|
Erdem Akyüz |
NATO Parlamenterler Asamblesi’ne katılmak üzere Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a giden Başbakan Erdoğan, Asamble’de yaptığı konuşmanın ardından, Danimarka Başbakanı Rasmussen ile birlikte gireceği duyurulan basın toplantısına katılmadı. Erdoğan’ın salonda bulunan Roj TV muhabirlerinin dışarı çıkarılmasını istediği ancak Danimarkalı yetkililerin bu isteğe olumsuz yanıt verdiği, Erdoğan’ın bu gelişmeler üzerine basın toplantısına girmediği belirtildi. Erdoğan’ın ayrılmasından sonra tek başına basın mensuplarının karşısına çıkan Rasmussen “Danimarka terörle aktif bir mücadele yapmaktadır. Bu gazetecileri buraya sokmamak gibi bir yetkim yok. Gazetecilerin akreditasyonunu biz yapmadık, NATO yapmış. Danimarka polisi Roj TV hakkında bir soruşturma başlatmış durumda. Süren bir soruşturmaya müdahale etmem gibi bir hakkım da yok. Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye şaşırdım.” dedi. Doğrusu; Erdoğan’ın gösterdiği tepki bizi de şaşırttı. Ancak tepkinin nedenini ve Rasmussen’in sözlerinin ne derece doğru olduğu anlamak için toplantı öncesi ve sonrasına bakmak gerekir. Rasmussen doğruyu söylemiyor AB terör örgütleri listesinde, açık olarak PKK’nın adı vardır. Yani AB, PKK’yı terör örgütü olarak tanımıştır. Roj TV de, PKK’nın sesi olduğunu kabul etmektedir. Almanya İçişleri Bakanlığı, yürüttüğü soruşturmada; Almanya’da Türkçe olarak yayınlanan Özgür Politika ile Mezopotamya Haber Ajansının ve Roj TV’nin, terör örgütü PKK örgütlenmesinin bir parçası olduğunu kabul etmiştir. Danimarka’da lisanslı 12 televizyon kuruluşundan dördü, PKK yanlısı Mezopotamya Yayıncılık’a aittir. Bu şirketin Danimarka’da, Roj TV dışında, MMC, METV ve NUCE adında televizyon ve radyo kanalları bulunmaktadır. Basın bültenlerine de yansıdığı üzere; PKK’ya destek olduğu için İngiltere’de kapatılan Med TV’de yayınlanan bir çok program aynı şekilde Roj TV’de yayınlanmakta ve Med TV’de söylenen “Ey Reqip - Ey Düşman” isimli marş, aynı koro tarafından Roj TV’nin açılış ve kapanışında da yayınlanmaktadır. Buradaki ‘düşman’ ın kim olduğu; ekmeğini yedikleri, barındıkları, senelerdir himaye gördükleri bir ülke olduğu bellidir. PKK/Kongra-Gel yürütme konseyi başkanı olan A. Hicab aynı zamanda Roj TV Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmektedir. Bütün bu gerçeklere gözünü kapatan, Türkiye’de terörü başlatan ve destekleyen AB ülkeleri ve Rasmussen; Roj TV hakkında soruşturma sürdüğünü, devam eden bir soruşturma ve yargılama sürecine müdahale etme hakları bulunmadığını söylerken, Türkiye’de yapılan yargılamalara açıktan müdahale etmekte hiçbir sakınca görmemektedir. Şaşırtıcı tepki Recep Tayyip Erdoğan’ın basın toplantısına katılmaması ve Danimarka’yı terketmesi şeklinde gösterdiği tepki, olayın tüm taraflarını şaşırtmıştır. Zira olaylı basın toplantısına katılan Roj TV temsilcisi yaptığı açıklamada “Daha önce de Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül ile görüştüğünü, sorular sorduğunu ve o zaman hiç bir tepki görmediğini” açıklamıştır. Üstelik isimleri tek tek açıklanan, iktidar ve muhalefete mensup bazı milletvekilerinin de Roj TV’ye çıktıkları söylenmiştir. O zaman ne olmuştur da, daha önce gösterilmeyen tepki, daha sonra gösterilmiştir. Bu gerçekten şaşırtıcı bir durumdur. Bu şaşırtıcı tepkiye; Rasmussen’in aynı gün yaptığı açıklamada “Kendisiyle (Recep Tayyip Erdoğan), gazetelerde çıkan Hz. Muhammed karikatürleri konusunda görüştüm. Bu karikatürleri, Türkiye dahil AB ye başvuru yapan tüm ülkelerin kabul etmesi gerektiğini söyledim.” ifadeleri açıklık getirmektedir. Danimarka’da bir gazetede Hazreti Muhammed’in karikatürlerinin yayınlanması üzerine, bir kısım İslam ülkeleri bu yayını protesto etmiş, Danimarka hükümetinden karikatürü yayınlayan gazeteye karşı adım atmasını istemişlerdir. Türkiye de bu islam ülkeleri arasında yer almıştır. Bu başvuru üzerine Rasmussen “İfade özgürlüğü, Müslümanların hassasiyetinden daha önemlidir. AB.ye girmek isteyen Türkiye, bu konuda Avrupa ülkelerini ikna etmelidir” demiştir. AB ülkelerini temsilen konuşan Rasmussen kısaca ve açıkça “Ulusal değerlerinden vazgeçmeye alışan Türkiye’nin, dini değerlerini de yeniden gözden geçirmesi gerektiğini” ilan etmiştir. İşte “malum-u ilan” yani bilinen gerçeğin ifadesi, şaşırtıcı tepkinin nedeni olmuştur. Tepkinin nedeni Gösterilen tepkinin asıl nedeni; ulusal değerlere yönelik bir sataşma olsa idi, ülkenin birliği ve bütünlüğüne yönelik daha büyük tehditlere karşı da aynı tepkinin gösterilmesi gerekirdi. Çünkü çok kısa bir süre önce, Demokratik Toplum Partili 56 Belediye Başkanı, Rasmussen’e mektup yazarak Roj TV’nin kapatılmamasını istemişlerdir. Aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı O. Baydemir’in de bulunduğu bu başkanlar topluluğu yazdıkları mektupta “Türkiye’nin Roj TV’yi yasaklamak yerine, kucak açmasını umud ediyoruz. Roj TV’nin, Türk Hükümetinin desteği ile yayına başlayan çok sayıdaki Kürtçe televizyondan biri olmasını ve yayınlarını İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’dan yapmasını isteriz.” diyebilmişlerdir. Bu suretle; kültürel kimlik, farklı dil ve lehçe adı altında yapılan çalışmaların Türkiye’yi bölmeye ve parçalamaya yönelik olduğu açıklık kazanmıştır. Belediye Kanunu ile kendilerine tanınan görev ve yetkinin dışına çıkan ve teröre hizmet eden bir yayın kuruluşuna destek veren bu Belediye Başkanlarına herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Halen görevlerine devam etmektedirler. İngiltere ve Almanya’da, terörist bir örgütün yandaşı oldukları için kapatılan yayın kuruluşlarının bağlı bulunduğu Mezopotamya Yayın Kuruluşu ile aynı ismi taşıyan ama bu defa İstanbul’da bulunan Mezopotamya Kültür Merkezinde yapılan bir basın toplantısı ile kendilerini sanatçı-aydın olarak takdim eden 135 kişi ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı yaptıkları basın toplantısında aynı isteği yineliyerek “Kürt televizyon kanalı Roj TV’nin kapatılması yönündeki girişimleri kınamışlardır.” Bu eylemlerde tehdidin yöneldiği asıl hedef Türkiye Cumhuriyeti olmaktadır. Hesabını soracak güçtedir Buna da bir tepki gösterilmemesi, yasal ve idari önlemlerin derhal alınmaması sonucu, Belediye Başkanları isteklerini genişleterek; Belediyelerde Türkçe yanında, İngilizce ve Kürtçenin de konuşulması isteminde bulunmuşlardır. Artık eylem, yasaları ihlal eder bir davranış olmaktan çıkmış Anayasa’nın ihlali boyutuna ulaşmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi, milleti ve devletiyle bölünmez birliği ve bütünlüğü yok edilmek istenmektedir. Buna göz yumanlar; yasalar ve tarih önünde suçludurlar. Türk Milleti bunun hesabını soracak güçtedir. AB müktesebatı ile kolu kanadı kırılan, yasalarda yer alan koruyucu hükümleri budanan ve kıyısından köşesinden değil dört bir yandan ve kalbinden didiklenen Türkiye Cumhuriyeti’nin ayağa kalkma zamanı gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve Ulusal Kurtuluş Savaşı bu şahlanışın örnekleri ile doludur. |