|
Vedii Bilget |
Onurlu ve yiğit vatandaşlarım Bu yazı “Kuvayı Milliye Kadınları”ndan etkilenerek yazılmıştır. 17 Ocak 2006 tarihli Salı günü Gözcü gazetesinde “Açlığın Sonu” manşetini okudunuz mu? Geçim sıkıntısı ve açlıktan bunalan 27 bin civarında genç kadınımız fahişelik vesikası için sıra beklemektedir yazısını okuyunca fenalık geçirdim. Aklı başında olanlar, “hangi kadın fahişe olmak ister?” Elbette ki açlıktan bunalanlar ve iş bulamayanlar bu duruma düşer. Bu durum utanç verici deyimi ile geçiştirilmez. İnsan aç kalmaya görsün, her şeyi yapar. O yiğit, o kahraman kadınlarımız, Kuvayı Milliye Kadınlarımız, Kurtuluş Savaşı Kadınlarımız, Mustafa Kemal Paşa’nın yanında gönüllü olarak savaşanların, analarımız, bacılarımız çocuklarını, torunlarını ne hale düşürdüler? Bu iktidar, Kuvayı Milliye Kadınlarımızın torunlarını aç bırakarak fahişe etti. Kadınların başını peçeleyerek Müslümanlık taslayan bu iktidar, ya benim gibi düşünürsün ve yazarsın, sesini çıkarmadan benimle birlikte ABD ve AB emperyalizmine teslim olursun, aksini kanıtlayanlara Türkiye de ekmek yoktur. Bu iktidar, ABD ve AB emperyalizminin vahşetine Türkiye’yi teslim ederek onurlu halkımızın, Kuvayı Milliye Kadınlarımızın torunlarını açlığa mahkum edip, fahişeliğe mahkum etmiştir. Her şeyi yıllarca okuyup unuttuktan sonra beynimizde kalan insansı değerlerin tümü kültürdür. İnsansal doğa insansal değerdir. İnsansal değerlerimizin, insanlarımızın onurlu yaşamın, sömürülmeden ve sömürmeden insanlığı aç bırakmayan bir düzeyin varlığı ile olasıdır “uygarlık”. Bu iktidarsız iktidar, bu uyguladığın dışında zavallılaşmış, hiçleşmiş bir sürüdür. Bu iktidar, dünyayı sömürerek vahşileşenlere Türkiye’yi teslim etmesi “Fethullah Gülen”den beklediği emirlere özdeştir. Türkiye’yi satanlarla, savunanlar arasındaki bir savaştır bu... Türkiye’yi aç sefil bırakanlarla, Türkiye’de aş ve iş yaratarak antiemperyalist bir Türkiye arasındaki bir savaştır bu. Bir grup kadın gönüllüler doğrudan cephelerde görev aldılar, silahlı savaşlara katıldılar. Gaziler, şehitler verdiler. Esir oldular, Yunanlılar tarafından ekmek fırınlarında yakıldılar. O yiğit, o kahraman kadınlar, onlar, ben inanıyorum ki dünyada başka hiçbir kadın topluluğunun denemediği bir atılımla ve kimi kundaktaki bebesini sırtına, kimi göğsüne bağlayarak, karda, yağmurda, güneşte düşmana görünmeden gidebilmek için en zor yollardan geçerek üstlendikleri onurlu görevi yerine getirdiler. Dehası ve yüz akıyla bağımsızlığı yaratan Gazi Mustafa Kemal, bütün bağımsız çıkış yollarını tıkayan onurlu ve yiğit halkımıza açlığı dayatan iktidara karşı, Kurtuluş Savaşımızın ünlüleri olarak, genç Kemalistler olarak, Gazi’nin Türk Gençliğine bıraktığı emaneti eyleme geçirmeliyiz. Bağımlılığın ve ekonomik sorunların çıkmazında sıkışan ve panik içinde yaşayan, IMF ve Kemal Derviş’in kölesi olan bu iktidar bütün bu aymazlıkları ve bütün bu olumsuzlukları bilerek yapmaktadır. * * * “Bakın atalarımız ne diyor? Dinleyin, bakın. Ülkemize ve güzel İzmir’imize düşman çizmeleri girdi. Vaktiyle atalarımız bu görkemli meydanlarda zafer törenleri yaparken, biz bugün, burada ülkemiz ve İzmir için ağıyoruz!” Kuvayı Milliye Kadınlarımız aç bırakılmış torunları için (27 bin dolayında kadınlarımız için) ağlıyoruz. Ama yine de “umudumu” yitirmiyorum. Dün olduğu gibi yine kahraman, yiğit, azimli “Türk Kızlarımızın ve Türk Erkeklerimizin” anasıyım ben. Bu inançla işte burada, ulu atalarımızın önünde, alnım açık başım dik yemin ediyorum ki! Bugün, eli-kolu bağlanmış aziz milletim, geçmiş günlerdeki kadar cesaretli ve kararlıdır. Yemin ediyorum ki “Ya İstiklal, Ya ölüm”den dönmeyeceğiz. Gücünü, adaletten ve insanlıktan alan tarihimize ve atalarımızın şeref ve namusuna ihanet etmeyeceğiz! Açlığa ve fahişeliğe mahkum edilen 27 bin dolayındaki kızlarımıza ihanet etmeyeceğiz! Gazi Mustafa Kemal’e ve Tanrıya dayanan Türk Milleti’nin kurtuluş yolunu ve davasını, insanca yaşamaya hakkını hepimiz hepimize ve hepimiz dünyaya haykıracağız. Gelin ağlamayalım. 27 bin dolayında onurlu kızımızı açlıktan ve bu iktidardan kurtaralım. |