Sovyetler’e ve onun yayılmacılığına karşı kurulmuş bir örgüt değil, ABD yayılmacılığını sağlamak için kurulmuş bir örgüttür.

1950’li yıllarda ABD yayılmacılığının önündeki engel Sovyetler olduğu için 50-80 arası NATO konsepti “Sovyet yayılmacılığı”nı önlemek olarak lanse edilmişti. Fakat dünya tahlilimizi basit propagandalar temelinde değil de biraz daha kapsamlı bilimsel analiz zeminine kurarsak propagandanın geçersizliği ortaya çıkar.

Şöyle ki: 18. yüzyılın yükselen gücü İngiliz İmparatorluğu’dur. İngiliz yükselişi 200 yıl kadar sürmüş ve Birinci Dünya Savaşı’nda sona ermiştir. 20 yüzyılın yükselen gücü ise Amerikan İmparatorluğu’dur. Amerikan İmparatorluğu’nun yükselişi Birinci Dünya Savaşı’nda başlamıştır hâlâ da sürmektedir.

Emperyal güçlerin değişimi belli bazı iktisadi yapılardan kaynaklanır. Tüm dünyada iktisat, siyaset ve tarih dersleri bu şekilde okutulur. Bu tür bir gerçeklikte ise Sovyetler yükselen bir güç klasmanına alınamaz! Nitekim Sovyetler dağılan bir güç olmuştur. Ve üstelik bu dağılma dış etkenlerle değil içten çözülme ile olmuştur.

Bu gerçeklik ABD’nin ve NATO’nun “komünizm tehdidi” ve Sovyet yayılmacılığı propagandasının temelsizliğini göstermek için yeterlidir!

Bu kış komünizm gelecek!

Peki NATO stratejisinin bizim ülkemizde uygulanması ne şekilde olmuştur ve kimler bu işte kullanılmıştır?

Bazı kişilerin kendi geçmişleri nedeniyle hesaplaşmaktan kaçındığı nokta budur.

Bizim ülkemizde NATO propagandası daha kaba bir hal almıştır. Sağcı güçler halkı 40 yıl “Bu kış komünizm gelecek” diye korkutmuşlardır. Ama ne hikmetse kırk yıl sonra Türkiye’ye komünizm gelmemiştir ama Sovyetler’e kapitalizm gelmiştir!

O halde analizimizi biraz daha derinleştirelim ve Türkiye’nin NATO’yu desteklemesi ne anlama gelmiştir görelim.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD tartışmasız süper güçtür. Bu süper güç kendisine yeni yayılma alanları belirler. Kore’den Vietnam’a Uzakdoğu Asya’da ABD saldırısı başlar. Benzer bir saldırı tüm Latin Amerika’yı hedef alır. Yine İsrail’in kurulması ile birlikte Arap Dünyası ve Ortadoğu’da Amerikan planları işlemeye başlar. Hitler belasının yerini artık Amerikan faşizmi almıştır artık.

ABD’nin bu emperyalist yayılmacılığına karşı tüm dünyada bağımsızlık mücadeleleri başlar. Örneğin bizim coğrafyamızda Cezayir’de, Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, İran’da 60’lı yıllarla birlikte büyük bir Amerikan karşıtı hareket başlar. Ancak bu sadece Ortadoğu’ya özgü değildir. 60’lı yıllar ezilen halkların Amerikan emperyalizmine üç kıtada birden karşı koyduğu bir çağdır.

Peki bu antiemperyalist ve antiAmerikancı yükselişin arkasında Sovyetler mi vardı?

Hayır!

Sovyetler Birliği ABD’ye karşı bu bağımsızlık mücadelelerini desteklemez. Nitekim Üçüncü Dünya ülkeleri hem ABD’den hem de Sovyetler’den bağımsız bir “Bağlantısızlar Bloğu” örgütler. Daha sonra bu “Bandung Projesi”ne dönüşür.

Tüm Üçüncü Dünya ülkelerine benzer bir ulusal başkaldırı Türkiye’de de başlar. Özellikle 68 Hareketi ile doruğa ulaşan bu hareket, dünya çapında yükselen antiemperyalist hareketin bir parçasıdır; Sovyet yayılmacılığının değil.

Nitekim bu ulusal şahlanışa, gençlik isyanına ilk karşı çıkanlar, Sovyet güdümündeki TKP yöneticileri olur. Çünkü gençlik isyanı Yalta’da oluşan ABD-Sovyet uzlaşmasını sarsmaktadır. Bilindiği gibi Yalta’da Sovyetler ve ABD tüm dünyayı paylaşmıştı.

Bu noktadan itibaren antiemperyalist mücadele verenler iki cephede birden savaşmak zorunda kalacaktır. Bir yandan Sovyetler’e bağlı komünist hareketler, diğer taraftan ABD’ye bağlı faşist hareketler Ulusal İsyana karşı harekete geçer.

İşte MHP’nin hiç sevmediği Sovyetler’e bağlı TKP ile buluştuğu nokta burasıdır.

MHP kimin yanındaydı?

Peki 60’lı yıllarda Türkiye’de neler olmuştur bir de ona bakalım.

60’lı yıllarda üç ayaklı bir halk hareketi gelişmiştir Türkiye’de.

Bir yanda işçi sınıfı ABD uzantısı komprador sermayeye karşı emek mücadelesine girişmiştir. MHP burada işçi düşmanı, emek düşmanı bir güç olarak, ABD’nin ve büyük sermayenin yanında yerini almıştır!

Bugün “ulusal” olmamakla suçladıkları TÜSİAD’ın vurucu gücü o dönem MHP militanlarıydı.

İkinci hareket köylülerin toprak ağalarına karşı başlattıkları mücadeleydi. Toprak ağalarının arkasında ABD ve sağcı iktidar vardı. MHP burada da köylülerin toprak mücadelesine karşı ABD’nin ve toprak ağalarının vurucu gücü olmuştur.

Bugün Kürtçülüğe karşı çıkan MHP 80 öncesi Kürt toprak ağalarının topraklarını savunuyordu.

Üçüncü hareket ise antiemperyalist gençlik hareketidir. Gençler Amerikan hedeflerine yönelik mücadeleye girişirler. Örneğin ABD 6. Filosu Türkiye’ye geldiğinde Deniz Gezmiş’in önderliğindeki üniversite gençliği tarafından denize dökülürler. MHP militanları ise burada 6. Filo’yu kıble yapıp namaz kılar ve Türk gençlerine saldırırlar.

MHP burada da Türk gençlerine karşı Amerikan askerlerinin vurucu gücü olmuştur.

Görüldüğü üzere MHP, Sovyetler’e karşı mücadele etmemiştir. MHP Sovyetler yandaşı güçlere karşı da mücadele etmemiştir. MHP sadece ABD’nin çıkarlarını savunmuş ve bu çıkarlara saldıran Türk işçi, köylü ve gençlerine saldırmıştır!

Dünden bugüne antiAmerikancılık

Derdimiz elbette kimsenin kirli geçmişini yüzüne vurmak değil. Bunların hesabını sormak da değil. Ama bu meselenin günümüz açısından da önemli bir sonucu var.

O ise şu, ABD’nin çıkarlarını görmek ve ona karşı mücadele etmek. Bugün pek çok MHP kökenli insan “ABD’ye karşıyız” diyor ve ona karşı mücadele etmek istiyor. O halde ABD’ye karşı olanların tarihsel bir bakış açısına sahip olması gerekir. Bunun içinse geçmişten bugüne antiAmerikancı bir çizgiyi savunmak gerekir.

Türkiye’de antiAmerikancılık yapacaklar bu nedenle geçmişe de bugüne de dikkatli bakmak durumundadır. Yine birkaç örnekle kimin dün ve bugün nerede durduğunu görebiliriz.

Örneğin 60’lı yıllarda gelişen gençlik hareketi NATO’ya açıkça karşı çıkmıştır. Tam bağımsız Türkiye demiştir.

Bu Sovyet yandaşlığı demek midir?

Bir ülkenin kendi bağımsızlığını savunması ve ABD’ye karşı çıkması elbette Amerikancılar tarafından çeşitli şekillerde suçlanacaktır. Dün Sovyet yandaşı deniliyordu bu gibilere bugünse ulusalcı, Kızıl Elmacı, Saddamcı vs.

Bugün ulusalcı olmakla suçlanan MHP’liler bugünkü gözle düne bir baksalar, o günün gençlerinin de Sovyet yandaşı değil sadece bağımsızlık isteyen gençler olduğunu o kadar kolay görebilirler ki!

Dün bağımsızlık isteyen gençlere ABD yandaşı MHP militanları saldırıyordu. Bugünse Amerikan karşıtlarına Amerikan yandaşı bir grup aydın aynı şekilde saldırmıyor mu?

MHP’liler zor durumdadır, acaba bugün dünün solcularının konumuna düştüklerini görmüyorlar mı?

Çok açık söyleyelim, ABD bugün Saddam düşmanlığı yaymaktadır, İran düşmanlığı yaymaktadır, Suriye düşmanlığı yaymaktadır.

Peki ABD’nin bu ülkelere yönelik yayılma tehdidi tespitine katılıyor muyuz?

Elbet hayır.

Mesele dün de aynıydı, ABD kendi çıkarı için saldıracağı ülkelerin tehdit olduğunu söyler ve bu propaganda ile yandaş toplar. Bugün ABD’nin bu tür saldırılarına yandaş olmayanlar doğru noktadadır ama bu dün durulan yanlış noktanın da kabul edilmesi demektir.

Eski MHP'ye bağlı ÜGD terör kullanan silahlı teşekkül

MAHKEME KARARIYLA

Yasal görünüm altında, siyasi amaçlar için örgütlü, sistemli, sürekli terör kullanmayı yöntem olarak benimseyen strateji anlayışına sahip ve MHP Genel Merkezi’ne bağlı Ülkücü Gençlik Dernekleri (ÜGD) adlı silahlı teşekküldür.

Che’den Chavez’e ne değişti?

Çok önemli bir başka örnek ise Latin Amerika’dan.

Bizim MHP’lileriniz Che’yi bayraklaştıran solcu gençlere hep düşman gözüyle bakmışlardır. Oysa Che ABD’ye karşı savaşırken kurşuna dizilerek öldürülmüş ulusal bir sosyalisttti!

Latin Amerika kıtasının birliğini istiyordu!

Tıpkı bugünkü Chavez ve Morales gibi!

Bugün Castro’yu, Chavez’i, Morales’i ve diğerlerini ABD’ye karşı savunma noktasına gelen MHP’liler acaba sosyalist mi oldular? Sovyet yandaşı mı?

Evet beyler biraz vicdan sahibi olalım, şu an, dün Che için forum yapan Devrimci Gençlerin konumundasınız!

Ama Che de kurşuna dizildi o gençler de.

Che’yi ABD, Devrimci gençleri ise siz öldürdünüz.

Ölülerimizin hakkını istemiyoruz.

Hesabını sormuyoruz.

Sorduğumuz tek hesap var, Amerikancılığın hesabı.

Bu hesapsa ancak Amerikan propagandasının etki alanının dışına çıkılarak verilebilir.

Sizden istediğimiz de bu.

Burada yapılacak tek doğru tavır var: Sosyalistlerin, dün de bugün de, ABD’ye karşı mücadele ettiğini kabul etmek. Bu ülkenin en idealist evlatlarına Sovyet yandaşı suçlaması atmak Amerikan iftirasıdır.

Onlar bu ülke için dövüştüler ve öldüler.

Sovyetler için değil!

Peki Amerikan karşıtı nasıl olunur?

İşte günümüz açısından en belirleyici mesele bu. Ama çözümü en kolay olan nokta da bu.

Türkiye’de Amerikan karşıtı olmak için Atatürkçü olmak yeterlidir. Atatürkçü olmak içinse tek bir şey gereklidir, Atatürk’ün Altı Ok’unu savunmak.

Çok şey mi istiyoruz sizce?

Dün kimi sol kökenli insanlar Atatürkçülüğü, Altı Ok’u yeterli görmeyip farklı yollara saparak yanlış yaptılar. Bu yanlışın sol yanıydı. Ama yanlışın sağ yanında da Atatürk’ün Altı Ok’unu yetersiz görüp, 9 Işık peşinde koşmak var.

Bugün geldiğimiz noktada ise sağdakilerin Atatürk milliyetçiliğinde, soldakilerinse Atatürk halkçılığı ve devletçiliğinde karar kılması gerekir.

Bu ise bugün hem sağda hem de soldakilerin buluştuğu Chavez çizgisidir. Adamlar Venezüella’da bile Atatürkçü bir program uygular ve bununla yetinirlerken biz neden Atatürk’ü beğenmeyiz ki?

Chavez demişken ondan başka bir ders de çıkarmalıyız.

ABD’nin fiili tehdidi altında bulunan bu ülke sadece Üçüncü Dünya ile ittifak yapıyor. Çünkü mazlum halkların tek dostu yine mazlum halklardır. Bu bile bir derstir, Türkiye’nin dosta ihtiyacı var diye Rusya ile ittifaka yönelenlere.

Tam bağımsızlık ancak kendi gücüne güvenerek gerçekleşir. Avrasya hayali peşinde koşarak ancak Rusya’nın güdümüne girersiniz. Bu ise Amerikancı bir geçmişi Rusçu bir gelecekle sürdürmek olur ki bunun hesabını hiç veremezsiniz...


Kemal Kerinçsiz için bir parantez

Son dönem Türk düşmanlarına karşı önemli bir mücadele başlatan bir insanla karşı karşıyayız: Kemal Kerinçsiz.

Kerinçsiz bildiğimiz kadarıyla MHP’ye yakın bir geçmişi olan hukukçu. Bir insanın dün durduğu yanlış yer ancak bugünkü doğru ile düzeltilebilir. O nedenle özellikle üzerinde durmak istiyoruz.

Kerinçsiz Türkiye’nin hiç alışık olmadığı bir mücadele yürütüyor: Hukuksal bir mücadele yürütüyor. Amerikancı ve Avrupacı satılık aydınların hazmedemediği şey de bu. Kendileri Amerikan ordusunu savunur ve sivil toplumculuk yaparlarken, bir vatandaş çıkıyor ve sadece sivil alanda kalarak onları rezil ediyor.

Kerinçsiz, silaha sarılsa bu ülkede kahraman olurdu. Çünkü tüm vatandaşlar bu satılık aydınların neden anlayacağını biliyor. Ama O zor olanı yapıyor ve bu adamlarla sadece dilekçe vererek mücadele ediyor. Böylelikle onların hukuk düşmanlıklarını, faşistliklerini her dilekçe ile bir kez daha yüzlerine vuruyor. Bu ülkede Atatürkçü ve milliyetçilerin hukuktan yana, Amerikancı ve Avrupacılarınsa hukuk düşmanı olduklarını ispatlıyor.

Avrupalılar normalde bu tür insanları alkışlarlardı. Gandi gibi barış adamı ilan ederlerdi ama Kerinçsiz onlara karşı mücadele ettiği için sivil bir lider de olamıyor! Ama bu hizmeti için tarih ve Türk milleti Kerinçsiz’e ve onun yolundan gideceklere teşekkür edecektir.


Yeni Yol Internet SitesiGeçtiğimiz sayıda Sarp Kuray’dan bahsetmiştik. Yanda Sarp Kuray’ın Yeni Yol adlı internet sitesinden bir resim görüyorsunuz. Sanırız Sarp hakkında daha fazla söze gerek olmaz. Ama Sarp’ın sitesinde bir piyon sözde bize cevap vermeye kalkmış. Biz Türk de satmıyoruz Sol da satmıyoruz diyor. Siz bu adamı tanımazsınız ama biz tanırız. Zavallının tekidir. Türk de satamaz sol da, çünkü ne solcudur ne de Türk. O nedenle sadece babasını satan bir adamdır o!..