06.02.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Özgün
Dünya
Söyleşi
Tarih
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Özgür Erdem

Cumhurbaşkanını kim seçer?

Recep Tayyip ErdoğanTayyip Cumhurbaşkanlığına adaylıktan çekinir mi?

2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça konu üzerindeki tartışmalar da doğal olarak artıyor.

Tayyip acaba Cumhurbaşkanı olmak istiyor mu sorusu kadar abes bir soru olamaz. Tayyip’in aslında Ordu’dan çekindiği, eşinin türbanı nedeniyle Cumhurbaşkanı olmaya cesaret edemeyeceği, bu nedenle kendi yerine Bülent Arınç gibi daha “ılımlı” ya da Vecdi Gönül gibi eşi türbanlı olmayan birisini Cumhurbaşkanlığına getireceği yıllardır söyleniyor. Hatta Tayyip’i aklı sıra ikna etmek isteyenler de Özal ve Demirel’in Cumhurbaşkanı seçildikten sonra partilerinin nasıl eridiğinden örnekler veriyor.

Tayyip’in Cumhurbaşkanı olmak isteyip istemediğini AKP’nin üçbuçuk yıllık icraatına bakarak görebiliriz. AKP üçbuçuk yıllık siyaseti süresince emperyalizmin özellikle Kıbrıs ve Irak’taki politikalarında destekçi oldu. Güneyimizde bir Kürt Devletinin kurulması süresince sessiz kaldı ve bu süreci adeta destekledi. Devlet içerisinde de şeriatçı kadrolaşma hızla ilerlerken Ordu AB süreci bahane edilerek pasifize edildi, MGK’nın gücü ve etkisi azaltıldı. Üniversiteler de son Prof. Dr. Yücel Aşkın tutuklaması örneğinde görüldüğü gibi sindirildi.

Türkiye’yi adım adım bir molla iktidarına dönüştürmek isteyen AKP’nin ve lideri Tayyip’in 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmamayı seçmesi üçbuçuk yıllık icraatlarıyla hiçbir şekilde bağdaşmıyor. Tayyip’in çekineceğini düşünenlere soruyoruz: Kıbrıs’ı verirken mi çekindi? Rektör Aşkın’ı tutuklatırken mi çekindi? MGK’yı tasfiye ederken mi çekindi? Kürtçü hareketin legalleşmesine ses çıkarmazken mi çekindi? Türkiyeliliği savunurken mi çekindi? Çankaya kavgası

Tayyip, iktidarının hangi döneminde çekindi ki, şimdi çekinsin...

Tayyip’in eşinin türbanı nedeniyle Çankaya’ya çıkamayacağını söyleyenlere de hatırlatalım. Tayyip 3 Kasım’da milletvekili bile olamıyordu. AKP ne yaptı, ne etti, yasaları delik deşik ederek, Tayyip’i önce milletvekili sonra da Başbakan yaptı. Dolayısıyla Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı için herhangi bir yasal ya da anayasal düzenlemeden çekineceğini düşünenler yanılıyor.

Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı yaklaşırken paniğe kapılanlara da söyleyecek bir çift sözümüz var: Tayyip yeni iktidar olmuyor ki... 3 Kasım’da neredeydiniz?.. Tayyip’in Başbakanlığı Cumhurbaşkanlığından daha mı az tehlikeliydi?

ABD’nin esas atı kim?

Tayyip’in Cumhurbaşkanı olma isteğinin farkında olan bir takım zevat, ABD’yi arkalarına alarak bunu engellemeye çalışıyor. Bunda son dönem AKP-ABD ilişkilerinde yaşanan gerginliğin de bir payı var. AKP’nin tüm Amerikancı icraatı ABD için yeterli olmadı. Özellikle ilk teskerenin Meclis’te onaylanmaması ve ABD’nin Türkiye üzerinden Irak’a asker sokamaması, ABD’yi yeni alternatiflere yöneltiyor. ABD, bu nedenle CHP, MHP ve DYP gibi partilerin içinde yer alacağı “laik-milliyetçi” görünümlü bir Amerikancı koalisyon peşinde. Son dönem ortaya çıkan erken seçim tartışmalarını bu noktada değerlendirmek gerekiyor.

AKP’nin bir erken seçimde eski gücünü koruyup koruyamayacağı henüz meçhul. Çünkü, Türkiye’de genel seçimler sırasında ABD’nin istekleri ve dünya konjonktürü de çok belirleyici oluyor. Seçim dönemi ABD’nin isteklerini en iyi karşılayabilecek olanlar kesinlikle daha avantajlı oluyor. Bu nedenle partiler arasında kendisini ABD’ye beğendirme çabası açık bir şekilde görülüyor. AKP’yi oyunu arttırdı gösteren anketler kadar, azaldı gösteren anketlere de bel bağlamak doğru olmayacaktır. Bunun yerine AKP’nin son dönem ABD’nin dünya egemenliğine ne kadar fayda sağladığına bakmak gerekiyor.

AKP son dönemde İsrail ve ABD ile olan ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. Tayyip İran’ın nükleer çalışmalarını desteklediklerini ancak İran’ın da BM Güvenlik Konseyi ararlarına uyması gerektiği açıklamalarını yaptı. Bu açıklama da şüphesiz ABD’ye önemli bir mesajdı. Ayrıca Abdullah Gül de yaptığı gezilerde ABD egemenliğini her koşulda kabullendiklerini sürekli hissettirdi.

AKP’ye karşı ABD’yle omuz omuza!

AKP’nin, “ABD’nin esas atı hâlâ benim” mesajı vermek istediği ortada. Ancak başka siyaset aktörleri de benzer mesajı vermek gayretinde. Öncelikle Demirel, perde arkasında, merkez sağı AKP aleyhinde ben toparlayabilirim mesajı vererek siyasete girme sinyalleri veriyor.

Türkiye’de merkez sağ ise, perişanları oynuyor. Merkez sağın AKP’ye karşı alternatif olması ancak ABD’nin açık desteği ve adres göstermesiyle gerçekleşebilir. Bunun için de AKP içerisinden koparılacak “milliyetçi-laik” bir muhalefet saşlangıç olabilir.

Ancak, AKP içerisinde bir merkez-sağ, yani “sözde milliyetçi-laik” bir direniş-muhalefet de bulunmuyor. “Cumhurbaşkanı eşi türbanlı olabilir mi?” tartışmalarını da bu boyutta ele almak gerekiyor. DYP kökenli Mehmet Dülger’in Emine Erdoğan’ın türbanı hakkındaki açıklamaları AKP içerisinde bir muhalefet olup olmadığını ortaya çıkarmak açısından önemliydi. Ancak Dülger’e AKP içinden destek olan çıkmadı. Zaten Dülger de daha sonra geri adım atarak yanlış anlaşıldığını söyleyerek özür diledi ve AKP çizgisinden çıkmayacağının sinyalini vermiş oldu. Demirel’e de yakınlığıyla bilinen bir AKP’linin bu açıklamasını ve ardından koparılan fırtınayı tesadüf olarak değerlendirmemek gerekiyor.

Bu açıklamalardan sonra Türkiye Tayyip’in Cumhurbaşkanlığını ne kadar ciddi istediğini de görmüş oldu. Çünkü AKP’nın tüm yönetimi ve milletvekilleri Dülger’in adeta üstüne çullandı ve Tayyip’e destek çıktı.

Erken seçim olur mu?

Cumhurbaşkanlığını kafasına koymuş bir Tayyip erken seçim ister mi? Mantık tabii ki istemeyeceğini söylüyor. Ancak hatırlamak gerekiyor ki, 3 Kasım seçimlerini de, ne MHP ne de DSP isteyerek kabul etmişti. ABD’nin Tayyip’i devirmeye karar vererek AKP içindeki muhalifleri ayağa kaydırması durumunda Türkiye bir anda erken seçim dönemine girecektir. Son dönemki hareketlilik, böyle bir operasyonun habercisi olarak yorumlanabilir. Ancak şu anda AKP içinde herhangi bir çatlak gözükmüyor. Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu da AKP içinde herhangi bir heyecan uyandıramadılar. AKP’nin mevcut merkez sağ partilerle bölünmeyeceği ortada. Demirel isminin ortaya atılması, merkez sağda yeni bir oluşumun habercisi olabilir. En azından, Demirel’in ABD’nin has adamı olarak merkez sağın etrafında birleşeceği adresi göstermek üzere yola çıktığını söyleyebiliriz.

ABD’nin destekleyeceği bir CHP-MHP-DYP-ANAP koalisyonunun başında kimin olacağı yarışı önümüzdeki dönemde hızlanarak sürecek anlaşılan. Gerek Baykal’ın, gerekse Ağar ve Mumcu’nun son dönemki Tayyip’le atışmaları bu bağlamda ele alınmalıdır.

AKP’ye karşı Amerikancı koalisyon tezgahlanırken, AKP de tüm Milli Görüşü arkasına toplama çabasında. Recai Kutan’ın Tayyip’in Cumhurbaşkanlığını destekleyen açıklaması Milli Görüş içinde de Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı konusunda bir mutabakat olduğunu gösteriyor.

Tayyip’in bu koşullarda bir erken seçim istemesi çok mantıklı gözükmüyor. Bir meşruiyet gibi bir derdi olmadığı da açıkta. Tayyip’in meşruluğunu kanıtlayacağı tek adres ABD’dir. Bu da Tayyip’in ABD’nin istediği iktidrın kendisi olduğunu kanıtlamasıyla mümkün olacaktır.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı tartışmasının sürmesini ve partiler arasında Ameriancılık yarışının artarak sürmesini beklemek kahinlik olmayacaktır. Tayyip’in rejim düşmanlığında bahsedenlerin de, ABD’nin de en az Tayyip kadar rejim karşısında bir tehdit olduğunu unutmaması gerekmektedir.