06.02.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Özgün
Dünya
Söyleşi
Tarih
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak

Ali Özsoy

TÜRKSOLU'nun 100. sayısı ezilen uluslar ve Türk Ulusu'na kutlu olsun

TÜRKSOLU manifestosunun hakkını verdi

TÜRKSOLU bundan 4 yıl önce, ilk sayısıyla Türk Milleti’nin karşısına çıkarken bir söz vermişti. Manifestomuzda “Türkiye topraklarının özlediği, Türk insanının beklediği Sol’u yaratma mücadelesinde, tüm halkımızı TÜRKSOLU mücadelesine katılmaya davet ediyoruz” demiştik. Türk insanının beklediği Sol anlayışı, kelimenin tam anlamıyla Türk’ün Solu geçtiğimiz 100 sayının sonucunda ortaya çıktı. Verdiğimiz sözü tuttuğumuzu düşünüyoruz. Bugün dost düşman herkesin hakkını vermesi gereken gerçek budur. TÜRKSOLU ismiyle, çizgisiyle, ideolojisiyle, eylemleriyle gerçekten de Türk Milleti’nin çıkarlarını göz eden ve Türk milleti için solcu, devrimci, milliyetçi ideolojiyi inşa eden bir ulusal karargah olmuştur.

TÜRKSOLU bu yüzden “Batı uygarlığına karşı mücadele ederken milliyetçilik bayrağını yükselterek” ve yeniden yükselen Türk milliyetçiliğinin öncülüğünü üstlenerek aslında Batı emperyalizmine karşı tüm mazlum uluslar için örnek bir model oluşturmayı seçti. Türklüğün gereği olarak Batının hasta kapitalist düzenine karşı solcu ve antikapitalist oldu. Solcuğunun gereği olarak en tutarlı milliyetçiliği savundu. Ortaya çıkan çizgi sadece Türkiye’nin yeni sol, milliyetçi ve Atatürkçü uyanışının ideolojisi olmamıştır. Aynı zamanda yeni sömürgeci saldırıya karşı yeni milliyetçi direnişi örgütleyen, tüm mazlum ulusların yeniden yükselen devrimci çıkışının da ideolojisi ortaya çıkarmıştır.

Türk’ün kurtuluş yolu: Kuvayı Milliye’nin bağımsız ideolojisi

TÜRKSOLU emperyalizmin Türk Ulusu, vatanı ve devletine yönelik sömürgeleştirme ve bölme saldırısına karşı milli direnişin siyasi çizgisi ve ideolojik hattını oluşturma görevini üstlenmiştir.

İlk sayısından itibaren TÜRKSOLU bu amaçla AB ve ABD’nin demokratikleşme adı altında yürüttüğü sömürgeleştirme saldırısını deşifre etti. Türkiye’nin tıpkı Osmanlı gibi sömürgeleştirilip parçalanması aşaması olan 3. Meşrutiyet rejimini ilk olarak TÜRKSOLU tahlil etti. Tüm siyaset kurumunun Türklükten arındırıldığı ve Türk Milleti’ne karşı Batıcı uydu yapının bir silahı konumuna geldiği koşullarda TÜRKSOLU “siyaset değil Kuvayı Milliye” çağrısıyla Türk Milleti’ne yegane kurtuluş yolunun tarihimizden bugüne kadar gelen birikimiyle birlikte adresini gösterdi.

Bu yüzden TÜRKSOLU sahte Kuvayı Milliyecilerin, “ulusalcıların”, “Kızıl Elmacıların” ve Batıcı düzenin ulusalcılık maskesi takan 68 yıllık tüm tescilli işbirlikçi akımlarının ve siyasi partilerinin bir numaralı düşmanı olmuştur.

TÜRKSOLU, MHP’den, İP’e, SP’den DYP’ye kadar irili ufaklı tüm Atatürkçülük ve milliyetçilik düşmanı gerici, etnikçi ve işbirlikçi partilerin Fuller’in talimatıyla kurmaya çalıştıkları sahte Kuvayı Milliye’nin ipliğine pazara çıkartarak Türk Ulusu’nun son umudunun daha ilk aşamasında yozlaştırılıp hezimete uğratılmasını engellemiştir.

TÜRKSOLU, Kuvayı Milliye bağımsız bir halk hareketidir. Bağımsız ve tüm partilere rağmen örgütlenen, kendi siyasi önderliği olmalıdır diyen ilk ve tek odak olmuştur. TÜRKSOLU’na göre Kuvayı Milliye Atatürkçü bir harekettir ve Atatürk milliyetçiliği dışında başka bir siyasi hattı dışlar.

Sahte sol, sahte milliyetçilik ve sahte Atatürkçülük çöktü

TÜRKSOLU’nun Kuvayı Milliye’yi inşa sürecinde yürüttüğü gerçek Atatürkçülük mücadelesi, Atatürkçülüğün yegane milli ideoloji olarak milliyetçi, devrimci, antiemperyalist bir sol akım haline yeniden bürünmesini ve 1938’den önceki içeriğini kazanmasını sağlamıştır. Bu mücadele üç cepheden büyük saldırıları göğüsledi.

Bir tarafta Kürtçülüğün ve PKK’nın kuyruğu haline gelmiş Batıcı komprador “sol”un ve PKK’nın terörist saldırılarına karşı “Gençliğin Milli Direnişi” örgütlendi. Türk gençliği bölücü teröre karşı direnerek ve boyun eğmeyerek solun yeniden ulusallaşması ve Türk Milleti’nin hizmetine girmesi kavgasını yürüttü. “Artık TÜRKSOLU var” sloganı bastırılamadığı gibi “sol”, sağ her türlü komprador kesimin korkusu oldu.

Diğer taraftan Atatürk öldükten sonra hortlayan Tanzimat Batıcılarının gardorp Atatürkçülüğü akımı TÜRKSOLU’nun mücadeleci Atatürkçülük anlayışı karşısında hezimete uğradı. Bu Batıcı, mason “Atatürkçüleri” işbirlikçi düzen içinde kendilerine laikliğin sözde temsilciliği ve Atatürkçülüğün noteri bir konum işgal etmişlerdir. Batının her türlü sömürgecilik saldırısı bu mason “Atatürkçüleri” tarafından “çağdaşlık” adına tasdik edilir. TÜRKSOLU’nun Atatürkçülüğün devrimci, milliyetçi ve Batı karşıtı özüne gerçekleştirdiği dönüş, bu sözde “Atatürkçü” egemenleri öylesine çıldırttı ki işi gücü bırakıp Atatürkçü gençleri okullardan atma, bölücü teröre ve AKP’ye hedef haline getirme, hatta mahkum ettirme derdine düştüler. Zavallılar kendi mevkilerini yitirdiler. Çünkü kapıkulu olanlar bir gün mutlaka oturdukları kucaktan çamurun içine atılır. Oysa Atatürkçü kapıkulu değildir. Bundan dolayı kimseye bağlı kalmadan ve tüm düzen güçlerine karşı cephe açarak Atatürkçü gençler bugün ayakta kaldı. TÜRKSOLU, Atatürkçülük bayrağını yükseltirken, mason “Atatürkçüleri” Batıcı düzenin bir başka marjinal fraksiyonu konumuna düştüler.

TÜRKSOLU’nun yükselttiği Atatürk milliyetçiliği bayrağı ise, tek gerçek Türk milliyetçiliği olan Atatürkçülüğe karşı ABD ve CIA tarafından peydahlanmış ırkçı ve gerici sözde milliyetçi akımları telaşlandırdı. TÜRKSOLU’na saldıran diğer bir “ulusal” maskeli akım da bunlardı. Türkiye’nin en milliyetçi akımının aynı zamanda sol ve antikapitalist bir akım olması Batıcılığın hem sağ hem sol kanadında büyük bir rahatsızlığa neden oldu. Ancak TÜRKSOLU artık milliyetçiliği Türk olmayanların ve Atatürk karşıtlarının elinden kurtarmıştır. Gerçek özüne yani devrimci, antikapitalist ve Batı karşıtı içeriğine tekrar kavuşturmuştur.

Samimi milliyetçilerin büyük bir hızla TÜRKSOLU çevresinde toparlanmaya başlaması ve Türk Milleti’nin Ulusal Sol’a gösterdiği büyük ilgi bazılarını paniğe sürüklemiştir. Ancak bu yolun artık geri dönüşü yoktur.

Türkiye’nin yegane stratejisi: Bağımsızlık seçeneği

TÜRKSOLU Kuvayı Milliye’nin emperyalizme karşı kuracağı ulusal direniş iktidarının içteki ve dıştaki programlarının saptandığı bir kurmay görevi de üstlenmiştir.

TÜRKSOLU, Türkiye’nin Batıya bağımlılık kıskacı altında, Batı tarafından kuşatıldığı koşullarda her türlü sahte çözüme ve Osmanlı’dan kalma uğursuz “denge” politikasına karşı yegane alternatif olan bağımsızlık seçeneğini savundu.

ABD’ye karşı AB, AB’ye karşı ABD’yi kullanmayı veya Rusyacılık yaparak dolambaçlı AB’cilik ve Amerikancılık önerilerinin mandacılığın çeşitli görünümleri olduğunu, bu seçeneklerini sadece Türkiye etrafındaki emperyalist kuşatmanın daha da daralmasına neden olacağını TÜRKSOLU ortaya koydu.

Tam bağımsızlık ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri boyutta ve her anlamda emperyalist-kapitalist sistemden kopuş demektir. Tam bağımsızlık, Türkiye’nin büyük emperyalist güçlerin ve blokların bitmez tükenmez istekleri ve saldırgan emelleri çerçevesinde belirlenen “stratejik seçeneklerin” boyunduruğundan kurtarılıp, bir tek Türk Milleti’nin çıkarları doğrultusunda Türk rotasını seçmesi demektir.

TÜRKSOLU bu rotadan hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Sadece MHP-DSP-ANAP hükümetinin ve AKP’nin çöken AB işbirlikçisi çizgisine karşı değil, bu çizgiye alternatif olarak geliştirilen açık Amerikancı ve sözde ulusalcı işbirlikçi seçeneklere de karşı mücadele etmiştir.

Türkiye’yi bir başka emperyalist ve yayılmacı güç olan Rusya’nın egemenlik sahasına dahil ederek, AB ve ABD’ye karşı sözde denge politikası yürütmeyi savunan başta İP ve MHP’nin oluşturduğu sahte “Kuvayı Milliye” ve Kızıl Elma cephesinin tüm mandacı ve işbirliki tezlerini de bir tek TÜRKSOLU çürütmüştür.

TÜRKSOLU tam bağımsızlık çizgisinden asla taviz vermediği için Türkiye’nin Milli Davalarının da tavizsiz bir savunucusu olabilmiştir. Milli Davalar uğrunda ancak kan dökmek ve tüm “süper güç”lere meydan okumak göze alındığında Milli Dava olarak kalabilir.

TÜRKSOLU “Ufuktaki Türk-Amerikan Savaşı”nı görmüş, Kıbrıs dahil tüm vatan toprakları için “Kanla Aldık, Kan Dökmeden Vermeyiz” diyebilmiştir. Bundan dolayı K. Irak’ta, Kıbrıs’ta, Ege’de ve tüm yurt sathında Türk teziyle, direniş politikalarını inşa edebilmiştir. Türkiye’nin en üst düzeyden asker, aydın, öğrenci, halk tüm öncü birikimi, TÜRKSOLU’nun Rauf Denktaş’ın ve Milli Dava’nın yanında düzenlediği imza kampanyasına katılmıştır. TÜRKSOLU, Milli Davalara Kıbrıs’ta, K.Irak’ta ve Güneydoğu’da ihanet eden AKP iktidarına karşı mücadale ettiği gibi, ABD ve AB politikalarına “kötünün kötüsünden kaçınma” adına teslim olan tüm devlet kurumlarına ve sorumlu mevkideki kişilere karşı da yükselen Türk sesi olmuştur.

AKP’ye ve bölücülüğe karşı yükselen Türk muhalefetinin sözcüsü

TÜRKSOLU’nun AKP iktidarı kurulmadan hemen önce yaptığı 3. Meşrutiyet saptaması aynen ortaya çıkmıştır. AB ve ABD detekli sivil darbeyle kurulan bu yeni rejim Osmanlı’nın son dönemlerindeki gibi toprak kayıpları ve bölünmelerin başladığının işaretiydi. Kuvayı Milliye çağrımız, 3. Meşrutiyet’e karşı Türk Milleti’nin ortaya koyacağı milliyetçi tepkinin basit bir öngörüsünden kaynaklanıyordu. Ama aynı zamanda milliyetçi yükselişin sağlıklı olabilmesi için de doğru eylem ve örgütlenme yolunun belirlenmesi için tarihsel bir seçenek olan Kuvayı Milliye’nin gerçek tanımını yaptık.

AKP’nin kanatları altında gerçekten de bölücülük yasallaştı. Bölücü akım hem siyasallaştı hem yeniden silahlandı. Hatta iktidar düzeyinde temsil gücü kazandı. Bölücü terörün AKP ve Batı eliyle yeniden hortlatılmasına karşı devletin tüm kurumlarının da eli kolu bağlanmıştı. Bu gidişi ve Türkiye’nin içine sürüklendiği etnik iç savaşı tespit eden TÜRKSOLU “Ordu Göreve” çağrısıyla Türkiye’deki yegane sağduyu merkezi oldu. TÜRKSOLU’na bu çağrıdan dolayı saldıran tüm büyük medya, iktidar güçleri ve sözde Atatürkçü odaklar bugünkü terör ve iç çatışma ortamından tamamen sorumludurlar.

TÜRKSOLU ise gücünü sadece Türk Milleti’nden aldığı için bu saldırıları önemsemedi. Çağrımız aslında sadece Ordu’ya değil, Türklüğünü koruyan herkeseydi. Tarihi çağrısının sorumlular tarafından dinlenmemesi koşullarında Türk Milleti’nin vatan savunması görevini kendisinin gerçekleştireceğini biliyordu. Bu yüzden uyarı görevimiz devam etti. “Aşiretten Devlet, Kürt’ten Millet Olmaz”, “Kürt Sorunu Yok, Kürt İstilası Var”, “Türk Oğlu, Türk Kızı Türklüğünü Koru” çağrılarımız Türk halkı içinde öyle büyük bir yankı yarattı ki, düzenin tüm medya organları, tüm siyasi parti ve akımları, bütün bölücü odaklar TÜRKSOLU’na saldırmak, karalamak ve Türklüğün bu sade ama sert sesini susturmak için büyük bir panik içinde debelendi.

Kuşatmayı yarma: Türklerin ve mazlumların taarruz birliği

TÜRKSOLU Türkiye’ye yönelik Batının “Müttefik Kuşatması”nı gözler önüne sermiştir. Ancak TÜRKSOLU, emperyalizmin bir dünya sistemi olduğunun bilincinde olarak Türk Milleti’nin bu kuşatmayı yarıp yeniden bağımsız olması mücadelesini, emperyalizme karşı dünya çapında verilecek küresel bir mücadele olarak saptamıştır.

Bu açıdan TÜRKSOLU sadece Türkiye’ye ve Türk Milleti’ne yönelik kuşatmayı değil, 21. yy’da Amerikan emperyalizmi öncülüğünde başlayan yeni sömürgeci saldırının tüm mazlum uluslara karşı gerçekleştirdiği kuşatmayı tespit etmiştir. Bu kuşatmayı yarmanın tek yolu olarak ise dünya çapında mazlum ulusların taarruzunun ideolojisini inşa etmiştir.

Batının sömürgeci barbarlığına karşı ezilen Güney ve Doğunun tarihi uygarlığının inşa edilmesini savunan TÜRKSOLU, bunun için milliyetçi öze dönüş devrimlerinin ve kıtasal birliklerin kurulmasını önermiştir. TÜRKSOLU, bu amaçla mazlumların her türlü emperyalist bloktan bağımsız birliğini ve sömürgeci saldırıya karşı Ulusal Kurtuluş Savaşları alevini yeniden körüklemesini savundu.

Bu açıdan Batı bloğuna saldıran ve ezilenlerin “savaşsa savaş” çağrısına uyan her eyleminin TÜRKSOLU koşulsuz destekçisi oldu. Bundan dolayı 11 Eylül’den, Saddam’ın Irak’taki direnişine kadar TÜRKSOLU hep doğru safta oldu. Halka doğruları ve doğru safı gösterdi. Demokrasi, hümanizma, barış ve insan hakları adına yönünü şaşıranlar kendilerini ezenlerin işgal ordularının yanında buldular. Filistin, Afganistan, Irak, Türkiye ve tüm mazlum dünyada ezilenlerin sesi ise hep TÜRKSOLU oldu.

Türk için kurulan TÜRKSOLU, mazlum dünyanın da soludur

TÜRKSOLU emperyalizm topyekun yıkılmaksızın ezilen ulusların kurtuluşunun gerçekleşemeyeceğinin bilincindedir. Bundan dolayı TÜRKSOLU Batı sömürgeciliğine karşı 3. Dünyacı bir blok önerdi. Bu blok sadece ezilen ulusların kalkınma davasının değil Batıyı kuşatarak sömürgeciliği yok etme amacının da gerekleştirilmesinin tek yoludur. 20. yy’da, Ulusal Kurtuluş Savaşları’nın emperyalizmin dayattığı bölgesel sınırları aşamadan, geçici bir siyasi bağımsızlık aşamasında kaldığında kuşatılmaya ve gerilemeye mahkum olduğu ortaya çıktı. Ezilen dünyayı orduları, sermayesi ve işbirlikçileriyle kuşatan Batı, ancak ezici nüfus çoğunluğu, geniş kaynakları, nükleer silahlar dahil her türlü silahını seferber edecek bir karşı cepheyle kuşatılırsa yenilgiye uğratılabilir. Bunun için de emperyalizmden kopan bağımsız adacıklar birleşmeli, ulusal bağımsızlık aşamasını ulusal birleşmeler aşaması takip etmelidir. Kuşatmayı yarmanın tek yolu taarruzdur.

Tarih boyu Batı sömürgeciliğine karşı mazlum dünya için bir kale ve set görevini üstlenen Türkiye’yi ve Türk Milleti’ni yeniden tarihi bir görev beklemektedir. TÜRKSOLU önce Türkiye, Kıbrıs ve Azerbaycan konfederasyonuyla başlayacak bir Türk taarruzunun, inisiyatifi Batı bloğundan Türklere ve ezilenlere geçireceğini tespit etmiştir. Bu konfederasyon Türk Birliği’nin çekirdeğini oluşturacaktır. Türk Birliği ise tüm mazlum ulusların birliğinin çekirdeği olacaktır. Bu yolda Arap Birliği, Latin Amerika Birliği ve Afrika Birliği sömürgecilik öncesi güçlü merkezi iktidarların kurulmasında diğer adımları olacaktır.

Ortadoğu’da ABD öncülüğündeki Batı sömürgeciliğine karşı silahlı Arap direnişinin yeniden ortaya çıkardığı Arap Birliği olasılığı, Latin Amerika’da Küba ve Venezüella’nın oluşturduğu emperyalizm karşıtı cephenin ardından Kızılderili milliyetçiliğinin tüm kıtada yaktığı milliyetçi ve devrimci isyan ateşiyle Kıtasal Birlik mücadelesinin ilerlemesi, TÜRKSOLU’nun tüm mazlumların sesi olarak ortaya koyduğu emperyalizme karşı bağımsızlık ve kıtasal birleşmeye dayanan antiemperyalist stratejisini doğrulamaktadır.

TÜRKSOLU, ulusal olduğu kadar, Batı karşıtı evrensel bir 3. Dünyacı ideoloji oluşturmuştur. Ezilen dünyanın merkezindedir. Zaten Türk olmanın ve Türk milliyetçiliğinin çağımızdaki tarihi anlamı emperyalizmi yıkma mücadelesinde tüm mazlumlara öncülük etmek demektir. Atatürk’ün deyimiyle “mazlumlar zalimleri mahvı perişan edecektir.” TÜRKSOLU ise Türkleri, Haçlı Ordularını bozguna uğratacak bu son kavgada, tarihte olduğu gibi yeniden en önde yer alan ve en cesur kutsal savaşçılar haline getirme mücadelesini vermektedir. 100. sayımız tüm ezilenlere kutlu olsun.